Ana Sayfa Yazarlar Takke düştü…

Takke düştü…

378
0

Koalisyon var hesapları ile hükümet kurmayı veya içinde olmayı başarı gibi göstermek asla bir başarı değil halkı aldatmaya kalkmaktır.  Şahsen partimin büyük bir hezimete uğradığını düşünmekteyim.

Nedeni; bu kadar yolsuzluğa bulaşmış, yıkılan bir AKP karşında CHP’nin % 40 gibi oy alması gerekirken bir puan dahi yükseltememesi, üstelik iki milletvekili kaybetmesidir.

Beş yılda 5 seçim kaybetmenin neresi başarıdır?

Şimdi partimin şu halini gördüğümde gerçekten çok üzgünüm ve emeklerimize acıyorum.

Referandumda Kadın Kolu başkanıydım ve inanır mısınız tabir caizse o vefakâr arkadaşlarımla birlikte gece gündüz demeden ölümüne çalışmıştık.

Aslında bizler Referandumdan çok önceleri, yarın seçim olacakmış gibi çalışmaya başlamıştık.

Oy potansiyelimizin düşük olduğu 4 mahallede kapı kapı gezerek beş bin kişi ile birebir konuşmuş, anketler yapmış, hem ikna etmeye çalışmış hem de partimize üye kazandırmıştık.

Bunun canlı şahidi o zamanki İlçe Başkanımız Sn.Türer Ercan ve yönetimidir.

Ölümüne çalıştık derken demagoji yapmıyorum yorgunluk ve sıcaktan tansiyonum 21 e çıkmış büyük bir tehlike atlatmıştım.

Bu çalışmalarımız ile Kadıköy’de CHP Kadın Kolu olarak adeta tarih yazmıştık.

Ön çalışma yaptığımız için referanduma hazırdık, elimizde mahallelerde tuttuğumuz raporlar vardı ve hiç bir Kürt kökenli vatandaşımızın bölünmeyi asla istemediğini öğrenmiş, raporlarımızı Genel merkeze göndermiştik.

Çalışmalarımız meyvesini vermiş, Kadıköy referandumda en yüksek oyla hayır demişti.

Bir de bugünkü durumuza baktığımızda kahrolmamak elde değil tabi.

***

Bütün plan projelere ve mükemmel vaatler ile reklamlara karşın böyle olmamalıydı.

Mesela, Kılıçdaroğlu ‘nun “ben Dersimli Kemalim” demesine rağmen Tunceli de bir vekil bile çıkartamamasının neresi başarıdır?

Ulusalcıları büyük oranda tasfiye ettikten sonra kendisinin seçtiği kişileri yönetime getirmesi ile bazıları tarafından büyük bir başarı beklentisi olmuştu.

Malum onlara göre de hep ulusalcılar ortalığı karıştırıyorlardı.

Neler yapmadılar ki?

İl başkanları, İlçe başkanları, İl kadın Kolları başkanları, ilçe Kadın Kolları başkanları, Gençlik Kolları toptan ya görevden alındılar ya da istifaya zorlandılar.

Böylece adına Yeni CHP denilen yeni bir kurum yaratıldı, tıpkı AKP’nin cumhuriyet değerlerinin altını oyması, yok etmesi gibi YCHP de adeta tulum çıkarttı.

Artık parti ilkelerinden sapan, tüzüğü hiç sayan bir CHP vardı karşımızda.

İçimiz kan ağlasa da sabırla bir gün tekrar kendi ideolojisine döner diye bekledik.

Kılıçdaroğlu ve yönetimi parti içinde muhalefet bırakmamış yalnızca kendisine biat edenler ile işbirliği içinde olanlarla baş başa kalmıştı artık.

Mademki muhalefet edenler bir sorundu o zaman tek başına iktidar olmaması için de bir sorun, bahane de kalmamıştı.

Ama başarı gelmedi, acaba neden?

Neden beş yılda iki genel, bir yerel, bir referandum ve cumhurbaşkanlığı seçimini kaybettik?

Bu kadar hezimete uğramışsak o zaman demek ki partide bir problem vardı.

Bunu içeridekiler hiç düşünmediler, düşünmek te istemediler.

Oysa milletvekillerimizden belirli çıkarlar için değil, vatan menfaati, ulusal bütünlüğümüz için o ceylan derisi koltuklarda oturmalarını isterdik…

***

Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık!

