Ana Sayfa Yazarlar Yunan Tarihine bakarsanız Yunanistan iflas eder

Yunan Tarihine bakarsanız Yunanistan iflas eder

390
0
Osmanlı döneminde Yunan asıllı vatandaşlar imparatorluğun gemicilik işlerini ve deniz ticaretini neredeyse ellerinde tutarlardı, ayrıca meyhane ve lokantacılık gibi işlerle de meşgul olurlardı. Osmanlı’nın güvendiği bir gayr-müslim etnik grup olarak bir çeşit seçkin statüye sahiptiler.
Yunanlıların İngiliz ve diğer batılıların desteği ile 1829 da bağımsızlık kazanmalarından sonra genellikle tarıma dayalı bir toplum olarak ekonomik yaşantılarını sürdürmenin güçlüğü onlara bir tarım ve toprak reform yapmanın zorunluluk olduğunu anlattı. Yerlerinden edilen ve ülkeden sürülen Türklerden zorla ele geçirilen 36 bin kilometre karelik ekilebilir arazi ve diger topraklar tarımsal reform ile halka dağıtıldı. Bu bir anlamda Yunan Krallığının ilk yenilikçi ekonomik hamlesi oldu. Toprak reform ile bir “Yunan köylüsü” yaratılmak amaçlanıyordu. 1870’li yıllara gelindiğinde Yunan halkının çoğunluğu ortalama 80 dönümlük toprak sahibiydi. Böylece bir anlamda yoksul-zengin sınıf arasındaki uçurum azalmış, bir anlamda toplumda bir tür sınıfsal denge sağlanmıştı
.
DRAHMA’YI ORTADAN KESME OLAYI 
1919-1922 yılları arasındaki Türkiye’yi işgal macerası hezimetle sonuçlansa da savaş sırasında Yunan ordusuna malzeme sağlayan tekstil, patlayıcı ve silah üreticileri ile askeri çizme üreten şirketler büyük kazançlar sağladılar, savaş sonrasında da bu sanayi kuruluşları sivil halkın ihtiyancına yönelik üretime yöneldiler. Fakat savaşın son yılına doğru Türkiye’deki savaşı finanse etmekte güçlük çekmeye başlayan Yunan hükümeti, dış kaynak bulamayınca Maliye Bakanı Protopapadakis’in önerisiyle ekonomi tarihine “Drahmanın Ortadan İkiye Ayrılması- the dichotomization of the drachma-diye geçen ulusal paranın yarısının kullanılmasına başlandı. Buna göre yunan parası Drahma ortadan ikiye bölündü, bir parçası para sahibinde kalırken ikinci parça hükümete verildi ve 20 yıllık bir süre ile yüzde 6, 5 lük bir faizle hükümete kredi açılmış oldu. Sonradan araya giren İkinci Dünya savaşı ile yunan hükümeti verdiği bu sözden döndü. Maliye ve ekonomi uzmanları araya İkici Dünya Savaşı girmese dahi yunan hükümetinin bu parayı geri ödeyebilmesinin kuşkulu olduğunu belirtiyorlar. Aynı taktiği Yunan hükümeti 1926 yılında gene kullanmak zorunda kaldı, çünkü Türkiye’ye karşı savaşta kullanılmak üzere aldığı borçları ödeyemediği gibi ve göçmenlerle ilgili gereken fonları da bulamamıştı. Yüksek faiz oranı ile ikinci kere uygulanan ikiye bölünen drahma olayı sonunda ortaya deflasyon çıkardığı gibi faizler de çok yükselince yunan halkının hükümete güveni azaldı ve yatırım yapmak yerine parayı bankada veya yastık altında tutmaya başladılar.
Aslında mübadele ile Anadolu’dan gelen Rumlar ülkeye büyük paralarla geldiler. Bazı kaynaklar 1914 öncesi Osmanlı bankalarındaki sermayenin yüzde 45 inin rumlara ait olduğunu belirtiyorlar. Bu durumda mübadele Yunanistan’a hem sermaye hem de girişimci akımına ve sonuca bu ülkenin ekonomik olarak canlanmasına neden olmasına rağmen Yunan hükümetinin bütçe yönetimindeki hataları büyük potansiyelin sürdürülebilmesinin önüne geçti ve ülke için büyük sorunlar yaratmaya başladı.
İLK İFLAS 
Unlü 1929 küresel mali bunalımı Yunanistan’ı çok kötü etkiledi. Yunan Merkez Bankası paranın değerini yüksek tutarak kendini korumaya çalıştı, hatta bir ara bir drahma bir dolara eşitlendi, ama bu uzun sürmedi. Çünkü büyük dış ticaret açığı 1931 yılının sonuna doğru tüm döviz rezervlerini eritti. 1931 yılı Mart ayında 111 drahma bir dolara ancak eşit olabildi. Yani bir yıl kadar bir sürede yüzde 111lik bir değer kaybına uğradı drahma.
