Ana Sayfa Yazarlar Ali ERALP – Yurtseverler, Birbirini Yediği Sürece ABD Emperyalizmi Ve AKP Hep...

Ali ERALP – Yurtseverler, Birbirini Yediği Sürece ABD Emperyalizmi Ve AKP Hep Tepemizde olacaktır…

344
0

Ülkemizde yaşanan son kanlı olaylardan sonra aydınlar, sanatçılar görüş, düşünce bildirmeye başladılar. Bu nedenle üç sanatçı topluluğu bildiri yayınladı…
Bu gruplardan birisi, “Sanatçılar Girişimi”, “Ülkenin içinde bulunduğu şiddet ve gerilim ortamının baş sorumlusunun Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunu” vurguladı.
İkincisi, “Türkiye Sanatçılar Birliği”, “Türk Silahlı Kuvvetlerimizin başlatmış olduğu vatan mücadelesinde, biz sanatçılar ve aydınlar, Mehmetçiğimizin yanında olduğumuzu belirtmek istiyoruz.” dedi.
Bu gruplardan üçüncüsü, “Bağımsız Sanatçı İnisiyatifi” de “Biz aşağıda imzası bulunanlar, sanatımızı barışın olduğu bir coğrafyada icra etmek istiyoruz. Savaşın hükmünü sürdürmek isteyenlere itirazımız var!” dedi.
Bu bildirilerin ardından da kavga, tartışma başladı… Çok ağır, zehir zemberek sözler söylendi. Sanki yıllarca yan yana, can cana mesai yapanlar, eylemlere katılanlar, birbirlerine övgüler dizenler onlar değildi. Eleştiriler yıkıcıydı… Can yakıcıydı…
Oysa ben bildirilerin tümünü okudum. Yanlış, yandaş bir şey yok… Tümünde de doğru, güzel şeyler söyleniyor. Ama eksikleri, noksanları var.
Nedir bunlar? Örneğin, “Sanatçılar Girişimi”nin yayınladığı bildiride “Şiddet ve gerilim ortamının baş sorumlusunun Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğu” söyleniyor. çok doğru bir saptama… Evet, bu yargı doğru. Ama eksik. Soralım şimdi:
“Peki, bu dökülen kanların, yok olup giden canların bir tek faili mi var? Bacak kadar yavruların okullarına bomba koyacak kadar gözü dönmüş, vahşileşmiş PKK’yı ve onlara ‘Bizim kara gücümüz’ diyen ABD’yi nereye koyacağız? Onların hiç suçu yok mu? Onlar sütten çıkmış ak kaşık mı? Neden tek sözcükle bile bunlardan söz edilmiyor?”
Yani Nasrettin Hoca’nın deyişi ile “ Kapısını, penceresini kapamayan ev sahibinin hiç mi suçu yok? Suç hırsızda mı sadece?
Türkiye Sanatçılar Birliği ise “Türk Silahlı Kuvvetlerimizin başlatmış olduğu vatan mücadelesinde, biz sanatçılar ve aydınlar, Mehmetçiğimizin yanında olduğumuzu belirtmek istiyoruz.” diyor.
Elbette “Mehmetçiğimizin yanında olacağız…” Elbette bir avuç teröriste karşı vatanımızı savunacağız. Vatanımızı böldürtmeyeceğiz. Bu bildiride de her şey söyleniyor. Gerçekler açık yüreklilikle savunuluyor ama RTE tertiplerinden, planlarından, onun savaş ortamını hazırlayıcı çalışmalarından hiç söz edilmiyor…
Üçüncü ve son bildiriye gelince, Bağımsız Sanatçılar İnisiyatifi, olaylara duygusal bir pencereden bakmış, şöyle diyor:
“Savaş hiçbir derde derman olmadı. Savaştan çare üretmeye çalışmak çaresizliği daha da derinleştiriyor. Bu beyhude çabaya gencecik canları kurban etmekten bir an önce vazgeçin!”
Barışı kim istemez. Kim çoluğunun çocuğunun kör bir kurşunla kara toprağa düşmesinden yana olur? Kim komşu ülkelerle karşılıklı saygı, sevgi, dostluk, karşılıklı çıkar ve huzur ortamında yaşamak varken savaşı tercih eder?
Ama bazen barışa ulaşmak için milletler savaşmak zorunda kalırlar. Kurtuluş Savaşında bağımsızlığı kazanabilmek için az şehit vermedik. O zaman bu gerekliydi. Bugün de yurdumuz bir terör örgütü belası ile karşı karşıyadır. Vatanı böldürmemek, milli değerlerimize sahip çıkmak için savaş gerekli olmuştur.
