Ana Sayfa Yazarlar Gürsel Tekin ne demek istedi?

Gürsel Tekin ne demek istedi?

312
0

İstanbul’da Perşembe akşamı sağanak halinde yağmur vardı.

Yağmuru, yağmur altında yürümeyi de severim,  sesine bayılırım, ille velakin şu korkunç gök gürültülerini hiç sevmem.

Çocukluğumdan beri beni çok korkutur, evde olsun, dışarıda olsun kuytu bir köşe, kaçacak bir yer ararım.

***

İleri teknolojide, artık ne zaman yağmur, kar yağacağı, fırtına çıkacağı önceden biliniyor.

Ben de akşam yağmur yağacağını öğrenince salonumun panjurlarını tedbir olarak gün akşama dönüşmeden kapatmıştım.

Yağmurdan önce çıkan fırtına ve bomba gibi patlayan gök gürültüleri gerçekten çok ürkütücüydü.

Ne yalan söyleyeyim, ilk anlarda savaş mı çıktı diye geçirdim içimden, korkum ikiye katlandı.

Durup dururken “bu savaş ta nerden çıktı, nerden geldi aklına kadın” diye düşünebilirsiniz.

Aklıma gelmezdi tabi ama CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin’in bu akşam ya da Cuma günü Türkiye’nin Suriye’ye gireceğini basınla paylaşması ciddi bir şeydi.

Tekin; kaynağının çok kuvvetli olduğunu, aynı kaynağın daha önce de Süleyman Şah Türbesi’nde askerlerimizin IŞİD‘in insafına terk edileceğini söylediğini hatırlatıyor.

Bu sözleri rast gele birisi söylese inanmazdım ama söyleyen Gürsel Tekin olunca insana ister istemez “acaba mı” dedirtiyor…

(Ayrıca Rusya ve Çin’in Akdeniz’de ortak tatbikat yapma kararları da bu düşüncelere dâhil tabii.)

***

Önümüzde çok önemli bir seçim var. Halktan çeşit çeşit duyumlar almaktayız.

AKP eriyor, seçimlerde yine kediler trafolara çıkabilirler, seçimleri iptal edebilmek için Suriye’ye savaş açılabilir,( Erdoğan başkomutan ya) PKK’ya çok taviz verildi, onların beklentileri var sözlerini tutmadığı taktirde iç savaş çıkabilir, ortalığı karıştırıp kaçabilir.

Tüm bunlara ilaveten birçok değişik varsayımlar ondan buna savrulup uçuşuyor. Gerçek bu…

Halk tedirgin ve yarınlarına güven duymuyor.

Eeee! Haksız da değiller yani. Türkiye cumhuriyet ilanından beri belki de hiç bu kadar mutsuz ve tehlike içinde olmadı.

Eski başbakan, tek parti dönemi şöyleydi, böyleydi der, küçümser ve yerer. CHP’yi yerden yere vurur kendince. Aslında vurmak istediği Atatürk’tür ya…

İnanın o günleri nerdeyse mumla arar olduk.

Yedi düvele karşı savaşmışız ve savaşı kazanmışız, ufkumuzu açmış medeniyete yürümüşüz birlikte. Uçaklar, fabrikalar yollar yapmışız üstelik Osmanlının borçlarını da ödemişiz.

Başımız dik, gururlu, bağımsız bir ülke olarak diğer mağdur ülkelere örnek olmuşuz.

Eski başbakan için bunların hiç önemi yok, onun derdi eskiye nasıl dönerim?

Nasıl tek başıma Türkiye’ye ve dünyaya hükmederim…

Kendisi, Osmanlının İstanbul’u fethetmesinden, Viyana kapılarına dayanmasına kadar olan sürecin özlemi içerisinde…

Bir yandan da içinde bulunduğu saltanatı kaybetme telaşında saçma sapan, makamına yakışmayan gösterimler sergilemekte…

Aslında CHP ‘ye teşekkür etmeli çünkü CHP olmasaydı bugün bulunduğu yerde olamazdı.

Sultan evladı olmadığı için padişahta olamazdı.

Bunları hiç düşünmüyor, şükretmiyor…

Allah’ın şanslı kullarındanmış ki yırtık pabuçla siyasete atılmış, tanrı yürü ya kulum demiş bugün dillere destan, klozetlerinin altın kaplama olduğu söylenen KAÇ- AK sarayında oturuyor.

Bu yetmiyor ona ve rahat değil.

Nasıl olacaksa “Türk usulü başkanlık” diye tutturması, dört yüz milletvekili istemesi de hep hayallerini gerçeğe dönüştürme arzusundan ileri geliyor.

Bunun ucunda yüce divanda yargılanma korkusu da var tabii.

Sanıyorum hem yargılanmaktan kurtulmak hem de ömrünün sonuna kadar hükümdar olmayı, debdebe içinde bir yaşam sürmeyi istiyor.

Bunun için elinden geleni yapıyor.

