Ana Sayfa Yazarlar Ali ERALP – Önce Bir Aynaya Bakın Hele…

Ali ERALP – Önce Bir Aynaya Bakın Hele…

397
0

Ülkenin içine düştüğü kötü durumdan kendilerinin sorumlu olmadığını kanıtlamak için entellerin, biraz mürekkep yalamışların bir kaçış yolu vardır:

Suçu başkasının üzerine atmak… Suçu halkın üzerine yıkmak…

Bu yol ucuz, masrafsız, sorunsuz,temiz bir kurtuluş yoludur… Onlara göre tüm kötülüklerin, kötü yönetimlerin anası, kaynağı halktır…

Halkı Günah Keçisi seçtikten sonra başlarlar konuşmaya:

“Bu halktan ne köy olur ne kasaba…”

“Ne biçim millet bu yaaa… Çevresinde o kadar yolsuzluk yapılıyor, farkında bile değil, öküzün trene baktığı gibi bakıyor…”

“Aptal bunlar, aptal… Aziz Nesin‘yüzde 60 ahmak’ sözünü az bile söylemiş…”

5 kilo şekere, 10 kilo makarnaya kendilerini satıyorlar… Hem kendileri yanıyor, hem bizi yakıyorlar…”

Peki, bu söylenenlerde hiç gerçek payı yok mu? Elbette var…

Var olmasına var da ama bazı gerçekleri de göz ardı etmeyelim ve şimdi de biz soralım:

“Tek suçlu halk mı?”

Nasreddin Hocanın deyişi ile“Tek suçlu kapısını, penceresini kapamayan ev sahibi mi, hırsızın hiç mi suçu yok?”

Günde 24 saat beyin yıkayan, uyuşturucu, narkoz görevi yapan televizyonların, gazetelerin, din tüccarlarının hiç mi suçu yok?

Günde 24 saat dizi, eğlence, yarışma, izdivaç programları yayınlayarak, halkın gerçekleri görmesine engel olanların hiç mi suçu yok?

Demokrasi, insan ve doğa hakları için gezi olayları, gezi direnişleri yaşanırken, bu haberleri halka duyuracağı yerde, penguen belgeseli yayınlamayı tercih edenlerin hiç mi suçu yok?

Bütün bu saydıklarımızdan daha da önemlisi, aydınların, sosyal demokratların, milliyetçilerin, parti yöneticilerinin, parti üyelerinin, sendikaların hiç mi suçu yok?

Adam, seçimle işbaşına gelen başbakanı kaldırıp atıyor, kabinesini dilediği gibi kuruyor, ne atılan kişi sesini çıkarıyor, ne bakanlar…

Bu adamların hiç mi suçu yok…

Eski deyişle, “Cihan Savaşı”nda “Yedi Düvel” ülkemizi işgal etmişti. İstanbul Hükümeti bu durum karşısında emperyalistlerle savaşıp vatanını koruyacağı yerde, onlarla işbirliği yapma yolunu seçmişti…

Bununla da yetinmemiş, yurdunu kurtarmak için “Ulusal Kurtuluş” savaşı veren Mustafa Kemal hakkında “İdam fermanı” çıkarmıştı…

Bütün bu olumsuz koşullara, ihanetlere karşın yine de Atatürk milletinin yiğitliği, direnci ile bağımsızlık savaşından zaferle çıkmasını bilmişti…

Bugünkü Türk milleti, o günkü Türk milleti değil miydi?

1999 seçimlerinden sonra meclise en çok milletvekili ile giren Ecevit dönemindeki Türk milleti bu günkü Türk milleti değil miydi?

Bu millet, başında gerçek bir önder,  gerçek bir örgüt olduğu zaman harikalar yaratır… Bu özelliğini o, tarihimizin birçok döneminde ve zamanında kanıtlamıştır…

Kimse halkımızı “Direnmiyor, karşı koymuyor, hakkını aramıyor” diye suçlamasın…

Daha yakın bir geçmişte “Gezi Direnişleri”ni yapan, bu uğurda gaz bombalarına, copa, kumlu, tazyikli sulara göğsünü geren ve onlarca şehit veren o değil miydi? Meydanlarda milyonlarla “Cumhuriyet mitingleri”ni gerçekleştiren o değil miydi?

Kışın ayazında, soğuk çadırlarda, çoluğu çocuğu ile tekel eylemlerini ortaya koyan, yüzbinlerle Silivri kapılarına dayanan o değil miydi?

Peki, bütün bu işler olup biterken sendikalar, dernekler, daha da önemlisi muhalefet ne yapıyordu?

Ne yapacak…

Türbanla, din dersleri ile, kuran kursları ile, Cumhurbaşkanı seçmekle meşguldü…

ABD ile birlikte hareket eden iktidarla bir olup Libya’ya donanma gönderiyordu… Suriye’ye karşı cephe alıyor, Kobani’ye savaşmak için gençleri yolluyordu…

Dersim’de Atatürk’e, Cumhuriyete meydan okuyor, Ulusal Kurtuluş Savaşı hainlerini baş tacı ediyordu… Partilerinin yöneticileri, iktidara “Koltuk değnekliği” yaparken, hangi parti üyesi çıkıp da bu yanlış uygulamaları eleştirip, protesto ediyordu?

Bırakın eleştirmeyi, bir de üstüne üstlük onları eleştirenleri de hainlikle suçluyordu…

Onlarca kez yazdık. “Dünyada, bir tek ABD’de ve bizde uygulanan şu “SEÇSİS” denilen seçim sistemini artık kaldırıp atın, çünkü tüm kötülüklerin, hilelerin başı odur…” dedik…

Dinletemedik. Kıllarını bile kıpırdatmadılar… Biz çaldık, biz söyledik.

Onlar sorunsuz, sorumsuz muhalefeti, sonsuza dek muhalefette kalmayı çok sevdiler… TBMM Salı toplantılarında esip yağmayı, yüksek perdeden sövüp saymayı da muhalefet sandılar…

Siz halkı suçlamadan önce bir aynaya bakın hele, Aziz Nesin’in deyişi ile “Ayna bulamazsanız suya bakın…”

Gerçek suçluyu, Türkiye’yi şu acınası duruma sokanları orada göreceksiniz…

(alieralp37@gmail.com)