Ana Sayfa Yazarlar Özgecan’ın katili kim?

Özgecan’ın katili kim?

381
0

Özgecan, içinde yaşadığımız toplumun kadını nereye koyacağını bilemeyen zihniyetinin kurbanı. Katil görüntüde tek kişi, ancak suç ortakları göründüğü gibi iki kişi değil.

Katil ve yatakçılarının adı belli  ve onlara en ağır cezanın verilmesi Özgecan’ı geri getiremeyeceği gibi, başka canlarımızın  aramızdan vahşice alınmasına, kadınlarımızın şiddete uğramasına engel olmayacak. Nitekim,  Özgecan için feryatlar dinmeden vahşi kadın cinayetlerine yenileri eklendi aynı haftanın içinde…

Elbette en ağır ceza verilmeli. Ancak, üç beş kişiyi asınca çözülecek bir sorun gibi gösterilerek hafife alınmamalı bu derin toplumsal yara.

Tam bu satırları yazarken, bir son dakika haberi düştü gündeme; “İkinci Özgecan vahşeti son anda engellendi” başlığı ile verilen haber;  “Hatay’ın Kırıkhan İlçesi’nde 19 yaşındaki A.Ş., ortaokul öğrencisi 12 yaşındaki D.Ö.’yü dövüp, jiletle yaraladıktan sonra zorla bindirdiği minibüste tecavüz etmek isterken polis tarafından suçüstü yakalandı.” diyor…

Vahşete bakınız…. 12 yaşında bir çocuğa cinsel saldırı…

Tam da tüm Türkiye kadın cinayetlerine odaklanmışken…

Şiddet şiddeti doğuruyor sözü bir kez daha haklılık kazanıyor.

6 yaşındaki çocuk evlenebilir…”  fetvasını vererek bu şiddeti körükleyen  zihniyet geldi aklıma… 13 yaşında 26 kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç. geldi.

« N.eden Ç.aresiziz ?!.. »  başlığı ile yazdıklarımdan farklı bir şey söylemeyeceğim : “Tecavüz edenler çocuk kızımız N.Ç’nin adını da elinden aldılar. N.Ç. bir kez daha mağdur. O artık doğduğu adı ile yaşamıyor, önceki adı ile kodlanan adı üzerinden hepimizin söylediklerini, yazdıklarını izleyen genç bir kadın şimdi… N.Ç.’ye çocukluğunu ve adını geri veremeyiz, başka çocuklarımızın N.Ç. olmasını önleyebiliriz. Şu ya da bu nedenle çocuk olma hakkının elinden alınmasından, çocukluğunu yaşama güvencesini sağlayamamasından devletin sorumlu tutulacağı bir hukuk düzeni olmadan hiç birimiz kendimizi güvencede hissedemeyiz. Türkiye’de kadının adının olmadığının kod adıdır bundan böyle N.Ç.  Ve kadının erkekle eşitsizliğinin giderek uçurumlaşmasının adıdır. “ demiştim. 

Yanılmamışım….

Unutanlara utanç davasını anımsatalım: “Açılan dava 8 yıl sürdü. Mahkeme ‘sanıklarla kendi rızasıyla birlikte oldu’ dedi, Yargıtay da bu kararı onadı. Zanlılarla kendi rızasıyla birlikte olduğu söylenen N.Ç, devlet korumasına alındıktan sonra defalarca ameliyat olmuştu. Çünkü oturmakta dahi güçlük çekiyordu.” diye verilmişti haber.

Tecavüze uğramasını önleyemeyince, adlarını ellerinden alarak koruyoruz(!)…

26 mütecavizi korumak için 13 yaşındaki kıza suç giydiren zihniyeti sorgulamayı unuttukça, yitireceğiz Özgecan’larımızı.

Özgecan’ın katilinin kim olduğu sorusunun yanıtı ile başlamalıyız…

Kadını erkekle eşit görmeyen, kadının insan hakları alanını ayrıca düzenleme hakkını kendisinde bulan zihniyet giderek çoğaltıyor kendisini…

Üstelik bunu karşı çıkışların önüne din üzerinden barikatlar kurarak yapıyor.

Kadını erkeğin korumasından söz edip, aciz gösteren söylemler yerine, kadınla erkeği eşitleyecek politikalar üretilmesi gerekiyor.

