Ana Sayfa Yazarlar HDP Sevdalıları, Sizin “Yeter Artık” Demeye Hiç Hakkınız Yok…

HDP Sevdalıları, Sizin “Yeter Artık” Demeye Hiç Hakkınız Yok…

444
0

Recep Tayyip Erdoğan, Dağlıca Katliamından sonra, bir itirafta bulundu:

 “Tabi bu Çözüm Süreci bunlar (PKK – A.E) tarafından bir ihanetle değerlendirildi. Çözüm Süreci’ni bunlar adeta Güneydoğu’da, kısmen Doğu’da kendileri için silah stoklama süreci olarak değerlendirdiler. Çok ciddi bir silah stoklaması yaptılar. “

Sonradan farkına varmışlar!!!.

Daha önce de buna benzer itiraflar yapmıştı. Ne demişti?

“Ergenekon ve Balyoz operasyonlarındaki subay tutuklamalarına şahsım başta olmak üzere, tüm ülke yanlış yönlendirildi, aldatıldı…”

Ve Paralel Devlet konusunda:

“Dosyalar açıklandıkça imamları ile beraber kaçıyorlar. Pennsylvania’daki öyle kaçtı. Siyasete sonsuza kadar saygımız var ama ihanete tahammülümüz yok. Biz bunların hizmet ettiğini sanıyor elimizden gelen desteği veriyorduk.  Demokrasi talebinin arkasındayız ama bölücülüğe rıza gösteremeyiz…”

Ama daha önce AKP, bölücülere de paralelcilere de rıza göstermişti. Her ikisine de “Ellerinden gelen desteği vermişti…”

PKK’lı ve cemaat yanlısı tanıkların ifadeleri ile Türk komutanlarını, Türk askerlerini zindanlara doldurmuşlardı. Sonra da gidip Oslo’larda, bilmem nerelerde teröristlerle mücadele yerine, müzakereler yapmışlardı…

Başa dönecek olursak.  Peki, bütün bu işler olup biterken, yani “ Onlar saman altından su yürütürlerken”, sizin istihbarat birimleriniz, emniyetiniz ne yapıyordu? Cumhurbaşkanına hakaret edenleri toplamakla mı meşguldü yoksa?

Gerçi MİT yetkilisi Afet Güneş, Oslo görüşmelerinde, PKK yöneticisi Sabri Ok’a, şunları söylemişti:

“Şehirleri silah deposu haline getirdiğinizi biliyoruz…” Biliyordunuz da neden önlemini almadınız ve bu fidanların ölümüne zemin hazırladınız?

Sonra, her şey gözünüzün önünde gerçekleşiyordu. Yollar kesiliyor, kimlikler soruluyor, iş makineleri, TIR’lar ateşe veriliyor, işçiler, memurlar, hatta milletvekilleri kaçırılıyor, haraç alınıyor, vergi toplanıyordu. Sınırlarımız kevgire dönmüştü. Giren belli değil, çıkan belli değildi.

Siz bütün bunları görüyor, biliyordunuz, önlem alacağınız yerde orduyu, emniyet görevlilerini dört duvar arasına hapsederek elini kolunu bağlayıp, “Açılım sürecini” sürdürdünüz…

“Aman ha, açılım süreci zarar görmesin” diye, PKK’nın densizliklerine, saldırılarına, şımarıklıklarına karşı koyan, silah kullanan görevlileri bile cezalandırdınız… Hatta PKK kalkışmalarına kahramanca karşı koyan askerlerimizi “Çukurlara ceset attılar” diye sorguya çektiniz.

PKK, IŞİD vb. örgütlerin saldırılarından sokaktaki, sıradan bir vatandaş bile rahatsızlık duyarken, bir Başbakanın, bir Cumhurbaşkanının “Kusura bakmayın, yanılmışız, aldatılmışız… Bizim haberimiz yoktu” deme, diyebilme hakkı, lüksü var mıdır?

Ya yandaş yazarlara, HDPkoliklere, PKK sevdalılarına ne demeli? Başından beri PKK’yı ve onun siyasi uzantısı HDP’yi desteklediler. HDP’nin barajı aşabilmesi için, meydanlara çıkıp bir göbek atmadıkları kaldı…(!)

