Ana Sayfa Yazarlar Prof. Dr. Tülay ÖZÜERMAN – 77 Yıl sonra… hala önde… hala lider!…

Prof. Dr. Tülay ÖZÜERMAN – 77 Yıl sonra… hala önde… hala lider!…

446
0

Saat 9’u 5 geçiyordu. Siren ve korna sesleri ile tüm yurttaşlar saygı duruşuna geçtiler… Otomobillerini durduranlar, durdurmakla yetinmeyip araçlarından çıkarak saygı duruşunda bulunanlar, işlerini bırakan inşaat, belediye işçilerinin, esnafın görüntüleri… akın akın Anıtkabir ve Dolmabahçe Sarayı’nı dolduran yurttaşlar… “Bu ne güzel bir ulus” dedirtecek her şey vardı o dakikalar ve izleyen saatlerde… Vefatından sonra 77 yıl geçtikten sonra bile hala ulusunun saygı ve sevgisi ile yaşatılan ve öncü vasfını koruyan bir lider Atatürk… Birlik beraberlik önüne yığılan tüm barikatlara karşın duygu ve düşüncede birlikteliğimize aracı olup, kuruluşunda öncülük ettiği ulusu devlet ile bütünleştirebiliyor.

                Atatürk’ün birleştirdiği ulusu ayıran siyasetin aksine; hiç kimse, kimseyi zorlamadı, kornalara basın, saygı duruşuna geçin demedi, kendiliğinden sahip çıktı ulus Atasına…Araçlara bindirilerek, binmeleri için çeşitli yöntemlerle ikna edilerek yürütülen siyasetin miting alanlarını doldurmak için girdiği onca zahmeti düşününce, ne kadar önemli kendiliğinden akın akın tören alanlarına koşan insan kalabalıkları. Özgür bir ulus düşlemişti: “aklı hür, vicdanı hür bir ulus”… Üzerindeki tüm baskılara karşın ulus bu dileğini hala O’nun manevi şahsında gösterebiliyorsa; ulusu suçlamak yerine, ulusun aklı ve vicdanı üzerinde ipotek koyarak kendine yer açan, yer bulan siyaseti izleyenleri sorumlu tutmak gerekmiyor mu?!…

               Ülkemizde siyaset özgür iradeleri eriterek yürütülürken; Atatürk, vefatından sonra geçen 77 yıl sonra bile ulusun özgür iradesini çalıştırabiliyor. Türkiye’yi kilitlendiği açmazdan çıkaracak en önemli kıstas bu. Korku ikliminde her gün biraz daha uzaklaştırıldığımız özgürlükler, giderek yok olan adalet duygumuz, siyasetçi ile giderek açılan mesafe… ve hala iradesini çalıştırabilen ve bunu borçlu olduğu liderine şükran duygusunu  gösteren bir ulus!…

               Katılımı sadece sandıkla özdeşleştiren ve iradelerin üzerinde kurulan çapraz baskılarla oluşturulan “milli irade”ye dayandırılan hamasete karşın,  yüreklerde sevgi ve saygı ile taht kurmuş bir lidere ve özgür iradeye özlemi anlatıyor 10 Kasım…

               Bugün en çok gereksinim duyduğumuz birliktelik için, yakın tarihimiz, kurtuluş ve kuruluş öykümüz en güçlü bağımız. Devlet olmamızın yolunu açan, kuruluşun öncüsü CHP’nin bu tabloyu çok iyi değerlendirmesi gerekiyor. Yaratılan çatlaktan akıtılan ayrışıma doğru sürüklenmek yerine, korku ikliminden ülkeyi çıkaracak bir güce, direnç için dayanağa gereksinim var. CHP, sürüklenmeye direnmeyi konuşmakla başlamalı.

              Bazı yazarlar, kolaycılığı seçerek, “CHP üzerindeki dinsiz parti yaftasını atmalı” önermesi ile  “dinsiz” yaftasını bir de kendileri yapıştırarak, partiyi din üzerine açıklamalar yapmaya, dolayısı ile siyasete dini alet etmeye davet etmek yerine; neden Atatürk’ün laiklik anlayışının asıl şu süreçte ne kadar önemli olduğunu anlatmayı seçmezler?

              Dini siyasete alet etmemek, vicdanları özgür bırakmak olması gerekendir…

              Atatürk’ün yapmaya çalıştığı budur.

