Ana Sayfa Yazarlar Cinsel İstismar Yasasından Çıkardığımız Dersler…

Cinsel İstismar Yasasından Çıkardığımız Dersler…

481
0

Önce şu gerçeği bir vurgulayalım:

Tecavüzcü Yasasından çıkardığımız birinci ders: Çıkarları ve ulaşmak istedikleri hedef için bunların yapamayacakları şey yoktur…

Eğer bir plan, bir amaç, bir tasarı, bir kumpas peşindelerse ve yandaşlarına ya da kendilerine bir çıkar sağlayacaklarsa bunlar ne insan, ne insan hakları, ne çocuk, ne bebe, ne kadın, ne yaşlı tanırlar…

Silindir gibi ezip geçerler…

Güç, kuvvet, para, çoğunluk onlarda ya!!!…

Ne demokrasi, ne özgürlük dinlerler… Zaten demokrasi onlar için seçimden seçime binilen bir trendir…  Demokrasi ile işleri bitti mi trenden inerler…

Onlar için geçerli olan iktidar, makam, mevki, koltuktur… Amaçlarına ulaşınca ne demokrasi kalır, ne özgürlük…

Ondan sonra gelsin “Kanun Hükmünde Kararnameler”, gelsin gece yarısı kapkaç yasaları…

Bacak kadar çocukların geleceği, hayatı ile bile oynarlar… Onların geçmişlerini, geleceklerini cehenneme çevirirler…

Eğer “Cinsel istismar yasa tasarısı”na sert bir muhalefet, sert bir karşı çıkış olmasaydı, özellikle kadınlar direnmeselerdi, bugün binlerce sapık veba gibi saracaktı dört bir yanımızı…

Ortada öyle bir haksızlık, hukuksuzluk, utanmazlık vardı ki, kendi yandaşları, ağababaları bile isyan etti…

“Hukuk” dedim de…

14 yıl sonunda hukuk guguk oldu… Vatandaşlar haklarını aramakta güçlük çekmeye başladılar… Oysa Lock, “Haksızlık adaletsizlik cinayetten farklı değildir” der.

Buna göre ülkemizde her gün binlerce cinayet işleniyor… Kimse hakkını arayamıyor…

Çünkü hukuk devleti, kanun devletine dönüştü…

Baskı, korku, şiddet medya, devlet kurumları ve halk üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanmakta…

Onlar, iktidarın haksızlıklarını, yolsuzluklarını, yanlışlarını ortaya koyan savcıların, yargıçların, emniyet görevlilerinin yerlerini bir günde değiştiriyor ya da işine son veriyorlar…

Zaten polislere, yargı, sağlık ve eğitim çalışanlarına giydirilen türbanlarla, görevliler karpuz gibi ortasından ikiye bölündü… Onların hangi görüşe ait olduklarını biliyoruz…

Artık türbanlı, türbansız devlet dönemi, parti yargısı dönemi başladı…

Devlet kurumları uygulama alanı, deneme tahtası durumuna geldi. Şimdi, devlet kurumlarında partili memurların sözü geçiyor.

Oy çoğunluğu ile seçilen rektörlerin yerini partili rektörler aldı. Yargı siyasallaştırıldı…

Bu nedenle haksız hukuksuz bir yasa teklifi ya da uygulama karşısında koca koca adamlar karşı çıkacakları yerde sadece seyretmekle yetiniyorlar…

Dut yemiş bülbüllere döndüler…

Oysa devlet, hükmetmek için değil bireylere ve topluma hizmet için vardır.

Hukuk devleti demek, hukuk yasaları olan devlet ya da devletin koyduğu kurallar demek değildir. Hukuk devleti hukuka dayalı, hukuk kurallarını tarafsız, adaletli bir yöntemle uygulayan devlet demektir…

Devlet korku, baskı, şiddet yoluyla halkı sindirmek, dilediği gibi yönetmek için değil, bireylerin ve halkın hakkını, hukukunu korumak, yani ona hizmet için vardır…

Tecavüzcü yasasından çıkardığımız ikinci derse gelince: Haksızlıklar, hukuksuzluklar, kanunsuzluklar karşısında direnişler yapıldığında, etkili mücadeleler verildiğinde egemen güçler hedeflerinden, uygulamalarından vazgeçebiliyorlar…

Bunun en güzel örneğini tecavüzcü yasasında gördük…

Onun için “Susma, sustukça sıra sana gelecek” deyişi boşuna söylenmiş bir söz değildir… Ve bu kural “Koltuk Değneği Muhalefet” için de geçerlidir… Çünkü gerçek mücadele, salıdan salıya meclis salonlarında esip yağmakla olmaz… Bu gerçeği artık onlar da anlamalıdırlar…

Buradan başka bir konuya, bununla bağlantılı bir konuya atlayacağım…

Zalimler ve zulümler karşısında her dönemde ve her zaman halkların yasal, anayasal direnme hakları vardır… Bu hak dünyanın her ülkesinde yasalarla güvence altına alınmış en temel insan haklarıdır…

Eğer, bir yönetim, göz göre göre, insan haklarını ayaklarının altına alıyor, çiğniyorsa, toplumların o yönetime karşı şiddet içermeyen, mala mülke zarar vermeyen direnme hakları doğar.

Bu bütünüyle evrensel hukuka dayanan, en temel insanlık hakkıdır…

Uygarlık, gelişmişlik yeryüzünde bu hakların uygulanması ve hayata geçirilmesi ile ortaya çıkmıştır…

Bu güne değin halkımız ve muhalefetimiz tarafından bu hak gerektiğinde uygulansaydı, insanlarımız sömürü, yolsuzluk, hırsızlık, şiddet karşısında 5 kilo pirince, 4 kilo şekere razı gelmeselerdi, şu bozuk düzenin köleleri ve mahkûmları haline gelmeyecektik…

(alieralp37@gmail.com)