Ana Sayfa Haber ZORAKİ ‘DEMOKRASİ’ NÖBETİ

ZORAKİ ‘DEMOKRASİ’ NÖBETİ

359
0
Ankara’da “demokrasi nöbetine” katılan iki Ankara Büyükşehir Belediyesi işçisi Kızılay’da gerçekleşen eylemler hakkında soL’a konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısıyla düzenlenen demokrasi nöbetlerine ilişkin Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde çalışan iki işçi soL’a konuştu.

Baskıya maruz kalacaklarını düşünerek ismini vermek istemeyen A.Z. (48) “demokrasi nöbetine” katılmaya nasıl zorladıklarını anlattı.

soL: Ne kadar süre “demokrasi nöbetine” katıldınız?

A.Z.: 16 Temmuz’dan sonra hep katıldık, üstelik her gece. Cumartesi pazarımız bile kalmadı.

soL: Bu eylemlere nerede katıldınız? Hep aynı yerde mi katıldınız?

A.Z.: Hep Kızılay’daydık.

soL: Peki kendi öz iradenizle mi katıldınız? Bir zorlama, yönlendirme var mıydı?

A.Z.: İsteyerek katılmıyorduk. Mecbur tutuluyorduk. Eğer katılmazsak –doğrudan doğruya söylemeseler de– işten atılacağımızı düşünüyorduk. Yani anlayacağınız, üstü kapalı bir zorlama vardı. Tahminim, oradakilerin %95’i böyle bir zorlamayla oradaydılar, bunu görebiliyordunuz.

İMZA ALIYORLARDI

soL: Gidip gitmediğinizi nasıl takip ediyorlardı?

A.Z.: Her gece imza alınıyordu. Ayrıca tüm gece fotoğraflarımızı çekenler de oluyordu. Tabi o fotoğraf çeken şahısların kim olduklarını bilmiyoruz, ama bunu kontrol için yaptıklarını düşünüyorduk. Fotoğraf çeken bu şahıslar, kendi fotoğraflarını da çekiyorlardı. Muhtemelen orada bulunduklarını belgelemek için.

soL: Ne yapıyordunuz bütün gece Kızılay’da?

A.Z.: Doğrusunu isterseniz, meydana yakın bir yerde oturup çekirdek çitliyorduk, çay içiyorduk. Bizim çevremizden meydana giden pek yoktu. Gece saat ikiye, üçe kadar orada vakit geçiriyorduk. Pek çok yerde ücretsiz yiyecek içecek veren stantlar vardı. Biz gitmiyorduk, ama önlerinde uzun kuyruklar vardı hep.

soL: Herhalde sizden bu “mesainiz” karşılığında sabah işe gitmeniz istenmiyordu.

A.Z.: Olur mu? Her gün işe gidiyorduk. İnanın, üç hafta boyunca bir taraftan gece “demokrasi nöbetleri”, gündüz iş, perişan olduk. Tabi ev hayatımız da çok etkilendi. Orası çok güvenli olmadığından mecburen eşim de benimle geliyordu. Çocukları gece akrabaların yanında bırakmak zorunda kaldık.

soL: Peki hafta sonları?

A.Z.: Hafta sonları da gidiyorduk. Ama saat kaçta gideceğimiz, nerede toplanacağımız son dakikaya kadar belli olmuyordu. Telefonlarımıza mesaj geliyordu. Bu belirsizlik de aile hayatımızı çok etkiledi, akşam için hiç bir plan yapamıyorduk.

soL: “Güvenli değil” dediniz, güvenlik önlemleri alınmıyor muydu?

A.Z.: Tabi meydanda güvenlik çemberi vardı, meydana girmek için polis kontrolünden geçiliyordu, ama sabahın üçünde eve dönebilmek için oradan ayrılmak gerekiyordu, doğrusu o saatlerde biraz korkuyorduk.

Bir başka birimde çalışan Ş.D (36) de Kızılay’da katıldığı “demokrasi nöbetine” ilişkin deneyimlerini bizlerle paylaştı:

soL: Peki siz? Siz de mi bu eylemlere kendi iradenizle katılmadınız?

Ş.D.: Sözleşmeli personelin orada olmasına yönelik bir zorlama vardı. “Gitmezsek ne olur?” dediğimiz zaman, işten çıkarılabilirsiniz, üzerinize şüphe çekmiş olursunuz diyorlardı.

soL: Sadece sözleşmeli personel için mi geçerli bu durum?

Ş.D.: Kadrolular için zaten yasakmış, o nedenle sadece sözleşmeli personel için. Bizim iki ayrı zamanda imza atma koşulumuz vardı: Biri akşam saat 8.00’de, diğeri sabah saat 4.00’te. İki kere imza atma koşuluyla o bölgede bulunduk. Whatsapp’tan mesaj atılıyor gelin diye. Takip ediyorlar yani.

soL: Peki daha geç saatlerde hâlâ orada bulunup bulunmadığınıza bakılıyor muydu?

Ş.D.: O kadar da katı değil aslında. Ama “bu bölgede bulunun” gibi bir beklentileri de vardı hep.

soL: Orada bulunduğunuz süre içinde ne yapıyordunuz?

Ş.D.: Dolanıyorduk, sohbet ediyorduk…

soL: Sizce orada bulunan insanların ne kadarı zorlama, yönlendirme sonucu orada bulunuyordu?

Ş.D.: Sözleşmeli personelin hepsi. Ama çok acil işleri olduğu zaman müsamaha gösteriliyordu, o kadar katı değil yani.

soL: Sizin dışınızda nöbete katılanlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ş.D.: Çoğu demokrasinin ne demek olduğunu bile bilmeyen, kuru bir kalabalık gibiydi sanki. Kalabalıktan çok, kuyrukları görebilirdiniz orada. Çorba almak için, cips için, karınları doysun diye uğraşıyorlar.