Ana Sayfa Yazarlar Oyumu Vatan Partisine…

Oyumu Vatan Partisine…

388
0

Atatürk “Benim iki eserim vardır, birisi Türkiye Cumhuriyeti diğeri de Cumhuriyet Halk partisidir “ demiştir.

Peki, Cumhuriyet Halk partisi Atatürk’ün bu iki eserine sahip çıkabildi mi?

1923 ten 1950’ye kadar tam 27 yıl iktidarda kalan CHP, zaman içinde muhalefete düşmüş, koalisyon hükümetlerinde yer almış, tek başına iktidara yaklaşmış olsa da 65 yıldır neden iktidar olamıyor?

İktidar olamayışının sebebi nedir?

***

CHP Ecevit liderliğinde 14 Ekim 1973 yılında yapılan genel seçimlerde yüzde 33,3’lük oy oranıyla 185 milletvekili çıkarmasına, oy oranını bir önceki seçimlere göre 5,9 artırmasına rağmen çoğunluğu kazanamamıştı.

26 Ocak 1974 tarihinde Millî Selamet Partisi (MSP) ile koalisyon hükümeti kurarak Atatürk ve İnönü devrinden sonra böylece CHP den bir başbakan çıkmıştı.

CHP Ecevit’ten sonra bir daha başbakan da çıkartamadı.

Baykallı döneme baktığımızda halkın bir kesimine ne yaptıysa yaranamamıştı.

Hatırlarsanız Deniz Baykal ile iktidar olunmaz, hizipçi gibi bunlara benzer yığınla sözler yayılıyordu.

Baykal az olsun benim olsun hesabında ve iktidar olmayı düşünmüyormuş.

Bunların hepsi kötü birer propagandaydı.

Oysa Baykal son derece akılcı güncel tespitler yapmış halka her zaman gerçekleri anlatmıştır. Baykal, Türkiye’nin birliği, bölünmezliği, toplumun birliği konusunda çok duyarlı bir genel başkandı.

 (O halen  gerçek bir devlet adamıdır.)

Hangi partinin lideri iktidar olmayı istemezdi ki?

Baykal’a kaset komplosunun çıkartıldığı zaman CHP’nin oyları yapılan anketlerde yüze 28,otuzlardaydı.

Kaset zamanlaması bundan ötürü çok dikkat çekicidir.

Baykal’ı emperyalist güçler ve onların içerideki uşakları istemiyorlar başarısız olması için ellerinden geleni yapıyorlardı.

CHP’nin kuruluşundan beri, tam bağımsız Türkiye ilkesinden ne CHP ne de onun lideri olan Deniz Baykal asla ödün vermiyordu zira.

Kaset olayından sonra Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olması, üzgün örgütü canlandırmış ve Kılıçdaroğlu’na sevgi duyulmuştu.

İlk zamanlar partiye demokrasi getireceğini söyleyen Kılıçdaroğlu’nun  gittikçe değişmesi, örgütteki ulusalcıları temizliğe başlaması uzun sürmedi.

İlçelerin, İllerin neredeyse tüm yönetimleri, komisyon ve Kadın Kolları, Gençlik Kolları değiştirildi. Kimisi görevden alındı, kimisi istifa ettirildi. Delegeler yukarının istediği gibi yazıldı. Tek kelimeyle emek yok sayıldı.

Bunlar yetmezmiş gibi; partinin içine, özünde CHP li olmayan sağcıları, solcuları, Atatürk ve rejim düşmanlarını örgütün muhalefetine aldırış etmeden aldı.

Artık partide yardımcılarının katkıları ile birlikte tek adamcılığı oynamaya başlamıştı.

Dolayısı ile parti içi özgürlük mözgürlük sözleri de havada kalmıştı.

CHP gittikçe özünden kopuyor ve ideolojisinden saptırılıyordu.

AKP ile mücadele ederken ben kendimi 1930’lu- 1940’lı yılların CHP’si ile mücadele ediyormuş gibi hissediyorum “demesi ve Cumhurbaşkanı seçimleri için eski İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu’nu MHP ile anlaşarak aday göstermesi,

Yapılan tepkiler üzerine tıpış tıpış gidip oy vereceksiniz demesi milletle alay eder gibi olmuştu. Neticeyi gördük işte.

CHP’nin 18. Olağanüstü Kurultayında;

Ben Dersimli Kemal’im diyerek adeta Mustafa Kemal Atatürk’e ve Atatürkçülere meydan okuması,  “CHP iktidarında yerel yönetim özerklik şartını mutlaka getireceğiz” diyerek açılım denen bölünmeye prim vermesi, daha nice söylemleri ile halkın önemli bir bölümünü CHP den uzaklaştırdı.

                                                                                     ***

Ön seçim:

Sayın Kılıçdaroğlu verdiği bir röportajda ;”Kontenjan olarak kullandığımız sayı zaten çok kısıtlı. Ankara, İstanbul ve İzmir’de kullandığımız kontenjan sadece 26 kişi. Birinci sıralar kadın olunca, geriye kaldı 19 kişi..