Kadına özgü mağduriyet alanları yaratıp, bunun üzerinden kadını koruma görevini erkeğe vermeye kalkışarak  eşitliğin önüne bariyerler koyan zihniyetin yarattığı bir sorun bu.

Devletin kanalında; “Eş yoktur, eşitlik yoktur. Ben karımla, çocuğumla eşit değilim. Eşim değil, zevcem olur. Karı da kurumsallığı anlatmak için kullanılır” diyebilen zihniyetten kurtulabilmeliyiz öncelikle.

Türkiye’de  acilen Eşitlik Bakanlığı kurulmalı.

Tüm alanlarda eşitsizliği giderecek çalışmalar, üniversite, sivil toplum ve duyarlılık gösteren tüm kuruluşlar nezdinde ortaklaşa ve sürekli yürütülmeli.

Siyasetçe baskı ve kontrol altına alınma, kadın sorunundan nemalanma gayretlerine karşın birikimi olan inatçı bir kadın hareketi var bu çalışmalara öncülük edecek.

Kadını aile ile ilişkilendirerek, kültürde erkeği öne alan tüm yanlışlarımızı acıtırcasına masaya koyup, kadın hak ve özgürlükler alanını genişletmeliyiz.

Önce hukuk diyorum. Hukuk yoksa adalet yoktur. Yasa her şeyi çözmez, ancak kurallara bağlar, bizleri eşit kılar…

Giderek yoksunluğunu hissettiğimiz hukukun, dolayısı ile adaletin içini doldurmak hepimizin görevi.

Yasa, evet ama yetmez, yasaların uygulanmasının önündeki engeller kaldırılmalı.

Yasalarda tanınmış hakların yaşam pratiğinde uygulanmasını sağlayacak çalışmalar yapılmalı.

Öncelikle kadına ayrımcılık getiren tüm söylem ve yasalardan arınmalıyız.

Kadını tahkir eden sözler suç sayılmalı.

Temel sorun eşitsizlik. Ekonomi, eğitim, hukuk, sosyal yaşam…. her alanda geride bırakılmış kadın.

Eşitlik yoksa özgürlük yok. Kadın eşit değilse ve özgürlükler erkek alanında toplaşmışsa, şiddet sarmalı durdurulamaz.

Olaylar arasında dahi eşitsizlik var. Münevver olayında cinayet sanığı için savunma yapıldı.

Erkek arkadaşı tarafından öldürülmüş olması mıydı Münevver’e  yeterince sahip çıkamayışımızın nedeni?

Suça ve suçluya odaklanmak yerine, mağdurla ilgili mağduriyetini haklı kılmaya çalışacak nedenleri namus gibi bir kavrama indirgeyip, bunu hep kadına giydirip bir kez daha mağdur ediyoruz.

Yaşam hakkı öyle bir hak ki, bırakınız can almayı, canına kast eden kişiye karşı bile korunması gerekir. Bunları anlatmıyoruz okullarımızda.

Özgürlüğe, haklara mesafeli, hiyerarşiye, baskılamaya  yatkın ve giderek hoyratlaşan, kadına karşı vahşileşen bir kültürün alanını genişleterek kanıksıyoruz. Sorun büyük ve katlanarak hepimizi vuruyor.

Bizler eşitlik taleplerimizi, Meclis içine sıkışmış, “fırsat eşitliği” komisyonları ile çözemeyiz, erteleriz, bir şey yapılıyor gibi yapmaktan öteye gidemeyiz.

Ülkemizde çalışan kadın oranı resmi rakamlarla yaklaşık %30, erkeklerde %71…. İşsizlik en çok kadınları vuruyor.

Kadın cinayetleri ile tırmanan kadına şiddet, gasp edilen özgürlük alanımız ve giderek katlanan eşitsizlik ile katlanıyor.

Konuşmayı bırakıp, yapılması gerekenlere odaklanmalıyız.

Kadın-erkek seferber olup bu sorunu hep birlikte çözecek politikaları adında Eşitlik olan bir bakanlık çatısında çözme iradesini ortaya koymalıyız.

Yoksa her cinayet ve şiddet olayında travma yaşamaya devam edeceğiz.

Her alanda, kadına yönelik her türlü ayrımcılığı ortadan kaldırmak için bir irade koymak için yeterince gecikmedik mi?