Ana Sayfa Yazarlar “Basın Özgürlüğü”nde en kötü dönem!..

“Basın Özgürlüğü”nde en kötü dönem!..

346
0

Seçim, demokratik yönetimlerde yurttaşlara iktidarın kuruluşuna katılmak ve denetlemek için verilmiş bir siyasal haktır. Ülke sınırı içinde ve dışında tüm yurttaşlara verilmiş bu hakkın layıkıyla kullanılması diğer  temel hak ve özgürlüklerin kullanımından  bağımsız değildir. Ve en önemlisi, siyasal iktidar sınırlı değilse, özgürlüklerden de söz edilemez. Bu satırları yazarken, TV’de bir yurttaş ile röportaj yapılıyor. Yurttaş, 1 Mayıs İşçi Bayramı (!) nedeniyle Taksim çevresinde ulaşım araçlarına getirilen kısıt yüzünden işine yürüyerek gitmek zorunda bırakılmış…  Sadece bu görüntü bile, bayram kelimesinin içinin nasıl boşaltıldığını anlatmaya yeterli!… Türkiye’de insan devlet için var; devlet de artık iktidarla özdeşleşmiş…  Devlet insan için var olduğunda soluyabiliriz özgürlükleri. Türkiye’de ne böyle bir iddia, ne de giderek suskunlaşan kitle nedeniyle böyle bir talep var.

Temel haklar içinde yer alan ve üç kuvvet yasama, yürütme  ve yargıdan sonra dördüncü kuvvet olarak anılan “basın”ın özgürlüğü, en az  “yargı bağımsızlığı” kadar önemli.

İnsan hakları ve demokrasi alanında ABD’nin önde gelen sivil toplum kuruluşlarından Freedom House’un yayımladığı, 199 ülkeyi içeren “2015 Basın Özgürlüğü” raporunda Türkiye, geçen yıl “özgür değil” kategorisindeki yerinden üç puan kaybederek, en büyük düşüşü gösteren ülkeler” arasında yer almış. Rapor ülkeleri, “özgür”, “kısmen özgür”, “özgür değil” başlıklarında değerlendiriyor. Bir de “kötünün kötüsü” kategorisi var. Düşüşü süren Türkiye, yönetim anlayışı değişmezse, gelecek süreçlerde bu kategoriye doğru yol alır gibi… Raporda küresel düzeyde, ‘son on yılın en kötü döneminin’ gerçekleştiği uyarısı da var. Dünyanın insan hakları karnesinin giderek zayıflıyor olması hepimizin özgürlükleri için, ancak özellikle bizim gibi otoriter kültürü henüz kıramamış, yeni otorite icatları ile karşılaşarak , otoriteyi yeniden üreten ülkeler için daha büyük bir tehdit.

Nitekim; Freedom House Başkanı Mark Lagon, Türkiye’de yargı ve basın özgürlüğü konusunda ciddi problemlerin yaşandığını ve  kaygı duyduklarını belirterek, ABD yönetimine de, Türkiye ile, özellikle Suriye ve Irak ile ilgili yürütülen güvenlik ilişkileri nedeniyle temel özgürlük sorunlarını görmezden gelmemesi gerektiği uyarısında bulunmuş. Lagon, Türkiye’deki özgürlük sorununun sadece basın ile sınırlı olmadığına değinerek, “Yasaların  kısıtlanması, ‘Erdoğan hükümeti’ tarafından muhaliflere siyasal yoldan gözdağı verilerek hükümetle ilişkili şirketlerin medya sahipliğine yoğunlaşması” gibi sorunların göze çarptığını kaydetmiş… Basına yansıyan bu demeçte, hükümeti tanımlayan ifadesi, Türkiye’deki hükümetin dışarıdan nasıl algılandığını yansıtması açısından dikkate değer… Lagon ayrıca; şiddet ve gözdağı vermenin yönetimin bir parçası haline geldiğini belirterek; “sadece basın özgürlüğünün  değil, yargı ve savcıların bağımsızlığının da Türkiye hakkında kaygı duydukları sorunlardan biri olduğunu” söylemiş. Lagon’ın, “Sadece otokratik ülkeler değil demokratik ülkeler de dünya genelinde giderek artan şekilde muhaliflerini ötekileştirmeye çalışıyor. Ya da temel özgürlükler ve basın özgürlüğünü talep eden kişileri durdurmayı deniyor.” ifadesi ise üzerine kitaplar yazılacak kadar derin bir konu. Türkiye’nin bugün yaşadığı iktidar biçimini yaratan temel etkeni sorgulamak için önemli bir başlangıç cümlesi

