Ana Sayfa Yazarlar Bu Ülkeyi Asla Bölemeyeceksiniz…

Bu Ülkeyi Asla Bölemeyeceksiniz…

319
0

Son zamanlarda ihaneti meslek edinen yeni bir “Aydın türü” türedi ülkemizde…  Üstelik, virüs gibi, bulaşıcı hastalık gibi hızla yayılıyor…

Peki, daha önce yok muydu? Elbette vardı. Hem de taa Atatürk’ün dönemine ve daha eskilere dek uzanır bunların tarihi… Ama o zaman bu kadar çok değildiler.

Özellikle bu yeni aydınlar, Özal’dan sonra çoğaldılar. “Eski Keskin solcular”ı, “Eski devrimciler”i değiştirip “Yeni Liberal” yaptılar…

Hani Nasrettin Hoca’ya sormuşlar:

– Hocam yeni ay girince eski ayı ne yaparlar?

“Bunu bilmeyecek ne var” demiş Hoca

– Kesip, kesip yıldız yaparlar…”

1980 darbesinden sonra, tehlike çanları çalmaya başlayınca,  bu çokbilmiş aydınlar (!) baktılar ki canları tehlikede, batan gemiyi terk eden fareler gibi dört bir yana kaçışmaya başladılar ve sığınma limanı olarak “liberal solu” keşfettiler…

Yani “Liberal solcu” oldular… Nam-ı diğer liboş…

Bunun iki yararı vardı onlara: Birincisi “solcu” görünüşlerini koruyorlardı. İkincisi, liberal düşüncelerle hem iktidarların hem de emperyalizminin dostluğunu kazanıyorlardı. Daha da önemlisi liberal sol düşünceyi savunan birisine ne hapishane ne işkence vardı…

80 sonrası içeri tıkılan, hücrelerde çile dolduran, idama mahkûm olan devrimcilerin durumu ortadaydı… “Onlar enayi miydi ki dünya nimetlerinden yararlanmak dururken gidip dört duvar arasına kilitlensinler…” Bu düşünceyle hareket ediyorlardı…

Bu dönek solcular, egemen güçlerin değirmenine su taşıyan, iflah olmaz, sol görünüşlü, sol sözcüklerle yazıp, konuşan aydın tipleriydi. Onlar ihanet erbabı kişilerdi…  Her dönemin iktidarı ile uyum içerisinde yaşamış, her hükümetle iyi geçinmişlerdi…

Pek, bunların ortak özelliği neydi?

En belirgin özellikleri Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı olmaları idi… O büyük devrimcinin Türk toplumuna yaptığı katkıları görmek istemiyorlardı. Onlara göre Mustafa Kemal, Cumhuriyeti halka rağmen kurmuş, devrimleri halka zorla benimsetmişti…

Onun için Kemalizm’le hesaplaşmak gerekiyordu…

İşte bu nedenle, kim Atatürk’e ve devrimlerine muhalefet yapıyor, kim Atatürk’e sövüp sayıyor, kim Kemalist Cumhuriyete karşı çıkıyor, hesaplaşıyorsa hemen onun yanında yer alıyorlardı.

İttifak yaptıkları partiler, kuruluşlar, örgütler ister şeriatı savunsun, ister bölücülüğü, ister emperyalizmi savunsun, bu, onlar için çok da önemli bir sorun değildi… Önemli olan Cumhuriyet dönemine karşı çıkmalarıydı…

Yaşamları boyunca bir “Sivil Toplum” teranesi, bir eşitlik, özgürlük masalı tutturdular… Kim orduya karşı çıkıyor, kim darbe masalını diline doluyorsa, hemen onunla güç birliğine girdiler…

Bu nedenle AKP’nin ve Recep Tayyip’in yandaşlığına, şakşakçılığına soyundular, iktidar soytarısı oldular… Fethullah Gülen’e övgüler dizdiler… Ergenekoncuları darbecilikle, faşistlikle suçladılar.

Onlar için tek demokratik araç “Seçim Sandığı” idi. Sandıktan Hitler de çıksa desteklenmeliydi. Direnişler, mitingler, grevler çapulculuktu…

Ulusalcılık, milliyetçilik, vatanseverlik, vatan… Bunlar çağdışı kavramlardı. Savaşların bitmesi için ulusalcılığın yok edilmesi gerekirdi. Çünkü savaşların kökeninde “milliyetçilik” ideolojisi yatmaktaydı ve bundan süratle kurtulup, “Dünya Vatandaşlığı” (kozmopolitan – kozmopolitizm)  yolunda mücadele verilmeliydi…

1980’lerde ABD, tüm dünyada yeni bir akım başlatmıştı. Bu akımın adı “yeni özgürlükçülük” anlamına gelen “neoliberalizm” idi.

