Ana Sayfa Yazarlar Tünay Süer – Mağdurum, aldatıldım.

Tünay Süer – Mağdurum, aldatıldım.

223
0

12 Aralık 1997 günü Siirt’te bir miting sırasında okuduğu şiirden sonra yaptığı konuşmada “Her devrin Firavun ve Nemrutları olduğunu, bunun karşısına çıkacak Musa ve İbrahim’lerin engelleri aşarak pislik dolu yolları temizleyeceğini” söylemişti.
“Halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği”
“inanç sömürüsü yaptığı” gerekçesi ile DGM tarafından 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.
4 ay hapis yattı.
Hapis günlerini Ergenekon davalarında zindanlara atılan yurtseverlerinki ile mukayese edersek, o krallar gibiydi.
“R. Tayyip Erdoğan, Bir Liderin Doğuşu” adlı kitapta 4 ay boyunda 30 bin ziyaretçinin gittiği ve balık partileri anlatılıyor. İki ahçı, iki garson VS.
Böyle mağduriyete can kurban…
***
Düşünüyorum…
Siirt’teki konuşmaya neden Musa ve İbrahim’i katmıştı.
Şimdilerde kendisini Musa veya İbrahim mi sanmaya başladı acaba?
Pislik dolu yollar derken neyi kasttetmişti?
Nemrutlar kimlerdi?
Bu soruların hepsinin cevapları var tabi…
Erdoğan bir projenin adamımıydı?
Yoksa çok mu şanslıydı?
Bence her ikiside doğruydu…
Anayasa değiştirildi ve şiir okuduğu şehirden 9 Mart 2003 de milletvekili çıkartıldı.
Sonrasında başbakan oldu .
Mecliste sayısal çoğunluğu ile Türkiye’de tek adam rejimi başladı.
Çıkarttığı torba yasaları millete kendi tabiri ile hap gibi yutturdu.
Yavaş yavaş cumhuriyetin temel taşları sökülmeye başladı.
Bu arada hem kendisi karun kadar zengin oldu hem de evlatları.
Döneminde hırsızlıklar,rüşvetler ayyuka çıktı.
17 Aralık yolsuzlukları tarihe geçti.
Darbe yapacaklardı dedi,mağduriyetini ilan etti.
Dört bakanını yargılattırmadı ayakkabı kutularından çıkan dolarları ve suçluları kayırdı.
Başbakanlığı döneminde 1500 odalı Kaç-Ak bir saray yaptırdı.
Daha sonra devletin en tepesine çıktı.
Ne para,ne ihtişam yetmedi hep daha çok istedi.
Nedense onu hiçbir şey mutlu etmedi.
Yedi Haziran seçimlerinde tek başına iktidar olamayınca yeniden seçim dedi.
***
Şimdilerde eski başbakan bozuk plak gibi yine mağdurum edebiyatına sığınmaya başladı.
Çünkü seçim zamanı yaklaştı.
12 Eylül darbe hukukunu değiştireceğim,ülkeye demokrasi getireceğim vaatleri ile iktidara gelmişti.
Oysa demokrasiyi araç ,dini sömürü olarak kullandı.
Bütün güçleri eline geçirdi.
Tabii bu arada cemaatle işbirliği içerisindeydi.
Erdoğan’la Gülen Cemaati -ya da kendi tercih ettikleri deyişle- Hizmet Hareketi arasında su sızmıyordu.
Kardeş kardeş geçiniyorlardı.
Cemaat devlet içide iyice örgütlenmişti.
Kendi iktidarlarına büyük tehdit gördükleri TSK’yı bitirme hareketini,Ergenekon,Balyoz gibi düzmece davalarla tasfiyeyi başlattılar.
Onlarca vatanseveri zindanlara tıktılar.
Buralara kadar hep el ele yürüdüler o yollarda.
Sonrasını yazmaya gerek yok.
Hakan Fidan olayının patlaması,dersanelerin kapatılması ve 17 Aralık yolsuzluklarının meydana çıkarılması ile Hizmet Hareketi sona erdi.
