Ana Sayfa Yazarlar Laik Cumhuriyete darbe serbest…

Laik Cumhuriyete darbe serbest…

364
0

Özel Yetkili Mahkemeler kaldırıldı onun yerine Özel Yetkili MİT geldi.

Ardından CMK’ nın 116. maddesinde yer alan “somut delillere dayalı kuvvetli şüphe” halinde, izleme, takip ve arama yapılmasına imkân tanıyan madde değiştirildi, yerine“makul şüpheli” getirildi.

Bu yasa, zannettiğimiz gibi AKP’nin icadı değildir.

Dünyanın birçok ülkesinde(Fransa, İngiltere, Hollanda, Almanya ve ABD gibi)  “yüksek şüpheli” terimi ile terör örgütlerinin ‘Demokratik gösteri hakkı’ kavramının arkasına sığınarak sokakları savaş alanına çevirmesine karşılık uygulanan yasal düzenlemedir.

Yani,  kanlı eylemlerin önüne geçmede polisin elini güçlendirmek için.

Oh ne ala!

İlk anda iyi ki de yapmışlar bu yasayı diye düşünebiliriz ama bizde sadece bunun için mi uygulanacak dersek, burada durup düşünmemiz gerek.

***

İnsan hakları ülkemizde özgürlükler ve güvenlik arasına sıkışmış bir kavramken, 2937 Sayılı MİT Kanunun bazı maddeleri ile 6572 Sayılı yasa ile kuvvetli suç şüphesi yerine‘makul şüphe’ ile gözaltı kararı verilebilmesi tamamen insan haklarına aykırıdır.

AİHM içtihatlarına göre, “şüphenin “makul” sayılabilmesi için, kişinin suç işlemiş olabileceği konusunda tarafsız bir gözlemciyi inandırabilecek, fiile ait kanıt, belge ya da herhangi bir belgenin bulunması zorunludur”.

Bu sözlerin de ülkemizde geçerli olmadığını yasanın önceki halinde Ergenekon, Balyoz gibi davalarda görmüştük.

Somut yerine sahte deliller, yalancı şahitlerle yıllarca yurtseverlerin zindanlarda tutsak edildiklerini gördük ve yaşadık.

Molotof kokteylinin ateşli silah sayılması, gösterilerde yüzün maske ile kapatılması suç kapsamına giriyor.

Bunlar yasanın hoş görünen ön yüzüdür.

Özgürlük-güvenlik uyumu içinde yapıldığı söylenen bu yasanın diğer bağlantılarında;

Diğer ülkelerde kişi özgürlüğünün sınırlanabildiği hallerde aranan ön şart “hukuka uygunluk koşulu” dur.

Bizde ise bilinen işlemin yasada belirlenen yollara uygun olması şartı gözetilmemektedir.

Polise büyük yetkiler sağlayan makul şüphe kavramı, yerine göre özgürlükleri kısıtlama ve gittikçe polis devletine dönüşmekten başka bir şey değildir.

AİHM kararları ile hayat bulan insan hakları açısından iç hukukumuzun yetersizliği, uygulamada görülen yanlışlar nedeni ile ülkemizin AİHS’ de düzenlenen insan haklarını ihlal ettiği sonucunu çıkarmaktadır.

                                                 ***

“Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek” suçundan askerlerimiz, aydınlarımız, vatansever gazetecilerimiz, bilim adamlarımız evleri sabaha karşı basılarak önce gözaltına alınmış, sonra tutuklanmışlardı.

17 ve 26 Aralık yolsuzlukları ortaya saçılınca, mevcut hükümet bütün suçlamaların kumpas olduğu ve bu planın da paralel devlet dedikleri F tipi örgüt tarafından düzenlendiği iddialarını ortaya atarak bir kısmını halen içeride tutarak yeniden yargılanmak üzere serbest bıraktı.

Büyük hukuksuzluk önce Ergenekon davaları ile başlamıştı.

