Ana Sayfa Yazarlar Terör örgütü ile görüşen şerefsiz ve namussuzdur!…

Terör örgütü ile görüşen şerefsiz ve namussuzdur!…

393
0

Eski başbakan emretmiş, yavru başbakan, Türkiye’nin hatta dünyanın en akıllı adamlarını “pardon! “ Akil İnsanlar Heyetini sarayda toplamış.

Ha… İlgili bakanlar da oradalarmış.

Bizim mini mini yavru başbakanımız, çözüm süreci kapsamında önemli rol oynayan Akil İnsanları

 “Akil Adamların temasları karşılıksız kalmadı (!) raporlar rafa kaldırılmadı” diyerek onları bilgilendirdikten, gönüllerini aldıktan sonra süreçte gelinen noktayı değerlendirmişler.

Neyse ben yavru başbakanın söylediklerini uzun uzun anlatmayayım da kestirmeden sonuca geleyim.

Prof. ünvanlı birisi toplantı sonunda bir açıklama yapmış ve demiş ki;

Birbirine sürten iki sert zemin Türk Silahlı Kuvvetleri ile Kürt  “külahlı” kuvvetleri

“ yine pardon”, silahlı! kuvvetleri” siyasi bir örgüt olan devlet ile Kürt siyasetinin temsilcileri birbirilerine çok güveniyor gözükmemektelermiş

İki sert zeminin birbirini yıpratmaması için çareler aranmış.(!)

Aranın açılması ve bu araya da sivil inisiyatifin girmesi, şiddetin sesi ve aklın sesi ile bir gelecek güven ortamının sağlanmasıymış amaç…

Evet, böyle söylemiş o zatı muhterem…

Ve on saat süren toplantı sonunda karara varmışlar.

Süper akıllı heyet! Terörist başının mesajlarının doğrudan kamuoyuna iletilmesinin sağlanmasını hatta bazı üyeler daha da ileri giderek Akil İnsanlar Heyeti’nin İmralı’ya gidip Öcalan’la görüşmesini istemişler.

Bizim küçük başbakanımız bu önerileri kabul etmemiş ve

“Kamu düzeni sağlanmadan, normalleşme olmadan Akil İnsanlar Heyeti’nin Öcalan’la görüşmesi mümkün olmaz” deyivermiş.

***

Toplantıya katılan isimlerden biri olan Fuat Keyman, gazetecilerin “Öcalan’ın mesajlarının doğrudan ulaştırılması konusunda hükümetin yaklaşımı nedir?” sorusuna,

Akil İnsanlar Grubu olarak da İmralı ile görüşme gibi konularda devletin bu konudaki iradesinde bir zayıflama gibi görüleceği için şu anda mümkün görünmüyor “diye yanıtlamış.

Ne kadar da heveslilermiş İmralı’ya gitmeye değil mi?

Vah vah vah! Çok üzüldüm doğrusu…

Şu işe bakınız, ne günler yaşamaktayız. 12 Eylül 2010 referandumundan önce Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Başbakan’ın özel temsilcisi olarak terör örgütü PKK yöneticileriyle görüşüp pazarlık yapıldığı iddialarını gündeme getirmişlerdi.

Erdoğan ise bu sözlere çok kızmış 21 Ağustos Kayseri mitinginde şerefsizlik olarak nitelendirmişti.

Ve “Bizim dört kez bunlarla bir araya oturduğumuzu söyleme şerefsizliğini yapanlar bu alçakça iftirada bulunanlar, bunun hesabını her yerde vereceklerdir. Bugüne kadar AK Parti iktidarı olarak terör örgütüyle hiçbir zaman masaya oturmadık, oturmayacağız da. Bizim felsefemizde, anlayışımızda böyle bir şey olamaz. Demişti.

Bir kaç gün sonra bir televizyon kanalında da “Hükümet değil ama devlet görüşür”demişti.

Devlet kimdi, iktidar kimdi? Türkiye’de her ikisini de kendileri temsil etmiyorlar mıydı?

TBMM sinde bir kâbus gibi tek parti çoğunluğu ile yönetilmiyor muydu?

***

Hatırlıyorum, o zamanlar Kılıçdaroğlu terör örgütü ile bir masaya oturulmasından çok kendisinin neler konuşulduğundan haberinin olmadığından yakınıyordu.

Hani felsefelerinde, anlayışlarında terör örgütü ile masaya oturmak yoktu!

Hah hah hay…

Minik başbakan ise daha mesafeli giderek kamu düzeni sağlanmadan ve normalleşme olmadan görüşme olamayacağını söylediğinde uyanık davranmış.

Bunca olan yakıp yıkmalardan sonra bebek katiline gitmek isteyenleri şimdilik durdurmuş.

