Ana Sayfa Yazarlar Doğayı, Hayvanı, İnsanı, Yine İnsandan Korumak Gerekiyor…

Doğayı, Hayvanı, İnsanı, Yine İnsandan Korumak Gerekiyor…

334
0

İnternette bir haber:

“NEPAL’DE DÜNYANIN EN BÜYÜK KURBAN TÖRENİ… “ 5 milyon Hindu on binlerce boğa, keçi ve tavuğu kurban etti…”

Nepal’de düzenlenen ve Hindu tanrıçası Gadhimai’nin güçlerini onurlandırmak adına yapılan bu törende 250 binin üzerinde hayvan kesildi. Nepal halkı bu yolla dileklerinin gerçekleşeceğine inanıyor.

Festivalde boğaları kurban etmek için seçilen görevlilerden biri olan 44 yaşındaki Joginder Patel, İngiliz Guardian gazetesine yaptığı açıklamada “Ben bu festivali gerçekten heyecanla bekliyorum. Tanrı bu işi yaptığım için beni kutsayacak. Boğaları öldürmek sebze kesmek kadar kolay. Son festivalde 300 boğa öldürmüştüm ancak bu yıl sadece 175 boğa kurban ettim…”

Şimdi de Nepal’in ekonomik durumuna bakalım. Uygarlık düzeyi nasıldır, halkı ne ile geçinir?

Nepal, kalkınmışlık sıralamasında halen en alt sıralarda yer alan yoksul bir ülkedir. Halkın % 80’inden fazlası geçimini ilkel metotlar kullanılan tarımdan sağlamaktadır. Eğitimsizlik önemli bir sorun olup, sosyal doku Hinduizmin belirlediği hiyerarşiye ve kastlar sistemine dayanmaktadır. Ülkede yolsuzluk yüksek, bürokrasi zayıftır…”

Güney Asya’da Nepal halkı, hayvan kesiyor… Ortadoğu’da da IŞİD, ÖSO, El KAİDE insan kesiyor. Hem de kitleler halinde… Seller gibi kan akıyor…

YER GÖK KAN…

Güney Asya’da kast sistemi; Ortadoğu’da şeyhlik, aşiret, kabile sistemi, yani alt ve üst sınıfların keskin bir biçimde ayrıldığı feodal, sosyal bir yapı, dincilerin yönlendirdiği cahil, eğitimsiz bir toplum… Hepsinin üstünde emperyalizm…

Şu bir gerçek ki, geniş halk yığınları tarih boyunca, hep bir avuç varlıklı, özgür insanın, derebeyinin, burjuvanın emrinde çalıştı, ezildi, sömürüldü, limon gibi sıkıldı. Din sömürüsüyle kullanıldı…

Ama insanlık en hızlı, en modern, en bilimsel gelişimini kapitalist düzende gerçekleştirdi. Kapitalizmin efendisi burjuva, “dini, devlet ve “dünya işleri”nden ayırarak, boş inançları, bağnaz düşünceleri bir kenara bırakıp, Ortaçağ’ı sonlandırdıktan sonra bilime, teknolojiye yöneldi.

Aklı ön plana çıkardı.

Sanayide ve tarımda makine kullanımına geniş yer verdi. Üretimi artırmak, yeni pazarlar bulmak için her kaynaktan yararlandı. İnsanları ve doğayı sistemin bir parçası, bir dişlisi durumuna getirdi. Yeraltı ve yerüstü zenginliklerini, tüm dünyayı, fabrikasının ham madde deposu gibi gördü ve tepe tepe kullandı.

Sanayi atıklarını dilediği yere, dilediği gibi boşalttı. Doğanın açgözlü, yağmacı, plansız programsız yöntemlerle talan edilmesi; atıkların sorumsuzca denizlere, ırmaklara, olur olmaz yerlere boşaltılması, ozon, metan ve karbondioksit gazlarının atmosfere salınması, doğa-insan dengesini bozdu. Çevre kirliliğine neden oldu. Ormanların, suyun, gökyüzünün, denizlerin, derelerin kirlenmesi onu hiç mi hiç ilgilendirmiyordu çünkü. Ne doğanın dengesi ne insanların geleceği onun gündeminde yoktu…

TEK DÜŞÜNCESİ DAHA ÇOK PARA KAZANMAK, DAHA ÇOK MAL MÜLK SAHİBİ OLMAKTI.

Sanayi için ormanlar kesilip, doğa katliamı yapılırken ya da bir parça tarla ya da arsa kazanabilmek için cayır cayır yakılırken kılı bile kıpırdamadı. Onun sahip olmak istediği tek toplumsal değer, para ve zenginlikti… Bu hedefe ulaşabilmek uğruna durmadan koştu. Durmadan savaştı.

