Ana Sayfa Yazarlar Avşar’ı cezalandıramazsınız…

Avşar’ı cezalandıramazsınız…

387
0

Her şey Başbakan Erdoğan’ın Taksim Gezi Parkı’nı yıktırıp yeniden Osmanlı kalıntısı Topçu Kışlasına dönüştürme inadı ile başlamıştı.

1936 yılında Atatürk’ün davetiyle Türkiye’ye gelen ve dönemin önde gelen şehir planlamacılarından olan Fransız mimar Henri Prost İstanbul’un Nazım Planı’nı oluşturmakla görevlendirilmişti.

İlk kez 1939’da yürürlüğe giren planda Prost’un ‘2 No’lu Park’ olarak tanımladığı ve Taksim’den Nişantaşı’na uzanan, oradan da Dolmabahçe Vadisi’ni de içine alarak denize kadar devam eden yaklaşık 30 hektarlık bölgede kesintisiz bir yeşil alan yaratıyordu.

Prost bu vadinin insanlara temiz hava aldıracak bir alan olacağını düşünüyordu.

İlk projede kışlanın sergi binası yapılması planlanıyordu.

Yine Prost tarafından çizilecek planda, tiyatro, sinema, istirahat salonları olacak, bu alanda büyük balolar verilebilecekti. Binayı Belediye ve Emlak Bankası’nın beraber yapacaktı. Yaklaşık 5 milyon liralık bütçesi hazırdı. Ancak düşünüldüğü kadar hızlı ilerlenemedi.

1940 yılında Prost, dönemin Belediye Başkanı Lütfü Kırdar’ın daveti ile tekrar gelmişti.   Taksim’deki Topçu Kışlasının yıpranmış olduğunu tespit etmişlerdi.

Kışlanın artık gerekli olmadığı düşünülmüş ve yeni Cumhuriyet’e yakışacak bir biçimde bir park inşa etmeyi birlikte kararlaştırmışlardı.

Nihayet 4 Eylül 1942’de park törenle açıldı. O zamanlar adı “İnönü Gezisiydi. Yani “Milli Şef” İsmet İnönü’nün adını taşıyordu.

***

70 yıldır ağaçları ve yeşillikleri ile İstanbul halkına nefes aldıran bu parkın tarihi değeri çok büyüktü.

Erdoğan’ın diktatör dediği İnönü zamanında yapılan, Topçu Kışlasının yıkılması tarihte hilafetçiler tarafından asla hazmedilmemişti.

Hiçbir iktidar Gezi Parkını yıkmayı düşünmemişken, Erdoğan sultanlık özlemi içerisinde olduğundan Osmanlıyı diriltmek isteği içerisinde Topçu Kışlasını yeniden inşa etmek istedi.

Aslında yeni Türkiye derken Yeni Osmanlı’yı kurmaktı amacı.

Bunun farkında olan halk yavaş yavaş tepkisini ortaya koyuyordu.

İst.Anakent Başkanı Kadir Topbaş, halkı yumuşatmak için yaptığı bir açıklamada Topçu Kışlası’nın buz pisti dahi barındıran sanat galerisinin olacağı kültürel aktivitelerin yapılacağı bir yapı olacağını söylemişti. Ancak Başbakan Erdoğan, Nisan ayında yaptığı bir açıklamasında “Belki rezidans, belki AVM olacak” demişti.

Gezi Parkı’nın Asker Ocağı Caddesi’ne bakan duvarının 3 metrelik kısmı Taksim Yayalaştırma Projesi kapsamında gece 22:00 civarında yıkıldı. 4-5 ağaç da taşınmak üzere yerinden söküldü. Taksim Dayanışma grubu eyleme başladı, 40-50 kişilik grup çadır kurup parkta sabahladı.

Gittikçe çoğalan topluluk genci, yaşlısı ile parkı yıktırmama direnişine başladılar.

Polisin acımasız saldırısı karşısında da 27 Mayıs 2013, Gezi olaylarının başladığı tarih oldu.

Türkiye geneline yayılan protestolarda Erdoğan’ın kahraman ve destan yazan polislerinin halka gittikçe daha sert ve acımasızca davrandığı görülüyordu.

Bu direniş hareketinde Geziciler tam altı şehit verdiler.

Kimisi polis panzerleri altında kalarak, kimisi kurşunlara hedef olarak ve Eskişehir’de Ali İsmail Korkmaz da darp edilerek beyin kanamasından canlarını verdiler.

