BU HESABI YAPMAK ZORUNDAYIZ

Hangi düşüncede olursanız, içinde bulunduğumuz feci durumdan hangi şekilde çıkmayı düşünürseniz düşünün aşağıdaki sistematikle hareket etmek durumundasınız.
Hepimiz bu hesabı yapmak zorundayız, çünkü acıyı-ıstırabı beraberce çekiyoruz, kayıplarımıza beraberce ağlıyoruz. Son olarak İzmir’de olduğu gibi!

Öncelikle herkes şunu genel kural olarak kabul edecek;
Siyasi Parti din değildir. O Siyasi Parti yolunu sapıttı ise, yöneticileri kibrin esiri olmuşlarsa, ülke insanının ve geleceğimiz olan çocuklarımızın haklarını çalıyorsa, o parti terk edilir…

Terör her çeşidiyle bizim canımızı yakıyor mu?
Hepimiz bu işkencenin bitmesini istiyor muyuz?
O zaman düşünce sistemimiz şu olmalı;
1) Bu duruma nasıl ve hangi yanlış politikalar sayesinde geldik?
2) Kimler ülkemizin bu duruma gelmesine sebep oldu?
3) Bu yanlış politikaları nasıl ve kimlerle düzelteceğiz?

Kimse “Şimdi sırası mı? Önce terör bitsin, sonra konuşuruz!” demeye kalkmasın. Sırası geldi de geçti bile!

1)15 yıldır ülkemizi tek başına yöneten parti AKP’dir. İç politika ve iç güvenlikte, dış politika ve dış güvenlikte, adalet dağıtımı ve hukuk devletinde, ulusal ve uluslararası finans piyasalarında, politika belirleyen- uygulayan- sonuçlarını alan tek başına Erdoğan ve AKP yönetimleridir. 3 tane terör örgütünün saldırısı altında değil miyiz?
-AKP’nin uyguladığı Çözüm Süreci gibi açılımlar PKK terörünü azdırmadı mı? Bugün askerimizi polisimizi öldüren bombalar
AKP zamanında ve MİT’in bilgisi dahilinde ülkemize doldurulmadı mı?
80 Bin uzun namlulu ağır silah yine bu zamanda ülkeye sokulmadı mı?
Kilometrelerce barikat ve tünel AKP zamanında kazılıp, bombalarla döşenmedi mi?
-IŞİD, AKP zamanında destek görmedi mi? Bunlar için terörist değil “hırçın çocuklar” denmedi mi?
İstanbul-Ankara-Gaziantep-Adıyaman gibi illerde belediyeler, Suriye’ye gitmek için araç bekleyen IŞİD militanlarına üç öğün yemek çıkarmadılar mı? Bu militanlar otobüslerle Suriye’ye gönderilmedi mi? Hastanelerimizde yaralı IŞİD militanları bedava tedavi edilmedi mi? Sonra bu kafa kesiciler, askerimizi-polisimizi öldürmediler mi?
Tüm bunlar Erdoğan ve AKP Hükümetlerinin haberi-bilgisi-izni
olmadan yapılabilir mi?
-FETÖ belasını semirten, onu darbe yapacak güce kavuşturan, devletin en hassas birimlerine sokan Erdoğan ve AKP Hükümetleridir. Nitekim Erdoğan bu suçu işlediğini medya önünde itiraf etmiştir.

2)Özellikle Irak ve Suriye politikalarının baştan aşağıya yanlış olduğunu AKP’li Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş açıkça söyledi ve ne Başbakan ne de Cumhurbaşkanı tarafından yalanlanmadı! Başka bir kanıt gerekir mi?

3) Tüm bu belaları başımıza açanlar belli olduğuna ve bizzat Cumhurbaşkanı ve Başbakan Yardımcısı tarafından itiraf edildiğine göre çözümü aynı kişilerden beklemek akılcılık mıdır?

Eğer demokratik bir rejimle yönetiliyorsanız, devlet yönetiminde kural şudur;
Yapamayanlar gider, ihanet edenler yargıda hesap verir, ülkemizin başındaki belaları def edecek olanları göreve getirecek seçim yolu açılır!

Fakat kendi hatalarını ve ihanetlerini görmezden gelip, yönetimde kalmakta ısrar edenler, bir de kendilerine “Padişah” yetkisi verilmesi için çirkin ayak oyunlarına sapanlar varsa ve Türk Milletinin hizmetinde olması gereken medya kuruluşları-aydınlar-milliyetçi geçinenler korkularından dikta heveslilerine hizmet ediyorlarsa,
o milletin işi çok zordur, çok zor…

Sağlık ve başarı dileklerimle 06 Ocak 2017
Rifat Serdaroğlu

Bir ayda 5 saldırı

Evet, 4 haftada 5 saldırı ile sanki sıradan olaylar haline gelmeye başladı bu terör eylemleri.

Henüz Beşiktaş olayının sıcaklığı soğumadan İzmir’de saldırı oldu.

Bu sefer emniyet güçlerimizin dikkati sayesinde ucuz atlattık diye seviniyoruz.

İki terörist gebertilmiş.

Üç kişi olduğu tahmin ediliyor ve üçüncüsü aranıyor.

39 masum insanı katleden cani ise halen bulunamadı.