Bir terör örgütünden, bir emperyalizm işbirlikçisinden barış, özgürlük, insan hakları beklediler. Tıpkı şeriatçı örgütlerden “demokrasi” bekledikleri gibi… “Tekkelere, tarikatlara, cemaatlere özgürlük” diye yırtındılar…

Şimdi PKK katliamları karşısında “Ama bu kadar da olmaz ki, bu bir vahşet, kıyım…” demeye başladılar… Onlar da RTE gibi aldatıldıklarını söylüyorlar… “YETER ARTIK” diye feryatlar koparıyorlar. Hani şu bir zamanlar “Yetmez Ama Evet” deyip de sonra günah çıkaranlar gibi… Bir kısmı da Fuatavni’nin mesajlarından medet ummaya başladılar… Neymiş efendim, Türk ordusunun harekete geçmesi bir tertipmiş… Falan filan…

Ama bu PKK sevdalılarının, HDPkoliklerin “Yeter Artık” demeye hiç, ama hiç hakları yok…  Çünkü onlar “KÜRT AÇILIMININ BİR AMERİKAN AÇILIMI” olduğunu başından beri biliyorlardı. Çıkarları uğruna “Tecahül-i Arif” sanatı yapıyorlardı, yani, bilip de bilmezlikten geliyorlardı… Tabi, gerçekten bilmeyen saf (!) unsurlar da vardı, o ayrı konu…

Şimdi bu SAF (!) unsurlar için konuyu bir kez daha anlatalım:

Kürt açılımı emperyalist bir oyundur ve bu oyunun altında petrol savaşları vardır. Onların hedefi, etnik ırkçılığı ve dinsel ayrışmayı keskinleştirerek insanlarımızı birbirine düşürmek, ülkemizi ve devletimizi zayıflatmak, bunun sonucunda da yeraltı ve yerüstü zenginliklerimize konmaktır…

Eski CIA ajanı Henry Barkey 2 Kasım 2010 yılından bugünleri anlatıyordu sanki: KÜRTLERE ÖZERKLİK VERİN, YOKSA BÜYÜK KENTLERDE İSYANLAR ÇIKAR.

Ülkeleri etnik ve dinsel temelde bölme, yüzyıl öncesine, 1. Dünya savaşana dek uzanır. O zaman da emperyalist devletler petrole hâkim olmak, yeraltı ve yerüstü zenginliklerini ellerine geçirebilmek için savaş başlatmışlardı. 1. Ve 2. Dünya savaşları bir paylaşım ve bölüşüm savaşıydı ama 2. Dünya savaşından sonra emperyalist devletler taktik değiştirdiler.

Onlar artık ülkelere topla, tankla girmiyorlar. O ülkelerde kendilerine destek olacak, yayılmalarını ve egemenliklerini sağlayacak yerli ortaklar buluyorlar. Sömürüyü onlar aracılığı ile gerçekleştiriyorlar. Bir de girdikleri ülkelerde etnik, dinsel çatışmaları ateşliyorlar. İşte Irak’ın, Afganistan’ın, Yugoslavya’nın, Libya’nın ve Suriye’nin durumu… İşte Türkiye’nin bugün geldiği nokta…

Şimdiye dek tarihin gördüğü göreceği en büyük işbirlikçi, emir eri iktidar, AKP iktidarıdır. 2002 de PKK terörünü hemen hemen bitmiş olduğu bir konumdan alıp, ABD ve AB’nin yönlendirmesi ve emirleriyle Türkiye’yi bugünkü kaos ortamına getirdi.

Ondan sonra da halkla ve şehit yakınları ile dalga geçer gibi bana 400 milletvekili verseydiniz bu durumlar yaşanmazdı diyebildiler… Ama şurası doğru, gerçekten de bu sayıya erişselerdi, Anayasayı değiştirip, bir Kürdistan devletinin kurulmasına yardımcı olacaklardı…

İşte yalın gerçek budur ve Atatürk’ün ölümünden bu yana sömürgeci güçler bu amaca ulaşabilmek için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar ve 1946’dan sonra da kendilerine bekçi köpekliği yapacak bir kesimi kapılarına bağladılar… O yıllardan bu yana bu işbirlikçiler görevlerini efendilerinin sadık koruyucuları olarak, hakkıyla yapmaktadırlar…

2002’den bu yana, hatta Turgut Özal’ın döneminden bu yana yazdık. Çizdik. Dilimiz döndüğünce bu gerçeği anlatmaya çalıştık.

“Yapmayın, etmeyin, bu yol, yol değil. Yanlış yoldasınız. Yanlış uygulamalar içerisindesiniz. Terörle, teröristlerle barış olmaz, kardeşlik olmaz, dostluk olmaz. Siz dünyanın neresinde terör çeteleri ile barış ve kardeşliği sağlamak amacıyla masaya oturan bir devlet gördünüz?” dedik.

“Dünyanın neresinde emperyalist ülkeler etnik sorunlara ve dinsel kalkışmalara çözüm buldular. Bir ülkeye özgürlük getirdiler?” dedik.

“Emperyalizmle sırt sırta verip, işbirliği yapan bölücülerin ve din tacirlerinin bir ülkeye demokrasi, kardeşlik, özgürlük getirdiğini nerede gördünüz?” dedik.

Anlatamadık.

Şimdi yaşayarak ve görerek anlamaya başladılar…

(alieralp37@gmail.com)