***

Dünyaca ünlü Anonymous gurubu Taksim Gezi Parkı olaylarına ilişkin Twitter hesabından  bir video yayımladı.

Videoda, “Merhaba Türkiye hükümeti, 4 gündür dehşet içerisinde diktatörce davranan hükümete karşı barış içerisinde gösteri yapan kardeşlerimizin şiddet gördüğünü, dövüldüğünü, üstlerine tazyikli su sıkıldığını, gaz bombası atıldığını izliyoruz” deniyordu.

Fazla uzatmaya gerek yok bu acı olaylara hepimiz şahit olduk bazen de içinde olarak yaşadık.

***

Şimdi gelelim gencecik bir üniversite öğrencisi olan Aykut Alp Avşar’ın dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan’a “diktatör” dediği gerekçesiyle tutuklanmasına ve 1 sene 6 ay ceza almasına.

Bu büyük haksızlıktır.

Suçlu o mudur, yoksa…

Basit bir protestoyu halk isyanına döndüren kimdir?

Diktatör demek sadece bir sözcüktür ama Erdoğan’ın uygulamaları intikamdır. (Tıpkı kendisini ayakta karşılamayan Korgeneral Engin Alan’ı Ergenekon davasından zindana tıktırarak bedelini ödetmesi gibi!)

***

Ekonomisi çökmekte olan Türkiye’de sırf Atatürk’ten nefret ettiği için onun olan ve halka bağışladığı Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) üzerine 1150 odalık kaçak saray yaptırması tesadüf değildir.

Ankara’da saray yapması şart mıydı?

Veya ille de neden AOÇ.

Ama o öylesine hırslı ki, elinden gelse Anıtkabir’i yıktırıp oraya da saray yapar.

***

AOÇ, 1992’de ‘Doğal ve Tarihi Sit Alanı’ ilan edilerek koruma altına alınan çiftliği allem etti, kullem etti 2011 yılında AOÇ’nin ‘1’inci Derece Doğal ve Tarihi Sit’ alanı statüsünü ‘3’üncü Derece Doğal Sit’ alanına dönüştürdü ve ‘Tarihi Sit’ statüsü kaldırıldı

Aynı yıl çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile çiftlik arazisinin parçalanarak ya da tamamının adalet hizmetlerinde veya Bakanlar Kurulu’nca belirlenecek kamu hizmetlerinde kullanılması için bedelsiz olarak hazineye devredilebilmesinin önünü açtı.

Ankara Barosunun açtığı dava ile ‘Ak Saray’ için yıkım kararı veren yargıya ‘Güçleri yetiyorsa yıksınlar‘ dedi.

Bu yasaları tanımamasının itirafıdır, aynı zamanda bir suçtur.

Yasadışı kimler iş yapar bellidir. Adlarına ya terörist denir ya da başka bir şey…

Kanunlar ile cezalandırılırlar.

Eğer bu kimse devletin başında ise de sanırım diktatör denir.

***

Sözlüğe baktığımızda; “diktatörlük Devletin bir kişi ya da küçük bir grup tarafından mutlak denetim altında bulundurulduğu yönetim şeklidir” denmektedir.

Bugün bunu yaşamaktayız.

Meclis AKP tarafından işgal altındadır.

Orada Milli irade kalmamıştır.

Muhalefet milletvekilleri dövülmektedirler.

Tayyip Erdoğan çoğunluk gücü ile istediği yasayı torba adında çıkartmaktadır.

Hemen hemen salt güç Tayibin elindedir artık.

Tek kişinin yönetimine haliyle diktatörlük denilmez mi?

Ülkemizdeki siyasi kamplaşmada herkes birbirini diktatör olmakla suçluyorsa bu sözünde aslen önemi kalmamıştır ya!

O zaman TGB üyesi ve üniversite öğrencisi olan Aykut Alp Avşar’ın tutuklanması, bir sene 6 ay hapisle cezalandırılması komik olmaktadır.

Derhal gerçek hukuk işletilmeli ve bu çocuk özgürlüğüne kavuşmalıdır.

Sözlerimi şöyle bir soru ile bitiriyorum.

Ey Tayyip Erdoğan! Sen, Kutsallaştırılmış, yanılmaz ve mutlak güç sahibi bir lider misin?

Kendini böyle mi sanıyorsun?

Bence yanlış yapıyorsun.

Vakit varken bu yanlıştan dönmeni tavsiye ederim.

Herkes için hayırlısı budur çünkü.