Ana Sayfa Yazarlar Dünya Liderliğinden Sonra…

Dünya Liderliğinden Sonra…

285
0

Yeni Akit yazarı Sinan Burhan, Ak Saray’ın yanında yer alan Millet Camii’nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın cuma namazı kıldıracağını yazmış.
Bir bu eksikti diyorum…
Dini kullanarak siyasete alet eden Erdoğan miting alanlarına elinde Kur-an ile çıkıp nutuklar atmış ve sert sözlerle Kılıçdaroğlu’na atıfta bulunmuştu.
(Diyor ki nerede ne konuşacağını da bilmiyor. Cumhurbaşkanı diyor “Evren gibi Kur’an’ın istismarını yapıyor” .
Sayın Kılıçdaroğlu, ben Kur’an ile büyüdüm, Kuran ile yaşıyorum. Onu sen kendine söyle. Kendi şahsında Kur’an’ın yerinin ne olduğu malum(!))
Evet, Siirt’ten böyle seslenmişti Kılıçdaroğlu’na.
Aslında bu sözleri bile istismardı.
Erdoğan neden dini ön plana çıkartıyor diye düşünürsek, onun Yavuz Sultan Selim gibi davranmaya çalıştığını anlıyoruz.
Tarihi incelediğimizde,1517 de Yavuz Sultan Selim elde ettiği halifelik unvanını fazla kullanmamıştı ama devletin zayıfladığı görülünce Müslüman Osmanlı tebaasını elde tutabilmek amacıyla halifelik ön plana çıkarılmıştı.
Böylece tarikatların ibadet ve âyin yerleri olan tekkeler de, devletin gösterdiği müsamaha sonucu hızla yayılıp, tarikatların propaganda ocağı olmuşlar, zaman geçtikçe taassuplarını daha da artırarak, insanları bu dünyanın nimetlerinden uzaklaştırıp sadece öbür dünyaya hazırlanmaya çağırmaya başlamışlardı.
Osmanlı Devleti, yozlaşmış dinî çevrelerin baskısıyla kapılarını uygarlığa kapamış ve bunun sonucu olarak da çağın çok gerilerinde kalmıştı.
Öyle ki, kendi içindeki azınlıkların bile gerisinde kalmıştı. Örneğin matbaayı Osmanlı tebaası Müslümanlar yine Osmanlı tebaası Hıristiyanlardan yüz yıl sonra kullanmaya başlamışlardı. O da bir sürü kısıtlamalarla.
***
“Mustafa Kemal Atatürk’e gelinceye değin hiç kimse Osmanlılığın ve teokratik dönemin artık bir imparatorluğu yaşatacak bir bağ olamayacağını görememiştir.
Osmanlı aydınlarından ünlü dilci Şemseddin Sami, Kamus-u Türkî’nin “millet” maddesinde ulus olgusunu dine dayandırıyor, “İslâm milleti” demek gerektiğini, “Türk milleti” demenin yanlış olduğunu, “Türk ümmeti” demek doğru olacağını yazıyordu.
Oysa Atatürk, 1930’da Medenî Bilgiler Kitabında el yazısıyla “dinin Türk ulusunun kurucu üyelerinden olmadığını, Türklerin İslâmlığa girmeden önce de bir ulus olarak var olduğunu, İslâmlığın, Arap, İran, Türk uluslarını bir tek ulus haline hiç bir zaman getiremediğini, ancak Türklerin ulusçuluk bilincini zayıflattığını yazmıştır.”
Şimdi yapılacak yeni anayasada Türklüğün tartışılması ve Türk vatandaşı yerine Türkiyeli kavramının getirilmek istenmesi hep bu yüzdendir.
Ulus Devleti ve Türklüğü yok etmek…
Cumhuriyet döneminde ve önceleri laiklik bazı ümmetçiler tarafından dinsizlik olarak gösterilmiştir.
Tıpkı bu günlerde ki gibi…
AKP ve Erdoğan’ın sabırla, yavaş yavaş yürüyoruz bu yolda demesinin içinde ümmetçiliğe özlem vardır. Ve yapmak istediği de budur.
