Ana Sayfa Yazarlar Tünay SÜER – Kadının kutlanacak neyi kaldı ki…

Tünay SÜER – Kadının kutlanacak neyi kaldı ki…

413
0

Dünya kadınlar Günü veya Emekçi Kadınlar günü 8 Mart 1857, ABD’nin New York kentinde bir grup tekstil işçisi kadının emeklerinin karşılığını almak ve daha iyi koşullarda çalışmak istemelerinin acıklı hikâyeleri ile tarihe geçmiştir.

Grev yapmak isteyen kadınları fabrika sahibinin kilitlemesi ve kimler tarafından çıkarıldığı belli olmayan yangında 129 kadının cayır, cayır yanarak can vermeleri gerçekten dramatik bir olaydır.

Bu dramatik olay dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan kadınların protestoları ve gayretleriyle yıllarca unutturulmamıştır.

Bizlerden daha medeni olduklarını iddia eden ülkeler ancak 120 yıl sonra 1977 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda, kadın hakları ve dünya barış günü olarak 8 Mart’ı kabul etmişlerdir.

***

Mustafa Kemal Atatürk dünya devletlerinin bir asrı aşan zamandan sonra kadına tanımış olduğu hakları cumhuriyetin kuruluşundan hemen sonra 1924’de çıkarılan Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu ile eğitim öğretimde birlik ile kadınlara okuma yazma imkânı sağlıyor.
1926’da ise Türk Medenî Kanunu’nun ilanı ile kadınlar, yasalar karşısında erkeklerle eşit haklara kavuşuyor.

Mirasta erkek kadar kadının da hak sahibi olması sağlanıyor ve evlilikte nikâh zorunluluğu getiriyor.

1930’da belediye seçimlerine katılma hakkını veriyor, 1934 yılında da seçme ve seçilme hakkı verilen Türk kadını, Atatürk döneminde tam anlamıyla özgürlüğüne kavuşmuştur.

Atatürk sayesinde Türk kadını siyasal ve sosyal haklarına sadece 8 yılda kavuşmuştur.

Cumhuriyet, kadının yaşamını değiştirmiş kölelikten kurtulup özgür bireyliğe geçmiştir.

Büyük Atatürk kadına çok değer veren bir liderdi.

“Dünya’da hiçbir milletin kadını, ben, Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadını kadar gayret gösterdim diyemez” demişti.

***
Her yıl 8 Martta dünyaca kutlanan bu günü bizler de kutlamaktayız.

Ülkemizde birçok kadının bu günden haberi bile yoktur.

Bu güne mahsus paneller, konferanslar verilir, yürüyüşler yapılır ve biter gider, unutulur.

Dönüp bize baktığımda ne yaptık, biz neyin mücadelesini verdikte kutluyoruz diye düşünüyorum.

Atatürk’ün bize verdiği hakları bile koruyamamışız, ülkemiz öyle bir hale gelmiş ki neredeyse kadının adı yok olmuş.

Kadın gittikçe köleleştiriliyor, eve kapatılmak ve erkeğin üç adım gerisinden yürütülmek isteniyor.

Öyle bir duruma geldik ki, gün geçmesin bir kadın hunharca öldürülmesin.

Kadın cinayetleri artmış ve kadınlara yaşama hakkı tanınmaz olmuştur…

Mevcut iktidar dini siyasete alet ederek %49 vatandaşı adeta köleleştirmiş, Allah korkusu ile kandırarak adeta eline geçirmiştir.

Cehalet, kadını küçük görme ayyuka çıkmıştır.

Yapılan araştırmalar neticesinde Kadının %97 si şiddet görürken, öldürülen iki kadından birinin faili kocası veya eski kocası olmuş; 235 cinayet devam eden ayrılık veya boşanma sürecinde yaşanmış.

Sadece 2010-2015 yılları arasında en az 1134 kadının erkekler tarafından öldürüldüğü saptanmış.

Bu tablo Türkiye’de kadının durumunu gözler önüne açık net bir şekilde göstermektedir.

***

Kadın erkek eşit değillerdir diyen zihniyet ile yönetilmekteyiz.

Nitekim adet olduğu üzere kutlanan 8 Martta devletin başı;

“Benim için kadın annedir ”kadına en büyük zararı, hayatı ekonomik özgürlük parantezine mahkûm eden anlayış vermiştir “.

Yani kadının evde oturmasını, beş altı çocuk doğurmasını, kocasının eline bakmasını söylemiştir.

Oysa büyük Atatürk 30 Ağustos 1925 te;

Toplum, bir ulus erkek ve kadın denilen iki tür unsurdan oluşur… Olanaklı mıdır ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kesimi göklere yükselebilsin? Kuşku yok, , ilerleme adımları – dediğim gibi- iki türce birlikte, arkadaşça atılmak; ilerleme ve yenileşme aşamalarını birlikte aşmak gerekir…”Demiştir.
Cumhuriyet devrimlerinden enkaz diye bahsedenler ve dinleyenler acaba bunları biliyorlar mı?

Mevcut iktidar padişahlığı getirmeye çalışmaktadır.

Sevgili kadınlar, Tayyip Erdoğan’ın başkanlık sistemi modeli diye tutturmasının altında hilafet, sultanlık yatmaktadır.

14 senedir parlamenter yönetim altında bile ülkemizi tek adam diktatörlüğüne çevirdiğini gördük.

Maazallah birde amacına ulaşırsa başımıza neler geleceğini düşünelim.

Bizler cumhuriyet kadınları olarak haklarımızdan vaz mı geçeceğiz?

Yine kulluğa mı döneceğiz?

Bırakın elalemin 8 Martını kutlamayı da ne yapabiliriz onu düşünelim.

  1. yüzyıldan Ortaçağa mı döneceğiz?

Diyanet İşleri Başkanlığı, “Öz kızınıza şehvet duymak haram değil “dedi biliyorsunuz.

9 yaşında kız çocuğu adet görmüşse evlenebilir diyen müftüler dolayısı ile yığınla gerici dincilerin sözlerini duymuşsunuzdur sanırım.

Böyle sapık fetvalar verenler çoğaldılar.

Okuma oranı çok az olan ülkemizde cahil cümleyi din adına böyle kandırıyorlar.

Kısacası Türkiye karanlıklara doğru hızla yok alıyor.

Bu durumda hızla örgütlenmeliyiz.

Muhalefet partilerini harekete geçirmeliyiz.

Bunu kendimiz için değilse de çocuklarımızın, torunlarımızın gelecekleri için yapmalıyız.

Atatürk ve onun devrimlerinden asla vaz geçmeyeceğimizi tüm dünyaya göstermeliyiz.

Bir şeyler yapmalıyız…

Başarınca bunu kutlamalıyız.

Sevgilerimle…