Gezi olayları başlayınca bu hukuksuzlukların ardı kesilmedi.

Hükümete derdini anlatmak isteyen, tepki gösteren, eleştiren masum protestolar bile hep darbe sözcükleri içinde toplandı.

İşte bugün Gezi eylemleri nedeniyle darbeyle suçlanan Çarşı gurubu ‘hükümeti yıkmaya teşebbüs etmekle suçlanarak yargılanmaktadır.

Darbe sözünden artık insanların neredeyse mideleri bulanmaya başladı.

Çünkü AKP iktidarı hemen hemen kendi yönetimine ters düşen, eleştiren herkesi darbecilikle suçlamaktadır.

Oysa darbeler silahlı güçler tarafından yapılmıştı şimdiye dek…

***

Günümüze geldiğimizde senelere sığdırılan bir sinsilikle esas darbeyi aslında  AKP’nin yaptığı açık seçik görülmektedir.

Türkiye tek adam yönetimine dönüştürülmüştür.

Artık, Atatürk Cumhuriyetini yıkmak, “Atatürk” ismini zihinlerden ve gönüllerden silmek için elinden gelen her şeyi yapan bir AKP vardır karşımızda.

Cumhuriyet devrimlerini teker teker yok etmek, kurucusuna hakaret ettirmek TC leri tabelalardan kaldırmak, topraklarımızın bütünlüğünü tehlikeye atmak,

Dindar ve kindar gençlik yetiştirme projeleri, okulların teker teker İmamhatip’ leştirilmesi, zorunlu din dersi ve şimdi de Osmanlıca denilen Arapça, Farsça karışımı olan eski Türkçe yazıyı okullara dayatması sayabildiklerimden bazılarıdır.

Erdoğan ve çoğunluğu meclisi adeta işgal altına almış biyatçı vekilleri, bakanları ile sadece Atatürk’ü değil aslında Türkçeyi ve Türklüğü unutturmak için adeta ant içmişlerdir.

Göz göre göre bir devri kapatmak çabası içindedirler.

Bunu önce şimdi paralel yapı dediği Pennsylvania’ da ki Atatürk düşmanı baş imamla yapmak istemişti. Hep beraber yol alıyorlardı.

Sonra aralarına kara kedi giriverince ayrıldılar.

Parlamentomuzun, ordumuzun, bürokrasimizin ve üniversitelerimizin durumlarına baktığımızda kolayca anlayabiliriz.

Bu olanlar 12 yıl içinde olmadı tabi.

Ayrıca cumhuriyet tarihimizde hiç bir zaman böylesine soygunlar, hırsızlıklar, adam kayırmacılıklar da olmamıştı.

Burada muhalefet partilerinin görevlerini yapamadıkları, yapmadıkları en az yıkıcılar kadar suçlu oldukları meydandadır.

Velhasıl bağırta bağırta, acıta acıta  laik Türkiye Cumhuriyeti AKP tarafından yıkılmakta, din eksenli bir devlet oluşmaya doğru yol alınmaktadır.

Günümüzde cumhuriyete, onun kurucusu büyük Atatürk’e sövmek, küfür etmek adeta ödüllendirilirken AKP’yi eleştirmek darbe suçu ile bağdaştırılmaktadır.

Meclis kürsüsünde cumhuriyet ilkelerini korumak için edilen yeminlerin hiçbir değeri kalmamıştır.

AKP hükümetini yıkma teşebbüsleri kocaman bir yalan olduğuna göre, darbe Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı bizzat AKP tarafından yapılmıştır.

Binaenaleyh AKP önce kendisini yargılamalı ve cezalandırmalıdır.

O bunu elbette yapmayacaktır.

O zaman Türk Milletine büyük bir görev düşmektedir.

Bunun yolu da Atatürk’te birleşmek ve demokratik bir şekilde sandıkta gereğini yapmaktır.

TC.Tünay Süer