Ana Sayfa Yazarlar Erdoğan Cumhurbaşkanı olmamalıdır – 2

Erdoğan Cumhurbaşkanı olmamalıdır – 2

463
0

Dünkü yazımda Başbakan Erdoğan’ın CHP için söylediği sözlerden, bir kesimi nasıl kandırmaya çalıştığını ve bahsettiği dönemlerde CHP’nin neler yapmış olduğunu kısmen anlatmaya çalışmıştım. Atatürk önderliğinde Türk Milleti, yedi bin yıllık tarihinin en zor döneminde Batılıların “Türk Mucizesi” dedikleri, dünyanın en görkemli devrim hareketini gerçekleştirmiştir. Bu olay, yalnız Türk Milleti için değil, bütün ezilen mazlum milletler için de bir kurtuluş yolu ve ümit kaynağı olmuştur.

Türk Milleti, 7 düvel ile o yıllardaki çok zor şartlarda tek vücut olarak dünyanın şaşkın bakışları altında, Kurtuluş Savaşı’nı kazanmış, esaret zincirlerini kırarak, bağımsızlığına kavuşmuştur. Atatürk düşmanlarının o yüce lider ve devrimlerini çarpıtarak söylerken dahi, önce deterjanla ağızlarını yıkamaları gerekir.

***

Şimdi gelelim Erdoğan neden cumhurbaşkanı olamaz, OLMAMALIDIR-A;

Erdoğan aslında bağlı olduğu ideoloji içerisinde yalanlarla, dolanlarla işini götürmeye kalksa da ağzı mükemmel laf yapan, ikna kabiliyeti çok yüksek bir aktördür.

Dikkat ederseniz liderdir demiyorum zira liderlik bambaşka bir kavramdır, bununla birlikte bir kesimin liderliğini yapmaktadır.

Erdoğan Atatürk rejim düşmanı olarak yetişmiş ve amacına neredeyse ulaşmak üzere olan kişidir. Mecliste kendisine biat eden sayısal gücü ile bir kesiminin gözünde adeta ilahlaşmasını bilmiştir. Bunu takdir etmek gerekir aslında.

Bazen mağduru, bazen kabadayıyı bazen de Hitleri oynayarak otoritesini yükseltmiştir.

Gömlek değiştirdim diyerek iktidara gelen Erdoğan aslında hiç değişmemiştir. O, ettiği yeminin ardında durmuştur daima. Bu yemini birçok kişi bilmez.

Erdoğan ailesinin Rize’den İstanbul Kasımpaşa’ya göç etmesinden sonra, 1954 yılında ailenin 3. çocuğu olarak Kasımpaşa’da doğmuştur.

1965 yılında Piyale Paşa İlkokulu’nu bitirdikten sonra, İstanbul İmam Hatip Okulu’na yazdırılmış, böylece henüz 11 yaşında bir çocukken Atatürk rejimi karşıtı olarak büyümeye başlamıştır.

Tayyip Erdoğan’ ın 1980 yılında arşivlenen ve Trabzon Tire askeri arşivinde mevcut bulunan

Atatürk ve Cumhuriyet rejimine karşı olan yemini bizlere bu günlerin geleceğini anlatıyordu.

İşte birçok kişinin bilmediği o yemin;

Ben Muhammed Müslüman ümmetindenim. Türkiye dinsiz, laik bir memleket haline gelmiştir. Hayatımı Mustafa Kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma, Türkiye’yi bir din ve şeriat devleti haline getirmek için mücadele edeceğime, Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime, kısa zamanda ümmet esasına dayanan, şeriat devletinin kurulması için çalışacağıma, dinim, Allah’ım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ve kasem ederim.”

Erdoğan bu yemini hiçbir zaman inkâr etmemiş, basında bir tekzip yayınlamamıştır

Yani aslını hiçbir zaman saklamamıştır.

Şimdi böyle bir insan Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı olabilir mi?

Aradan çok sular aktı değişmiştir diyebilir miyiz?

Yaptıkları ortada değil midir?

Yine aşağıda linklerini yazdığım eski yazılarımda dediğim gibi Erdoğan böyle bir yemini ettiği zaman bir Atatürkçü onun ilkelerini ve rejimini korumak adına ant içti mi acaba?”

2002 yılında iktidara geldiği zaman “Milli görüş gömleğini değiştirdim” dediğinde toplumu kandırmaya başlamıştı. Aslında o her zaman kendi ekseninde kaldı, sindire sindire Türkiye’yi değiştirdi.

Bu günlere gelmemizde en büyük etkenlerden teki şüphesiz Cumhurbaşkanı Gül’ün dışişleri bakanlığı sırasında (24 Mayıs 2003 günü Vatan gazetesinin birinci sayfa manşetinden yayınlanan) Colin Powell arasında 2 sayfa 9 maddelik gizli anlaşmadır. Türkiye’yi Amerika’ya göbekten bağlanmıştır böylece.

“BOP içinde ABD ile birlikte hareket ediyoruz” diyen Gül, bu gizli sözleşmeye göre “Ortadoğu’daki tüm rejimlerin değişeceğini”, ABD’nin sözcüsüymüş gibi ilan etmiştir (Vatan, manşet, 24 Mayıs 2003 ve Radikal, 14 Mart 2006).

Yani paralel yapı, derin devlet filan değildir. Bu başbakanın kendisini kurtarmak için uydurmasıdır.

Gerçek:Gül, Fethullah ve Erdoğan’ın el ele şeytan üçgeni oluşturarak, Ortadoğu’nun kan gölüne çevrilmesini, Türkiye’nin bölünme noktasına getirilmesini işbirliği ile sağlamalarıdır. “Bunların birbirlerinden farkları yoktur.” Tek başlarına iktidar olma hırsları içerisinde olan bu üçlü şimdilerde ayrılma, birbirlerine düşman olma noktasına gelmişlerdir.

Peki, tüm bunlar olurken Atatürk’ün partisi ve diğer Atatürk çizgisinde olan partiler ne yapabildiler?

Kocaman bir hiç!

Daha sonra Oslo anlaşmaları ile bir önceki anlaşma adeta perçinleştirilmiştir.

İmralı’daki bebek katili ile görüşmeler, Doğu ve Güneydoğu’nun fiili olarak topraklarımızdan kopma noktasında olması, Kürtçülerin böylesine kabarmaları hep bu üçlünün eseridir. Öyle bir durumdayız ki Türk olmak, vatanını sevmek, Atatürk’e bağlı olmak günümüzde adeta vatan hainliğine eş tutulmaktadır. Muhalefet partilerinin, bilhassa CHP ‘in cumhuriyet ve Atatürk Devrimlerine sahip çıkmamaları bizlere maalesef bu kara günleri yaşatmaktadır.

Devamı yarın.