Ana Sayfa Yazarlar Tünay SÜER – Gidiyoruz kıyamete…

Tünay SÜER – Gidiyoruz kıyamete…

396
0

Anayasamızın 2. Maddesi Türkiye Cumhuriyetinin bir hukuk devleti olduğu söyler…
Bunun anlamı;
Hukuk devletinin olmazsa olmazı, yürürlükteki hukuk kurallarını koşulsuz uymak ve uygulatmaktır…
Anayasamızın 11. Maddesi, “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır…
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz” demektedir…
Bunları bilmek için hukukçu olmamıza gerek yoktur.
Hukukçuların yazılarını okumak, tartışmaları izlemek ve araştırmak hiç değilse özgürlüğümüzü ilgilendiren yasalar hakkında bilgi sahibi olmamız çok önemlidir.
Okuma oranı çok düşük olan ülkemizde keşke bazılarımız en azından bu kadarcık bilgilenebilmiş olsa…
O zaman ülkemizde hukuk kurallarına uyulmadığını hatta hukukun katledildiğini bilir ona göre oy verirlerdi.
Çünkü hukuk bir gün herkese lazım olacaktır.
Bugün Türkiye’de hukuk anayasamızdaki gibi işliyor mu diye düşünecek olursak hukukun bir tek kişinin dudakları arasında olduğunu görürüz.
Bir yazımda Türkiye’de Allahtan sonra en büyük güç Erdoğan’dır demiştim.
Bunu kabullenmesi zor olsa da gerçek budur.
Yine Anayasamızın 11. Maddesi, “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır…
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz” demektedir…
13 senedir Türkiye’yi yöneten Erdoğan çıkarttığı torba yasalarla, ileriye dönük çıkarlarını hazmettirerek bu günkü konumuna gelebilmeyi hazırlamıştır.
Muhalefeti olmayan ülkede de kendisi için çok kolay olmuştur bu.
Bugün ona kızmaya hakkımızın olduğunu sanmıyorum.
Çünkü böyle olmasına bizler izin verdik ve onu büyüttük.
Dolayısı ile Türkiye’yi kendi elimizle bindirdik bir alamete, şimdi gidiyoruz kıyamete…
Erdoğan’ı durduracak bir merci kalmamıştır artık.
Geçmiş olsun…

***

Erdoğan kendisinin iktidarını sarsacak haberleri yapan gazetecileri, kendisine saygı göstermeyen kişileri her kim olursa olsun mutlaka cezalandırmaktadır.
Parmağını sallayarak “bedelini ödeyecek” “bedelini ödeteceğim “dediğinde er geç dediğini yapmaktadır.
Birkaç tanesini kısaca hatırlayalım.
ülkenin başbakanının katıldığı törende o korgeneral ayağa kalkmadı. Bedelini de ödedi. Gereği yapıldı, gideceği yeri buldu ”demişti.
Em. Kor General Engin Alan’ın Balyoz davasından yatmadığını bizzat başbakan Erdoğan’ın ağzından öğrenmiştik.
Tayyip Erdoğan’ın bir milyar doları var” diyen Tuncay Özkan’ın neden Silivri’ye kapatıldığını da bizzat yine ondan duymuştuk.
“Benim için, bir milyar doları var diyen şimdi Silivri’de yatıyor…”demişti.
Aydınlık dergisi genel yayın yönetmeni Deniz Yıldırım, Tayyip Erdoğan’ın işadamı Remzi Gür’le yaptığı telefon görüşmesini yayınladığı için Silivri’ye gönderilmişti.
Bu isimleri listelemeye kalksak köşeme sığmaz.

***

Can Dündar MİT TIR’larının durdurulması ile ilgili çıkan haberleri resimleriyle birlikte Cumhuriyet Gazetesinde yayınladıktan sonra TRT Haber’de canlı yayına katılan Başkomutan Recep Tayyip Erdoğan, MİT TIR’larının durdurulması ile ilgili çıkan haberler için avukatına talimat verdiğini söylemiş
Ve “Bu haberi yapan kişi bunun bedelini ağır ödeyecek öyle bırakmam onu” demişti.
İşte dün Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül, bu haberden ötürü tutuklandılar.
Bedel ödeyecekler…
Basına öteden beri sansür uygulanıyordu ama AKP dönemindeki gibi hiçbir zaman baskı uygulanmamıştı.
En yakın örneklerden birisi 6 Eylül 2015’te belirli kişi ve gruplar tarafından Hürriyet binasına düzenlenen saldırı ve gazeteci Ahmet Hakan’ın evinin önünde darp edilmesidir.
“Türkiye’de basın özgürlüğü vardır” demek mümkün müdür?
Basın özgürlüğümüz olsa 197 ülke içinde neden 134. Sıradayız?
Şu son olaylarla dünya çalkalanıyor adeta.
Yandaş basından iki kişi de bir televizyon programında Can Dündar’ın tutuklanmasına ilişkin “Casusluk dünyanın her yerinde suçtur, çok ağır cezayı gerektirir o cezayı da alacaktır” dediler.
Bu nasıl bir anlayıştır ya?
Mahkeme ise Dündar ve Gül’ü, ”devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etmek’ ‘ten tutuklamış.
Silivri’de buna benzer iddialarla aydınlarımız, komutanlarımız tutuklanmışlardı.
Devleti yıkacaklardı filan, falan…
Yıllarca boş yere zindanlarda ömür tükettiler.
Sonuç ne oldu, kumpas olarak tarihe geçti ve serbest bırakıldılar.
Onlar şimdi hepimizin gözünde birer kahraman oldular değil mi?
Yahu casusluğun da bir raconu vardır sanırım.
Bir gazetecinin haberi nasıl casusluk oluyor anlamadım gitti.
Ülkemiz adına utanç verici olaylar yaşamaktayız.
Basının özgür olmadığı yerde insanların özgürlüğünden söz edebilir miyiz?
Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinde imzası olan Türkiye bu gidişle mümkün olursa attığı imzayı da geri alacak.
Erdoğan ne Avrupa’yı ne dünyayı takıyor.
Rusya’ya kafa tutuyor, yeri geldiğinde Amerika’ya.
Ne var ki Amerika’dan vaz geçemiyor.
Oysa Amerika onu yanlış yönlendiriyor.
Tavşana kaç tazıya tut diyor.
Rus Uçağını vurmamız büyük hata idi.
Mesele masada çözülmeli kimsenin eline koz verilmemeliydi.
Erdoğan bugün Bayburt’tan Rusya’ya seslendi.
“Rusya’nın uçak meselesini bahane ederek, Suriye’deki askeri bağlarını güçlendirmesinin gerisindeki kurnazlığı da görmüyor değiliz.” Dedi.
Keşke şu ABD’nin de neler yapmak istediğini bir görse ve Esad takıntısından vaz geçse diyorum…
Bu günlük bu kadar, herkese sevgiler…