Ana Sayfa Yazarlar Zenginlerin dünyası…

Zenginlerin dünyası…

391
0

Tam on dört yıldır bir kâbus gibi, kapkara bir bulut gibi üzerimize çöktüler.

Düşünüyorum da, bu kadar sıkıntı, bu kadar uğursuzluk hiçbir iktidar döneminde olmamıştır belki…

Depremler, sel baskınları doğa olayı diyelim, peki vatandaşlar bu kadar mağdur bırakıldılar mı?

Halen çadırlarda yaşayan depremzedelerimiz var.

İşsizlik hangi dönem böyle ayyuka çıktı?

Öğretmenler kapıcılık, şoförlük yapıyorlarsa,

Mühendisler itfaiye işçiliğinde veya başka bir işte çalışıyorlarsa, emekliler pazarlardan atıkları topluyorlarsa,

Utanın biraz utanın!

Tabi, gözleri paradan, ihtişamdan başka şey görmediğinden umurlarında değil, zaten o duygunun da bunlarda kaldığını sanmıyorum.

Allah gözlerini doyursun…

***

Bunların yüzünden acaba bugün veya yarın ne duyacağız, ne olacak endişesi ile yaşamak zorunda mıyız?

Nedir bu ya?

Biz hiçbir bayramımızı gönül rahatlığı ile kutlayamayacak mıyız?

Ya şehit haberleri ya da işçi katliamları… Sanki bayramımız zehir olsun diye…

Henüz üç asker ve bir korucumuzu yeni toprağa vermenin acısını yaşarken, henüz Soma felaketinin yüreğimizde yangını geçmeden, bu gün acı bir haber de Karaman’ın Ermenek ilçesinden geldi.

Ermenek ilçesi Cenne’de bir kömür ocağında su borusunun patlaması sonucu 18 işçimiz yerin 365-400 metre derinliğinde sular altında kalmışlar. Madenin içine dolan suyun 50 metreye yükseldiği söylendi.

Ben bu satırları yazarken onlar can derdindeler.

Ufak ta olsun bir umutla iyi haber beklerken bizler, maden ocağından sorumlu yeğen Şahin Uyar başımız sağ olsun diyor bir TV kanalında.

Vay vicdansız vay!

Birde zil tak oyna bari. Hem suçlu, hem güçlü, adama bakın ya!

Yukarıda yemek yasaklanmış, kömür tozları içinde gariplerim, yerin dibinde, evden getirdikleri bir iki lokmayı yerlerken boğazlarında kalmış lokmalar…

Ocak sahibi AKP li eski belediye başkanı Saffet Uyar’mış. Başkası olsa şaşardım zaten. Hep onlar sarmışlar her tarafı çünkü.

İstanbul’da nefes alacak yer bırakmadılar, göklere yükselen dev binalar ile.

Şimdi Valdebağ’a dikmişler o kör olası gözlerini…

Birileri göklerde yaşarlarken diğerleri yerin dibinde ölüyorlar… Allaha isyan edesim geliyor!

***

Ah bu yoksulluğun gözü çıksın! İnsanlar muhtaç olmasalar, bile bile iki kuruş aldıkları para için yerin dört yüz metre aşağısına inerler mi?

Eski başbakan sıkılmadan “Bunlar olağan şeylerdir. Literatürde iş kazası denilen bir olay vardır. Bunun yapısında fıtratında bunlar var. Hiç kaza olmayacak diye bir şey yok” demişti.

İnsanın böyle konuşabilmesi için gerçekten çok gaddar ve merhametsiz olması gerekir.

Ey! Eski başbakan ey!

Nasıl bu kadar taş yürekli olabiliyorsun?

Aslında bal gibi biliyorsun. Doğru konuşmak işine gelmiyor.

 

                                                                         ***

Özelleştirin verin yandaşa denetim olmasın, modern donanımlar alınmasın sonra da adına kaza deyin…

Bakan Taner Yıldız, daha önce iki kez su basan madenin haziran ayında yapılan denetimlerden sonra kapatıldığını süre verildiğini ve 3 ay sonra bu eksikliklerin giderilip ocağın tekrar işletmeye açıldığını söylemiş.

