Ana Sayfa Yazarlar Ali ERALP – Eller Deliye, Biz Akıllıya Hasret Kaldık…

Ali ERALP – Eller Deliye, Biz Akıllıya Hasret Kaldık…

301
0

Türkiye’de tonla sorun var…

İşsizlik, yoksulluk, yolsuzluk almış başını gidiyor…

Yaşam düzeyi her gün biraz daha düşüyor…

Turizm, tarım can çekişiyor…

Bir zamanlar dünyada kendi kendine yeten yedi ülkeden birisi olan Türkiye şimdi yabancılara muhtaç…

Bir zamanlar dışarıya canlı hayvan, hububat, pamuk ihraç eden Türkiye şimdi dışarıdan buğday, et, canlı hayvan, pamuk, buğday alıyor…

Ekonomi dibe vurmuş durumda…

Ortalık savaş meydanına dönmüş… Kan gövdeyi götürüyor…

Sadece 7 Haziran seçiminden bu yana, 520 asker-polis, 1200 sivil can vermiş…

Gericiliğe, yobazlığa, Ortaçağa son sürat bir gidiş var… Laiklik ayaklar altında… Fuhuş, taciz, tecavüz, kadın dövme, kadın öldürme tavan yapmış…

Adam çıkmış, şimdi de milletin gözünün içine baka baka, hem de 21. Yüzyılda, hem de uygarlık çağında “Namaz kılmayan hayvandır…” diyor… Yüksek perdeden atıp tutuyor, namaz kılmayanları aşağılıyor… Buna millet meclisindeki milletvekilleri de dâhil… Onlara hakaret ediyor…

Kim söylüyor bunu?

Bir hoca… Hem de bir üniversite hocası… Hem de bir profesör…

Nerede söylüyor?

1923 AYDINLANMA DEVRİMİNİ yapmış, “Türkiye şeyhler, dervişler memleketi olamaz” diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkesinde…

Cumhuriyet savcıları bakıyor…

Cumhuriyet savcıları 14 yıldır bakıyor zaten… Onlar tatilde… Etliye, sütlüye karışmıyorlar…

Yeryüzünde iki paralık değerimiz kalmamış… Bakanlarımız, başbakanımız, cumhurbaşkanımız ile alay ediyorlar, dalga geçiyorlar… Yeryüzünde onları betimleyen, gırgıra alan binlerce karikatür çiziliyor…

Türkiye’de bütün bunlar olup biterken, vatanımız tonlarca sorunla boğuşurken, halkımız üç beş olaya kilitlenmiş… Sabah akşam o olayları konuşuyor… Büyük gazeteler, televizyonlar da o olayları konuşuyor…

Türkiye batsa kimsenin umurunda değil…

Normal zamanlarda, eski deyişle, sıradan bir emniyet vakası, “vakayi adliye”den, yani günümüz Türkçesi ile, “günlük olay”lardan sayılan bir cinayetler dizisi, “seri cinayet – seri katil” gelip gündemin başına oturmuş…

Ne ekonomi derdi kaldı, ne turizm, ne tarım derdi kaldı ne sanayi… Ne açlık, ne yokluk… Tümü de unutuldu…

Varsa yoksa seri cinayet, seri katil…

Bir de buna yıllardan beri konuşulan Reisi Cumhurun diploması tartışmasını eklersen, Türkiye’nin tablosu, en çok ilgilendiği konular ortaya çıkmış olur…

Artık polisler de magazinci oldu… Büro amirleri, polisler, yakalanan seri katille selfieler yapıyor… Pozlar alıp, pozlar veriyor, fotoğraflar çektiriyorlar…

Polis halinden memnun, mutlu… Bu arada, büyük bir hayranlık içerisinde seri katile şunları söylüyor:

“Bir selfie yapayım seninle gel. 3 sene kaçmayı başardın ya bu memlekette, seni tebrik ediyorum. Sana ne diyeceğimi bilmiyorum artık…”

Pişmiş kelle gibi sırıtıp, kolunu caninin omzuna atıyor, deklanşöre basıyor… Bu davranışın yeni yetişen gençler üzerinde nasıl bir etki yaratacağını elbette hesap etmiyor,  edemiyor…

Bu selfieden sonra ya, delikanlının birisi çıkıp, “Ben 5 cinayet işleyeceğim ve hiç yakalanmayacağım, tüm emniyeti peşimden sürükleyeceğim, rekor kıracağım, kıçları yiyorsa gelsinler beni yakalasınlar…” derse, ne söyleyecek o selfie yapan büro amiri ve memurlar…

Diziler, eğlence programları, yarışmalar, filmler, izdivaç programları, Yugoslavya’nın parçalanmadan önceki halini anımsatıyor bana…

Yani emperyalistler Yugoslavya’yı parçalarken “Halk televizyonlarda dizi izliyormuş…”

Türkiye’nin bugünkü acıklı hali de o günkü Yugoslavya gibi, izdivaç programlarında evleneceği kadınla birlikte göbek atan 70’lik damadın hiç umurunda değil…

O sadece çalıp oynuyor… Daha doğrusu herkes çalıp oynuyor…

Şimdi, yeri gelmişken, makalemizi kısa bir öykü anlatarak sonlandıralım:

Osmanlının çöküş döneminde Padişah, başı sıkıştıkça memurlarına, “Gidin köylerden vergi toplayın” dermiş… Bu işi 3 – 5 kez yapmış… Memurlar saraya her dönüşünde de onlara soruyormuş: “Köylüler ne yapıyor, halleri nasıl, isyan içerisindeler mi?”

Onlar yanıt veriyorlarmış: “Hayır, bir şey yapmıyorlar… Sadece başları önlerinde düşünüyorlar…” Padişah bu bilgiyi alınca, “Haydi, vergi toplamaya devam…” diyormuş…

Padişah, vergi toplamadan dönen memurlarına bir kez daha sormuş… Ama bu kez aldığı yanıt farklı olmuş:

“Hayır, Padişahım bu kez düşünmüyorlar, parmaklarına zil takmış, çalıp oynuyorlar…”

Padişah “Artık, gitmeyin” demiş… “Delirme, oynatma noktasına gelmişler, tehlikeli olabilirler…”

Bakalım, bizimkiler, delirme noktasına ne zaman gelecekler?

(alieralp37@gmail.com)