İzmir Adliyesinin önüne  bomba yüklü araç, el bombaları ve roketatarlarla katliam yapmaya gelen PKK’lı teröristleri, trafik polisi Fethi Sekin’in dikkati sayesinde hedefledikleri büyük katliamı gerçekleştirememişler.

 Kahraman polisimiz, araçtan şüphelenip arama yapmak isteyince teröristler önce aracı onun üzerine sürmüşler, şerefsizler sonra araçtan inip koşarak uzaklaşmaya başlamışlar. Bu sırada teröristlerden biri, elindeki düzenekle, LPG’li olduğu belirtilen araçtaki bombayı infilak ettirmiş.

Kahramanımız yaralı halde mermileri bitene kadar onları kovalamış ve tekini öldürmüş.

Ne yazık ki kendisi de şehit olmuş.

Türkiye’de Astsubay Ömer Halisdemir ve Fethi Sekin gibi böyle gözü pek yiğitlerimiz olduğu müddetçe Türkiye asla ne diz çöker ne de yenilir.

Ne var ki bazıları Kürt, Türk, İslam, Laik diyerek ülkeyi içeriden bölmeye çalışıyorlar.

Dincilik ve linç kültürü başladı.

Reina katliamından hemen sonra sosyal medyada “oh çekenler” ortaya çıktı…

İzmir neden bombalanmıyor diyenler ortaya çıktılar.

Ülkenin Dinayet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan ve tüm camilerde okutulan yılbaşı hutbesi gibi.

Ülkemizin kurucusu, büyük önderimiz Gazi  Mustafa Kemal Atatürk’e yapılan hakaretler gibi..

Tüm bunlara sessiz kalan sorumlular sanki bölücülüğe göz kırpar gibiler.

Türkiye böyle yönetilmemelidir.

Hele böyle bir zamanda…

Ülkemiz gerçekten karanlık günler yaşıyor ve Ortadoğu girdabına sürükleniyor.

Geçmişten ders çıkartmalıyız.

Sonuç olarak tüm bu kanlı olaylar gösteriyor ki Türkiye’yi Yugoslavya, Irak kısacası ortadoğuya çevirmek istiyorlar.

Bunun baş sorumlusu 15 yıldır ülkeyi yöneten, daha doğrusu yönetemeyen AKP iktidarıdır tabi.

İktidar aklını başına almalıdır.

Türkiye ayrışmaya değil birleşmeye, kardeşliğe yol almalıdır.

Bizler diyoruz ki bizi kimse bölemez ve bölemeyecektir.

Güçlüyüz ve hepimiz kardeşiz.

Düşmana karşı el ele mücadele etmeliyiz.

                                                                       ***

 Türkiye hem terör belasından hem de Bahçeli’den kurtulacak inşallah.

“Benim oyum TBMM Genel Kurulunda da, referandumda da evet, diğerlerini bilmem” diyebilen bir genel başkanı ilk defa gördük.

Milliyetçi Hareket Partisi üyelerine, delegelerine, milletvekillerine hakarettir bu.

“Diğerlerini bilmem” sözleriyle partisine karşı ne kadar lakayt olduğunu göstermektedir.

Bahçeli’nin partisini bitirmek istediğini aylardır yazmaktayım.

Bana ne diyemeyiz, böyle bir lüksümüzün olmadığını düşünüyorum.

Malum AKP’nin sandalye fazlalığı ile muhalefet partilerinin “ki şu anda CHP ve MHP var görünen “ iktidarın işine gelmeyen hiçbir önergeleri kabul görmemektedir.

Bahçeli yapacağını 7 Haziran seçimlerinde yaptı zaten.

Muhalefet partileriyle anlaşma yolunu seçeceğine 1 Kasım seçimlerini ve dolayısı ile

Erdoğan’a başkanlık yolunu açmayı tercih etti.

Bu şahsın ülkeye ve partisine faydasından çok zararı olmaktadır.

Bahçeli aslında tutumları yüzünden kendi ayağına kurşun sıkmıştır.

Onu anlamak mümkün değildir.

Elbet vardır bir bildiği diyelim.

FETÖ darbe girişiminden sonra AK Parti’nin bile gündeminden düşürdüğü Başkanlık Sistemini Türkiye’nin gündemine oturtması hem ülkücü tabanda hem de parti tavanında kontrolünü iyice kaybettiğini gören “aksaçlılar” yeni bir lider arayışına nihayet geçmişler.

Umarım başarılı olurlar…

                                                       ***

 

Tünay Süer

06.01.2017

ANA VE YASA

“Anayasa” sözcüğü, “YASA” ve “ANA” sözcüklerinin bir araya gelmesi nedeni ile diğer tüm yasaların anası olan, onlara kaynaklık eden, yasaların temeli “Esas olan Yasa” demektir.

Anayasa devletin temelidir. Yani devlet anayasaya göre biçimlenir, kurulur ve işler. Aynı zamanda anayasa, vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini de güvence altına alır.

Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını, tüm idare makamlarını, diğer kuruluşları ve vatandaşların tamamını bağlar…

Erdoğan ve AKP, yukarıda yazılan bu üç paragrafa gerçekten inansalar ve icraatlarını anayasaya uygun olarak yapsalar, inanın hiç kimsenin bunlarla bir sorunu olmaz, bunların anayasayı değiştirme çabalarına da ilke bazında kimse karşı çıkmaz!