Acaba aslı böyle mi yapıldı?

Ön seçim yapılması örgüt içinde bir devrim olarak sevinçle karşılanmıştı.

Önseçim demokrasi açısından,  ileri bir adım sayılsa,  partiler için bir örnek teşkil etse de, CHP milletvekili adaylarını belirlerken; tüzük gereği %85 ön seçim, %15 merkez yoklaması yoluna gitti.

550 milletvekilinin %15’ine tekabül eden sayı (83 milletvekili) genel merkezin istediği seçim bölgelerine kontenjan yoluyla yerleştirildi. Siyasi Partiler Kanunu’nun (SPK) genel başkanlara tanıdığı %5 kontenjan belirleme yetkisi kullanılınca Genel Merkez ön seçim yapılacak yerlerde sıralama yetkisini de kullanınca 115 milletvekilini doğrudan genel merkez atamış oldu. Bu durum örgütün aday belirlemedeki hakkını sınırlamış olduğundan, Kadıköy gibi demokrasinin kalesi olan bir ilçede katılım çok az oldu.

Milletvekili adaylarının çoğunu tanımayan ve CHP emekçisi olmadığını söyleyen örgüt durumdan hiçte memnun kalmamıştır.

Kontenjandan aday yaptığı vekil adaylarına baktığımızda henüz partiye üye bile olmamışErmeni kökenli Selina Özuzun Doğan’ı 1. Sıradan aday gösterilmesi abesle iştigaldir. Zira parti içinde partide emeği olan Ermeni kökenli arkadaşlarımız vardır.

Kılıçdaroğlu’nun birçok parti emekçisinin üstünü çizerek yeni yüzleri partiye alıp önemli konumlara getirmesi, partide tasfiye olayını gerçekleştirmesinden başka bir şey değildir.

CHP’yi değiştirmek uğruna bunca insana kucak açan Kılıçdaroğlu, CHP’de yıllardır siyasetin değişik kademelerinde deneyim kazanmış pek çok ismi de partiden uzaklaştırdı.

Kendisine ve yönetimine biat edecek kişilerle CHP nereye varacaktır göreceğiz.

***

 

Allah ışıklar içinde yatırsın Bülen Ecevit ‘te 1973 ve 1977 seçimlerinde CHP tüm adaylarını önseçim yolu ile belirlemişti., Arada dağlar kadar fark var.

Ankara, İstanbul, İzmir gibi illerde çok az sayıda kontenjan kullanmıştı. Ön seçimden önce de hangi sıralara kontenjan kullanacağını ilan etmişti. Bundan ötürü örgüte canlılık gelmiş, bu da başarıyı getirmişti. Kendisini saygıyla anıyorum.

CHP’nin iyi eğitim almış aydın, laik kesimden oy aldığını düşünecek olursak bu seçimlerde CHP nin işi zordur.

***

Basın tarafından şişirilen HDP

Selahattin Demirtaş’ın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 9.7 oy almasını CHP ve MHP’nin ortak adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’na tepki oyları olarak verildiğini düşünüyorum.

HDP’nin barajı geçmesi için gerek basında gözle görülen bir abartılı desteği gerekse CHP’yi mutlu etmesini de anlamış değilim.

HDP Güneydoğudaki oylarını artırmak için sahillere yöneltilen bir projenin partisidir. Ayrıca unutmamak gerekir ki HDP, PKK’nın siyasi, kravatlı uzantısıdır.

Efendim HDP Meclise giremezse oylar AKP ye gidermiş.(!)

Tıpkı Ekmeleddin örneği…

Bu bir aldatmaca ve diğer seçime giren  partilere haksızlıktır.

Neden ille de HDP?

Vatan partisi veya DSP gibi partiler hiç anılmıyor bunu da çözmüş değilim. Bildiğim kadarıyla Vatan Partisi çok çalışıyor ve içinde çok değerli komutanlar, akademisyenler, politikacılar, gazeteciler var.

Hepsi de Atatürkçü Kemalist kişiler.

Bu kişiler HDP’ in içindekilerden daha mı hainler, vatanı bölmek mi istiyorlar?

HDP Meclise gireceğine neden Vatan Partisi girmesin?

Bunu uyutulan halka iyi anlatmak gerek…

HDP barajı geçerse körün istediği tek göz Allah verdi iki göz misali AKP ile aynı amaçta oldukları için gereken neyse yapacaklardır.

Bakmayın birbirlerine atıp tuttuklarına. Hepsi senaryo,

Yani yeni anayasa ve başkanlık sistemi Türkiye’nin bölünmesi APO denen katilin özgürlüğüne kavuşması gibi…

Bunu kimler ister varın düşünün.

Ben CHP li olmasam şahsen bu düşünceler içinde oyumu Vatan partisine verirdim.

Oylarını HDP ye vermeyi düşünen herkesi bir kez daha düşünmeye davet ediyorum.

Saygılar, sevgiler tüm okurlarıma.