Erdoğan aldatıldığını söyleyerek kendisine darbe yapılmak istendiğini,
Devletin içinde paralel yapı olduğunu anlattı ve mağduriyetini ilan etti.
Aslında ikili arasında iktidar kavgasıydı ve güç elinde olan Erdoğan çatışmayı kazanmış görüldü.
***
Birkaç gün önce İstanbul Kadıköy’de bir İmam hatip okulu açılışında konuşmasında;
Yola çıkarken bir şey dedik. Önce eğitim, sonra sağlık, sonra adalet, emniyet dedik, ulaşım dedik.
“Türkiye 8 yıllık eğitim garabetini yaşadı. O ne büyük garabetti. Adeta şah damarımızı kestiler. Şah damarı kesilen bir insan yaşayabilir mi? Yaşayamaz.
Nesli o hale düşürdüler”dedi…
Vay vay vay!
Oysa Hızla değişen ve gelişen bir dünyada eğitim sistemlerinin kendilerini sürekli olarak yenilemeleri ve geliştirmeleri kaçınılmazdır.
Özellikle ilköğretim kademesinde yapılan düzenlemeler ve zorunlu eğitimin sekiz yıla çıkarılması daha nitelikli insan gücünün yetiştirilmesinde çok önemli bir kilometre taşı niteliği taşımaktadır.
Erdoğan dindar ve kindar gençler yetiştirmeyi istediği için Eğitimde milliliği sildi attı.
8 Yıllık eğitim onun içim garabetti.
Ona göre kadın evde oturmalıydı erkek ise kendisine biat etmeliydi.
Beş yaşındaki kız çocuklarının türbana bürünmesi ve eskiye dönüş onun için çağ atlamasıydı.
Düşünürün birisi aynen şöyle demiş:
”’Bir ulusu yok etmek için,illa ki atom bombası kullanmaya,uzun menzilli
füze kullanmaya gerek yoktur.
Ülkedeki eğitim seviyesi ve kalitesini düşürmek yeterlidir”…
***
600 bin imam hatip öğrencisinin zamanla 60 bine düştüğünü ama şimdi sabrın neticesinde şu anda imam hatiplerde öğrenci sayısı 1 milyon 200 binin üzerine çıktı.
Bunlar dayatmayla olmadı, zorlukla olmadı dedi.
Doğrudur .
Neden doğrudur çünkü İmam Hatip’te okuyan kişinin iş bulma sıkıntısı yoktur.
O mevcut hükümet tarafından destek görür,en iyi yerlere getirilir.
İmam Hatip okulları markalaşmış ve devleti temsil eden konuma getirilmiştir artık.
Devlet nedir,hükümet nedir dersek bu günkü durumda “anayasaya uymam o bana uysun “ diyen Recep Tayyip Erdoğan’dır.
Bana göre kendisinin dediği gibi şah damarı kesilmemiş, Atatürk’ü anlamanın,modern eğitimin önü kesilmiştir.
Bu ülkenin ölü yıkayacak on binlerce adamı varken akademisyenlere ,bilim,ilim adamlarına
,gerçek aydınlara ihtiyacı vardır.
Kültürel gelişimin ve sürekliliğinin sağlanmasının, demokratik bir toplumun oluşturulmasının, yaşam kalitesinin yükseltilmesinin ve insan niteliğinin geliştirilmesinin temeli modern bir eğitimden geçmektedir.
Kendi çocuklarını Amerika’da okutan eski başbakanımızın diğer çocukların gerici bir eğitimle birer rejim ve Atatürk düşmanı olarak yetişmelerini, vatanı değil sadece kendisini ve kendi ideolojisini sevmelerini istemektedir.
Aldatılmaktan,mağdur olmaktan bıkmayan bir görüntü içerisinde Türkiye’yi bu hale ,içinden çıkılmaz bir kaosa sürüklemiştir.
Ya aldatılmasaydı,ya mağdur olmasaydı, acaba daha neler yapacaktı düşünmek bile istemiyorum…