Fakat Erdoğan ve AKP’nin, anayasa ile mahalle bakkalının veresiye defterini sürekli olarak karıştırmaları tüm toplumu çok rahatsız ediyor! Toplumdaki huzursuzluğun ve karmaşanın en önemli nedeni, devleti yönetenlerin anayasa ve yasalara uymak istememeleridir!
Erdoğan ve AKP anayasaya uymayacaklar, fiili kanunsuzluk hali yaratacaklar, sonra da Bahçeli’yi ve MHP Milletvekillerini esir alarak, anayasayı fiili kanunsuzluğa uyduracaklar!
Buna “Devlet gücüyle anayasanın ırzına geçmek” denir…

Erdoğan ve AKP’nin birlikte “Anayasaya tecavüz etmelerinin” son kanıtlarından birini açıklayalım;
Olağanüstü Hal, Anayasal bir kurum mudur? Evet.
Kaynağını anayasanın 120 ve 121’inci maddelerinden alır.
Herkes buna uymalı mıdır? Evet.
Bu maddelere göre, KHK’lar aynı gün içinde Resmî Gazetede yayınlanıp, yine aynı gün içinde TBMM’ye gönderilmeli midir? Evet.
TBMM İçtüzüğünün 128’inci maddesi; “KHK’lar ivedilikle ve en geç 30 (OTUZ) gün içinde görüşülür ve karara bağlanır” diyor mu? Evet.
Peki, AKP ne yapmış? Anayasa ve TBMM İçtüzüğüne uymuş mu? Hayır. Tarihleriyle verelim;

670 Sayılı KHK- TBMM’ye Gelişi; 17 Ağustos 2016- 180 (YÜZ SEKSEN) gündür görüşülmedi!
672 Sayılı KHK- TBMM’ye Gelişi; 01 Eylül 2016- 127 (YÜZ YİRMİ YEDİ) gündür görüşülmedi!
673 Sayılı KHK- TBMM’ye Gelişi; 01 Eylül 2016- 127 (YÜZ YİRMİ YEDİ) gündür görüşülmedi!
675 Sayılı KHK- TBMM’ye Gelişi; 31 Ekim 2016- 66 (ALTMIŞ ALTI) gündür görüşülmedi!
676 Sayılı KHK- TBMM’ye Gelişi- 31 Ekim 2016- 66 (ALTMIŞ ALTI) gündür görüşülmedi!
677 Sayılı KHK- TBMM’ye Gelişi- 22 Kasım 2016- 44 (KIRK DÖRT) gündür görüşülmedi!
678 Sayılı KHK- TBMM’ye Gelişi- 22 Kasım 2016- 44 (KIRK DÖRT) gündür görüşülmedi!

Değerli Okurlar;
Bu KHK’lar (Kanun Hükmünde Kararnameler) Anayasa ve TBMM İçtüzüğü emrine uymayan “Sakat Kararnamelerdir.”
Bu kararnamelerle, devletin yönetim şekli değiştirilmiş, TBMM devre dışı bırakılmış, onbinlerce insan işinden olmuş, Türk Ordusu köklerinden kopartılmış ve Yüce Divanlık çok sayıda suç işlenmiştir.

Devam edelim;
-KHK’leri anayasa ve TBMM İçtüzüğüne aykırı olarak uygulayan kim: Erdoğan ve AKP.
-FETÖ’nü devlete 11 yıl boyunca yerleştiren kim; Erdoğan ve AKP.
-Menzilimiz aynı olduğu için FETÖ’ye destek verdik, diyen kim; Erdoğan ve AKP.
-Bu suçunu itiraf edip özür dileyen kim; Erdoğan ve AKP.
-Şehirlerimizin IŞİD’e eleman toplama yeri olmasına izin veren kim; Erdoğan ve AKP.
-PKK ile görüşüp, Oslo-Habur-Kandil rezaletlerini bize yaşatan kim; Erdoğan ve AKP.
-Atatürk’e sürekli olarak ağır hakaretler eden Fesli Şarlatanı ve satranç oynayan ateşte yanar diyen cübbeli sapkını, TC Devletinin baş köşesinde ağırlayan kim; Tabii ki Erdoğan.

Şimdi aynı Erdoğan ve AKP, yanlarına yeni yardımcıları Bahçeli’yi de alıp Türkiye’yi dikta yönetimine götürecek anayasa yapacaklar ha!
Ve yapacakları anayasa Türk Milleti tarafından kabul edilirse, bu defa uyacaklar ha!
Nasıl bilcez, nasıl inancaz, deyiverin gari…

Not; Yazılarımı takip etmek isteyenler rifatserdaroglu.com adresinden abone olarak takip edebilirler…

Sağlık ve başarı dileklerimle 05 Ocak 2017
Rifat Serdaroğlu

Hiçbir İktidar Döneminde, Bu Kadar Acı Çekmedi Bu Millet…

Ortalık mezbahaya döndü…

İnsanlarımız kurşunlanıyor, öldürülüyor, yakılıyor…

Gözyaşı hiç dinmiyor… Hiçbir iktidar döneminde bu kadar acı çekmedi bu millet… Hiçbir iktidar döneminde bu kadar ilkel, yobaz terör örgütlerinin hedefi olmadı… 14 yıldır uygulanan yanlış iç ve dış politikaların sonucudur geldiğimiz bugünkü ortam…