              Laiklik dine karşı olmak demek değildir. Dinsizlik değildir.

              İnananların inançlarını özgürce yaşamaları için bir güvencedir laik devlet.  İnananların belli kalıplar içine alınmasının ve iradelerin tek tipleştirilerek kontrol edilmesinin önünde bir engeldir.

               CHP’yi dinsiz yaftası ile din alanına çekmeye çalışan ve din üzerinden yürütülen siyaseti sorgulamak yerine, algıyı pekiştirerek, partinin itildiği yerden çıkışını “din” üzerinden yürüyerek yapmasını telkin edenlerin de, kendilerini laik diye tanımlayan kesimden gelişi bir başka paradoks!..

               CHP’nin lider arayışına gereksinim yoktur. Lideri, hala ulusu birleştiren Atatürk’tür… Şimdi asıl olan, Atatürk’ün “hür akıl ve vicdan” özlemini yaşama geçirmeyi, ulusun yaşam biçimine dönüştürecek bir parti yönetimini iş başına getirebilmektir. Atatürk ve dönemini eleştirmesi telkin edilen sürecin ve aktörlerinin etkisi ile değil, partisinin dayandığı felsefeyi özümseyerek, parti tabanından gelen sese kulak veren; ayrıştırıcı, din eksenli, etnik kimlik eksenli dayatmalara direnç göstererek ulusu yeniden bütünleştirerek kucaklayacak bir siyaseti izleyecek yönetim kadrolarının oluşturulması çok mu zordur istenirse?!.. Bu istekliliği gösterecek bir parti yönetimi, ülkede giderek yerleşen korku siyasetinin dağıtılması için hazır olan kitleyi harekete geçirebilecektir.

            Ulus üzerine düşeni yaptı. Atasının yolunda olduğunu, tüm baskı ve sindirme politikalarına karşın, özgür iradesini çalıştırabildiğini gösterdi. Siyasetin mıhladığı yerde olmak istemediğini anlattı. Sıra muhalefetin mıhlandığı yerden çıkmasında!… CHP etrafında yapılan yönetimsel tartışmalara, “yafta” diyerek yaftalayanlar ve toplumu şuna oy verdi, buna verdi diyerek eleştirme hafifliğinde bulunanların söylemlerine bakarak değil; sevgi, saygı, minnet, şükran gibi güzel özelliklerini hala yitirmeyen ulusa bakarak katkı koyma zamanı şimdi…

              Atatürk, vefatından sonra hala önde, hala lider!… CHP’nin öncülüğünün önündeki engelleri konuşmak için fırsat olmalı yapılacak olan kurultay… Sonrasında günlerce süren toplantılar yapılmalı… Hiç kimse dışlanmadan!…

             Burada; siyasette birilerinin ayağına basarak, onları göndermeyi iş edinen ve sıkılmadan, gönderdiğini zannettiğine, “uğurlar olsun…” diyerek çapını/çapsızlığını gösteren ve bu şekilde, azaltarak partide yer sahibi olanların (rüzgara göre yön alan ve partili olamayan ekipçilerin) verdiği hasarı giderebilmek için, eski yeni demeden tüm kadroların katılacağı bir beyin fırtınasından söz ediyorum.

            Şimdiki Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, Atatürk ve ilkelerinden partiyi uzaklaştıran yönetimin mimarı olarak anılmayı istemiyorsa, bu sürecin önünü açmalı, partinin Atatürk ve ilkelerine bağlı olduğu için dışlanan kadrolarına “uğurlar olsun..” deme cüretini gösterenlerle partinin mıhlandığı yerden çıkamayacağını, şimdiki yapının ve kendisinin tutumunun ülkenin çıkmak istediği siyasete  toplumu mahkum etmekten başka bir işlevi olmadığını, “varmış gibi” (parlamentoya sıkışmış göstermelik) bir muhalefetin, doğurduğu vahim sonuçları göz ardı etmemeli, dıştan gelen telkinler yerine, partinin içinden, dipten, yok edilmeye çalışılan tabandan gelen eleştirilere kulak vermelidir.

            Atatürk’ün özlemini duyduğu “Aklı ve vicdanı hür” bir ulus için tek eksiğimiz bunu yaşamımızda sürekli kılacak siyasal irade!…