Konu ile ilgili Afganistan Bağımsız Medya Destek Derneği NAI Başkanı Sıddıkullah Tevhidi’nin açıklaması dikkatimi çekti; “Türkiye hükümeti tarafından tehdit edilen gazetecileri duyunca, sanki küresel gazeteci topluluğu vücudunun bir kısmından yara almış gibi hissediyoruz. Umarım Türkiye’deki sıkıntılar çözülür. Eğer böyle giderse, büyük İslam ülkesi olarak tanınan ve İslam dünyasının lideri olmaya çalışan Türkiye, despotluk mührü ile mahkûm edilecektir. Bu mühür, Türkiye’nin İslam dünyası lideri olarak görülmesini engelleyecek.” demiş. Tutuklu gazeteciler için, “Suçsuz birinin bir gün hapiste kalması, suçlu birinin yıllarca hapiste kalmasına denktir.” İfadesini kullanmış… Hem söylenen cümle, hem dekimin söylediği üzerinde düşününce, Türkiye’nin içine çekildiği süreci tanımlamak için vahim kelimesi az… Tehditkar hükümet algısı giderek yerleşiyor.

Hem Batı, hem de doğu üstelik Afganistan gibi insan hakları karnesi zayıf bir ülkeden Türkiye’deki yönetim anlayışı ve özgürlükler algısı böyle. Ya içeriden bakınca; işte burası sorunlu alan… Özgürlüklerin giderek buharlaştığını soluduğumuz havadan anlıyoruz ancak bunu dillendirmek konusunda yukarıda dışarıdan ifade edilen gerekçelerle suskunluğa itilen bir toplum var. Ve hep birlikte, yurttaşlar olarak denetleme yetkimizi kullanabileceğimiz iki organımız, basın ve yargının özgürlük ve bağımsızlık sorununu görmezden gelerek, dağınık muhalefetle iyice dağıtılan beynimizle, özgür irademizi çalıştırarak (!) seçim yolu ile iktidarın kuruluşuna ( son on yıla bakınca yerleştirilmesine) katılmaya gideceğiz… Buna diğer bütün özgürlük alanları kısıtlandığı için sadece iktidarı meşrulaştırma işlevi demek daha doğru ama bunu konuşmak yerine rotası belli yolda ilerleme kolaycılığı pek çok kesitin işine geldiği için, iktidarı yaratan kendi gücü değil, güçsüzleştirilen kurumların işlevsizliği demek daha doğru.

Emekçi bayramında, bırakın emekçinin hak taleplerini özgürce ve bir arada dile getirmek için toplanma özgürlüğünü, emekçinin işine gitme özgürlüğünü elinden almışız… Temel haklar talan ediliyorken yapılacak seçimin soluduğumuz bu havanın dışında bir havayı yaratabileceğini düşünmek mucize gibi… Kaç seçimdir duygulara yığılarak iktidarı gönderme düşü yaşayan kitlenin aynı yanılgının içinde olduğunu ille dışarıdan birileri mi söylemesi gerekiyor?

Ülkem için insanı, insan aklını ve onurunu öne alan, insan haklarına dayalı bir devlet düşü ve umudumu yitirmeden, seçimle ilgili kaygılarımı  dile getirme özgürlüğümü kullandım. Buna en çok muhalefetten tepki alacağımı biliyorum. Hem dağınık, hem aklı karışık, hem de haddinden fazla iyimser, sadece Meclis içinde olmayı önemseyecek kadar çıtası aşağıda olan ve giderek temel sorunlara körleşip, sadece vaatlere kilitli  muhalefetle yaratacağımız mucizeyi en çok ben diliyorum bilesiniz… Gelecek 1 Mayıs’ı, emeği, emekçi olmanın onurunu hissettiren özgür bir Türkiye’de kutlamak  için dağınıklık içinden birleşme mucizesini  en çok ben diliyorum. Dağıtarak toplamak için yola çıkanların bir stratejisi vardır (!) umarım…