Politikacılar bugün ak dediklerine bir gün sonra kara diyorlar. Dün “Kürt açılımı” yapanlar bugün onlarla boğaz boğaza… Dün hastanelerimizde IŞİD tedavisi yapanlar, bugün IŞİD saldırılarıyla karşı karşıya…

Dün “Başkanlık sistemini” kötülemek için ağzına geleni söyleyen Bahçeli, bugün “Başkanlık sistemini” kurmak için Anayasayı değiştirmeye kalkıyor… Atatürk’ün Millet Meclisini, milletin hizmetinden çıkarmaya, İşlevsizleştirmeye çalışıyor… Siz hiç, bu güne değin, bir iktidar döneminde bu kadar çok görüş, düşünce değiştiren politikacı topluluğu gördünüz mü?

Bunların yüzünden toplumda dirlik, düzenlik, kardeşlik kalmadı.

Yurttaşlar birbirine diş biliyor… Tek söz, tek kıvılcım insanları bir anda birbirine düşürmeye, kanlı bıçaklı yapmaya yetiyor…

Çünkü toplum düşman kamplara bölündü. Çünkü toplum stresliler, cinnetliler toplumu oldu…

Alevi – Sünni… Kürt – Türk… Laik – şeriatçı… Devrimci – karşı devrimci… Cumhuriyetçi – Yeni Osmanlıcı… Atatürkçü gençlik – dindar, kindar gençlik vb.

Bu listeyi istediğimiz kadar uzatabiliriz… Aslında emperyalizmin istediği de tamı tamamına bu…

Bir de bunlara “Başkanlık” tartışmaları eklenince, toplum karpuz gibi ikiye ayrıldı…

Kimsenin kimseye güveni, saygısı, sevgisi kalmadı. Herkes birbirinden çekiniyor, herkes birbirinden kuşkulanıyor, herkes birbirinden korkuyor…

Çünkü her an birisi, bir başkasını gammazlayabilir, şikâyet edebilir, hedef gösterebilir…

Şunu artık açıkça ortaya koyabiliriz “İktidarı eleştiren ve yanlış uygulamalar karşısında tepkisini ortaya koyan muhalif insanlar” şimdi siyasal baskı altındadırlar…

Dilediklerini söyleyememekte, konuşamamakta, yazamamaktadırlar…

Aydınlar, karşı görüşte olanlar, korku imparatorluğunun gücü ile susturulmak istenmektedir… Hedefleri, sadece egemen güçlerin özgürce hareket edebileceği“Dikensiz bir gül bahçesi yaratmak…”

Yapılan anketlerde halkın adalete, yargıya güveni kalmadığı görülmektedir…

Hukuk siyasallaştırılmıştır… Evrensel ve tarafsız olma özelliğini yitirmiştir. Genellikle iktidardakilerin, güçlülerin çıkarları doğrultusunda kararlar vermektedir…

Hepsinden kötüsü, toplum, kurucularından, kurtarıcılarından, tarihinden, koparılmak istenmektedir.

Cumhuriyete, 1923 Aydınlanmasına isyan eden yobazların torunları, bugün de atalarının, dedelerinin izinden giderek Kurtuluş Mücadelesi komutanlarına ve onun önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e savaş açmışlardır…

Milyonlarca Atatürkçünün ATA’mızı “Anıtkabir’de ziyaret etmesinden”, heykellerinin meydanlarda dimdik durmasından rahatsız olmaktadırlar…

Atatürk korkusu yüreklerine o kadar derin işlemiştir ki gece rüyalarına girmekte,kâbus görmektedirler ve aşağılık yöntemlerle onu unutturmaya çalışmaktadırlar…

Artık ne Kubilaylar ne de İnönüler ölüm yıldönümlerinde yöneticiler tarafından anılır oldular…

Bir milletin kurtarıcısı ve kurucusunun heykeli tek kişinin kararı ile bir yerden alınıp, değersiz bir eşyaymış gibi kamyona atılıp, başka bir yere taşınabiliyor…

Ve Yeni Akit Gazetesi bu olay karşısında, “Elhamdülillah, Rize özgürlüğüne kavuştu!” diye sevinç çığlıkları atabiliyor… Şu 14 yıllık dönemde nereden nereye geldik, gördünüz mü?

Zamanımızda hiçbir şeyin kutsallığı kalmadı. Vatanın da Cumhuriyetin de…

Şu 14 yılda öyle olaylar yaşadık ki rüyamızda görsek inanmayız…

Ormanlarımız, vatan topraklarımız yağmalandı… Cumhuriyet ürünü fabrikalarımız haraç mezat, babalar gibi satıldı…

Karadeniz Otoyolu Projesi ile orman ve çevre katliamı yapıldı, dereler kurutuldu… Karadeniz yaylaları, Trabzonspor’un sponsoru Katarlı şeyhine sunuldu… Bin yıllık ağaçlar, zeytin tarlaları maden aramak, HES yapmak için acımasızca katledildi. Yağmalandı.

