Ana Sayfa Yazarlar “Yiyin Efendiler Yiyin, Aksırıncıya, Tıksırıncaya Kadar Yiyin…”

“Yiyin Efendiler Yiyin, Aksırıncıya, Tıksırıncaya Kadar Yiyin…”

386
0

“Adalet mülkün temelidir.”

 

Her zaman, her yerde karşılaşırız bu özlü sözle. Ama daha çok mahkeme salonlarının duvarlarında rastlarız ona…

“Adalet mülkün temelidir” özdeyişini ilk kez Hz. Ömer’in kullandığı söylenir. Atatürk’ün sözüdür diyenler de var.

Burada “mülk” devlet anlamına gelmektedir. Mülk sözcüğünü “yönetim” olarak da alabiliriz. Yani  “Adalet, devletin temelidir ya da adalet, yönetimin temelidir” diyebiliriz. Ama bu sözde “mülk” kesinlikle mal, zenginlik anlamını taşımamaktadır.

Nasıl çevrilirse çevrilsin, nasıl yorumlanırsa yorumlansın, bu özdeyişte asıl vurgulanmak istenilen gerçek, devletin ve yargının vatandaşlarına adaletli davranması; hak hukuk sınırları içerisinde kalarak ona destek vermesi, arka çıkmasıdır.

Devletin ve iktidarların kalıcılığı, yüceliği buna bağlıdır.

Kimsesizlerin kimsesi olmak aynı zamanda onun anayasal bir görevidir de.

Peki, Türkiye’nin bugünkü ortamında adalet mülkün temeli olabilir mi?

Bu mümkün müdür?

Ya da şöyle soralım:

Günümüzde adalet mi mülkün temelidir, mülk mü adaletin temelidir?

 Bu soruları sormak en doğal hakkımızdır bizim. Çünkü nereye baksak, hangi yana dönsek “adalet”i değil, “adale”yi (kas) görüyoruz.

Bileği güçlü olan, varlıklı olan, suyun başını tutanlar hakkını fazlasıyla alıyor. Kendi hukukunu işleterek canını, malını, mülkünü koruyor. Korumak bir yana, durmadan artırıyor, çoğaltıyor…

İnsanlarımızın büyük bir çoğunluğu “Açlık sınırının altında” yaşarken, iş cinayetlerinde, madenlerde, asansörlerde, inşaatlarda yaşamlarını yitirirken, ülkemizde daha 18’inde, 20’sinde han hamam, gemicik, fabrika sahibi olan, gurur (!) duyacağımız süper (!) gençler yetişiyor.

Ama altta kalanın canı çıkıyor.

Öyle anlaşılıyor ki adaletten yararlanabilmek için de “mülk” sahibi, güç sahibi olmak gerekiyor.

Uzağa gitmeye gerek yok. Hapishaneleri dolduran milyonlarca yoksul vatandaşımıza bakmamız yeter. Türkiye’nin gerçeğini onlar tüm çıplaklığı ile ortaya koyuyorlar zaten.

Batı’nın en büyük mağazalarından giyinen, en lüks konaklama yerlerinde saltanat süren, dilediği gibi yaşayan bir mutlu azınlığın adaleti uygulanmaktadır bugün Türkiye’de.

İnsanlarımız sokakta yatıyormuş, açmış, susuzmuş, çoluğu çoçuğu perişanmış, yılda bir kez kurban bayramında et yiyormuş. Emekliler üç kuruşluk maaş kuyruklarında can veriyormuş.

Ne gam!..

Anlayacağınız, adında “Adalet” bulunan bir siyasi parti, Cumhuriyet döneminin en büyük adaletsizliğini yapıyor.

Onca tapeye, onca kanıta, tanığa rağmen dört bakan AKP’lilerin oyları ile Yüce Divan’a gönderilmekten kurtuldu…

Bu karar karşısında bize Tevfik Fikret’in dizelerini bir kez daha anımsatmaktan başka bir şey kalmıyor: “YİYİN EFENDİLER YİYİN, BU DEVR-İ İŞTİHA SİZİN, AKSIRINCAYA, TIKSIRINCAYA KADAR YİYİN…”

Gerçi bu sonuç herkes tarafından bilinen bir sonuçtu… AKP hukukundan daha başka bir şey beklenemezdi zaten… Ama bu sonuç ülkemizde “evrensel hukuk”un değil, AKP hukukunun işlediğini tüm yalınlığı ile bir kez daha gözler önüne serdi…

 Şimdi bu açık haksızlıklar ve uygulamalar karşısında günümüzde “Adalet mülkün temelidir” diyebilir miyiz?

Uğur Mumcu’nun uzak görüşlü düşüncesi ile, Siyasal İslamcı eğitim kurularından yetişen dünün çocuk öğrencileri bugünün savcısı, yargıcı, kaymakamı, valisi, milletvekili olmuştur… Gözünü budaktan esirgemeden kendilerine verilen görevleri bir kurşun asker gibi yerine getirmektedirler.

Nasıl yeriyordu “adaletsiz insanları” Özdemir Asaf:

 “İnsansız adalet olmaz / Adaletsiz insan olur mu? / Olur, olmaz olur mu? / Ama olmaz olsun… “  

Her yanı eşkıyalar sardı. Kum gibi… Giderek daha da çoğalıyorlar.

Diledikleri gibi at koşturuyorlar.

İktidar günümüzde, kendi hukukunu oluşturma mücadelesi veriyor.

 Aslında bu yaptıklarıyla Kendilerinin Yüce Divan dosyasının delillerini oluşturuyorlar.

 Ama Eninde sonunda Yüce Divan’da bunun hesabı sorulacaktır. Bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa bir başka gün… …”

Bugün teslim almaya çalıştıkları hukuk ve hukuk sistemi kendilerine de gerekecektir.

Bunu hiç akıllarından çıkarmasınlar…

(alieralp37@gmail.com)