Ana Sayfa Yazarlar Kurumların dönüşümü kurgusu ve CHP

Kurumların dönüşümü kurgusu ve CHP

387
0

Yunanistan seçimleri ile yapılan kıyaslamalarla, “yeni” dedikleri dönüşen Türkiye’yi doğrulatma çabasına girişti birileri.  Yunan solu ve  Türk solu arasındaki mesafe, iki ülkenin demokrasi ve laiklik anlayışının farkları, tarih, kültürel miras gibi derin ayrılıkları görmezden gelerek karşılaştırmalar yapıldı. Oysa, ortak olan tek bir yön vardı, o da; neo-liberal dalganın etkisi ile her iki ülkede de ekonomik kriz sonrasında marjinal uçların iktidara taşınmış olması ve marjinali demokrasinin içine çekme adı altında birleştiriyor gibi ayıran süreç…

İktidar dönüşümü Yunanistan’da Türkiye gibi derin etki yapar ve köklü bir rejim değişikliğine kadar uzanır mı? Rejimle  sorunu yok gelen sol hareketin. Ortodoks geleneğe de itirazları yok. Patrikten icazet almadılar, ancak  Patriği yok saymayıp, yemin töreni öncesi ziyaret gibi dolaylı bir icazetle tartışmaların önüne geçtiler. “Dine karşı değil, siyaseti dinin yönlendirdiği algısına karşı” diyebiliriz, yeni yönetimin anlayışı için…

Türkiye, 2001 Krizi sonrasında ülkenin marjinali diyebileceğimiz görüşü, AKP ile iktidara taşıdı. Rejimi kökten değiştirme iradesini doğrudan değil, dolaylı sözlerle ifade edenlerin birlikteliğinden doğan parti iktidara gelir gelmez reformlardan söz etmeye başladı, İslami rejimle özdeşleştirilen açılımlar ile etnik siyaseti sistemin içine çeken dönüşüm; normalleşme, demokratikleşme, süreç, barış, çözüm,… gibi sözcüklerle örtülerek yürütüldü. Başta “ılımlı İslam” etiketi ile tutunulan dini açılım, giderek radikalleşiyor, özellikle eğitim üzerinden devletin dini temellere dayandırılacağı alt yapı inşası hızla sürdürülürken, görünürlüğü, kadınlar ve kız çocuklar üzerinden sağlanıyor.

Türkiye’nin AKP öncesi sürecinde demokrasi odaklı tartışmalar yerini, her gün yeni bir oldu- bitti ile dönüştürülen kurumlar ile dayatılan sonuçların tartışılmasına bıraktı. Buna karşı çıkacak siyasal kurumlar  ise, siyaset yapmayı  koltuk edinme olarak gören anlayış nedeniyle boşaltılınca ya eridiler, ya da bazı operasyonlarla belli bir çizgide durmaları telkin edilince,  kimliklerinden ödün vererek siyaset yaşamındaki yerlerini korumayı seçtiler.

Ordu, yargı, üniversite, medya, özellikle siyasal partiler içten ve dıştan etkilerle dönüştürülmüş olmasaydı  AKP kendisi olarak çok uzun süre iktidarda kalamazdı. Türkiye’nin sistem partisi dediğimiz partilerin, isimlerini ve amblemlerini değiştirmeden kimlikleri dönüştürülmeye başlandı. Seçimlerle, zamana yayılarak, içlerine sızan, sızdırılan, medyanın pazarladığı isimlerle yürütülen bu operasyon ile daha önce solda denenmiş olan ancak tutmayan değişim CHP’nin içine yerleştirildi.

Troyka diye ortaya çıkan ve DSP’den kopan oluşum, Yeni Türkiye Partisi; Tuncay Özkan’ın kurduğu Yeni Parti; Sarıgül’ün Türkiye Değişim Partisi…. bunlar tutmadı… Ayrı bir parti ile “yeni” etiketli sol (!) adı altında liberal dönüşüme toplum sıcak bakmayınca, dönüp dolaşıp CHP’de toplaşıldı. Partinin adı ve amblemi değişmedi; kimliğinin değiştiğinin işareti  Y- CHP denilerek verildi. Köksüz bir hareketin solda tutmayacağını görenler, köklü partinin kimlikte ısrarlı Genel Başkan Deniz Baykal’ı kaset operasyonu ile yönetimden uzaklaştırarak, yenilikçilerin (!) doluştuğu bir yapıyı oluşturabildiler. Yenilik ve değişim diyerek ortaya çıkıp kendi başlarına parti edemeyenlerin sığıştıkları bir köklü çatı kaldı elimizde.

Ekmelettin ısrarından sonra yaşanan hezimete ve yerel seçimlerde kale gibi görülen yerlerde yaşanan hüsrana rağmen, CHP’nin yönetim kadrolarının  hala toplumda bir şekilde isim yapmış sağdan, soldan isimleri toplayarak kadro partisi görüntüsü ile seçimlere hazırlanma ısrarında olması, karşı çıkanların partiden ihracı ya da istifası, tümü ile bu operasyonel kurguya teslimiyetin bir sonucu.

