Ana Sayfa Yazarlar Gün, dayanışma ve Milli Mücadele günüdür!

Gün, dayanışma ve Milli Mücadele günüdür!

267
0

7 Haziran 2015 milletvekili genel seçimlerinin ortaya koyduğu sonuç ile önce zafer kazanmışçasına sevindik, sonra AKP’nin bunca yolsuzluklara, hırsızlıklara rağmen yine nasıl birinci parti çıktığına şaşırdık.

%41 AKP ve diğer üç partinin toplamı %60 olunca anlaşıldı ki bu üç partiden hiç birisi tek başına yeterli olamamış.

Bunun anlamı içinde AKP olmayan bir koalisyon hükümeti kurulabilirse ancak o zaman AKP den kurtulabiliriz demekti.

İmkânsız olduğunu TBMM’si Başkanlığı seçiminde gördük.

Üçü de ben dediler anlaşma sağlanamadı.

Meclisteki AKP harici üç partiye baktığımız zaman asla dayanışma ve milli mücadele içerisinde olmadıklarını gördük.

Olamazlardı da…

Bir kere MHP eşittir AKP. İdeolojileri hemen hemen aynıdır.

Yıllardır gizli AKP li gibi davranmıştır.

En önemli seçimlerde tam kurtulacağız derken taraf olarak AKP’yi desteklemiştir.

(Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı gibi…)

Meclis başkanlığı seçiminde bunu aleni belli etmiştir.

Şimdi, HDP ile yan yana gelmem teraneleri de tamamıyla blöf ve kendisini kurtarma çabalarından başka bir şey değildir.

Devlet Bahçeli’nin 13 senedir muhalefet yapar gibi kendisine bağlı seçmenleri de kandırdığı ortaya çıkmıştır böylece.

CHP’ye gelince;

Başına YENİ konulduğundan beri AKP diktatörlüğünün karşısında hiçbir varlık gösterememiş, yeni bir ideoloji, yeni bir program ve hedefler koyamamıştır.

Üstüne üstük gittikçe AKP ‘eşmiştir.

Kılıçdaroğlu ve ekibinin partiyi farklı bir yöne sürüklediği gerek halk, gerekse parti ideolojisine gönülden bağlı olan üyeler üzerinde büyük bir sıkıntı, bezginlik yaratmıştır.

Partiden Kemalistleri tasfiye ederek parti ile ilgisi olmayan Kürtçü Sezgin Tanrıkulu, PYD ’nin ABD desteği ile Kürt koridoru kurma girişimine destek vereceğini söyleyen Murat Özçelik, Atatürk’e kefere, kendisine “Çakma Gandi” diyen Mehmet Bekaroğlu gibi kişileri partiye alarak yönetim kadrolarına geçirmesi partiyi bu günkü başarısızlığa götürmüştür.

Parti artık Atatürk’ün CHP’sinden çıkmış bir başka yola sapmıştır.

PKK sempatizanları ve ben seçimlerde oyumu HDP ye verdim diyenlerle CHP işgal altındadır.

***

HDP’ye gelince fazla söz söylemeye gerek yok PKK’nın siyasal uzantısı olan bir partidir ve AKP ile anlaşmaları vardır. Dertleri bölücülük ve İmralı’dakine özgürlük sağlamaktır.

Şimdi kısaca bu üç partiye baktık değil mi?

Bunların kuracakları koalisyondan hayırlı bir şey çıkmayacağı bellidir.

Zaten Erdoğan’ın kendisini kurtarabilmek için AKP üzerindeki vesayetini sürdürüp, tekrar iktidar olabilmek isteği ortadadır.

Bunun için elinden geleni ardına koymayacaktır.

Sonuç olarak:

Birkaç bakanlık kapmak adına AKP ile koalisyon yapmak ve yapılacak yeni anayasadan Türk Vatandaşlığının kaldırılmasına, çözüm yasası denen bölücülüğe katkıda bulunmak vatan hainliğine eştir.