Makamına saygı göstermiyor ve bir partinin genel başkanı veya başbakan gibi hareket ederek her gün bir başka yerde mitingler düzenliyor.

Üstüne üstlük, ”Ben yüzde elli iki ile seçildim masraflarımı tabi ki devlet karşılayacak”diyor.

Türkiye böyle bir cumhur başını ilk defa görüyor.

Anayasa, baba yasa vız geliyor, alanlarda kendi bildiğini, istediğini okuyup gürlüyor.

Her şey bir yana da son günlerde mukaddes din kitabımızla siyaset yapması kendisine bağlı olanları bile şaşırtıyor.

Bu kadar da olmaz dedirtiyor.

Bir elinde Kuran bir elinde mikrofon, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hazırladığı Kürtçe Kur’an-ı Kerimi gösteriyor ve Kılıçdaroğlu‘nun, “Kenan Evren gibi Kur’an’ın istismarını yapıyor” sözlerine platformlardan yanıt veriyor.

“Sayın Kılıçdaroğlu, ben Kur’an ile büyüdüm, Kuran ile yaşıyorum. Onu sen kendine söyle. Kendi şahsında Kur’an’ın yerinin ne olduğu malum” .

Kılıçdaroğlu dinsiz mi yani?

Bunlar ne ayıp ne yakışıksız sözlerdir böyle?

Şahsen pes diyorum.

Din hiçbir zaman bu kadar siyasete alet edilmemişti.

Atatürk’ü sevgi, saygı ve özlemle bir kez daha anıyorum, işte bunun için laiklik demişti.

Ne yazık ki eski başbakan laikliği bir kesim halka dinsizlik olarak yaymaya çalışmış, bunda da nispeten başarılı olmuştu.

Ne var ki o kesim de bu kadar yalan, dolan, bu kadar savurganlık ve yolsuzluk karşısında gerçekleri yavaş yavaş anladı artık.

Bundan ötürü de AKP’nin oyları hızla erimeye, parti içinde aklıselim kişiler de yeter artık demeye başladı.

                                                         ***

Şimdi gelelim eski başbakanın Siirt’te söylediği sözlere Kılıçdaroğlu’nun şahsında tüm Alevi vatandaşlarımıza hakarete varan sözler ettiğinin farkında değil veya bilinçli olarak yapıyor.

Böyle yapmakla nereye varmak istiyor anlamak mümkün değil.

Kendisi Kuran ile büyüdüğünü söylüyor ama partisinin içinden bir bakanı bakara makaradiyor.

Müftüsü, Kuran pastası yaptırıp kesiyor afiyetle yutuyor.

Bir belediyesi Kâbe’yi Üsküdar’a taşır. Belediye başkanı, zemzem kuyusunun maketinden doldurduğu suyu da açılışa katılanlara dağıtır.

Bazı çok akıllı vatandaşlarımız da tavaf edip orada namaz kılmaya, Kuran okumaya kalkar.

Bu nasıl dindarlık ve nasıl dindir?

Hey Allah’ım, aklımı koru diye dua etmeye başladım zira iş çığırından çıkmaya başladı artık.

Yoksulluğun, yolsuzluğun, insanları aptal yerine koymanın bu kadar arttığı bir ülkede mutlaka bir şeyler olacaktır tabi ama umarım bu bir savaş olmayacaktır.

Savaş bu kadar kolay mıdır?

Amerika’nın Irak’ı işgal ettiği zamanı hatırlayalım. Patlayan bombaları sabahlara kadar yayınlayan televizyonlardan içimiz burkularak, uykusuz kalma pahasına izlemiştik değil mi?

“Aksi gerekmedikçe, savaş bir cinayettir” sözlerini Atatürk boşuna söylememiş.

İçerimiz karmakarışıkken başka bir ülkeye saldırmamızın anlamı nedir?

İktidarda kalmanın yolu bu olmamalıdır.

***

İki gecedir huzursuz ve dolayısı ile uykusuzum. Şu anda saat sabahın 4 dü. Allaha şükür Suriye’ye girmedik.

Göz kapaklarım ağırlaştı sanki. Anlaşılan uyku bastırıyor.

Hem yazıyor hem de düşünüyorum.

Gürsel Tekin bunu uydurmamıştır.

Neden uydursun ki?

Gündemi değiştirmek te istemez, haliyle bir şeyler söylendi ona. Bakalım arkasından ne çıkacak?

Bekleyip göreceğiz.

Ya böyle bir konu vardı hükümeti uyarmak için bunu söyledi, geri adım atıldı ya da nedir bilemiyorum.

Neyse yakında kokusu çıkar.

***

Bugün değerli sanatçımız Zeki Alasya’yı kaybetmenin hüznünü de yaşamaktayım.

Yerleri kolay dolmayacak, efsaneleşmiş tüm sevdiğimiz sanatçılarımız teker teker gidiyorlar.

Üzgünüm…

Geride kalanlara sağlıklar dilerim.

Türk sinemasının ve sevenlerinin başı sağ olsun.

Işıklar içinde yatsın inşallah…