Şimdi AKP’nin halen birinci parti çıkmasına rağmen tek başına iktidar olamadığına göre mutlaka bir koalisyon hükümeti çıkarılacaktır.

Tamam da, nasıl olacak bu?

CHP’nin desteklediği (ki çok tuhaf çünkü hiçbir parti rakip partinin yükselmesini asla istemez) HDP’nin seçim öncesi vaatlerini kaldırıp çöpe atması ve PKK ile işbirliğini su yüzüne çıkartması çok uzun sürmedi.

Yalancıların mumları yatsıyı bile beklemeden söndü…

Çünkü onların özlerinde kalleşlik vardı.

Adı HDP olunca, Türkiye Partisi, kardeşlik filan sözleriyle içindekilerin düşünceleri değişmiş miydi?

Elbette hayır ama Türk Milletinin bir kısmı sırf AKP den kurtulalım diye, CHP’ nin de etkisiyle bu tehlikeyi ne yazık ki düşünmedi ve onlara bir kurtarıcı gözü ile bakarak tuzağa düştü.

Bakınız HDP ye oy verenler kardeşlerim;

Seçim kazanmalarının üzerinden henüz birkaç gün geçince maskeleri düşüverdi.

Takke düştü kel göründü!

Bizler yani partiden dışlanan ulusalcılar, bu adamların Kürt kardeşlerimizi asla temsil etmediklerini Emperyalistlerin maşaları olduklarını ve de tek amaçlarının onlar yararına Türkiye’yi parçalamak istediklerini biliyorduk.

Ama partimize sesimizi duyuramadık. Makul eleştirilerimizi, önerilerimizi yaptığımızda da bazı kişiler tarafından düşman ilan edildik.

***

Ne istedikleri baştan beri belli olan HDP’ nin yanında olmak ,olanları göz ardı etmek CHP’ye yakıştı mı?

Doğu ve Güneydoğuda hükümran olmalarına neden sessiz kaldılar acaba?

Atatürk büstleri yakılıp yıkılırken, devlet adına İmralı’da pazarlıklar yapılırken gerekirse bizde gideriz demek yerine Türkiye’yi neden ayağa kaldırmadılar?

Neden APO denilen terörist başının isteklerini mecliste komisyon kurulsun diyerek madde madde öneri olarak verdiler?

Kılıçdaroğlu, yönetimden habersiz ABD Büyükelçisi Françis Ricciardone ile otel odasında iki buçuk saat neler konuştu?

Tüm bu sorulara ve daha fazlasına hiçbir yanıt alamadık maalesef.

Şimdi Kandil ve HDP liler ne söylüyorlar bakalım.

“Bundan sonraki gelişmelerin nasıl bir seyir izleyeceği Apo’nun özgürleşip özgürleşmeyeceğine bağlıdır. Apo’nun özgürlüğünü düşünmeyen bir politikanın çözüm için adım atması mümkün değildir.”

İşte bu kadar…

Çözüm, çözülme süreci bitmedi ve daha yeni başlıyor demektir bu.

Silahları bırakmayacağını söyleyen PKK hâlen tehditler yağdırıyor.

Ortada büyük bir tahrik ve Türk Devletine hakaret vardır sözlerde.

Bu durumda nasıl hangi parti ile bir Koalisyon hükümeti kurulur?

HDP ve AKP den başka hangi parti bebek katilinin özgürlüğüne imza atabilir?

Ve CHP ile MHP yeni anayasada istenilen özerkliğe, vatanın bölünmesine Türklüğün kaldırılmasına nasıl imza atabilirler?

Böyle bir durum her iki partinin sonu ve Türkiye’yi bir iç savaşa götürmek olmaz mı?

 

 

Not: AKP’nin başlatmış olduğu çözüm süreci, demokratik açılım, APO’ya Erdoğan’ın Kürt oylarını alabilmek için verdiği sözler hem kendi başını yedi hem de Türkiye’yi daha büyük kaoslara sürüklüyor.

Tüm bunlar tabi ki Abdullah Gül’ün Powel ile yaptığı 2 sayfa dokuz maddelik anlaşmanın neticeleridir.

Tayyip Erdoğan’dan önce Abdullah Gül yargılanmalıdır. Bunu kimse göz ardı etmemelidir.

Zurnanın son deliğine geldik şimdi.

Bakalım önümüzdeki günlerde bizleri neler bekliyor. Hep birlikte göreceğiz…

Saygı ve sevgilerimle…