Ana Sayfa Yazarlar İç güven(cesiz)lik yasası

İç güven(cesiz)lik yasası

394
0

“İç güvenlik”  adı verilen  yasa kime yarar?  Daha pek çok soruyu beraberinde getirecek önemli bir soru… Yasakçı anlayışın artık suskunluk sarmalı ile bireylerin birbiri üzerinde kurduğu denetimle kendiliğinden ilerleyişinin sonu, düşünceye ve eyleme doğrudan müdahale sürecine geçildiğinin de işareti. Paket halinde meclise getirilen ve muhalefetin itirazlarına karşın, 130 maddelik tasarının 68. maddeye kadarı kavga gürültü kabul edildi, kalan kısım komisyona geri çekilmek isteniyor… Anlaşılan o ki; yapılmak istenenler yapılmış… Geri çekiliyor gibi yapılarak, tepkilerin frenlenmesi yolu ile gerilen kamuoyu yatıştırılmak ve ilerlemenin sorgulanmasının önüne geçilmek isteniyor.

İktidarın elindeki yetkiler ile toplumun  güvencelerini ortadan kaldırarak güven sağlaması mümkün müdür? Güvenlikle ilgili önlem varsa, ortada bir güvensizlik var demektir. Ülkeyi bu önlemleri almaya kadar getiren bozulma halini yaratanlar kimlerdir?

Güvensizlik üzerinden yasa çıkarılıyorsa, güvence kimin içindir? Yasa marifeti ile özgürlükleri askıya alınanlar için olmadığı açıktır ve “İç güvenlik” adı altında Meclis’e getirilen paket ile özgürlükler paketlenmektedir.  Yasa marifeti ile anayasanın getirdiği hakların güvence dışına çıkarılmasıdır söz konusu olan. Hukuk devletinin dışına çıkıp polisiye önlemlerle keyfiliğin önünü açmak, polis devletinin alt yapısını oluşturmaktır.

Paket halindeki tasarının 51. Maddesi; İl ve ilçe jandarma komutanlarını atama yetkisini İçişleri Bakanlığına veren teklif mecliste kabul edilmiş. Bunun anlamı nedir? Üzerinde düşündünüz mü? Jandarma önceki yapısı ile güven sağlamıyor muydu? Yürütmenin iki kanadını da (cumhurbaşkanı ve başbakan) aynı partide buluşturan, Cumhurbaşkanı’nın yasaları veto etme yetkisini ve kuvvetler ayrılığı prensibini işlevsiz kılan, Meclis içindeki sandalye çoğunluğu ile anayasanın kolayca değiştirildiği…. bir fiili tek parti sisteminin yürürlükte olduğu bir sistemde, Jandarma’nın bakanlığa bağlanması, tek partiye tabi kılınması anlamına gelmiyor mu? Sivilleşme, iktidardaki parti ile özdeşleşme midir?

Türkiye, “anayasanın üstünlüğü” ilkesinin dışına çıktı. “Parlamentonun üstünlüğü” ilkesi de çarpıtılarak, muhalefeti yok sayan ve sandalye sayısı ile çoğunluğu oluşturan parti için işletiliyor. Yasa marifeti ile hukuk kovulurken, fiili iktidar biçiminin meşrulaştırılması işlevi hızlandırılmaya çalışılıyor. Yasayı egemen kılmak, yasa yapan gücü egemen kılmak anlamına gelir. Yasa egemenliği, hukuk devletinin işlediği anlamına gelmez. Daha açık ifade ile yasa ile hukuk dışına çıkılıp baskı rejimi kurulabilir. Bugün yapılan tam da budur. Dünün güvencelerini terk edip, bugünün anlayışının kalıpları içine çekilmemizi haklı kılacak gerekçe nedir? Ya da daha açık olarak; siyasal iktidarın kendisini güvence altına aldığı rejimin adı nedir?

Hükümet, özgürlükler alanında kısıtlar getirmeye başlamışsa; geçici çoğunluk, yasa yolu ile baskıyı meşrulaştırmaya çalışıyor demektir. Bunu yapabiliyor ve frenlenemiyorsa, hukuk devleti ile getirilen tüm güvenceler ortadan kalkmış demektir. Çarpıtılmış seçim sistemi ve parti başkanlarının tek seçiciliğinin ağır bastığı bir mekanizmadan geçerek  -özgür iradeleri ile milletin sesi olmak yerine- kendilerini Meclis’e taşıyan iradeye tabi kılınan vekillik anlayışı ile  meclis içinde çoğunluğu oluşturan dayanışmacı gruplaşmanın “milli irade”yi yansıttığı söylenebilir mi? Parlamentoda bütünleşerek üstünleşen ve muhalefeti baskılayan iradeyi ortaya çıkarmak için mi yapıyoruz seçimleri? Yoksa, seçtiklerimizin iradelerini sınırlandırmak için mi? Temsil anlayışını nasıl çarpıttığımızı sorgulamadan mı gideceğiz Haziran seçimlerine? Aynı davranışların aynı sonuçları doğurduğunu görmemekte bu inat niye?

Siyasal iktidarlar geçicidir. Geçicilik baskı ile geciktirilebilir ancak kalıcı hiçbir iktidar yoktur. Ancak ne ki; özgürlüklere mesafeli iktidarların topluma ödettikleri bedelin hasarları kalıcıdır.

Polisi olmayan bir yasayı, polisle sağlamlaştırılan bir yasaya yeğlemelidir. Demem o ki; halkı iktidarın iradesine teslim etmek yerine, iktidarı halkın denetimine tabi tutmak için kurulmuştu parlamentolar…  Biz ise; kişi egemen siyaseti  meşrulaştırmak  için parlamentoda çoğunluklar oluşturan bir yapıdan hala toplumun yararına sonuç bekliyoruz. İşlevleri çarpıtılmış kurumlarla gittiğimiz her seçimin, seçimin alt yapısını oluşturanları güçlendirdiğini görmezden gelmekte direniyoruz.

Tüm kurumlar kendi içinden çözülüyor. Çözücü unsurlar gücünü kendilerinden değil, kendi içlerinden çözülen yapıların bıraktıkları boşluklardan alıyor. Yasa ile anayasal güvencelerin kaldırılmasının hukuk alanında yaratacağı boşluk, keyfi ve fiili olana güç kazandıracaktır. En yakıcı olan; Cumhuriyet ve onun kurumlarının tasfiyesinin, Cumhuriyet’in kurucu unsuru olan Meclis’e yaptırılıyor olmasıdır.

Yasama işlemi sonuçlanıp, yürürlük onandığında, Anayasa Mahkemesi’ne çok önemli bir rol düşecek. Hukuk devletinden  elimizde kalan son güvence kurumunun, “iç güvenlik” adına getirilen kısıtlara yanıtının ne olacağı çok önemli. Yasadan doğacak sakıncalar, hukuki denetim sonucunda yasaya karşı çıkacak olan irade için ileri sürülebilecek sakıncalardan kuşkusuz çok daha fazladır. Bunu dikkate alacak yargıçların olduğu  bir Türkiye için hala umut var demektir…