Amerika’nın tek hedefi, Küreselleşme düşüncesini ön plana çıkarıp, ulusal bilinci yok ederek, devletleri dilediği gibi yönetmekti.

Bu programı toplumlara sevdirip benimsetebilmesi için yerli işbirlikçiler bulması gerekiyordu.

Bu işbirlikçiler kraldan çok kralcı olmalı, canla başla emperyalizmi savunmalıydılar. Dönek solcular bu iş için biçilmiş kaftan, eşsiz bir araçtı.

Liberal solcular, küreselleşmeyi sevimli gösterebilmek için evrensel kültür, özgür düşünce, serbest piyasa, sivil toplum, özelleştirme, demokrasi, insan hakları kavramlarını dillerinden hiç düşürmediler. Bol bol kullandılar. Neoliberal yoz kültürün yaygınlaşabilmesi için canla başla çalıştılar. Bu ihanet etkinlikleri ile Türkiye’yi ulusal değerlerinden ve Kemalist geçmişinden kopararak, Batı’nın yoz kültürüne teslim ettiler.

Aynı yıllarda, aynı akım Latin Amerika ülkelerinde de görüldü. Uluslararası sermaye, neoliberalizm silahını kullanarak oralarda da yer altı ve yerüstü zenginliklerini talan etmeye başladı.

Küba devlet başkanı Fidel Castro, “Neoliberalizm, emperyalizmin dünya çapındaki hegemonyasının bugünkü ideolojisidir” diyerek bu konuya dikkat çekmişti.

İşte bu dünya vatandaşları (!) Türkiyeli liboşlar şimdi çıkmışlar, “ETNİK MİLLİYETÇİLİK” üzerinden devrim yapmaya kalkışıyorlar… Bir avuç teröristi, bir avuç Kandil “Uyuşturucu Baronu”nu savunuyorlar…“Bir avuç terörist, bir avuç Kandil Uyuşturucu Baronu” diyoruz, çünkü halkın da onları desteklemediği kanıtlandı. Yüzbinler PKK’nın son kalkışmasını protesto etmek için ay yıldızlı bayraklar altında yürüyüşler, mitingler düzenlediler.

PKK günden güne eriyor, bitiyor…

Ama ne zaman ki PKK yara almaya, zor duruma düşmeye başlıyor, hemen bu liberal aydınların insancıl yanları kabarıyor, ağlama, sızlama ortamına girip teröristlerin avukatlığına soyunuyorlar… Ama şehit kınalı kuzular karşısında dut yemiş bülbüllere dönüyorlar… Feryatlar, figanlar onları ilgilendirmiyor.

Peki, adama sormazlar mı, hani sen tüm savaşlara, milliyetçiliğe karşıydın? Hani sen yeni özgürlükçüydün ve “Dünya Vatandaşlığını” savunuyordun? Ne oldu senin barışçı düşüncelerine?

Ama ağababaları, emperyalist Amerika böyle emrediyor: “Küreselleşin, globalleşin” diyor. “Etnik azınlıklar ve cemaatler, tarikatlar için özgürlük mücadelesi yapın” diyor. Çünkü o biliyor ki bir ülkenin sömürgeleşmesi, sömürülmesi o ülkenin parçalanmasından, bölünmesinden geçer…

Liboş da bu emir karşısında topuk selamı verip, hazır ol konumuna giriyor: “Baş üstüne efendim” diyor ve ülkemizde ne kadar tarikatçı, cemaatçi, ırkçı Ortaçağ artığı kuruluş, kişi varsa onlarla DÜNYA VATANDAŞLIĞI (!!!) altında işbirliğine girişiyor…

Ama buradan bir kez daha hem bu ihanet erbabı liberalleri, hem de patronları ABD emperyalizmini uyarıyoruz:

“KANDİL UYUŞTURUCU BARONLARI GİBİ SİZİN DE SONUNUZ GELDİ…

BU ÜLKEYİ ASLA BÖLEMEYECEKSİNİZ, PARÇALAYAMAYACAKSINIZ…

(alieralp37@gmail.com)