“Onlar Ümidin Düşmanıdır Sevgilim…”

Yeni bir yılın ilk gününde kandan, ölümden söz edeceğim hiç aklıma gelmezdi.

Yılbaşı gecesinde ortalık yine kan gölüne döndü… Ama bu katliamı yapanlar zavallı birer maşadan başka bir şey değiller… Asıl caniler arkada… Gizli… Günlerden beri Yılbaşı düşmanlığı yapanlar…

Büyük Ozan Nazım Hikmet “Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim” diye boşuna söylememiş. Onlar insanlığın düşmanıdır… Kendi cennetlerini kurmak için, masum insanları öldürüp, dünyayı cehenneme çeviriyorlar…

Ama yanılıyorlar. Kimse bu saatten sonra tarih çarkını geriye döndüremez… Onların ağababaları da denediler bu yolu… Başaramadılar.

Beylik, şeyhlik, şıhlık, sultanlık, padişahlık, krallık tarihin çöplüğüne atılalı yıllar oldu…

Bu yaşlı, yorgun dünya, bugüne değin çok kan emici vampir, gözü dönmüş ihtiraslı diktatör gördü, çağdışı yaratık gördü…

Onlar, kurdukları hayal dünyalarını gerçek sanıp, hedeflerine ulaşabilmek için yüz binlerce, milyonlarca suçsuz – günahsız insanın kanını akıttılar…

Dünyayı kana boyadılar.

Dünyaya direk kalacaklarını, tarih çarkının hep kendilerinden yana döneceğini sandılar…

Onlar, Ülkelerini diledikleri gibi yönetebilmek için insanları geriliğe, ilkelliğe mahkûm ettiler… Beyinlerini esir aldılar… Düşünme yeteneklerini körelttiler.

Çobanın peşinden düşüncesizce giden koyunlar gibi, milyonlarca kişinin kendilerini takip etmesi, onlara güç, cesaret, umut verdi…

Pervasızca hareket etmelerini sağladı…

“Ben her şeyi yaparım, her istediğimi gerçekleştiririm, kimse bana engel olamaz… Engel olanları, karşı çıkanları da hapishanelere doldururum ya da canlarını alırım…”

“En büyük, en kudretli benim… Kimse beni durduramaz…” dediler.

Amaçlarına ulaşabilmek için ülkelerinde “Korku İmparatorluğu” kurdular… Muhaliflerini susturdular… Gerçeklerin gün ışığına çıkmasına engel oldular…

Korku, şiddet, yıldırma, dört duvar arasına atma, yani baskı onların vazgeçemeyecekleri tek yöntem idi. Ama onlar bu işleri yaparken, hep demokrat, özgürlükçü olduklarını söylediler, asla Diktatörlüğü kabullenmediler…

Tüm kamu kurumlarını yandaşları ile doldurdular. Tüm medyayı ellerine geçirerek, onları kendilerinin propaganda aracına dönüştürdüler. Reklamlarını yaptırdılar.

Kendilerinin olağanüstü, doğaüstü niteliklere sahip olduğuna, bu dünyaya ilahi işler yapmaya geldiklerine İnsanları inandırdılar…

Hepsinden önemlisi de mevkilerini – makamlarını güçlendirmek için durmadan yasa çıkardılar, eski yasaları değiştirip, yenilerini yaptılar, seçimlerde hile yoluna başvurdular…

En belirgin benzerlikleri ise su içer, ekmek yer gibi yalan söylemeleridir. Çok sık düşünce değiştirirler, eski düşüncelerini hemen inkâr ederler. Asla kabullenmezler.

Şimdi örnek olsun diye bu faşist diktatörlerin sadece ikisinden söz edelim:

Büyüklük ve üstün ırk hastalığına yakalanan Alman Nazi Partisi lideri Hitler, 1934-1945 yılları arasında tüm dünyaya hâkim olabilmek için, 6 milyonu Yahudi olmak üzere tam 17 milyon insanın ölümüne sebep oldu… Ama yine de hedefine ulaşamadı, sonu hüsranla bitti…

Hitler, yenileceğini anlayınca, eşi Eva Braun’la birlikte intihar etmeye karar verdi. Bir odaya kapandılar. Siyanür içerek yaşamlarını sonlandırdılar…

Ünlü faşist Amilcare Andrea Mussolini de çağdaşı Hitler gibi dünyaya ve ülkesine hâkim olmak amacındaydı fakat başaramadı. Yenildi.

Düşmanlarının elinden kurtulmak için eşiyle birlikte İsviçre’ye kaçmak, uçağa binip, İspanya’ya sığınmak niyetindeydi.

Bu amaçla 25 kamyon ve 1 zırhlı araçla yola koyuldu. Ne var ki yolda ilerlerken, komünist partizanlar tarafından durduruldu. Çatışma çıktı. Ama Mussolini kaçmayı başardı.

Daha sonra da Dongo Köyü yakınlarında durduruldu. Devrimciler, arabayı ararlarken battaniyeye sarılmış bir erkek buldular. Bu Mussolin’in ta kendisiydi…

Partizanlar karı – kocayı kurşunlayarak öldürdüler… Ve ayaklarından asarak, meydanda teşhir ettiler…

İnsanlık son yüz yılda birçok diktatör tanıdı. Franco, Mussolini, Hitler, Salazar, Pinochet, Evren, Saddam, Kaddafi, Mübarek gibi…

Ama hiçbir diktatör dünyaya hükümdar olmadı…

Olamadı…

Tümü de feci bir şekilde can verdi.

Diktatörlüklerini sonsuza dek sürdüreceklerini sandılar ama sürdüremediler.

İşin ilginç tarafı şu ki dünya tarihinden ders çıkaramayan bazı acemi diktatörler, ağababaları gibi hala dünyaya direk kalacağını, zulmederek amaçlarına ulaşacaklarını sanıyorlar…

Tarih çarkını geriye çevireceklerini, yüzyıllar öncesine yeniden döneceklerini, bir dudağı yerde, bir dudağı gökte cinler, ecinniler, cadılar dünyasını, Ortaçağ’ı yeniden getireceklerini sanıyorlar…

Halka acı çektiriyorlar, zulmediyorlar, masum insanların ölümüne neden oluyorlar…

Bu konuda İngiliz Algernon Sidney şöyle der:

“Bir ulusu tek kişinin yöneteceğine inanırım, şu şartla: O adam ayaklarında çizme, elinde kırbaç, o ulus sırtında semerle doğarsa…”

(alieralp37@gmail.com)

Yayınlayan

Ali ERALP

Köşe yazarı. Gazeteci. 1999'dan 2009'a kadar da Cumhuriyet gazetesinde yazdı...