Ana Sayfa Yazarlar Mehmet Bekaroğlu’na Açık Mektup

Mehmet Bekaroğlu’na Açık Mektup

369
0

Sayın Mehmet Bekaroğlu;

Seçimler yaklaşırken, sizin gibi yolu normal koşullarda CHP’den geçmeyecekler ile partinin başkalaştığını anlatmak üzere vitrin oluşturmanın öne çıkacağını üzülerek görebiliyorum. Türkiye’nin  sürüklendiği yerde, CHP’den beklenenler ile, CHP’ye telkin edilenlerin farkını görmemizi kolaylaştırıyorsunuz.

Türkiye’nin emeği ve dünya görüşünü dışlayan ve seçilmeye ya da belli misyonları yerine getirmeye indirgenen siyasetini; sizi, bir zamanlar karşı olup, mücadele ettiğiniz düşüncenin içine çekip,  Meclis çatısına taşıyacak olmasından eleştirebiliriz. Bu eleştiri hakkı hepimizin, ama özellikle kadınlara ayrılmış kontenjandan partinin karar organına taşınmış olmanız nedeniyle, partiye yıllarla emek vermiş, kadının özgürlük ve eşitliği için mücadele edilebilecek en sağlam çatı olarak gördükleri için gece gündüz koşturan, çizgisini hiç değiştirmeden CHP’ye emek veren kadınların eleştiri hakkı öncelikli. Parti ayrımı yapmaksızın, yıllarca toplum içinde kadınların hakları için mücadele eden toplum gönüllüsü kadınlarımızın emeklerini de unutmayalım.

Sizin partiye geliş yönteminize ses çıkarmamak, yıllardır verilen mücadelelerle kadınları siyasete taşımak için elde edilen hakkın gasp edişine teslimiyet anlamına geliyor.

Siz kabullenmediniz ama medyada haber; “Mehmet Bekaroğlu genellikle kadınlar için kullanılan cinsiyet kontenjanından listeye eklenerek yeri neredeyse garanti altına alındı.” şeklinde verildi. Partide adınız geçtiğinde hep bu konu dillendirilmekte.

Bir söyleşide; “CHP o çizgiye devam eder ve toplumda yerleşik bir takım algıları yıkmazsa CHP’nin iktidara gelmesi zordu, bugün de öyle düşünüyorum. CHP bugün iktidar olacaksa evrensel ölçülerde bir sosyal demokrat parti olması gerekiyor. Türkiye’deki kimlik siyasetine, bu neo-liberal yağmaya son vermesi gerekiyor. Böyle bir parti olursa iktidara gelecektir.” diyerek partinin çizgisini eleştirmişsiniz. Ben de diyorum ki, sizin söylediğiniz yöntemle iktidara gelmek bir yana, parti eriyecektir…

Aynı söyleşide; “CHP’ye geçmem parti değiştirmektir ama çizgi değiştirmek değildir. Ben hiçbir şekilde kendi çizgimi değiştirmedim.” ……“Ailemle de konuştum, tartıştım. Karşı çıkanlar oldu sonunda katıldım. Tabii herkes onaylamadı hala da herkes onaylamıyor.” diyorsunuz. Hatta kızınız ağlamış…

Partinin çizgisini benimsemiş ve yıllarca bu uğurda ter dökmüş olanların emekleri sayesinde kendinize bunları söyleyebilecek bir çatı buldunuz. Sizin önceki çizginiz şu an iktidar….. En son Has Parti’nin Genel Başkan Yardımcısıydınız. Başkanınız AKP’ye, siz CHP’ye geçtiniz… Şimdi ikinizin çizgisi ayrı partilerden akarak Meclis’te buluşacak… Bunun CHP seçmenine ve partiye katkısı ne olacak?

Refah Partisi milletvekiliydiniz. Parti kapandı, Fazilet Partisi’nde devam ettiniz, parti kapandı, Saadet Partisi kuruldu, burada devam ettiniz. Buradan, Ertuğrul Günay ile “Müslüman sol” adı altında bir hareket için ayrıldınız. Partneriniz AKP’ye geçti, siz de Saadet Parti’den İstanbul Belediye Başkan Adayı oldunuz, seçilemediniz. Ve kurucularından olduğunuz Has Parti’nin Genel Başkan Yardımcılığı göreviniz, buradaki partnerinizin de AKP’ye geçmesi ile bitti. Ve şimdi çizgisinden yakındığınız ve bir algı yönetimi ile çizgisinin değiştirilmesi istenen CHP’desiniz. Daha önce hiç oy vermediğiniz, hatta ağır üsluplarla eleştirdiğiniz parti sizi vekilliğe taşıyacak. Ailenizde hala onaylamayanlar var ve kerhen siz adaysınız diye CHP’ye oy verecekler öyle mi?

Kürt meselesini çözebilecek tek siyasal hareket, bir sosyal demokrat program ile CHP’dir.” Bu da sizin sözünüz. Oysa sadece bunun için kurulmuş bir siyasal parti var. AKP’nin politikaları da “çözüm” üzerine kurulu. Sizin çizginizle AKP çizgisinin buluştuğu, CHP’nin de içine çekilmeye çalışıldığı yer tam da bu. Türkiye’de yaratılan bu çatlakta yapılan siyasette, artık bu söylemlere sahip çıkanlar ya da suskun kalarak destek olanlar yer bulabilmekte. Sizin eleştirdiğiniz CHP çizgisi; vatanın birliği, bütünlüğü, parlamenter demokrasinin hukuk devletini sağlamlaştırarak korunacağı, kimlik siyaseti ve dini aidiyetlerin ortaya dökülmeden kişilerin özgül alanlarında korunduğu, Atatürk’ün açtığı aydınlık yolu devam ettiren laik devlet yapısını öngörüyor(du).  Bugün çoğaltılan söylemlerle; AKP’nin yapmak isteyip, riski üstlenemeyeceği noktalarda devreye sokularak, tek tek sizin gibi “çizgim farklı” ya da “ben CHP’li değilim” diyecek kadar ileri giden kişilerle başkalaşmakta CHP. Muhalefet ediyormuş gibi, AKP politikalarının taşeronluğunu yapacak bir parti isteniyor.