Oysa Ulu Atatürk, toplumsal yaşamda yeri olan ve diğer yapılanları destekleyerek ülkeyi çağdaşlaşma yolunda ileri götüreceğini düşündüğü için laiklik ilkesini getirmiştir. Lâiklik ilkesi Türk inkılâbının genel özelliğidir. Lâiklik, şuurlu bir Türklük bilinci, geliştirme ve çağdaşlaşma hareketidir.
Kendisini halifeliğe hazırlayan Erdoğan sayesinde aynı tarih tekerrür edilmeye çalışılmaktadır.
Gerek Anadolu’da gerekse büyük kentlerde imamların, bazı din aydını geçinen yobazların,
verdikleri fetvalar hep bu yönde ve teokratik döneme dönme çabalarıdır.
Erdoğan’ın dünya liderliğinden (!) sonra şimdi de Dini liderliğe soyunmak istediğini sanıyorum.
Kaç-Ak sarayın yanında yer alan Millet Camii’n de Cuma namazı kıldırması belki de bir başlangıç olacaktır.
Erdoğan aslında çok şanslı bir liderdir zira iktidarı boyunca MHP hep kendisini desteklemiştir.
Bir önceki yazımda MHP eşittir AKP demiştim.
Belki bu sözlerime kızan MHP liler olmuştur ama ne derler Halep oradaysa arşın burada.
Bakınız TBMM meclis başkanlığı seçiminde Türkiye’nin AKP den kurtulması için büyük bir fırsat doğmuştu değil mi?
En azından AKP li bir başkan yerine tarafsız davranacak bir başkan olarak Baykal seçilecekti.
13 seneden beri ilk kez demokratik bir şekilde meclis başkanı seçilecekti.
Ne oldu?
Bahçeli’nin tavrı ile yine AKP ye altın tepside sunulmuş oldu.
***
Dün akşam (06.07.2015) CNN Türk’te Tarafsız Bölge’de gazetecilerin sorularını yanıtlayan Baykal çarpıcı bir bilgiyi gazeteciler ve kamuoyu ile paylaştı.
CHP Gurup Başkanvekilinin MHP’nin resmi bir yetkilisiyle buluştuğunu “Bir sıkıntı yok Baykal seçilebilir dediğini evine gelerek bizzat anlattığını söyledi.
Baykal, o görüşmeleri gerçekleştiren kişilerin adını da açıkladı.
Programa telefon ile bağlanan MHP Milletvekili Yusuf Halaçoğlu böyle bir açıklamanın olmadığını söyleyerek iddiaları yalanladı.
Bu yalanlaması ne kadar doğrudur bilinmez tabi. Çünkü Bahçeli gurubu serbest bırakacağını televizyon ekranlarında bir ara duyurmuş sonrada fikir değiştirerek boş oy atacaklarını söylemişti.
Bahçeli meydanlarda AKP’ye atar tutar ve en büyük düşmanıymış gibi davranır ama her sıkıştığında yanında olur.
Yani karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar hesabı…
Onun gırtlağını parçalarcasına bağırmasının hiçbir önemi olmadığını acaba MHP ye oy verenler görmüyorlar mı?
Halen nasıl bu adama inanıyorlar diyesi geliyor insanın…
Devlet Bahçeli de gizli bir AKP li ve Atatürk düşmanıdır bence.
Bakınız dün gece CHP’yi yalanlayan aynı Halaçoğlu bugün (07.07.2015) Mecliste yaptığı açıklamada neler söylemiş.
Siz Baykal’ı seçtiniz, bir muhalif adı altında AKP’nin tabiriyle dinsiz bir partinin, inançsız bir partinin adamını seçtiniz diye bize yükleneceklerdi…
Sizlerin AKP den hiçbir farkınızın olmadığını yukarıda söylemiştim.
Gerçek aydın, Atatürkçü MHP liler artık kiminle, kimlerle yol aldıklarını anlamalıdırlar.
Halaçoğlu denilen gafile de seslenerek yazımı bitirmek istiyorum.
Yazık; Sen, aklın rafa kaldırıldığı, düşünmenin, sorgulamanın olmadığı bir akıl tutulması içindesin halen…