Ama sözün tam burasında bir hatırlatma yapalım:

Vatanımızı bölmek, parçalamak isteyen ABD – AB emperyalizmi ve uşaklarına diyoruz ki;

Şimdiye dek, Atatürk ve Atatürk Cumhuriyeti’ne karşı gelenlerin, isyan bayrağı açanların sonları hep HÜSRANLA bitti…

Çünkü bu topraklar, bu Cumhuriyet kolay kazanılmadı. Bu vatan Uğruna, sadece Çanakkale’de 55.127 şehit verdik. Yaralananlarla birlikte Genel toplam 186.865’tir. Doğuda, karlı-buzlu Sarıkamış Dağlarında 80 bine yakın asker ya şehit oldu ya da donarak öldü. Binlercesi ise Yemen’e gidip geri dönmedi.

Bu Cumhuriyet kanla, canla, başla, gözyaşıyla kuruldu. Ne tarihimizi, ne şanlı geçmişimizi, ne ATA’mızı ve Ulusal Kurtuluş savaşımızı unutturabilirsiniz… Ne de yüreklerden silebilirsiniz…

Atatürk’ün heykelini Rize meydanından sökerek, yüreklerimizden de sökeceğinizi sanıyorsanız, YANILIYORSUNUZ…

ALDANIYORSUNUZ…

(alieralp37@gmail.com)

BURASI DİNGO’NUN AHIRIDIR

Sert Karun Numan, bir profesöre çok yakışan (!) bir üslupla Türkiye’yi kast ederek “Ne o öyle, biri şunu yazıyor, diğeri bunu yazıyor! Burası Dingo’nun Ahırı mı” diye televizyon canlı yayınından Türk Milletine posta attı! Öyle sert konuştu ki, zaten soğuk olan hava, adeta buz kesti!

Fakat Sert Karun Numan’ın gücü ancak Modacı Barbaros Şansal’a yetti!
Barbaros Şansal, Türk Hava Yollarının uçağından iner inmez uçağın merdivenlerinin dibinde 15-20 kişi tarafından tekme-tokat dövüldü!
Böyle bir olay “Hukuk Devleti” olan yerlerde olmaz. Kişinin suç işlediği düşünülüyorsa, gözaltına alınır. Kişi Avukatı ile birlikte ifadesini verir. Savcı mahkemeye sevk ederse Yargıç kişinin suçlu olup olmadığına karar verir ve uygulatır.

İstanbul Atatürk Havalimanında gerçekleşen çirkin olay ancak “Dingo’nun Ahırı” gibi olan yerlerde olur.
Dingo’nun Ahırında hukuk işlemez, adalet yoktur, polis yoktur. Kimin gücü fazlaysa onun sözü geçer.
Zorba hem Savcıdır hem Polistir hem de Yargıçtır. Suç işlendiğini o belirler, cezayı o verir, infazı da o yapar! Yaptığı da yanına kâr kalır, zorbayı kimse tutuklayamaz!

Bilmeyenler için anlatalım;
Havaalanlarında “Mülki Amir” olarak tecrübeli bir Vali Muavini sürekli olarak görev yapar.
Emniyet Müdürü seviyesinde bir Polis Şefi sürekli görevdedir.
Jandarma Komutanı da birliğiyle göreve hazırdır.
MİT yetkilileri, DHMİ sorumluları, Gümrük müdürleri oradadır!
Özel Tim, Uçak kaçırma olaylarına karşı eğitilmiş birlikler ve özel güvenlik elemanları da cabası!

Tüm bunlar, görevli olmayan birinin Apron’a çıkmasına izin vermezler. Apron’a izinsiz adım attığınız zaman, sizi derhal sarıp sarmalayıp gözaltına alırlar. İsterseniz deneyin!

Dingo’nun Ahırında yetişmiş bu grup, ellerini kollarını sallayarak Apron’a giriyorlar, birkaç yüz metre gidip uçağın merdivenine kadar geliyorlar, uçaktan inen Barbaros Şansal’ı linç etmeye kalkıyorlar!
Bu kişiler uçağın merdivenlerinin dibine kadar nasıl gittiler?
Bu zorbalar devlet memuru iseler, bunun hesabını kim verecek?

Eğer Hükümet iseniz, önce o Vali’yi, Emniyet Müdürünü, Jandarma Komutanını TC. Devletinin onurunu, hukuk devleti ilkesini korumadıkları ve rezil ettikleri için görevden alıp Yargıya sevk edeceksiniz. Saldırganları yakalayıp Yargıya göndereceksiniz.
Bunları yapmıyorsanız, gideceğiniz tek yer Dingo’nun Ahırıdır…

Şimdi anlatacağım olay sadece Dingo’nun Ahırında geçer;
Damattan Enerji Bakanı; “AKP zamanında, enerjide dışa bağımlılık azaldı. Yatırım hamlesi yaptık” dedi!
Damat nereye hamle yaptı bilinmez ama, Enerji Bakanlığının resmî sitesine göre durum şudur;
Enerjide dışa bağımlılık 1990 yılında %52 idi!
Bu oran 2002 de %67, 2015 yılında ise %76’ya çıktı!
2002 yılında enerji ithalatına 9,2 Milyar Dolar ödemişiz.
2014 yılı sonunda ise ödediğimiz rakam 55 Milyar Dolara fırlamış!
Ancak Dingo’nun Ahırında bu rakamlar için “Dışa bağımlılığı azalttık” denir…

Eyy Karun Numan;
Sizin yönetiminizde binlerce yıllık deneyimi olan TC. Devleti maalesef “Dingo’nun Ahırına” döndü. Bırakın o koltukları, doğrudan Dingo’nun yanına gidin! Sizi orası paklar…

Sağlık ve başarı dileklerimle 04 Ocak 2017
Rifat Serdaroğlu

ENERJİ_SA vurgunu

2017 ye yine kanlı bir katliamla girmiş olduk.