Yani haklı savaşlarla haksız savaşları ayırt etmesini bilmeliyiz. Bazen savaşlar dertlere derman da olabilir: Vietnam Savaşı, Kurtuluş Savaşı, Cezayir Savaşı gibi…
PKK, emperyalist ABD ile güç birliği yaparak ve onun yönetiminde ülkemize saldırdı. Hain pusularla fidanların ölümüne sebep oldu, kundaklamalar, yakma ve yıkmalarla ulusal birikimlerimizi yok etti. Bu vahşi saldırı karşısında elbette olup bitene seyirci kalamayız. Böyle bir ortamda “Kahrolsun Savaş, Yaşasın Barış” diyemeyiz…
Biz, “Düşman kardeşler” durumuna düşmeden ve kimseyi “hain” suçlamalarına girişmeden ve asla gruplaşmadan girişimcilerin bir araya gelip, ortak bir bildiri hazırlamalarından yanaydık.
Ülkemizin seçkin, dürüst yazarlarını, sanatçılarını bir araya getiren bu üç girişim grubu birbiriyle vatan savunması cephesinde anlaşamazsa, emperyalizme ve ortaklarına karşı Türk milletini nasıl tek hedefte birleştirecek? Bunun bir açıklaması var mıdır?
Gerçi sol kesimin bu bölünme, parçalanma alışkanlığı çok eski yıllara uzanır. İşte bu yüzden solun iki yakası bir araya gelmez, iktidar yüzü görmez. Hep muhalefet olarak kalır… Hatta bu bölünme, parçalanma alışkanlığı nedeniyle muhalefet görevini de doğru dürüst yerine getiremez…
Solun bu hastalıklı durumundan en çok da emperyalizm ve yerli ortakları yararlanır, birisi sömürüsünü sürdürürken, öteki de iktidarını korur…
Bu konuda Attila İlhan şöyle der:
“En büyük kötülük şu; Batı son 50 sene içinde Türkiye’de küçük küçük siyasi guruplar yaratarak bizi birbirimize düşürdü. Hâlbuki her şeyden önce bunların birleşmesi lazım ki vatan dokusu oluşsun.
Gazi’nin Ankara’da oluşunu bir düşünün. Gazi’nin bir tarafında Ziya GÖKALP vardı. Bir tarafında Yusuf AKÇURA, arkasında Mehmet Akif vardı ve Mustafa Suphi’yi de çağırmıştı.
İslamcı, Türkçü, Kemalist ve Komünist hepsi beraber olmasaydı bu savaşı kazanamazdı. Şimdi de aynı espri içine girmemiz lazım.”
Evet, Mustafa Kemal’in en büyük özelliği ayrıştırıcı, değil BİRLEŞTİRİCİ olmasıydı. Onun en yakın arkadaşları “Mandacılığı” savunuyordu: Yine de Yüce Önder onlarla bağını, ilişkisini koparmadı, onları uyardı, kazanmaya çalıştı… Zamanla hareket içerisinde tümü de “Tam Bağımsızlıktan” yana oldu. Birlikte emperyalizme karşı dişe diş mücadele verdiler…
Kimdi Bunlar? Bekir Sami Bey, Hüseyin Rauf Orbay, İsmet İnönü, Refet Bele, Ali Fuat Cebesoy, Halide Edip Adıvar… Onlar, Amerikan mandası istiyorlardı.
Bekir Sami Bey, tam bağımsızlıktan yana olanların boş bir hayal peşinde koştuklarını; memleketin rüştünü kanıtlayana değin geçici bir süre için yabancı bir hükümetin mandaterliğini kurtuluş çaresi olarak gördüğünü; kendisi ve arkadaşlarının Amerikan mandası taraftarı olduğunu ve Amerikalıların bunu en iyi şekilde tatbik edeceklerine inandığını söylemekteydi. (Sina Akşin, Ana Çizgileriyle Türkiye’nin Yakın Tarihi, s.126.)
Mustafa Kemal Paşa, Bekir Sami Bey’e; “Erzurum Kongresinde herkesin, ısrarla tam bağımsızlık istemekte olduğunu, böyle bir kongrede ne olduğu belirsiz Amerikan Mandaterliğinden söz edilmesinin doğru bulmadığını, hatta zararlı olacağını” bildirdi.
O, bölünmeye, gruplaşmaya meydan vermeden, BİRLİĞİ sağladı ve Kurtuluş Savaşı Atatürk’ün yönlendirmesiyle, dirayetli önderliği ile “Tam Bağımsızlık” hedefinde kazanıldı.
(alieralp37@gmail.com)