Ana Sayfa Yazarlar Zulüm ile İşkence ile Hürriyeti Ortadan Kaldırmak Mümkün müdür?

Zulüm ile İşkence ile Hürriyeti Ortadan Kaldırmak Mümkün müdür?

408
0

NAMIK KEMAL bir şiirinde şöyle der: “Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ-yı hürriyet / Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten”

Yani günümüz Türkçesi ile “Zulüm ile işkence ile hürriyeti ortadan kaldırmak ne mümkün; eğer kendinde bir güç görüyorsan insanoğlundan idraki (düşünce, anlayış)kaldırmaya çalış.”

İktidar, yine sosyal medyaya, internete, bilgisayarlara yasaklar getirme hazırlığında… Yeni yasa teklifi ile “Başbakanlığa ve bakanlıklara herhangi bir yargı kararı olmadan internet sitelerine erişim engelleme ve içerik çıkarma yetkisi tanınıyor…”

Bu yasa geçerlilik kazanırsa, sosyal medyada sansür uygulama dönemi başlayacak…

Hemen burada bir noktaya dikkat çekelim: Sona yaklaşan, sonunun geldiğini sezinleyen diktatörler hep aynı yoldan geçip, aynı yöntemleri kullanırlar.

Su içer gibi yalan söylerler. Gerçekleri çarpıtırlar. Hem de halkın gözünün içine baka baka…

Utanmadan, sıkılmadan…

Sahtekârlıkları kanıtlanır, yalanları çürütülür, ama yine de diktatör bildiğini okur. Yalan söylemeye devam eder.

Çünkü haksızlıklara, hukuksuzluklara karşı çıkan, direnen insanlar çoğaldıkça o, koltuğunun yavaş yavaş altından kaydığını hisseder. Telaşlanır. Korkar…

Çünkü astığı astık, kestiği kestik kudretli dönemleri, ballı – kaymaklı günleri son buldukça,  o, iki kat daha hırslanır. Zalimleşir.

O, her diktatör gibi, çıkardığı kanunlar, faşist baskılar, korku imparatorluğu sayesinde, talan düzeninin sürgit devam edeceğini,  dünyaya direk kalacağını, halkını sonsuza dek koyun sürüsü gibi güdeceğini, sanır.

Onun en çok değer verdiği şeyler tahtıdır, servetidir, sahip olduğu geniş yetkileridir. Ne demokrasi, ne söz hakkı, ne özgürlük ne de insan hakları umurundadır. Yeter ki o tahtını korusun, saltanatını devam ettirsin. Bunun için yapamayacağı zulüm, takamayacağı maske, oynayamayacağı oyun yoktur.

Direniş karşısında artık o, her an renk değiştiren bir bukalemundur. Bir orta oyuncusudur.

Bugün ak dediğine yarın kara der, bugün doğru dediğine yarın yanlış der. Yeri gelir, söylediklerini tümden inkâr eder.

Artık bir zavallıdır o. Acizdir. Çaresizdir…

Çünkü bilincini, sağlıklı düşünmeyi yitirmeye başlamıştır. Hitler’dir o, Mussolini’dir…

Çıldırır. Zalimleşir. Zulmeder.

Tehditler savurur.  Öç alma duygusuyla dolup taşar. Cinayetler işler. Tüm vatanı işkence haneye, mezbahaya çevirir. Oluk oluk kan akar. Ama ne ölümler, ne yaralanmalar onu yolundan çevirir.

Polisler, sopalı sivillerle birlikte insanları saçından tutup, insafsızca yerlerde sürüklerken, tekmelerle kafasına kafasına vururken, kolunu bacağını kırarken, herkesin gözünün önünde beynine kurşun sıkarken, gaz bombalarını insanları nişan alarak ateşlerken kılı bile kıpırdamaz. Diktatör bu manzaraları keyifle, mutlukla izler. Tıpkı bir zamanlar, Deniz’ler asılırken onları büyük bir zevkle seyreden, sigarasını tüttürüp, sırtını ağaca dayayarak keyifli nefesler çekip havaya üfleyen Mahkeme Başkanı Ali Elverdi gibi…

Beyinler dağılır. Gözler patlar…

Diktatör dönüp bakmaz bile.

