Ana Sayfa Yazarlar Prof. Dr. Tülay Özüerman – Kışlalı’yı rahmet ve saygı ile anarken…

Prof. Dr. Tülay Özüerman – Kışlalı’yı rahmet ve saygı ile anarken…

479
0

G. Vedel: -Demokrasi siyasal partiler olmaksızın yaşayamaz, fakat siyasal partiler yüzünden ölebilir de…-

Terörün aramızdan koparıp aldığı aydınlarımızın hepsine “demokrasi şehidi” adını verdik… Şimdilerde hemen her gün yeni şehit haberleri ile sarsılıyor, terörün acımasızlığı ile tekrar tekrar yüzleşiyor ve vahşet karşısında kahrolmanın ötesine geçemiyoruz. Bazı olaylarda tekli, bazen çoklu örgütlerle içimize sızmışlığının en üst makamları işgal edenlerce dillendirilip, sonlandırılamadığı terör, sadece bölge değil, giderek ülke coğrafyamızda da yaşamın parçası oluyor.

Bir zaman tembih ve telkin edilen “depremle yaşamayı öğrenmek” gibi değil bu. Çok daha vahim; huzur, güven, adaletle, dolayısı ile toplumsal birlikteliğimizle, geleceğimizle ilgili…

Terörle yaşamayı telkin eden sürecin şifrelerini kırmak siyasetin, özellikle muhalefetin görevi. Seçim üzeri muhalefet eleştirisi yaparak, dolaylı olarak iktidara destek vermek yerine, muhalefete görevlerini anımsatmalıyız.

AKP’nin ülkeyi sürüklediği yerden, kendisini sıyırarak çıkmasının yolu, kendisi ile koalisyon kurmaya hevesli partilerden geçiyor. Bu hevesi yaratan bir iklim oluştu.

Muhalefet sandığa adeta iktidar olmaya değil, koalisyon sözü vererek AKP’yi kurtarmaya gidiyor gibi bir algı var.

“Bugün yaşadıklarımızın sorumlularının vebalini paylaşmak üzere sandığa gidilmesinin ne anlamı var?” sorusunu her yerde duymaya başladık.

7 Haziran, AKP’nin hezimeti olacakken, algı yönetimi ile uzlaşmaz gösterilen muhalefeti yumuşatarak toplumu “AKP ile koalisyon şart” fikrine hazırlayarak muhalefete fatura çıkarmaya dönüştü. AKP; 1 Kasım seçiminde yeni hezimetle karşılaşsa da bunu koalisyonla zafere dönüştürme kampanyası da diyebiliriz buna. Kayıpları kazanca dönüştürmek de denilebilir.

Seçimler iktidarı değiştirmek için bir fırsat olmaktan çıkmış, muhalefeti sıkıştırmanın ve toplumu alıştıra alıştıra rejimi dönüştürmenin aracı haline gelmişse -ki öyle-, seçime değil, sandığa gidiyorsak, seçim temsilcileri seçmekten çıkmış, iktidarı yerleştirmeye hizmet eder hale gelmişse, en fazla düşünmesi gereken muhalefet değil midir? Ancak öyle bir yapı oluştu ki, tüm aktörler varlıklarını diğerini yaşatmaya borçlu hale geldiler.

Adı konulmayan(!) açılımın, isim değişiklikleri ile yaşamını sürdüren HDP’yi sistem partisi haline getirmeye yaradığı açık. Başka dille kimlik siyaseti meşrulaştırıldı. Sistemden giderek laiklik uzaklaştırılıp, din eksenli siyaset öne çekildi.

Etnik ve dini siyaset arasında sıkışan sistem partileri, sıkıştırıldıkları yerden çıkacak politikalar üretmek yerine, yaratılan çatlaktan akıtılan suya doğru yol almaya başladılar.

Direnene, “uzlaşmaz” denilerek ayar verildiği bu normalin dışına çıkmış durumdan mucize bekleyerek gidiyoruz seçimlere. Aynı yüzler ve benzer sözler ile bıkkınlığımızın farkında olsalar gerek, kanalların çoğu, futbol haberlerini arttırdılar. Gülmeceler, yarışmalar, diziler de eklemlenince, seçim haberleri garnitür gibi kaldı. Neyse o “üst akıl”, medya sektöründe de çıkıyor karşımıza… Hepsi birden benzer yayınlarla algımızı yönetiyorlar.

Çok kanallı tek sesli Türkiye diye özetleyebileceğimiz bir süreç!…

21 Ekim 1999’da aramızda kopardıkları Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’yı rahmetle anarken, O ve idealleri uğruna canlarından olanların özlemledikleri Türkiye bu değildi diye düşünerek, kayıplarımız adına üzüntüm katlanıyor. Kemalizm’i özümseyen ve “geçmişin bekçiliği değil, geleceğin öncülüğü” olarak tanımlayan Kışlalı’yı ve şahsında tüm demokrasi şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyor ve de kıssadan hisse olur umuduyla, O’nun seçimle ilgili görüşlerini paylaşıyorum:

“Seçimin demokrasi demek olmadığını, çağdaş diktatörlüklerin hemen tümünde seçimlere rastlandığını biliyoruz. Ama seçimin varlığının, o rejimin demokratikliğinin kanıtı olmadığı ne ölçüde gerçekse, seçimsiz bir demokrasinin düşünülemeyeceği de o ölçüde açıktır. Seçim, halkın ülke yönetimine katılmasının ilk ve vazgeçilmez koşuludur. Demokratik seçimin ilk iki önemli koşulu ise, farklı şeyler arasında seçim yapabilme hakkı ile genel ve eşit oy hakkıdır. Sadece benzerler arasında seçim yapabilmeye olanak tanıyan bir rejim, demokratik olmadığı gibi; bazılarının oylarına daha çok, bazılarınınkilere daha az temsil hakkı tanıyan, toplumun bazı kesimlerinin çıkar ve düşüncelerinin temsiline olanak bırakmayan bir rejimin demokratikliği de tartışmalıdır…….. Demokrasi, farklılıkları birlikte yaşama biçimidir. Çoğulculuk, sayıdan çok farklılıktan kaynaklanır. Bu nedenle de, çok partinin varlığı, gerçek bir demokrasi anlamına gelmeyebilir.”