Ana Sayfa Yazarlar Demokratik despotizm!

Demokratik despotizm!

243
0

Çağdaş, demokratik ve laik bir Türk toplumunu hedefleyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk Osmanlı Devletinde birçok sosyal, kültürel ve siyasi haktan mahrum edilen, aile hayatlarında haremlik selamlık, evlenme, boşanma ve miras işlerinde ikinci planda olan, yüzlerini peçeyle kapatmak zorunda bırakılan biz kadınlara erkeklerle eşit haklara sahip olmamızı sağlamıştı.

Tamı tamamı 80 yıl önceydi.

“5 Aralık 1934’de yürürlüğe giren Türk kadınına seçme ve seçilme hakkını vermişti o büyük eşsiz lider.

Bu çok önemli tarihi her sene anarız ve kutlarız ama gittikçe yok olan kadın hakları için konuşmaktan başka bir şey yapmayız.

Bu sene kim nerede nasıl kutladı bilemem ama ben kutlayamadım daha doğrusu çivisi çıkmış Türkiye’nin şu karanlık günlerine bakarak içimden gelmedi.

Gelişmiş ülkeler uzayın derinliklerinde insan yaşamı için yeni keşiflerle uğraşırken bizim eski başbakan sağ olsun “Kadın Erkek eşitliği fıtrata ters” diyor.

Oysa Peygamberimizin ilk eşi Hatice’nin bir iş kadını, dürüst bir tüccar olduğu kitaplarda yazar.

***

Eski başbakanımız fıtrat mıtrat diye konuşur da yağcılar harekete geçmez mi?

İşte taptaze bir örnek;

Samsun Anadolu Lisesi’nin kuruluş yıldönümü dolayısıyla öğrenciler kutlama için program hazırlığı yapmışlar.

Samsun İlkadım İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, programdaki dansların kızlı erkekli ve kızların kısa etekli olmaları nedeniyle izin vermemiş.

Gençler protesto amacıyla yürümek isteyince de çevik kuvvet tarafından barikat kurulmuş ve önleri kesilmiş.

Öyle günler yaşıyoruz ki üç kişi bir araya gelip ufak bir hak arama protestosuna kalksa hemen destan yazan polisimiz gazlı biberli orada bitiverir.

Onlar aldıkları emri uygulamaktadırlar, öyleyse halen ülkemizde özgürlükten demokrasiden söz etmek, nutuklar atıp vaatlerde bulunmak halkı aldatmaktan başka bir şey değildir.

Aslında yönetilme şeklimize demokratik despotizm demek daha doğru olur.

Despotluğu içselleştirmiş yöneticilerin çoğu bireylerin özgür iradelerini geliştirmelerinden korkarlar.

Topluma saldırılar bunun içindir.

Çünkü onları istedikleri gibi yönetemeyeceklerini bilirler.

Türkiye’nin geri çağlara götürülmek istenmesinin, AKP tarafından kadın erkek eşitliğinin kabul edilmeyişinin altında bu korkular vardır

Partilerde de bunun için Disiplin Kurulları vardır.

Yöneticilerin işlerine gelmeyince hemen bu yola başvururlar.

.                                                               ***

Devamlı tek parti diyerek Atatürk ve İnönü zamanını diktatörlükle suçlayıp duran AKP iktidarının 12 yıldır yaptığına bakarsak, vatandaşlarımızın bir kısmının dinsel duygularını sömürerek, ilaveten mezhepçilik yaparak laik devlet düzenimize karşı kışkırtıcılık yaptığını görmekteyiz.

Hem laik hem dindar olunamaz sözleri bizzat ülkeyi yöneten eski başbakan tarafından söylenmesi de ayrı bir örnektir.   

Oysa büyük Atatürk istese Türkiye Cumhuriyeti yerine diktatörlük kurabilir, kendisini padişah ilan edebilirdi.

O halkından korkmamış, Türkiye’yi çağdaş hukuka dayalı demokratik, laik bir yönetime kavuşturmuştu.

Bugün çeşitli senaryolarla bu yok edilmek istenmektedir.

Türkiye’ye baktığımızda gittikçe Araplaşan, laiklikten, demokrasiden ve çağdaşlıktan uzaklaştığını görmekteyiz.

Peki, tüm olanları sadece Erdoğan’a mı bağlamalıyız?

Elbette hayır.

Muhalefet partileri ne işe yarar?

Mevcut kadroları ile Türkiye’yi yönetebilecek bir muhalefet partisinin olmayışını üzülerek görmekteyiz.

Aslında sorun ne CHP ne de MHP dir, tamamıyla onların liderleridir.

AKP’nin tüm isteklerini bir şekilde kabul eden, omuz veren partiler sayesinde Türkiye bu duruma gelmiştir.

Son günlerde yapılan anketlere baktığımızda Atatürk’ün partisi CHP’nin  % 17 ler de olduğunu görmekteyiz.

Halkın güven duyabileceği bir parti arayışında olduğu da acı bir gerçektir.

Bunu her gün görüştüğüm, çarşı, pazar, tanıdık tanımadık rastladığım insanlardan duymak inanın beni de CHP ye gönül vermiş birçok arkadaşım gibi üzmektedir.

CHP seçimlere kadar halkın yeniden güvenini kazanmak mecburiyetindedir.

HDP ile işbirliği, PKK ile kol kola olma görüntüsünden acil vaz geçmelidir.

İktidar olmak istiyorsa parti içindeki Truva atlarından temizliğe başlamalıdır.

Türkiye tulum çıkarırcasına bölünmeye ve rejim değişikliğine giderken sesini yükseltmeli doğru dürüst muhalefetini ortaya koymalıdır.

Halkı uyutmaya kalkan ve içeriği gizlenen vatanı bölmek olan

TERÖRÜN SONA ERDİRİLMESİ VE TOPLUMSAL BÜTÜNLEŞMENİN

GÜÇLENDİRİLMESİNE DAİR KANUN’ da ki imzasını çekmelidir.

Halk ile bütünleşmeli gerçekleri anlatmalıdır.

Zararın neresinden dönse kârdır, bunu yapabilir.

Tabi iktidar olmak, halkı bu despotizmden kurtarmak, gerçekten aydınlık ve bölünmez bir Türkiye istiyorsa…  

 

TC.Tünay Süer