Ana Sayfa Yazarlar AKP-CHP-MHP Koalisyon Hükümeti

AKP-CHP-MHP Koalisyon Hükümeti

300
0

Gözümüz aydın, üç partinin isteği ile PKK açılım diğer adıyla bölünme yasası kabul edildi.

Bu yetmedi Milli Eğitim Birliği de fiilen yok edildi.

Okulların çoğu İmam Hatiplere dönüştürüldü. Şu anda bir milyona yakın dindar ve kindar gençlik yetiştirilmektedir. Bu da yetmedi o okullarda bundan böyle Türkçe konuşmak yasaklandı ve Arapça konuşulması emredildi.

Türbanı ben getireceğim, Türkiye’de Laiklik sorunu yoktur diyen Sn. Kılıçdaroğlu şimdi eseri ile öğünüyor mu acaba?

                                                           ***

Kılıçdaroğlu bazı konularda bağırıp çağırarak güya AKP ye karşı geliyormuş havasında, adeta bir Tulûat sergilemektedir.

Böylece milletin gazını almaya çalışmaktadır.

Bu açılım, bölünme yasasına onay vermekle bence CHP de halkın gözünde bitmiştir.

5 Eylülde yapılan 18. Olağan Kurultayda Kılıçdaroğlu;

“CHP çağdaş bir partidir. CHP’nin genlerinde Kuva-yı Milliye vardır”

“Bir ülkeyi yönetirken ya ülkeyi ileriye taşırsınız ya da geriye götürürsünüz.”

“İçinde yaşadığımız tablo Türkiye’nin çağdaşlıktan kopuşudur. CHP üç büyük devrimin altında imzası olan partidir.”

“CHP cumhuriyeti kuran partidir. CHP çok partili rejimi getiren partidir. Diyerek yüksek perdeden konuştuğunda o küçük salona adeta hapsedilmiş, kendi seçmiş olduğu delegenin bir kısmından haklı olarak çokça alkış aldı. Dedikleri doğruydu çünkü.

***

Sonra Şimdi ikinci değil dördüncü devrime hazırlanıyoruz.(!) Özgürlük ve demokrasi devrimi” (!) dedi.

2011 yılında Hakkâri’de yaptığı “Avrupa Yerel Yönetimlere Özerklik Şartı’ndaki çekinceleri kaldıracağız” demişti.

Olağan Kurultayda da derinliğine nüfuz etmeden:

“Ben Dersimli Kemalim! Avrupa Özerklik Şartı’nı kabul edeceğim” diyerek, Abdullah Öcalan ve PKK’nın ana taleplerinden birini yerine getireceğini ilan etmiş oldu.

Bu ne lahana turşusu bu ne perhiz derler buna…

Salonda bulunan bazı Alevi kökenli delegelerin o anda bu sözler hoşlarına gitmiş olabilir.

Ne var ki bu sözleri mutlaka daha sonra aralarında tartışma konusu olmuştur tahmin ediyorum.

Zira Dersim veya Tunceli, bir coğrafyanın adı değildir.

Dersim Ortaçağ ve Derebeyliktir, Tunceli ise Cumhuriyettir.

                                                             ***

Kılıçdaroğlu’nun durup dururken  “Ben Dersim’li Kemalim” “Devrimci Kemalim” diye haykırması ve bunu birkaç kez tekrarlaması birilerine adeta bir mesaj niteliğindeydi.

Bu sözleri neden söylediğini,  4. Devrim demekle neyi hedeflediğini o kurultayda bir tanrının kulu kalkıp ta sormadı kendisine.

Oysa Atatürk’ün partisi CHP genel başkanının böyle konuşmaya hakkı yoktur. Hele hele cumhuriyet kurumlarının tek tek yıkılmasına göz yummak, iktidarla işbirliği içinde olmak haddi de değildir.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında 1919 ruhunun, Cumhuriyet kazanımlarının, çağdaş edinimlerin, sosyal hakların, özgür birey oluşumunun eseri yoktu.

Aslında CHP liderinin gerek örgütünü, gerekse destekleyen seçmenini yüreklendirecek projelerini anlatması ve mücadele ruhu ile içtimai bir doktrin yaratması gerekirdi.

Aksine cumhuriyet tarihimizle elbette yüzleşeceğiz demesi Dersim dediği Tunceli üzerinden Kemalist Devrimle hesaplaşma isteğidir.

Sokaktaki halk bunu söylemektedir. Atatürk ilkelerinden asla ödün vermeyen örgüt bunu söylemektedir.

***

YCH kendi ilkelerine ihanet içinde, AKP in tüm politikalarını destekleyerek yaptığı yanlış politikalar ile bölücülüğe ve dinciliğe göz kırparken örgütten ve halktan haliyle sesler yükselmeye başladı. Bunu kimse yadsımamalıdır.

Bu sesleri bir diktatör uygulamayla disipline vererek susturmak, partiden atmaya kalkmak çözüm değildir. Aksine bu sesleri dinleyen, durumunu değerlendiren bir CHP umut olabilir.

Aksi takdirde göstermiş olduğu çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’ undakinden daha fazla hezimete uğrayan bir CHP olacaktır.

XXI. yüz yılda Demokratik Özerklik kandırmacası altında rejimi değiştirmeye, Türkiye’yi Atatürk Cumhuriyetinden söküp Ortaçağ karanlığına götürmek isteyen iktidarla ve iktidarı yönlendiren emperyalist güçlerle işbirliği içinde olan bir görüntü verirken, son olağan kurultayda bunun böyle olduğunu adeta ilan etmiştir.

***

Nasıl mı?

Kendi delegesinin bile üzerini çizdiği, istemediği Atatürk ve rejim düşmanlarını, açılımdan yana olan (Mehmet Bekaroğlu, Sencer Ayata, Burhan Şenatalar, Sezgin Tanrıkulu Vb) isimleri delegelerin kararlarını hiçe sayarak bir şekilde seçtirip veya seçilmese bile MYK ya alması, önemli konumlara getirmesi, CHP’nin artık Atatürk’ün CHP’si olmadığını, olamayacağını göstermektedir.

 Bu durum büyük halk kitlelerini ve ulusalcı kesimi yeni bir arayış içine itmiştir.

Hele halk arasında F tipi ilişkilerden sorumlu olarak ün yapmış eski genel başkan yardımcısı olarak gözlenen ve dillenen Erdoğan Toprak’ın delegenin istememesine rağmen başdanışman olarak atanması mızrağı çuvaldan dışarı çıkartmıştır.

Siyasetle ilgili olsun olmasın halk aptal değildir. Türkiye nereye götürülmek istenmektedir anlamaktadır.

***

Dün sabah kapım çalındı aşağıdaki komşum Nazan geldi.

Partiyle filan ilgisi yoktur ama her seçimde oyunu CHP ye veren bir bayandır.

Kapıyı açar açmaz ilk sözü;

“Tünay abla, bu CHP ne yapıyor yahu? İyice ipin ucunu kaçırdı artık. Ben böyle bir CHP ye asla oy vermeyeceğim” dedi.

“Buyurun benim yerime YCHP liler sizler cevap verin bakalım” derdim ama o anda bu sorunun muhatabı bendim.

İşte YCHP’nin halkta bıraktığı intiba budur.

.Atatürk ve ilkelerine gönülden bağlı Alevi yurttaşlarımız, bölünmeyi asla istemeyen Kürt kökenli vatandaşlarımızın da görüşleri budur.

Peki, o zaman bu YCHP kim için, kimler için varlığını sürdürmektedir?

Ben sözün bittiği yerdeyim ne yazık ki!

Artık söz Türk Ulusunundur.