Ana Sayfa Yazarlar Neden hep emekçiler…

Neden hep emekçiler…

412
0

Dün Mecidiyeköy’e bir iş dolayısı ile gittiğimde yıkılan Ali Sami Yen Stadı’nın arazisine yapılan o Allah’ın belası Torunlar rezidans inşaatının önünden geçtim.

10 işçimizin 32. Kattan arızalı asansörden yere çakılarak can verdiği plazalara bakarken üzerime yıkılacaklar sandım. Ne kadar sevimsiz ve korkunç gözüktü bana.

Ve bu UCUBE, katil inşaata tüküresim geldi.

Tüylerim ürpererek, içimde tarifsiz acılar hissettim ve bin kere lanetler okudum.

Rezidans ’ta, (Türkçe adıyla gökdelende)geçen 9 Nisan’da da 19 yaşındaki Erdoğan Polat adlı montaj işçimiz aynı şekilde can vermişti.

Bu ölümlerin adı asla kaza olamaz. Bilerek cinayete teşebbüs, taammüden insan kıyımıdır.

İhmal, bilgisizlik, denetim yetersizliği ve insana değer verilmeyişin adı kaza olabilir mi?

Bu ucube bina kan üstüne kuruluyor, orada can verenlerin kanları karıştı toprağa.

Bence lanetli bir inşaattır. İleride o binaya taşınanlar nasıl rahat uyuyabilecekler acaba?

***

Haram paralarla patron olanların yerlerine gariban işçilerimiz birer, ikişer, onar, yüzer canlarından oluyorlar.

Reva mı bu?

İnsanın Allaha isyan edesi geliyor.

AKP iktidarı döneminde rant sağlayan, komisyonla havadan para kazanarak zengin olan baronlar paraya doymuyorlar ve bu uğurda madenlerimizde, inşaatlarda nice canlar yok oluyor, nice ocaklar sönüyor analar, babalar, evlatlar ağlıyorlar.

Bu baronlara dokunmak yasak! Neden mi, zira onlar bir şekilde eski başbakana yakın olan kişilerdirler de ondan.

Katliam gibi olan cinayetlere bundan ötürü eski başbakan Erdoğan “bu isin fıtratında var” diyerek adeta meşrulaştırmıştı.

Bunu söyleyebilmek için insanın kalpsiz, vicdansız ve Allahsız olması gerek.

Dikkat edersek büyük işlerin adamları hep eski başbakanın yandaşları oluyor. Ya mahalle arkadaşı, ya İmam hatipten arkadaşı ya da uzak akrabası vs. Yani ona veya mahdumu Bilal’le bir şekilde yakın olan kişiler.

Sadece geçtiğimiz Ağustos ayında iş cinayetlerinde 158 kişi yaşamını yitirdi.

Bunlar belirlenen daha doğrusu bizlere verilen sayılar.

Hiçbir güvencesi olmadan çalıştırılan ve yaşamını yitiren kaç işçimiz var doğrusunu bilemiyoruz.

Bildiğimiz iş cinayetlerinde Avrupa’da 1. dünya sıralamasında 3. Ülkeyiz.

Duruma bakar mısınız?

Somayı unutmamıza imkân var mıdır?

301 can gitti.

Ya Zonguldak’takilere ne demeli?

Dün Soma, Zonguldak, bugün ise Torunlar…

İsyan ediyorum yine!

Neden hep emekçiler birkaç kuruş uğruna ölüyorlar da, o hain paragöz patronlar paralarının içinde geberip gitmiyorlar?

İktidarın umurunda değil çünkü onlar için insanın hiç değeri yok. Hele bir de bu ucube gökdelenlerin, madenlerin patronları yandaşlarıysa neredeyse,hep can verenler suçlu oluyorlar . Eski başbakan Erdoğan hemen devreye giriyor ve ne yapalım bu işlerin fıtratında bunlar var deyiveriyor.

