Ana Sayfa Yazarlar Yaylasını Korumak İsteyen 70’lik Anaları Yerlerde Sürüklemek Hangi Yasada Vardır?

Yaylasını Korumak İsteyen 70’lik Anaları Yerlerde Sürüklemek Hangi Yasada Vardır?

253
0

AKP iktidarında görmediklerimizi gördük, duymadıklarımızı duyduk, yaşamadıklarımızı yaşadık…

13 yıllık dönemde yüzyıllık Cumhuriyet birikimleri yok pahasına satıldı. Talan edildi, iç ve dış yandaşlara peşkeş çekildi…

Suçsuz günahsız yüzlerce yurtsever aydın,  komutan hücrelere dolduruldu… Sonra serbest bırakıldı… “PARDON, yanıltılmışız, aldatılmışız…” denildi…

Onlarcası tedavisizlikten, bakımsızlıktan, kötü koşullardan hayatını yitirdi. İçlerinde intihar edenler oldu.

13 yıllık AKP döneminde tarım, hayvancılık bitirildi, sanayi çökertildi. İşsizlik, bir veba gibi sardı toplumu.

Açlar, açıklar, yoksullar ordusu yaratıldı.

Din alıp, din sattılar… Sadaka Ekonomisi oluşturdular.

İnsanları önce yoksullaştırdılar, aç, susuz bıraktılar, sonra bir tas çorbaya, bir parça ekmeğe muhtaç ettiler… 5 kilo pirinç, 4 kilo nohut, 6 kilo makarna ile uyutmaya, avutmaya çalıştılar… Bir taşla iki kuş vurdular: Hem sevap işlediler (!) hem oy kazandılar…

Sonra da taş ocağı, maden ocağı açmak, oteller yapmak, santraller kurmak için gözlerini yeşil vadilere, yaylalara, zümrüt yeşili ormanlara, berrak derelere diktiler… Yüzyıllık zeytin ağaçlarını kestiler. Karşı koyanları dövdüler, yaraladılar, esir aldılar…

Son yıllarda akıl almaz olaylara tanıklık ettik… Yaylasını korumak isteyen 70’lik analar yerlerde sürüklendi… Dövüldü, sövüldü, Hırpalandı…

Hangi kitapta yazar bu? Hangi yasada vardır? Dünyanın neresinde görülmüştür vatanını, yurdunu, doğasını seven, koruyan kadınların üzerine asker göndermek?

Dünyanın neresinde görülmüştür tek amacı yaylasını korumak olan kadınları “Çapulculukla” suçlamak?

Türk töresinde, Türk tarihinde var mıdır böyle bir gelenek? Yüzyıllar boyu baş tacı edilen analarımıza, bacılarımıza, ninelerimize duyulan saygıya ne oldu?

İki paralık hain, bölücü, bebek katillerine tek fiske vurmayan, vuramayan, tek söz söylemeyen, söyletmeyen iktidar, 70’lik analar karşısında aslan kesiliyor, kaplan kesiliyor…

Bu mudur sizin adaletiniz? Bu mudur sizin dindarlığınız?

Şu sıralar, ABD’nin planlayıp yönlendirdiği, “ılımlı İslam” temelinde,  bir karşıdevrim süreci yaşıyoruz. Yarı bağımlılıktan, tam bağımlılığa geçtik. Türkiye’yi şeriatçı ülkelerden ayıran laik, çağdaş yapı, yani 1923 devrimi yok edildi. Ülkemiz giderek Atatürk Türkiye’si olmaktan çıktı.

Atatürk’ün kadınlarımıza sağladığı haklar birer birer ellerinden alınıyor. İş yaşamından, sosyal ortamdan, politikadan uzaklaştırılıyor.

Dışlanıyor. Dört duvar arasına atılıyor. Tutsak ediliyor.