Daha çok üretmek, daha çok satmak, daha çok servet edinebilmek için her yolu denedi. “Kâr“ hedefine kilitlendi.

İnsanların, doğanın, hayvanların yaşam hakkı ona vız geldi, tırıs gitti. Proleterleri mülksüzleştirdi.  Onlara, ayakta kalıp; sağlığını, gücünü koruyacak, işyerinde üretim yapacak kadar bir ücret ödedi. Onların ekonomik koşullarını kendisi belirledi.  Çalışanların emekleriyle, artı değerleriyle zenginliğine zenginlik kattı. Her geçen gün biraz daha büyüdü. Büyüdükçe güçlendi. Güçlendikçe daha çok sömürdü, sömürdükçe daha çok semirdi.

KAPİTALİZM, EMPERYALİZME DÖNÜŞÜNCE…

Kapitalizm, bu büyüme ile birlikte emperyalizme dönüştü.

Bu kez tüm dünyayı, tüm insanları, tüm doğayı soyulup soğana çevrilecek bir meta, bir mal yerine koyarak, hedef tahtasına yatırdı. Burnunu devletlerin iç işlerine soktu. Onları yönetmeye başladı. Kredilerle, sanayi ürünleri ile siyasal baskı ve ayak oyunları ile az gelişmiş ülkeleri emperyalist sisteme bağımlı hale getirdi.

Doğal varlıklarını yağmaladı. Halkları, ırkları, ulusları, dinleri birbirine düşman etti. Savaşlar çıkardı. Onları birbirine kırdırdı. Böldü, yönetti. Yönetti böldü. Durmadan silah üretti. Silah sattı.

Amerika’da, Asya’da, Afrika’da, Ortadoğu’da çoluk çocuk, yaşlı genç demeden katliam gerçekleştirdi. Üzerlerine tonlarca füze fırlattı. Atom bombası attı. Milyonlarca insanın yaşamını yitirmesine, ailelerin dağılmasına neden oldu.

Servetini kan ve gözyaşı üzerine kurdu. Kanla beslendi. Kanla güçlendi. Ama İnsan kanı da yetmedi ona. Doğaya saldırdı. Kurtların kuşların, börtü böceğin, orangutanların kanı ile beslenmeye başladı… Endonezya’daki yağmur ormanlarını talan etti…  Ormanların yok edilmesiyle birlikte maymunların, fillerin, nesli tükenen gergedanların geleceği de tehlikeye atılmış oldu…

DÜNYANIN CİĞERİ

Uluslararası sermaye, dev gıda ve kozmetik şirketleri, ürettikleri ürünlerde kullanmak üzere, palmiye yağı elde etmek için gözünü Dünyanın ciğeri “Yağmur Ormanları”na dikti… Yağmur ormanları tüm dünyanın ciğeridir. Yağmur ormanları tüm dünyanın mülküdür. En değerli parçasıdır. En değerli varlığıdır.

İklim dengesini düzenlemede, solunan havanın temiz kalmasında çok önemli bir işleve sahiptir. Karbondioksit özümseyen çok zengin bir kaynaktır.

Küresel emperyalist şirketler için bunların hiçbirisinin değeri yoktu…

Peki, dünyada durum böyle de Türkiye’de farklı mı? Ormanlar, akarsular, kurtlar, kuşlar, böcekler koruma altında mı?  Onlar rahat yüzü görüyor mu? Örneğin İkiz Dere vadisi, zümrüt yeşili Kaz Dağları,  bünyesinde 1518 bitki barındıran Munzur, Munzur’un bağrında görkemli boynuzları ile özgürce dolaşan dağ keçileri, geyikler, yüz yıllık kaplumbağalar, bülbüller, keklikler… Onların gelecekleri nasıl?

Ne yazık ki bu soruya da olumlu yanıt veremiyoruz. Toplum düzeni gibi, onların gelecekleri de güven altında değil. Çünkü vurguncular bu kez de gözlerini doğaya diktiler. Doymak bilmiyorlar. Bu kez de doğada başlattılar talanı. Güzellikleri, canlıları, bin bir renk zümrüt ormanları, tarihsel kalıntıları yıkmaya, yok etmeye, yemin etmişler.

Peki, ne yapmalı? Uzatmadan, kısa ve öz söyleyelim:

Bu sorunun bir tek yanıtı vardır: Doğayı, hayvanı, insanı, yine insandan korumak için, tüm dünyada ve yurdumuzda Emperyalizm ve yerli uşakları derhal kovulmalıdır…

Bu sağlanmadan, ne doğanın, ne hayvanın, ne de insanın kurtuluşu gerçekleşebilir… Bu sağlanmadan hiç birisine rahat yüzü yoktur…