Sonra yandaş olan veya devleti temsilen raportörler, müfettişler gönderiliyor, ne işse bir kaç gün sonra olay kapanıp gidiyor.

İşte şimdide basından haber aldığımıza göre Bilal Erdoğan’ın Amerika’dan has arkadaşı Mecidiyeköy Torunlar inşaatta olan insan kıyımı için araştırma müfettişi olarak

görevlendirilmiş.

***

Ben öyle bir iktidar istiyorum ki, köylüsüne, işçisine tüm insanlara insan hakkı tanıyan, değer veren, haram yemeyen, Türkiye’yi bölmeye kalkmayan, saltanat ihtirası olmayan

kendi çıkarını halkın önünde tutmayan adam gibi adam olan bir iktidar istiyorum.

Fazla hayal mi kuruyorum diyorsunuz?

Atatürk biraz daha fazla yaşasaydı bunların hepsi hayal olmaktan çıkacak gerçek olacaktı.

Fakir daha yoksul, haramzadeler daha zengin olmayacak, hakça bölüşen, kardeşçe yaşanan, çağın doruğuna varmış bir ülke olacaktık.

Onun ebediyete intikalinden sonra gelen hiçbir iktidar aydınlık yolundan gitmeyerek Türkiye’yi bu karanlıklara taşımıştır. Onun insanca yaşam ilkelerine ihanet etmişlerdir.

Atatürk’ün partisi olan CHP de dâhildir buna.

CHP’nin bugünkü durumu ortadadır.

Yolunu şaşırmış, halkın umudu olmaktan çıkmış, iktidarla adeta işbirliği içinde görünen bir CHP olmuştur.

“Terörü sona erdirme ve Toplumsal Bütünleşmeyi Güçlendirme yasası” başlığıyla çıkarılan yasa aslında bir aldatmacadır.

PKK’nın yasallaşması ve Güneydoğu da toprak bütünlüğümüzü ve de Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal birliğini tehdit içeren bir yasadır.

Bu yasa PKK terörünü sona erdirmek için değil, terörü diriltme, toplumsal bütünleşmeyi güçlendirme değil, toplumsal ayrışmayı güçlendirme yasasıdır.

Eski cumhurbaşkanı Gül giderayak çözüm süreci kapsamında! Bakanlar Kurulu’na gerekli kararları almaya yetki de veren bu yasa için yine noter görevini layığı ile yapmıştı. Onaylamasa zaten şaşardım.

CHP parti programına ve Anayasaya aykırı olarak meclisten geçirilen 6551 sayılı bu anti yasa AKP iktidarı tarafından önerilmiş,, CHP tarafından kayıtsız kalınarak, meclisten geçmiş, Resmi Gazetede yayınlanmıştı.

CHP içinden bir tek farklı ses çıkmıştı. Bu sesin sahibi CHP Eskişehir Milletvekili Prof. Dr. Süheyl Batum’du.

BATUM bu yasaya itiraz ederek Anayasa mahkemesine müracaat için gerekli olan 110 imzanın ilk imzasını atan kişi olarak ta tarihe geçmiştir.

Diğerleri mi?

Ne yazık ki CHP içindeki malum milletvekilleri hemen itiraz ediyorlar ve Haluk KOÇ aynen şöyle söylüyor; “Milletvekilimizin müracaat edeceği yer grup yönetimidir. Bireysel tavırla gruba bağlı milletvekilliği sıfatı yürümez”.

Diğer malumlar ise “Çözüm istediğimiz için, Anayasa Mahkemesine götürmeyeceğiz”

diyorlar.

Şu çözümü nedir, ne değildir hem bizlere hem de kamuya açık ve net anlatsalar da bizler de bilsek(!))))

CHP işte bu ve buna benzer yapmış olduğu politik hatalar yüzünden halkın umudu olmaktan çıkmıştır.

Genel seçimlere aylar kala bu ve buna benzer hatalarla CHP nereye gider bekleyip göreceğiz.