Aşiret, tarikat, siyaset ağaları, bu yoksul halkın ve özellikle kadınlarımızın yüzyıllarca kanını iliğini sömürdü. Beyinlerini batıl inançlarla, hurafelerle doldurarak, düşünme özgürlüklerini elinden aldı, Demokles’in kılıcı gibi yıllar yılı tepelerinde durdu, göz açtırmadı onlara. Baskıyla, dayakla dilediği gibi kullandı. Köleleştirdi.

Bu konuda Mustafa Kemal Atatürk şunları söyler:

“Yeni Türkiye, ne zamanı ne de ihtiyacı göz önünde tutmayan Mecelle’nin hükümlerine bağlı kalamaz. En medeni milletler derecesinde hukuki hükümlerimizi de iyileştireceğiz. Yüz sene, beş yüz sene, bin sene evvel yaşayan bir toplum için yapılan kanunlarla, bugünkü toplumları idareye kalkışmak, gaflettir, cehalettir…”  (22 Ocak, 1922, Atatürk’ün Bütün Eserleri c.14, 365)

Kadın anadır. Yardır. Sevgilidir.

Kadınsız yaşam olmaz. Yurt olmaz. Yuva olmaz. Mücadele de olmaz.

Ama bugün toplumun en çok ezilen, sömürülen, horlanan kesimi de onlardır.

Kadının kurtuluşu ülkenin kurtuluşuna, Ortaçağ düşüncesinin ve Ortaçağ kalıntılarının tümüyle yok edilmesine bağlıdır.

Emperyalizmin tümüyle kovulmasına bağlıdır.

Kadınlar da bunun bilincindedir. “Erkek egemen toplumda” onlar aşağılanmayı, şiddeti, sömürüyü, talanı, açlığı, yoksulluğu kanlarında, canlarında, yüreklerinde, beyinlerinde yaşıyorlar. Bu nedenle onlar artık tüm eylemlerin, direnişlerin ön saflarında yer alıyorlar.

Hidro elektrik Santralleri mücadelesinde onlar vardı. Börtüsüne böceğine, kurduna kuşuna, bin bir renkli zümrüt yeşilliğine altın arayıcılarının gözünü diktiği Madra dağlarında, KAZ dağlarında onlar vardı.

Tekel direnişinde onlar vardı.

İnsan hakları, özgürlük, vatan, Kemalizm savunmasında onlar var.

Türkiye’de AKP’nin satmadığı, özelleştirmediği bir dereler, ırmaklar, yaylalar kalmıştı, onları da ticaret kaynağı, rant kaynağı görüp, pazarlamaya kalkışınca karşısında Anadolu kadınını buldu.

Köy kadınları, Tortum’da, Çayeli’nde, Artvin’de, Rize’nin Çamlıhemşin İlçesi’ndeki Samistal Yaylasında makinelerin önlerine attılar kendilerini. Yaşlısı, genci ile… Canlarını siper ederek, yaşam kaynaklarının, can damarlarının heba olmasını önlemeye çalıştılar.

Bazılarının kucaklarında bebeleri vardı. Ağlaşıyorlardı…

AKP’nin korku imparatorluğu karşısında pısan, ürken, köşelerine çekilen ya da kahvehanelerde pinekleyen erkeklerden utanmıştım o günlerde…

Kurtuluş Savaşında erkeği ile omuz omuza yedi düvele karşı koyan Kara Fatma’ların, Şerife Bacı’ların Nene Hatun’ların, Senem Ayşe’lerin yüzlercesi, binlercesi bugün aynı yurtseverlikle sömürüye, zulme, şiddete, yobazlığa, emperyalizme karşı çıkmaktadırlar. Her eylemde, her direnişte, her mücadelede kadınlar var. Hem de ön saflarda…

 Bir ülkede kadınlar, ön saflarda sömürüye, zulme,  pisliklere karşı direniyorlarsa, korkmayın,  o ülkenin geleceği karanlık değil, aydınlıktır…

(alieralp37@gmail.com)