Ana Sayfa Yazarlar Direnmek Yaşamak Demektir…

Direnmek Yaşamak Demektir…

369
0

Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığında, ülkemizin “vaziyet ve manzarai umumiye”sini (genel görünümünü) şöyle anlatıyordu:

”Düşman devletler, Osmanlı Devletine ve ülkesine maddi ve manevi saldırıya geçmiş: Onu yok etmeye ve parçalamaya karar vermiştir. Padişah ve halife olan kişi, kendi yaşamını ve rahatını kurtarabilecek çareden başka bir şey düşünmüyor…

…Burada pek önemli bir noktayı da belirtmeli ve açıklamalıyım. Millet ve ordu, Padişah ve Halifenin hainliğinden haberdar olmadığı gibi, o makama ve makamda bulunana karşı yüzyılların kökleştirdiği din ve gelenek bağlarıyla içten bağlı ve sadık…”

O günkü ortamla, bugünkü ortam arasındaki benzerliği fark ettiniz mi?  Saltanat, hilafet, şeriat yanlıları bugün de işbaşında. Atamızın deyişiyle halk, bu gün de “Yöneticilerimhainliğinden haberdar olmadığı gibi, o makama ve makamda bulunana karşı yüzyılların kökleştirdiği din ve gelenek bağlarıyla içten bağlı ve sadık…”

1923 Devrimi ile kurulan Atatürk Cumhuriyetini yıkıp, yerine şeriat düzenini ve yasalarını geçerli kılmaya çalışıyorlar…

6 yaşındaki çocukları babası, dedesi yerindeki adamlarla evlendirmenin yolunu açma mücadelesi veriyorlar…

Saraylarda Osmanlı kıyafeti giymiş yeniçeriler dolaşmaya başladı ve hepsinden kötüsü bütün bu yapılanlar karşısında muhalefet suskun, sessiz… Sanki üzerlerine ölü toprağı serpilmiş gibi…

Bir avuç bölücü, vatanımızdan toprak istiyor. Türkiye Cumhuriyetine kafa tutuyor. Toplantılarda bayraklarımızı yakıyor.

Fabrikalarımız, limanlarımız, arazilerimiz, ormanlarımız yabancılar tarafından işgal edilmiş. Yönetim onlarda. Türk ulusu adına onlar karar veriyorlar. Artı değerlerimizi, zenginliklerimizi yağmalıyorlar.

ANDIMIZ YASAKLANDI. ULUSAL BAYRAMLARIMIZ YASAKLANDI. LAİKLİK ÇİĞNENDİ. ÖĞRETİM BİRLİĞİ AYAKLAR ALTINA ALINDI. CUMHURİYET YOK EDİLDİ.

Yerden biter gibi imam hatip okulları, Kuran kursları, tekkeler, zaviyeler açılıyor.

Her çeşit şeriatçı ve faşist saldırıya karşı cumhuriyeti ve vatanı korumak artık her Türk vatandaşının görevi ve boynunun borcu haline gelmiştir… Victor Hugo’nun vurguladığı gibi: DİKTATÖRLÜK HAKİKAT HALİNE GELDİĞİNDE, DEVRİM HAK HALİNE GELİR…” Bu nedenle, baskıya, sömürüye, cumhuriyet yıkıcılığına direnmek insanların en doğal hakkıdır.

Baskıya, işkenceye, sömürüye boyun eğmek ise, yaşarken ölümü kabullenmek demektir. Çünkü toplumların ilerlemesi, yücelmesi kötü koşulların değişimi ile olur. Değişim ise her çağda direnme ve devrimlerle gerçekleşmiştir.

DİRENMEK YAŞAMAK DEMEKTİR.

1789 Fransız Devrimi olmasaydı, bugün ne kardeşlikten ne özgürlükten ne de eşitlikten söz edebilirdik. Feodal zulüm sürüp giderdi. 1923 Devrimi ve Mustafa Kemal olmasaydı, Türkiye Arabistan ya da Nijerya olurdu… Aydınlanmayı yaşayamazdık.

Atatürk,  yaşamı boyunca direnmeyi ve mücadeleyi seçti. Baskılar, tehditler karşısında asla yılmadı. Subay olduktan sonra Şam’a sürüldü. Daha sonraları Sultan Vahdettin onu ölüme mahkûm etti. Yine vazgeçmedi.

Şöyle diyordu:

“Ordu müfettişliğinden istifa edip de basit bir vatandaş olarak milletim ve vatanım için çalışmaya başladığım gün bütün bir düşman dünya içinde, kendimi en kuvvetli bir adam olarak buluyordum. Bu kuvveti bana, Türk ulusu davasının büyüklüğü ile vicdanım veriyordu. (Atatürk İhtilali, Mahmut Esat Bozkurt)

Kimse kimsenin yaşam hakkını elinden alamaz. Kimse canı istediği için Ortaçağ düzenini, Osmanlılığı geri getiremez. Cumhuriyeti yıkamaz… Kişi,  “Kendi yurdunda sürgün” olmamak için,  “Hak bildiği yolda yalnız” da olsa yürümesini bilmelidir.

Hiçbir koşul, “Ulusal Kurtuluş Savaşı” koşullarından daha ağır ve kötü değildir.

Türk ulusu o karanlık dönemi aşıp, aydınlığa nasıl ulaştıysa, bugün de ulaşacaktır. Bundan kimse kuşkusu duymasın.  Çünkü “Devrimin kanunu mevcut kanunların üstündedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafalarımızdaki cereyanı boğmadıkça, başladığımız yenilikçi devrim bir an bile durmayacaktır. Bizden sonraki devirlerde de hep böyle olacaktır.” (Mustafa Kemal Atatürk)

“Türkiye yedi düvele karşı kanla, canla, başla gerçekleştirilen bir mücadelenin sonucunda, şanlı bir “Kurtuluş Savaşı” ile kurulmuş, yüce bir ulustur. 1923 Cumhuriyet devriminin ürünüdür. Tarihi kökleri olan yedi bin yıllık bir devlettir.

Kimse bu vatanı sokakta bulmamıştır ve göz göre göre de onun parçalanmasına, şeriat cumhuriyetine dönüşmesine göz yummayacaktır…

Yeniden ateşten gömleği giyme zamanı gelmiştir. Bu ülke sapıklardan, şeriatçılardan, Cumhuriyet yıkıcılarından, sömürgecilerden ancak bir İkinci Kurtuluş Savaşı ile kurtulabilir.

BEN ÜLKEMİN BÖLÜNMESİNİ, EMPERYALİZME PEŞKEŞ ÇEKİLMESİNİ, ŞERİAT DÜZENİNE GEÇMESİNİ İSTEMİYORUM…” diyen herkes milli cephede birleşmeli, İkinci Kurtuluş Savaşının bir neferi olmalıdır…