Ana Sayfa Yazarlar Tünay SÜER – Hazmettire, hazmettire karşıt devrime gidiş!

Tünay SÜER – Hazmettire, hazmettire karşıt devrime gidiş!

381
0

Yazarımız Tünay SÜER ‘ in 2 Kasım 2009 tarihli yazısını güncelliğinden dolayı yeniden yayınlıyoruz

Hazmettire, hazmettire karşıt devrime gidiş!

Dün yani 31.10.2009 Cumartesi günü bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor deli bir rüzgâr esiyordu. Benimde üzerimde bir tembellik vardı ki sormayın. Bir gün önce eve Kadın Araştırmaları Derneği’nden davetiye gelmişti.

Cumhuriyetimizin 86.yılı nedeniyle “Kuruluşunun 86.Yıldönümü’nde Laik Cumhuriyet’e Yönelik Tehlikeler” Konulu panele davetliydim.

Havalar oldukça soğumuştu, kapalı bir hava, yağan yağmur insanı karamsarlığa itiyordu. Bırakalım hava durumunu, caddelerdeki dere görüntüleri, su sıçramalarına maruz kalmamak için yollardan geçen araçlardan korunmaya çalışmak ta cabası oluyordu.

Zaten her tarafım ağrıyordu bir külçe gibiydim.

Bu havada ya acil işi olanlar ya da benim gibi çılgınlar sokağa çıkardı. Evet, ben bir çılgınım, itiraf ediyorum.

Hazırlanıp evden çıktım. Otobüs durağında 45 dakika bekledim. Hay Allah ne oldu ya! Bugün Taksime giden otobüsler grevde miydiler acaba diye düşünmeye başlamıştım. Zira tüm hatlardan çeşitli numaralar geçip gidiyorlardı arkasın arkaya ama bir türlü 112 gelmiyordu.

Panel The Marmara Oteli’ndeydi, saat 11 de başlayacaktı ve ben durağa 9.45 te gelmiştim. Neyse uzatmayayım nihayet muhterem geldi, itiş kakış binebildim. Haliyle tıklım tıklımdı ayakta duracak yer bile yoktu. Şoförün firene her basışında inanın herkes birbirinin üzerine kaykılıyordu.

Neyse bir şekilde Taksim’e vardık. Otobüsten aşağı dar attım kendimi ve “Oh be! Dünya varmış” dedim. Temiz yağmurlu havayı ciğerlerime çekiverdim, çünkü otobüsün camları bile havasızlıktan buharlanmış nefesi daralıyordu insanın.

Taksimdeki duraktan karşıya otele geçene kadar şemsiye filan para etmedi, sağanak yağmurda bir hayli ıslandım.

Salonda İstiklal marşı okunuyordu. Bekledim ve içeri girdim. Arkadaşım Tülin benden önce varmış oraya bana da yer ayırmıştı. Çok şükür sandalyeme oturdum.

Panelin açılış konuşmasını yapan dernek başkanı ve CHP Milletvekili Prof. Dr. Necla Arat’tı. AKP iktidarının “Ilımlı İslam” projesi çerçevesinde, demokrasi adına demokrasiyi kullanarak, Türkiye’yi adım adım faşizan teokratik bir rejime doğru götürdüğünü ve “Laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olduğu mahkeme kararıyla kesinleşmesine karşın “irticayı” devlet kadrolarına taşımayı sürdürdüğüne dikkat çekti.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Başkanı Prof. Dr. Aysel Çelikel ise demokrasi ve Cumhuriyetin temelinde “laik” devlet yapısı ve hukuk düzeni yattığına vurgu yaparak, “Atatürk, ‘Benim en büyük eserim Cumhuriyettir’ derken, Cumhuriyetin şeklinden değil, devrimlerinden söz ediyordu. Cumhuriyet devrimleri ve laiklik birer slogan değil, bir yaşam biçimidir. Bu Cumhuriyet, yıkılmış, yok olmuş bir düzenin içinden şehitler vererek kurulmuştur. Bizler bunun bilincindeyiz ve Cumhuriyet meşalemizi söndürmeyeceğiz, meşalemiz sonsuza kadar yanacaktır” dedi

Konuşmacıların hepsi çok güzel hazırlanmışlardı anlatıları güzeldi. Ben konuşmacılar içerisinde CHP Mersin Milletvekili İsa Gök ‘ü çok beğendim.

Konuşmasından kısa notlar aldım.

Cumhuriyetimizin kuruluşunun 86. yılını kutlarken her şeyden önce büyük bir tehlike içinde bulunduğumuzu da vurgulamak zorundayız

“Demokrasilerde üç şey vardır ve bunlar tehlikeye girerse fenadır: Yasama, yürütme ve yargı… Bunlardan bir tanesi tehdit altında olmamalıdır. Girerse kötü. Üçü birden tehdit altında olursa daha da tehlikedir.”

Devrimlerin yargı ve yürütme ile yapıldığından söz ederek, hâkimler ve savcılar kanunundan, askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasına kadar yapılan değişiklikleri;

AKP döneminde rekor düzeyinde, tam 914 yasa çıkartıldığını TRT nin RTÜK’ün ve medyanın yeni yasalarla değiştirildiğinden söz ederek TRT nin “kamu yayıncılığı” kavramından çıkartıldığını AKP nin sözcüsü durumuna getirildiğini anlattı.

Aslında o kadar çok şey anlattı ki, bildiğimiz, bilmediğimiz ama hep gerçek olan tehlikelerden bahsederek 1984 ten beri karşı devrim başarıya ulaşamamıştır çünkü bizler varız.

Atalarımıza borcumuz var. Karşı devrime nezaketle karşı konulmaz. Herkese anlatmalı mücadele etmeliyiz.

İstiklal Savaşımızı hiç kimseye boyun eğmemek için milletçe başardık.

Bakınız, Kuzey Irak’a sermaye akıttık. Oralarda fabrikalar, yollar yapıldı. Şimdi, Türkiye’den iki bakan gitti oraya ve konsolosluk açıldı. Bu demek oluyor ki kurulacak olan Kürdistan’ı tanıyacağız.

Soros Vakıflarına para yetiştirmek için Vakıflar Kanunu değiştirildi.

Vakıflar Yasası’nın Lozan Anlaşması’nı delen düzenlemeler içerdiğini, bu yasanın Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesine ve Anayasa’nın “Kanun Önünde Eşitlik başlıklı 10. maddesine aykırı hükümler içerdiğine de dikkat çekti. “Vakıflar Yasası ” nın Sevr ile alınamayanları, yasal zeminde vermeyi taahhüt ettiğini, buna benzer diğer yasalardan söz etti.

Kısaca Türkiye’nin tehlikeli bir yolda olduğunu Anayasada 66.maddede vatandaşlık bağı ile bağlanan herkesin Türk olduğundan bahisle, bizler bir ulus olarak yıllardır hep bir arada yaşıyoruz dedi. Kimsenin kimseyle sıkıntısının olmadığının üstüne basarak anlattı.

Panel çok verimliydi. Dinlemeye gelenler pür dikkat dinlediler.

Ben her zaman dediğim gibi yine “keşke” dedim. Evet, keşke bu anlatıları daha çok kitlelere duyurabilsek,

Bilinmeyenleri veya pembe tablolara kananlara anlatabilsek, onları da içinde bulunduğumuz tehlikeden haberdar edebilsek. Ne iyi olur değil mi? O zaman birkaç çuval kömüre, iki poşet fasulye, nohuda oy verirler mi acaba dersiniz?

Sevgiyle kalın.

Tünay Süer

2.Kasım 2009