Ana Sayfa Yazarlar Aklımın ucundan bile geçmezdi!

Aklımın ucundan bile geçmezdi!

536
0

Tayyip Erdoğan için cumhurbaşkanı olmamalıdır demiştim ve nedenlerinden bazılarını yazmam dahi beş yazı sürmüştü.

Peki, karşısına CHP ve MHP ‘in ortaklaşa çıkarttıkları, tanıdıkça seveceğimiz söylenen Çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’nun şansı nedir?

Hiç tanımadığımız bir insanı iki ay gibi kısa bir zaman diliminde tanımak, sevmek mümkün müdür?

Düşünüyorum!

Bu iki ayrı cinsin birbirlerine ilk görüşte âşık olması, sevgi duyması gibi bir olay değildir. İnsanlar ilk görüşte de âşık olabilirler hatta biri diğerinin haberi olmadan da ona âşık olabilir. Platonik aşk yaşayabilir. Bunlar çok detaylı şeyler.

Peki, Ekmeleddin Beyi nasıl sevebiliriz? Bu sevginin adı ne olacaktır?

Japon yazar Masumi Toyotome dünyada üç türlü sevgi vardır demiş ve sevginin türlerini anlatmış. Eğer-Çünkü- Rağmen.

Sanırım Ekmeleddin beyi sevmemiz ÇÜNKÜ ye girmektedir. Yani bu tür sevgi sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlı olan bir sevgidir, böyle bir sevgi de bize ağır yük getirmektedir.

Çünkü söz konusu vatan ve geleceğimizdir.

Bazıları 10.cu cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer’in de bir çatı adayı olarak meclis tarafından seçildiğini hatırlayacaklardır. Onu nasıl sevdiniz diyebilirler ama ne var ki Sezer kamuoyu tarafından tanınıyordu.

 

Ekmeleddin Bey başbakan Erdoğan’la mukayese edilemeyecek kadar 13 senedir özlediğimiz, gerçek bir devlet adamı gibi ağır başlı, efendi bir kişi görünümünde.

Tahsili, kültürü de yerinde.

Peki, bu değerleri 76 milyonun cumhuru olmaya yetecek mi?

Abdullah Gül’de de bunlar vardı ama neden ona Çankaya noteri denildi?

 

Ekmeleddin Bey her şeye rağmen hal ve tavrından ötürü bir kesim tarafından yavaş yavaş sevilmeye başlanırken diğer kesim tarafından umutsuz vakaya dönüştü.

Atatürkçü kesimi çıldırtan konuşmalar yapması, iktidara övgüler yağdırması ve en önemlisi Kabir ziyaretinde, “Adnan Menderes ve arkadaşları olmasaydı Türkiye hiçbir zaman diktatörlükten, mutlakiyetten ve totaliter rejimlerden kurtulamazdı. Onların sayesinde demokrasi mücadelesi veriyoruz. Onlar canları pahasına bu demokrasiyi kurdular “demesi empati kurmaya çalışan insanlar üzerinde çok kötü bir etki yarattı.

Ayrıca o, bu konuşması ile Cumhuriyet’in kuruluş dönemini diktatörlük, mutlakiyet ve otoriter bir rejim olarak nitelendirmiş, Atatürk ve İnönü’yü, demokrasi karşıtı olarak gösteren bir anlayış sergilemiştir. Bu asla kabul edilemez.

Her kesimi kucaklayacağım, oy alacağım diye düşünürken diğer büyük kesimi kaybettiğini Ekmeleddin Beyin ve danışmanlarının bilmesi gerek

Anayasa’nın 104’üncü maddesi “Cumhurbaşkanı, Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Milleti’nin birliğini temsil eder “diyor. Seçilirse bu düşünceleri içerisinde beni ve benim gibileri nasıl temsil edecek acaba?

Hiçbir partiden değilim demesi bu sözleri için mazeret değildir. Atatürk, İnönü ve kahraman silah arkadaşları olmasaydı Türkiye diye bir vatan olmayacaktı.

Kemalizm’in, Atatürkçülüğün ne demek olduğunu konuşmalarında işlemesini beklerdik kendisinden.

Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgâr yardım etmez sözü burada daha çok anlam kazanıyor.

İnşallah AKP ve Erdoğan’dan kurtulma adına kazansın diyelim ama başbakanın devletin tüm gücünü kullanarak yaptığı propagandası yanında Ekmel Beyin ki çok cılız kalıyor. Bu büyük haksızlığı da burada kınamak durumundayız.

 

CHP Tunceli milletvekili Hüseyin Aygün’ü düşüncelerinden ötürü hiç sevmem. Ne olduysa bilmiyorum ama bu sıralarda YCHP yi bayağı eleştirmeye başladı.

Acaba başka bir partiye mi geçecek, cemaatçi vekilleri yeni mi öğrendi? Bir çıkarı mı vardır aklındakileri bilemem tabi.

Bir gün benim gibi düşüneceği aklımın ucundan bile geçmezdi.

Aygün’ün Twitter hesabından adliyeye giderek Cemaatçi polislere destek veren CHP’lilere

“Paralel Operasyondaki tutuklamalar ’temizlik’, ’çeteyi tasfiye’ olarak görülemez. Bu operasyon it dalaşı ve güç savaşıdır.”

“Bazı CHP’lilerin adliyede bu kişilere destek vermesi ise ’Cemaatseverlik’ değilse şaşkınlık ve gaflettir.” Sözleri ile eleştirmesi dikkatimi çekti.

CHP de bazı vekillerin cemaat sevgisini de anlayabilmiş değilim.

Evet, bence de bu bir it dalaşıdır.( İki ülkeye ait savaş uçaklarının birbiri çevresinde burgu gibi dönüşlerle taciz için manevra yapması anlamında kullanılmaktadır)

Başbakan yolsuzlukları meydana çıkartan polislerden intikam alıyor. Tüm mesele bundan ibaret, gerisi hikâye, Erdoğan’ın savcısıyım dediği davalar aslında hiç umurunda değildi.

Ben şu bakımdan mutluyum eden bulur hesabı onlar yıllarca masum vatanseverlerimizi zindanlarda tuttular, hayatlarından çaldılar.

Bu affedilir bir olay değildir. Onların tutuklanmaları yetmez. Silivri’deki o burnu havalarda, acımasız hâkimlerin savcıların da hesap vermeleri gerekir. Nasılsa bir gün o başsavcıya da sıra gelecektir…

Hayırlı bayramlar dileklerimle saygılarımı sunarım.