Bu akil denilen insanların arasında şimdiye kadar vatansever olduklarından şüphe etmediğimiz çok sayıda sanatçının olması ne yazık ki insanın kanını donduruyor.

Tabii ki içlerinden Kürtçü olanlar vardır onlara sözüm yok ama ya diğerlerine ne demeli?

Koskoca bir yazıklar olsun…

Ülkenin şu durumunda bile o toplantıya katılmaları ve Türkiye’nin parçalanmasında imzalarının olması kendilerine gurur veriyormuş demek ki.

Meğer içimizde ne yılanlar varmış ve biz onları nasıl sevmişiz inanın insan düşündükçe kahroluyor.

Vatanımız büyük bir ihanetle karşı karşıya ve bunu anlayamıyorlar ha?

İleride çocuk ve torunlarının yüzlerine nasıl bakacaklar merak etmekteyim.

Cumhuriyet gazetesinin yazdığına göre Ayn El Arap eylemleri ve hükümetin olaya yaklaşımı ‘akiller’ arasında ciddi bir kırılmaya yol açmış.

Baskın Oran, Murat Belge ve Kürşat Bumin heyetten çekilmişler.

E, günaydın diyelim…

***

Radikal’de yer alan habere göre de PKK ‘nın kundaklama ve diğer eylemleri ile riske giren ‘çözüm süreci’ konusunda hükümet tekrardan bir kamuoyu yaratmak niyetindeymiş. Akil insanları bunun için devreye sokuyorlarmış.

Geçen sefer bu kadar olaylar olmamıştı yani PKK tarafından isyan ve iç savaş denemesi yapılmamıştı. Atatürk heykelleri kırılmamış bayrağımız yakılmamış, gönderinden indirilmemişti. Böyle olduğu halde çok akıllı heyet Türkiye’de her gittikleri yerden büyük bir tepki almışlardı.

Bu tepkiler ve bu günkü durumlar sanırım akıllarını başlarına getirmemiş.

Şimdi Atatürk’ün sanata ve sanatçıya ne kadar değer verdiğini düşündüğüm zaman şahsen onlar adına utanıyorum

Gelelim İmralı’daki bebek katilinin durumuna…

Ekmek elden su gölden adam sanki hapiste değil de villada yaşıyor. Bir dediği iki edilmiyor.

Heyetler ziyarete gidiyorlar, özel doktoru emrinde, televizyonu hatta telefonu bile var.

Şimdi daha da iyileştirilmesi söz konusuymuş.

Vallahi bence hiç durmasınlar Atatürk’ün Orman Çiftliği üzerinde kaçak yapılan AK Saraydan bir oda ayırsınlar, utanmadan oraya yerleştirsinler bari.

Nasılsa herif Türkiye’yi yönetiyor.

Aklıma geldi demeyeceğim çünkü hiç aklımdan çıkmıyor. Silivri’de onca aydınımız ve komutanlarımız güneş bile görmeyen kabin misali küçücük hücrelerde yaşam savaşı verirlerken bu katile gösterilen itina ve verilen itibar inanın beni de birçok yurtsever insan gibi kahrediyor.

Ülen!  Kancık dünya …!  Böyle adaletin içine tüküreyim.

Silivri’ye her gidişimizde anamız ağlıyordu. Kışın buz tutmuş o çorak arazide titreşip durduk. Yazın güneş altında kavrulduk…

Duruşma salonuna girebildiğimiz günler şanslı günlerimizdi. Yüreklerimizde her biri kahraman olan tutsaklarımıza kedinin ciğere baktığı gibi uzaktan bakabiliyor, bir el bile sıkışamıyorduk.

İçeri girebilmek için neredeyse donumuza kadar aranıyorduk.

İşkencenin çeşitleri vardır hem içerideki masum insanlar yok yere özgürlüklerinden olmalarından, bizler de oralara kadar gidip içeri giremediğimiz için perişan oluyorduk. Bunun adına da işkence derler…

Neyse çok şükür o günleri atlattık ama halen 43 subayımız tutsak olduğundan sevinemiyoruz.

Neyse yazı uzadı yine bir şey daha söyleyip bitiriyorum artık.

Buradan o Prof. Olan adama seslenmek istiyorum.

Hey Profesör! Evet, Prof. olmuşsun ama halen adam olamamışsın.

Neden mi?

Dünyanın 4. Büyük ordusu olan TSK’ni, Kürt Silahlı kuvvetleri dediğin terörist parçalarıyla bir tutmaya kalktığın için.

Türkiye Cumhuriyetinin Doğu ve Güneydoğusunda  ağalık ve aşiret sisteminin yaşaması ve Türkiye’nin parçalanıp Ortaçağ karanlıklarına gömülmesi için çabaladığın için …