O, sabah akşam haktan, hukuktan söz eder ama herkesin gözü önünde cinayet işleyen polisi görmezden gelir.

Çünkü “Polis onun polisi”dir, “Vali onun valisi’dir”, “Emniyet amiri, onun emniyet amiri”dir…

Diktatörler korkak olur. 

Demokrasiden, özgürlüklerden, özgür ve bilinçli basından, aydınlardan, ışıktan korkarlar.  Kaçarlar.

Yarasa gibidirler. Karanlık işler çevirirler. Karanlıklara gizlenirler.

Sosyal medyada “paylaşım”lar yaparak düşüncelerini ortaya koyan, birbirleriyle iletişim kuran insanların  “Anayasal suç işledikleri”ni, bu yüzden “takibe” aldıklarını söylerler. Paylaşım yapanları tutuklayacaklarını ilan ederek korkutmaya çalışırlar.

Birbirleriyle sadece haberleşerek, fikir alışverişinde bulunarak, iktidarın vahşice uygulamalarını, talanlarını, kirli çamaşırlarını gün ışığına çıkaran yurtseverleri sindirmek, engellemektir asıl Hedefleri.

Şunu burada açıkça ve yüksek sesle vurgulayalım:

Sosyal paylaşım sitelerinde “Cebir ve şiddet” içermeyen, “Hükümet istifa”, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” çağrıları yapan vatandaşların bu eylemleri doğrudan düşünce özgürlüğü kapsamına girer.

ASLA VE KAT’A SUÇ DEĞİLDİR.

Yazışmak, söyleşmek, paylaşmak, eleştirmek, protesto etmek, direnmek vatandaşın en doğal anayasal hakkıdır. Bunu kimse engelleyemez. Engellemeye gücü de yetmez.

Kimse korkmasın, korkutanlara da kulak asmasın…

Dünyanın hiçbir yerinde, Muz Cumhuriyetlerinde bile mesaj atan, paylaşım ve yorum yapan insan tutuklanmamaktadır.

İktidar, sosyal medyadan çekindiği, onu büyük bir tehlike olarak gördüğü için bu yöntemlere başvurmaktadır.

Hani haksız da değildir. 42 milyon Facebook ve Twitter kullanıcısına sahip olan Türkiye, bugün dünyada altıncı, Avrupa’da ilk sıradadır. Bu, çok etkili, çok muazzam bir güçtür. Üstelik büyük bir çoğunluğu da aydın, bilinçli kimselerdir…

 Sosyal paylaşım siteleri günümüzde muhalefet partilerinin yapmadığı, yapamadığı görevi üstlenmiştir. Topluma direnç, mücadele aşkı aşılamakta, hak – hukuk, özgürlük mücadelesinde kılavuzluk yapmaktadır.

Sanal ortam eyleme geçmeseydi eğer, iktidarla muhalefet meclis çatısı altında “Al gülüm, ver gülüm” ilişkisi içerisinde, Meclis grup toplantı salonlarında söz dalaşı yaparak, kayıkçı kavgalarıyla, yığınların gazını alacak, sonra da kardeş kardeş geçinip, gidecekti.

Ama olmadı.

Yine Uygarlık kazandı.

Bilim, tüm dünyada yeni bir iletişim aracı yarattı. Kübalı, Venezüellalı bir yurtsever, bu iletişim ağı sayesinde Türkiyeli yoldaşı ile haberleşebiliyor, ona destek veriyor, güç veriyor, kan veriyor, can veriyor… “GEZİ DİRENİŞİ”NDE YANINDAYIM, SENİNLEYİM, DİRENİŞE DEVAM…” diyor.

İşte bunun için sosyal medya, egemen güçlerin korkulu rüyası haline geldi…

İşte bunun için iktidar sahipleri durmadan Facebook, Twitter kullanıcılarını korkutmak, sindirmek amacıyla tehditler, şantajlar savuruyorlar.

Ama Türkiye’de ve dünyada 42 milyon sosyal medya kullanıcısını içine alacak bir hapishane yapılmadı henüz…