Bu katliamı yapan elbette insan olamaz.

Yüz hatlarını incelediğimizde hain bakışlar ve kötülüğün kanına işlemiş olduğu soğukkanlı bir cani görüyoruz.

Onlarca suçsuz insanı yaralayan 39 kişinin ölümüne sebep olan katilin öldürülmeden yakalanmasını ve sorguya alınmasını, arkasında hangi güç veya güçlerin olduğunu öğrenmemizi isterim.

Gerek Twetter de gerekse basında halkı bölmeye kalkan, kin ve nefret aşılayan yazıları yazanların, söylemler yapanların da acil cezalandırılmalarını dilerim.

Memleket alev topuna dönmüş, dış ve iç düşmana karşı kardeşliğimize, birlikteliğimize daha çok ihtiyaç olduğu bu dönemde dindar, dinsiz diye ayırmak, mezhep ayrılığı yapmak bu ülkeye verilecek en büyük zarardır.

Emperyalizmin ve kapitalizmin ülkemizi yok etmelerine asla izin vermemeliyiz.

Umutlarımızı yitirmeden güçlü bir Türkiye olmalıyız.

“Denizler durulmaz dalgalanmadan. Umutlar yeşermez, sevgi olmadan” demişler ya, ne kadar doğru söylemişler.

Aramıza nefret tohumları ekmeye kalkanlara inat birbirimizi sevmeli ve el ele vererek önce vatan demeliyiz.

                                                                          ***

Enerji_SA Vurgununa gelince başıma gelen olayı sizlerle paylaşmak istedim.

Bildiğimiz gibi AKP İktidarı her şeyi özelleştirdi.

Olan vatandaşa oldu.

Bizlerin ceplerine beş kuruş girmediği gibi, kaşıkla verdiklerini kepçe ile almaya başladılar.

1999 yılında Kartal Uğurmumcu da bir sitedeki daireye taşındım.

AKTAŞ ELEKTRİK T.A.Ş ile 13.12.1999 da sözleşme yaptım.

Orada yaklaşık bir yıl kadar oturdum.

Oradan Kadıköy Yoğutçupark’ta başka bir eve taşındım.

Tabi yeni eve çıkmadan bir hafta önce Uğurmumcu’da ki evle ilgili su, elektrik gibi borçlarımı toptan ödedim.

Görevli memur saati kaldıracaklarını işimin bittiğini söyleyerek, istememe rağmen, her hangi bir evrak vermedi bana.

Ben de saf, saf ona inandım.

Demek ki bu işler böyle diye düşündüm, çünkü o tarihte bir başka yerde elektrik tesisatın varsa ve borcun olursa onu kapatmadan diğerini açtıramıyordun.

Neyse hiç bir sorun olmadan yeni ev için AKTAŞ T.A.Ş ile 25.10.2001 de yeni sözleşme yaptım.

Yeni evin adresi mukavelede yazıldı

Yoğurtçupark’taki evden depremde çatlaklar oluştuğundan bu sefer aileme daha yakın olan bir ev tuttum. ve oradaki elektriği kapatıp yeni ev için TEDAŞ.Anadolu Yakası olarak değişen şirketle  25.09.2002 tarihinde yeni sözleşme yaptım.

Buraya kadar her şey normal…

Ne var ki 7 yıl sonra bana bir ihbarname geldi ve Uğurmucu’daki evden borç çıkarttılar.

Üstelik benden sonra oraya taşınan ve mahkeme kararıyla evden çıkarılan şahsın iki aylık borcunu da bana yüklemişler.

Uğurmumcu’daki site yöneticisinden mühürlü yazılı orada oturmadığıma dair yazılı belge aldım ve TEDAŞ’a verdim.

Ev satılmış, yeni ev sahibinin adını soyadını ve telefonunu da yazdığım dilekçeye ilave ettim.

İtiraz dilekçesi verdim ama bu işleri bilmediğimden 621 TL yi yine ödedim.

Mesele kapandı.

Yok, hayır kapanmamış meğer.

Aradan 7 yıl geçti yine aynı şey tekrarlandı.

Şirket yine değişmiş bu sefer EERJİ_SA olmuştu.

Üstelik haberim olmadan 2012 de icraya vermişler.

Şirket avukatından gelen mesajla şaşırdım kaldım.

Bu sefer borç faizleri ile 2 bin TL gözükmüş.

15 yıldır aynı evde ikâmet etmekteyim ne bir uyarı ne de bir belge gelmemişti bana, zaten gelmemesi gerekirdi.

Çünkü iki kez ödeme yapmıştım.

