Ana Sayfa Yazarlar Yandaşlar, Yalakalar, Çıkar Mücahitleri…

Yandaşlar, Yalakalar, Çıkar Mücahitleri…

398
0

Yandaşlık, yalakalık, dalkavukluk her çağda, her dönemde vardı… Ama az, ama çok… Geçerli bir meslek oldu her zaman…

Hele hele Kurtuluş Savaşı yıllarında azılı bir “İhanet Erbabı” ortaya çıkmıştı ki onların tek düşmanı emperyalizme karşı canı, kanı pahasına, dişe diş bir mücadele veren Mustafa Kemal ve milli kuvvetlerdi…

Atatürk ve Türk milleti, bir yandan Yedi Düvelle savaşırken, bir yandan da bu “Hıyanet Çetesi”ni engellemeye çalışıyordu.

“Ateşi ve ihaneti görmüştü…”

Ayrıca “Mütareke Basını” adını verdiğimiz basın da hilafet ve saltanatı destekleyen yazılar yazıyor, açık açık emperyalistlerin safında yer alıyordu…

Onlara göre asıl düşman Kuvayı Milliye, yani milli güçlerdi. İngilizler ise kurtarıcıydı…

Gazete sayfalarında şunları yazıyorlardı:

Ref’i Cevat Ulunay: “İngilizleri bekliyoruz. Türkler kendi güçleriyle adam olamaz. İngilizler elimizden tutacak bizi kurtaracak.”

Sabah; “İngiliz milleti, kâinatın en azimli milletidir.”

23 Mart 1920 tarihli Alemdar gazetesi; “İdrak edilmelidir ki, Yunanlılar ne kadar ebedi düşmanımız olursa olsun, bugünkü galiplerimizin bir müttefikidir, onlara karşı yapılacak hareket, İtilaf devletlerinin kırgınlığına sebep olur…”

21 Nisan 1919 ve 16 Mart 1920 Alemdar Gazetesi; “Azimli bir hükümet, “Kuvayı Milliye” adı altına sığınan bu haydutların kafasına neden bir yumruk indirmiyor?” 

Ali Kemal: “Padişaha sadakatle bağlı Anadolu halkı, Mustafa Kemal denilen şakiye(haydut) haddini bildirecektir.” (20 Nisan 1920 Peyami Sabah)

Yandaşlık ve yalakalık geleneği Menderes döneminde de devam etti. Çıkar savaşçısı gazeteciler önlerine atılan kemiklerin hakkını verebilmek için canla başla Atatürkçülere, tam bağımsızlık yanlılarına saldırdılar. Onları komünistlikle suçlayarak ve ihbar ederek hücrelere atılmalarını, işkencelerden geçmelerini sağladılar…

Özal döneminde de bu meslek iyi para getiren, kişileri mevki – makam sahibi yapan geçerli bir meslekti… Yazarlar, sanatçılar iktidara, Özal ailesine yaranabilmek için birbirleriyle yarış içerisindeydiler.

Kadınlardan oluşan ve “Papatyalar” adı verilen bir “Hizmet ordusu” vardı Semra Özal’ın.

Yalakalık, yandaşlık, çıkar mücahitliği zirveye, gücünün doruğuna AKP iktidarında ulaştı ve tam bir geçim kaynağı oldu…

Bunlar bukalemun olmanın, yanar – dönerliğin, dönekliğin kitabını yazdılar…

İş adamları, medya patronları, köşe yazarları servet üstüne servet yaptılar.

Gerçekleri halkın gözünden sakladılar.

Yalan söylediler…

Kıvırdılar… Kıvırttılar…

Politik dansözlüğün en güzel örneklerini sergilediler…

Yüksek perdeden sövüp saydılar, yiğitlik gösterilerine girdiler…

Âşık oldular…

Leyla ile Mecnunlara taş çıkarttılar…

Patronların arasından RTE’ye yüksek perdeden aşkını ilan edenler oldu… Ethem Sancak şu açıklamaları yaptı:

“Benim Tayyip Erdoğan’a duyduğum aşk, Mevlana ile Şems’in aşkı gibidir…” Arkasından da ekledi:

“Bir Arap atasözü der ki ‘Sana anam babam feda olsun’ ben de Erdoğan için diyorum ki ona; anam, babam, eşim çocuklarım feda olsun…”

Sonra bir “Çıkar Mücahit”i, bir Yiğit, bir RTE Fedaisi, bir Yiğit Bulut çıktı ve haykırdı:

“İki silahım, çok sayıda mermim var, ben ölmeden, beni vurmadan, ben asılmadan bu ülkenin seçilmiş cumhurbaşkanına kimse elini süremez…”

Bu fedailer böyle konuşur da kıdemli, deneyimli, duayen, yandaş gazeteci Mehmet Barlas durur mu? Ethem Sancak’tan ve Yiğit Bulut’tan geri kalır mı? Bildiği tüm sevi, sevgi, sevda sözlerini sıralayıverdi birden Recep Tayyip Erdoğan’ın yüzüne… Hem de ardı ardına…

 “Çok insancılsınız, çok sıcakkanlısınız, çok tatlısınız, bal gibisiniz.”

Onlar, kötülüğün, karanlığın, faşizmin temsilcileri oldular… Asla başkanlarının, başbakanlarının, bakanlarının, şeyhlerinin, hoca efendilerinin sözlerinden dışarı çıkmadılar…

Kendileri gibi düşünmeyen namuslu, dürüst, yurtsever insanlara cihat açtılar…

İşin en kötü yanı onlar, halkın bir kesimini de kendileri gibi dalkavukluğa, el açmaya, sadaka ekonomisine, kulluğa, köleliğe, biat kültürüne alıştırdılar…

Aristo’nun deyişi ile “HALK DALKAVUKLUĞA ALIŞINCA, DEMOKRASİ İSTİBDADA (baskı rejimine) DÖNÜŞTÜ…’’

Korku imparatorluğu kuruldu. Zorbalık, aldı başını gitti.

Ama bu ortam gelip geçicidir…

Zaman zaman bilim, uygarlık, ilerleme karanlık düşünceli, örümcek beyinli insanlar tarafından kesintiye uğratılsa da sonunda yine zafer aydınlanmanın olmakta, insanlık ışıklı, aydınlık yolunda gelişimini sürdürmektedir…

Ortaçağlar her zaman yıkılmaya mahkumdur…

(alieralp37@gmail.com)