Kimse kendisini ve Halkı kandırmaya kalkmasın. Millet koalisyon filan istemedi onlardan.

Zaten Erdoğan karşı taraftan belirlenen kendisini yakacak hiçbir ilkeyi kabul etmeyecektir dolayısı ile koalisyon filan olmayacaktır.

O zaman yeniden seçime gitmelidir ama elbette bu partiler içindeki bu kadrolarla değil.

***

Bizleri koalisyon davaları ile oyalarlarken Suriye’de ülkemizi hedef alan emperyalist planları ve gelişmeleri gözden kaçırmamızı sağlıyorlar.

Geçtiğimiz Mayıs ayında CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin “Türkiye’nin iki gün içinde Suriye’ye gireceği iddiasını ortaya atmıştı.

Bu konu üzerinde fazla durulmamış, iktidar tarafından yalanlanmıştı.

Bununla birlikte basında “Reyhanlı olayı Erdoğan’ın Amerika ziyareti öncesinde Amerika’nın Suriye konusunda ikna edilmesi için düzenlenmiş veya göz yumulmuş bir kirli komplo mudur?” Soruları yer almış, Reyhanlı katliamını Suriye istihbaratına ait bir ekibin yaptığı iddia edilmişti.

Derken, Gürsel Tekin’in açıklamasından birkaç gün sonra Davutoğlu Suriye’nin Eşme Köyü’ne nakledilen Süleyman Şah Türbesine gitti ve basına da alaycı bir şekilde:

“İşte Suriye’ye girdik” dedi.

***

Amerikan Huffington Post gazetesi geçtiğimiz Şubat ayında ilginç bir iddia ortaya atmıştı.

“Türkiye ve Suudi Arabistan Esad rejimini devirmek için askeri bir ittifak kurmaya hazırlanıyor.

Türkiye karadan asker gönderecek, Suudi Arabistan da hava saldırılarıyla destek verecek”.

Ateş olmayan yerden duman çıkmazmış derler.

Görünen o ki bu yazılanlar, konuşulanlar artık iddiadan çıktı ve gerçeğe dönüşüyor.

Erdoğan’ın Suriye ihtirası Türkiye’yi büyük bir felakete götürüyor.

Bir Temmuzdan beri Gaziantep’ten gönderilen çok sayıda tank, hava savunma sistemleri, zırhlı muharebe araçları ve askeri personelin Suriye sınırına konuşlandırılması,

Ankara’nın Polatlı ilçesinden gönderilen top ve füze bataryalarının yer aldığı askeri konvoyun Suriye sınırındaki Kilis’e ulaşması boş değil her halde.

Kimse macera olsun diye bu kadar askeri gücü oraya yollamaz.

ABD ve İsrail ile işbirliği içinde olan Erdoğan’ı kim durduracak?

O her zaman söylediklerinin hep tersini yapmıştır. Yani mesele koridor moridor değildir.

Sarayında oturup milletin gencecik evlatlarını Suriye bataklığına göndermek kimsenin de hakkı ve haddi değildir.

O zaman kuşansın kılıçlarını, giyinsin zırhlarını geçsin ordunun başına, yanına oğullarını damadını da alsın ve savaşsın…

                                                                          ***

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç:

Suriye sınırına askeri sevkiyat ile ilgili  “CHP olduğu sürece, tıpkı 1 Mart 2003’te olduğu gibi hiç kimse Türkiye‘yi sonucu olmayan, bataklıktan öteye anlam taşımayan, hiçbir çatışma sürecinin içerisine sokamaz, dün sokamadı, bugün sokamaz, yarın da sokamayacaktır” dedi.

Kendisine soruyorum, 1 Mart tezkeresinde parti içi böyle miydi Haluk Bey?

Atı alan Üsküdar’ı geçmiş…

Bu saatten sonra ne yapacaksınız merak ediyorum…

Bence ivedi olarak halka gerçekleri anlatın ve gereğini yapın…

Çünkü bu bir milli mücadeledir…