Bu durum ithalatının büyük bir kısmını hamisi İngiltere, Fransa ve Orta Doğu ülkelerinden yapan Yunanistan’ın durumunu daha da kötüleştirdi. Yunanistan 1932 yılında altına odaklılıktan çıktı ve bütün borç faizlerini ödeyemeyecgini belirterek moratorium ilan etmek zorunda kaldı aynı zamanda ithalata kontrol ve kota getirdi, zayıf drahma ve aşırı korumacılıkla Yunan ekonomisi büyüdü ve sanayi üretimi giderek artttı ve 1939 yılındaki sanayi ürünleri üretimi 1928 yılına göre yüze 179 oldu. Fakat bu sanayiler Yunan Merkez bankasının bir raporuna göre bir çeşit “kum üzerine yapılmış şatolara” benziyordu, gerçek serbest ticaret durumunda çökecek halde idiler. Aşırı korumacılık ve içe dönük üretimle Yunan ekonomisi 1932-1939 döneminde ortlama yüzde 3, 5 büyüdü.1936 yılında Faşist Yannis Metaxas yönetimine giren Yunan ekonomisi İkinci Dünya Savaşına kadar büyümeye devam etti.
IKİNCİ DÜNYA SAVAŞI VE İÇ SAVAŞ 
Savaş sırasında Alman işgaline uğrayan Yunanistan Avrupa’da savaştan en çok zarar gören ekonomilerden birisi oldu. Almanlar büyük kıyım yaptılar, İngiliz ablukası Yunanistan’ın ithalini da önledi ve büyük bir enflasyon yaşandı. 1944 yılındaki fiyatlar 1940 yılına kıyasla yüzde 163 milyon 910 bin oldu. Buna ekonomi dilinde hyperinflation-haypir enflasyon-denilir. Yunan enflasyonu dünya enflaşyın tarihin en kötü 5 inci enflasyonu oldu, savaş sonu Macaristan’ın arkasından, 2000li yılların Zimbabve’sinden ve Birinci Dünya Savaşından sonraki Alman enflasyonundan sonra 1945 sonrası başlayan iç savaş ise Yunan ekonomisini çok kötü etkiledi, 1950 yılında iç savaş bittiğinde Yunanistan’ın kişi başına milli geliri 1951 dolar iken bu rakam Portekiz’de 2131 dolar, Polonya’da 2480 dolar, Bulgaristan’da 1651 dolar, Meksika’da 2085 dolar idi.1950-1973 arasında Yunanistan ortalama her yıl yüzde 7 büyüdü, ki bu rakam Japonya’dan sonra ki en büyük büyüme oranıydı.
ORTAK PAZAR 
Ortak Pazara girmesine rağmen Yunan ekonomisi 1980li yıllarda kötü makroekonomik performans ve genişlemeci mali politikalar yüzünden borç/gayri safi yurt içi hasıla oranı 1981 yılında yüzde 34, 5 iken bu rakam 1990’larda üçe katlandı. Petrol fiyatlarındaki artışlar ve hükümetlerin popülist politikaları yüzünden enflasyon yükseldi. 1980’lerin sonunda Yunan hükümeti zorunlu olarak stabilizasyon önlemleri uygulamaya başladı 1985 yılında ki yüzDe 25 lik enflasyon 1987 yılında yüzde 16’lara indi. Birikmiş borçlar ise 1991 yılında Gayri Safi Yurt İçi Hasılanın yüzde 12 sine ulaştı. 1991 yılında Maastricht anlaşması imzalandığı zaman Avrupa’da enflasyon ortalaması yüzde 4 iken Yunanistan’ın enflasyonu yüzde 19, 8 idi.
1990’li yılların sonunda Yunanistan görünüşe göre Euro üyeliği için gerekli koşulları taşıdığı sanısıyla Euro’ya kabul edildi. 2010 yılında ise Yunan hükümeti kamu borçlarını önlemede güçlük çektiğini duyurdu ve 2010 yılı bono ödemelerini yapamıyacağını açıkladı. Bu Euro’nun dolar karşında değer kaybetmesine neden oldu. Sonunda Avrupa Birliği Yunanistan’a kemerleri sıkma karşılığında iflastan kurtardı. Ama alınan önlemlerin ve kemer sıkma çabalarının bir anlamının olmadığı bir yıl sonra ortaya çıktı ve Yunanistan gene temerrüde düşme tehlikesi ile karşı karşıya geldi. Yani kağıt üzerinde alınan önlemlerin uygulamada hiç bir kiymet-harbiyesi olmadığı açığa çıktı. Son bir aylık süre gene yeni önlemler, kemer sıkma, kaynak yaratma karşılığı Yunanistan’ı kurtarma çabaları ile sürdü. Avrupa Birliği Yunanistanı bir kere daha iflastan kurtardı.
SON SÖZ 
Yunan tarihindeki mali sorunların en büyüklerinin temel kaynağı hep Türkiye ile ilgili yanlış dış politikalardan meydana geldi. 1920’lerde Türkiye’ye saldırmasaydı, savaşın finansmanı için dış borca gerek duymayacaktı. 1970’li yıllardan sonra da Türkiye fobisi ile giriştiği kontrolsüz silahlanma ve bu konudaki harcamaları gizleme çabaları gene Yunanistan’ı köşeye sıkıştırdı. Euro’ya girecek durumda olmadığı halde problemin kaynağını gizleyen Yunanlılar şimdi dünyayı kandırmanın cezasını çekiyorlar. Tarihlerine bakarsanız, bu bilmem kaçıncı kurtarma pakedinin de bir işe yaramayacağı kanısındayım.