Elektrik idaresine gittiğimde benden ödeme makbuzu talep edildi.

Ben de beş sene saklamam gerektiğini düşünerek aradan 7 yıl geçti diyerek yırtıp attığımı ve sözleşmeleri nasılsa sakladığımı , dosyalara bakmalarını söyledim.

Efendim, onlar yeni şirketlermiş, ben Pendik’e gidip uğraşacakmışım VS.

Sinir tepeme çıktı.

Kredi kartlarım ile dava hakkım saklı olmak üzere icrayı durdurmak için ödemeyi yaptım.

Daha sonra avukatımla görüştüm yanlış yaptığımı bana ait olmayan borcu ödemekle yanlış yaptığımı söyledi.

Şimdi ENERJİ_SA ya dava açıyorum.

Çünkü 7 sene bazen kaçak kullanılmış ve bana ait olmayan borcu bana yükleye hakları yok.

İcra hemen gelmezmiş VS.

İnanın elektrik idaresine gittiğimde benim gibi onlarca mağduru gördüğümde şaşırdım kaldım.

Herkesten ödeme makbuzları isteniyordu.

Hanımın birisi 15yıl geçti kızım nereden bulayım diye feryat ediyordu.

Bir başka beye faizleri ile birlikte 20 bin lira çıkartmışlardı.

Adam avaz avaz bağırıyordu.

Demek ki özelde şirket adı değişince, başka bir yönetim gelince böyle soygunlar oluyor.

Evet, bunun adı soygundur, vatandaşı soymaktır.

Birkaç gün önce Enerji Bakanı Albayrak elektrik kuruluşlarını ziyaret etmiş.

AKP Başkan Vekili Bülent Turan, Albayrak’ın, ziyaret ettiği kuruluşlardaki tavrını eleştirerek,

“Adamın mütevazı bir makamı var, sensin büyük, anladık. Ne olur ziyaretinde makamı sahibine bırakıp karşısına otursan da adamı da onore etsen!” demiş.

Keşke bir de ona bu özel şirketlerin vatandaşa yaptığı muameleyi tebdili kıyafetle gidip izlemeyi önerseymiş.

Ben bu durumu başbakanlığa da bildireceğim ve peşini bırakmayacağım.

Velhasıl bu iktidar Türkiye’yi yönetemiyor, olan bizlere oluyor…

                                                                     ***

 Bu arada sevgili dostlar koşuşturmaktan canım çıktı.

Minibüste cüzdanım çalındı.

Kimliğim, banka kartlarım, ehliyetim, önemli belgelerim ve hatırı sayılır paramda gitti.

Bilmem kaç tane hırlıyı, hırsızı hapishaneleri boşaltmak için salıverdiler.

Ortalık bu adamlarla doldu.

Karakol, marakol koşturdum durdum

Kartları iptal ettirdim.

Yarın muhtardı, Nüfus dairesiydi koşturacağım yeni kafa kâğıdı almak için.

 Aman siz, siz olun bu iktidar gidene kadar ödeme makbuzlarınızı saklayın ve çantalarınızı sıkı tutun.

Tünay Süer

04.01.2017

NİYE Mİ BÖYLE OLDUK?

Türkiye, tarihinin en şiddetli terör saldırısı altında! İşin garip tarafı ise bizim beslediğimiz, koruduğumuz, yetiştirdiğimiz kişilerin içinden çıkan teröristler tarafından saldırı altında!

Çeçenistan’dan, Özbekistan’dan, Irak’tan, Suriye’den, Filistin’den kaçan ne kadar cihatçı sapık varsa Türkiye’ye sorgusuz sualsiz alındılar! Ortadoğu’da kendi ülkelerinden kaçan ne kadar manyak-sapkın-katil varsa “Vizeleri Kaldırdık” saçmalığı sayesinde Türkiye’ye buyur edildiler! Kendi vatanı için savaşmaktan kaçan ve içlerinde binlerce hırsız-katil-sapık bulunan 1 Milyon kadar 18-40 yaş aralığında Suriyeli erkek Türkiye’de bedava yaşıyor. Üniversiteye sınavsız girebiliyor, memur olabiliyorlar. Bizim çocuklarımız ise bu asalakların vatanını kurtarmak uğruna Suriye’de can veriyorlar!

Zengini-fakiri, kadını-erkeği, okumuşu-cahili- gazetecisi-televizyoncusu-işsizi-işçisi herkes, sanki bu olaylar başka bir ülkede oluyormuş gibi sessizce seyrediyorlar ve içlerinden “Vah vah. Başımıza daha neler gelecek? Sokağa da çıkamayacağız artık” diye çaresizce söyleniyor! Tüm tepki bu! İktidar ise, sanki Türkiye’yi değil de babalarının bakkal dükkânını yönetiyor! Topluma korku salıp, olaylar ve ölümler olduktan sonra sanki “Siyasi Sorumlulukları” yokmuş gibi, toplumu hem tehdit ediyor hem de haber spikerleri gibi bilgi vermekten utanmıyorlar.