Sosyal demokratlıktan söz ediyorsunuz. Ülkemizde yazık ki “sol” sömürülen bir kavram. Parti kimliği, emeğin değeri, muhalefet etme refleksleri olmadan sosyal demokrat nasıl olunacak? Siz bunları yok sayarak, hatta kadınların hak mücadelesi ile elde edilen yerde durarak, nasıl sosyal demokrasiyi var edeceksiniz?

Sürecin bizi iktidar ya da muhalefet fark etmeksizin sürüklediği yerin farkında olarak, partiye giriş yaptığınız yerin biz kadınlar için büyük mücadele anlamına geldiğini ve kadın sorunları için ne gibi sosyal demokrat açılımlarınızın olacağını haklı olarak sorgulamaktayım. Malum sizin de geldiğiniz çizgiyi tanımlayan “muhafazakar” politikalar yaygınlaştıkça kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri katlanarak artmakta.  “Bir oy bir oydur” diye yollara koyulup parti için oy isteyecek CHP’li hemcinslerim… Aday olursanız,  “Ben dindar bir insanım. Siyaset yaparken de dindar kimliğimden taviz vermiyorum.” diyen sizin için de!….. CHP, tam da bunun için, dinin siyasette yer almayıp, vicdanlardaki yerinin korunması için laikliği savunan bir partiydi. Biri çıkıp dindarım dediğinde, diğerini dindar olup olmadığı noktasında ötekileştirmiş olmuyor mu? “Laikim” demekten uzaklaşıp, “dindarım” demeye doğru günümüz din ve etnik kimlik üzerinden yapılan siyasetine yakınlaşmayı anlatıyor söylemleriniz. Üstelik partide bulunduğunuz yer nedeniyle parti çizgisi açısından ne kadar önemli!…

Sizin aday olmanız gereken parti normalin dışına çıkmış koşullarda bile CHP değil… Aynı CHP, aydınlanma ışığımız hiç sönmeyecek diyerek demokrasi şehitlerimizi de anıyor. Daha yeni andık şehitlerimizi. Öldürülerek aramızdan alındılar, laiklik, Atatürkçülük, cumhuriyet diyorlardı; onları sonsuzluğa, muhafazakârlığı “rejim karşıtlığı” üzerinden üreten düşünceyi Meclis’e taşıdık, etnik siyasetin yolunu da bazen liberalizm, bazen solculuktan dolanarak açıyoruz. Adlarını anıp geçmemizdense, davalarının arkasında durmamızı tercih etmezler miydi?

Kemalist vesayet sistemi bu ülkenin Müslüman ahalisinden modern bir Türk ulusu kurmak için baskı ve dayatma yaptı” diyorsunuz. İçinde mücadele edip, bugün iktidara taşınmasında sizin de emeğinizin olduğu zihniyetin kurduğu vesayet sisteminin “başkanlık” adı altında kurumsallaşmasına karşı çıkması gereken partinin kurucusu için düşünceniz bu. Ve siz bu partiden vekil seçileceksiniz… Daha önce Refah Partililer taşımıştı sizi Meclis’e, şimdi CHP’liler taşıyacak… Sizin de temsilcisi olduğunuz çizginin çoğaltılmasının bizi getirdiği yer bu. Sizin bizlerin kendimizi tanımladığımız çizgimizi değiştirme idealiniz size partide bir yer edindirirken, bizler gibi çizgisinde ısrarlı olanları çatısı başına yıkılmış gibi hissettiriyor. Çıkış için umut gördüğümüz kurumlarla saplanmışlık hissimiz güçleniyor. Siyaset, bu dar alana sıkışmışlığın adı artık Türkiye’de. Çıkış için yollar bizleri de içine çekerek kapatılıyor.

Siz bulunduğunuz yerle ilgili kendinizi ve ailenizin bir kısmını ikna etmiş olabilirsiniz, ancak çizgisinde ısrarlı CHP’lileri ikna edemediğiniz kesin. Tüm sözlerinizden çıkan anlam: Çizginiz için mücadele, karşı olduğunuz düşüncenin içinde yer alarak onun çizgisini değiştirmek… Dönüşmese zaten orada olamazdınız. Siz kendi çizginizin değil, CHP’nin dönüşümünün simgesisiniz. Ve CHP size kucak açarken, artık  bu düşünceyi eleştirenlere partide yer yok Sayın Bekaroğlu.

Bir sözüm de köklü dönüşümü görüp, hiç sesini çıkarmayanlara; Türkiye, gelecek tasarımını özgürlük üzerine kurgulayan düşünceyi cezalandırıp, demokrasiyi seçime, parti mücadelesini vekil seçilmeye indirgeyen anlayışla, vesayetçi siyasetin önünü açtıkça, çizgim diyerek çizgisinden farklı yerlerde siyaset yapanları ödüllendirirken hiç düşündünüz mü: “Demokrasi şehitlerimiz” diyerek sadece belli günlerde andıklarımızın hayal ettikleri Türkiye bu muydu sizce?!. Karşı düşünceye kucak açarak demokrasiyi getireceğini zanneden bir zihniyetin, vesayetin en koyusuna sürüklenmemizin önüne geçmesi mümkün mü?