Bu nasıl denetim, bu nasıl onarım?

Utanmaz, arlanmaz adamlar…

İşçi kazalarında dünyada ikinci, Avrupa’da birinciymişiz.

Asansör düşer 10 işçi, maden çöker 301 işçi, daha aklıma gelmeyen ve kaza diye geçiştirilmeye çalışan

İşçi kıyımıdır bunu adı.

İçim parçalanıyor ve artık şehit haberlerine, işçilerimizin ölüm haberlerine dayanamıyorum.

Sebep olanlar inşallah aynı acıları yaşasınlar…

                                                                           ***

Hiçbir iktidar döneminde bu kadar uğursuzluk, hırsızlık, vurgun, talan, yalan ve işçilerin sırtından kazanarak zenginler çoğalmamıştı.

Denetim yok, çağdaş donanım yok ama köle gibi çalıştırmak var..

Düşünüyor musunuz hangi işyerinde, madende ölümler olsa hep AKP yandaşı veya AKP li bir patron çıkıyor.

Bunun adı partizanlık ve adam kayırmadır.

Ve… Ne yazık ki ölenler öldükleri ile kalıyorlar, kurtulanlar işten çıkartılma tehditleri ile susturuluyorlar.

Yoksulluk işte… Çaresizlik… Evine ekmek götürememe korkusu!

Huber Köşkünde, yalılarda oturanlar kendilerine saraylar yaptıranlar, uçak alanlar sanki analarından bu varlıklar içinde doğmuşlar gibi, ne kadar da acımasız olmuşlar!

Geldikleri yerleri ne çabuk unutmuşlar…

Yiyin beyler yiyin, aksırana, tıksırına kadar yiyin ama unutmayın gün gelecek hesap sorulacaktır.

***

Yazımı postalamadan sabah 6.30 da televizyonu açtım güzel bir haber alabilmek için.

Ne gezer…!

Yine hüsran yine acı. İşçilerimiz henüz kurtarılamamışlar.

Bir televizyon kanalı naklen yayın yapıyor. İlkel şekilde omuzlarda taşınan hortumları görüyoruz.

Güldür güldür su sesi geliyor, sanki şelaleden boşalan sular gibi borudan fışkırıyor.

Bu su işçilerimizin mahsur kaldıkları yerin 350 +400 metre dibinden çekiliyor. Sesi bile korkutuyor insanı.

Ağlaşan işçi yakınları isyan ediyorlar. Umutları tükenmiş belli ama yine de bir mucize bekliyorlar.

Yere çökmüş, soğuktan büzülmüş bir genç kadın, üstelik karnı yüklü. Sesi kısılmış, göz pınarları ağlamaktan kurumuş sanki.

Hıçkırıyor…

Muhabire” bu dünya zenginlerin dünyası “diyor hıçkırarak.

Sözleri hançer gibi batıyor insanın yüreğine.

Evet, lanet olsun! İşte Türkiye gerçekleri bunlar. Duyan, ses veren var mı acaba?

Ne oluyorsa yoksul Anadolu çocuklarına oluyor.

Askerde şehit olan onlar, maden ocaklarında ölen onlar, inşaatlarda ölenler onlar.

Ne için? Bir lokma ekmek parası kazanmak için.

***

Bir yanda vakitsiz ölümler, öte yanda yoksulluk. PKK terörü ve iç karışıklık.

Eli kolu bağlanmış bir ordu ve vatan hainleri, işbirlikçiler…

Bütün bunlar neden başımıza geldi dersek, kendimiz ettik kendimiz bulduk.

Bugün cumhuriyetimizin 91. Kuruluş yıldönümü gönül rahatlığı ile kutlayamıyoruz çünkü bir tarafımız eksik gibi.

Tüm olanlara karşın içimde büyük bir umut var, güzel günler gelecek arkadaşlar. Güneş yeniden doğacak ülkemize.

Bunu hep birlikte başaracağız, bu kamburu sırtımızdan atacağız ve gönlümüzce kutlayacağız bayramlarımızı. İnanın.