  Bireylerin kendilerini güvensiz ve tek tek hissetmesi, korkunun giderek en belirleyici itaat unsuru haline gelmesi, güçlü bildiğimiz kurumların kimlik dönüşümü yaşaması ve etki alanlarını genişletecek politikalar üretmek yerine, eriyişlerini kendilerinin besledikleri bir kıstırılmışlıkla tükenişleri nedeniyledir. Çeşitli başlıklar ve algı yönetimi ile dağıtılan kamuoyu da nafile tepkilerle bu süreci beslemektedir. Tüm kurumların baskı altında kendiliğinden telkin edilen biçimin içine çekilerek yaşanan kimlik dönüşümü sayesinde iktidar kendi gücünü beslemekte.

AKP’nin alternatifi olmak, AKP’de kuruculuk yapmış, dışlanmış, ya da kendisi dışlamış, veya dışlanmış gibi yaparak sızma yolu açmış, sağda, solda yalpalamış, yıpranmış isimlerle mümkün müdür?

Dayatılan sonuca rıza göstermek, sonucu dayatanlara hizmet etmek değil midir?

Kurguyu gösterip, kurguya direnecek bir güç ortaya koyamayan alternatif olabilir mi?

AKP, milli görüşten koptuklarını söyleyenlerin bir kadro hareketiydi. İktidar gücü ile, özellikle giderek yoksullaşan, yardımları minnetle karşılayan kesimle kitle partisi olma çabasına girişti. Kadrocu yanı, seçilebilmeyi politika yapmak olarak algılayan sağdan, soldan isimleri bünyesine toplayarak sürdürüldü. Amaç, bu partilerin güçlenmesini önlemekti, başarıldı.

Türkiye’nin inandırıcı, güçlü bir kitle hareketine gereksinimi var. Güçlü yargı, güçlü medya, güçlü kadın, güçlü çiftçi, güçlü esnaf, güçlü sanayici, güçlü memur, güçlü emekli, güçlü demokrasi, güçlü toplum, güçlü devlet….. kısaca, “Güçlü Türkiye” için yola çıkacak, katışıksız ve öz kimlikle mücadele yürütecek; benzemezlerin toplaştığı değil, benzer görüştekilerin güç birliği ettiği bir kitle hareketinden söz ediyorum. Bu çatı, sağ ve soldan isim toplayarak erimek yerine, topluma değip dokunacak politikalar üreten ve kuruluş kimliğine geri dönen CHP olmalı. Y-CHP’de ısrarın sonuçlarını düşünmek istemiyorum. Atılan yanlış adımlar, dışlanan Kemalist kadroların tek tek bağımsız aday olarak seçimlere girmesine neden olacak. Bu da oyların savrulması anlamına gelecektir.

Haziran seçimlerinin Türkiye’de rejime karşı gücün sistemi dönüştürmesi için yapıldığını ve yeni bir anayasa ile başkanlık adı altında tek kişi üzerinden fiilen kurulan otoriter sistemi kalıcılaştırmaya hizmet edeceğini görenlerin, bunu frenlemek için kolları sıvamak yerine, hala toplama isimlerle kadro oluşturarak seçime hazırlanıyor olmasını anlamak mümkün değil.

Büyük fotoğrafı görmek ve göstermek yerine, dar alana çekilip burada partiye hiç oy vermemiş, aday olmasa yine oy vermeyecek isimlerle paslaşmakla parti büyüyebilir mi?

Bugün AKP varsa, bunu seçimlere, eritilen sistem partilerine ve bu fırıldak gibi dönen, siyaset yapmayı sadece Meclis’e kendisini taşımak olarak gören kişilere borçlu. CHP’nin başkalaşması da her bir seçimde parlatılan isimlerle olmadı mı?

CHP kuruluş felsefesi ve kimliğinden uzaklaştıkça, yerini kimlik siyaseti yapan siyasal partiye bırakmakta!… Kurgu da tam bunun üzerine oturtulmuş değil mi? CHP böylece, dolaylı yoldan çözüm sürecine dahil edilmekte… Birleştiriyor gibi ayıran süreç, ana muhalefet partisinin kimliğini terk edişi üzerinden, kendi içinden ve içine sızan kişilerle sürdürülüyor, seçimler de iktidarın değişmesi yerine, yerleşmesi için bir fırsata dönüşüyor.

NOT: Tam da bugünlerde gündeme düşen; “Kuzey Irak’ta 2003’te Türk askerinin başına çuval geçirten ABD’li komutanlardan Odierno, Org. Özel’den sonra Genelkurmay Başkanı olması beklenen Org. Akar’a madalya taktı” haberi, kurumların dönüşümü kurgusu konusunda en çarpıcı haber olsa gerek. Buradan; süreci yönetenlerin, istemedikleri yapıyı çuvalla, onayladıklarını ödüllendirerek anlattıkları mesajını çıkarmak yanlış mı olur? Türkiye’nin nasıl yönetildiğini sadece beyzbol sopası ile anlatmıyorlar…