Yazlık bir siteye ücreti karşılığında “Özel Güvenlik” tutsanız, buna rağmen site her gün saldırıya uğrasa, site sahipleri yaralansa, malları çalınsa, o adamları değiştirmez misiniz? İyi de o zaman 15 senedir başarısız olmuş bu kadroyu niçin başınızda tutuyorsunuz? Niçin değiştirmek için en ufak bir gayret göstermiyorsunuz? Ülkeyi yönetenlere her gün gönderilecek yüz binlerce e-mail-mektup- telgraf-telefon onları düşünmeye sevk etmez mi?

Bizi yönetenlerin nasıl başarısız, art niyetli ve çapsız kişiler olduklarını kendi ağızlarından bir daha hatırlayalım mı;

Cumhurbaşkanı Erdoğan;
-22 Ülkeyi bölecek projeye Eşbaşkan olmayı Erdoğan “gönüllü” olarak kabul etmedi mi?
-Suriye-Irak-Mısır-İsrail-Libya politikalarını Erdoğan yürütmedi mi?
-PKK ile “Çözüm Süreci” ve “İhanet Sürecini” Erdoğan yürütmedi mi?
-Oslo ve Habur rezaletlerini Erdoğan yönetmedi mi?
-Fethullah Gülen ile menzilimiz aynıdır diyen Erdoğan değil mi?
-Erdoğan Türkiye’nin 12. Cumhurbaşkanı!
Önceki 11 Cumhurbaşkanından hangisinin diploması böyle tartışıldı?
11 Cumhurbaşkanından hangisinin mal varlığı bu kadar tartışıldı?
-Niçin Erdoğan döneminde en çok gazeteci ve aydın cezaevine atıldı?
-Önceki 11 Cumhurbaşkanından hangisi, küfür ederek bir vatandaşını tokatladı?
-Önceki 11 Cumhurbaşkanından hangisinin döneminde “Sıfırlama” “Haram Havuzu” vardı?

Başbakan Binali Yıldırım;

-İzmir’e Belediye Başkanı olmak istedi! İzmirliler “Kardeş, sen bizi yönetemezsin, ehil değilsin” dediler ve Binali’yi seçmediler!
Erdoğan İzmirlilere inat “Türk Milletinden Başbakanlık yetkisi almamış” Binali Yıldırım’ı Başbakan olarak atamadı mı?
-Binali Yıldırım’ın kendisi Boğaziçi Üniversitesinin bahçesinde kızlı-erkekli öğrencileri görünce; “Aboov, ben burada okuyamam, beni bozar” demedi mi?
-Binali Yıldırım’ın kendisi, “Bu teknoloji işine kafayı takmayacaksınız, yoksa kafayı yersiniz. Kullanın yeter” demedi mi?
-Ulaştırma Bakanlığı sırasında, Ankara’da 5 yıldızlı bir otelin bahçesinde “İhale bağladığı” için milyonlarca avroyu çantaya tıkıştırırken Polis kamerasına yakalanan Binali Yıldırım’ın Kayınçosu
değil miydi?
-Uzakdoğu kumarhanelerinde basılan kişi Başbakan’ın oğlu değil miydi?

Daha size hangisini anlatayım ki?
Karun Numan’ı mı, Soylu Süleyman’ı mı, İngiliz Mr. Shimsek’i mi, Defterdarı mı, Menzilci Bakanı mı, Saatçi Zafer’i mi, Bakara-Makara Bakan’ı mı? Boyunsuz Muammer’i mi, Yaylı Bekir’i mi, Kupon Arazici Bakanı mı, FETÖ’cu Suat’ı mı, Cemaatçi Sado’yu mu hangisini anlatayım? Biat kültürü ile yetişip, ömrü boyu emir almış tarikat ve cemaat artıklarını mı? Kimi anlatayım? Kimi?

Bir de “Niye böyle olduk” diye sormuyor musunuz?
Hangi akıl ve vicdan sahibi kişi, bir işi bozandan çözüm bekler?
Siz çok yaşayın iyi mi? Bakın yakında ayağınızdan pantolonunuzu da götürmesinler.

Sağlık ve başarı dileklerimle 03 Ocak 2016
Rifat Serdaroğlu

Başımız Sağ Olsun

Son yaşadığımız terör olayı sebebiyle acımız çok büyük. Milletçe başımız sağ olsun!

Başımız sağ olmasına sağ olsun da, bizim başımız var mı ki? Varsa, kim bizim başımız? Olaylar üst üste İstanbul’da gerçekleştiğine göre; İstanbul Valisi denen başarısız kişi bizim başımız mıdır? Adını dahi bilmediğimiz İstanbul Emniyet Müdürü mü bizim başımızdır? Her terör olayından sonra sadece bağırıp, ağlayan İçişleri Bakanı Soylu Süleyman mıdır bizim başımız? İzmirlilerin Belediye Başkanı olamaya ehil görmediği ama kafamıza kakar gibi Türkiye’ye Başbakan yapılan Binali mi ülkenin başıdır? Yoksa tüm bu saydıklarımın başı olan Erdoğan mı Türk Milletinin başıdır?
Allah aşkına söyleyin! Kimdir bizim başımız da, biz millet olarak beşer-onar ölürken, çocuklarımızı katar halinde toprağa verirken onun sağ olması için dua edip duruyoruz?

Binali Başbakan Yıldırım bile artık “Rejimin adı Cumhuriyettir” dediğine göre, başımız bir Padişah olamaz değil mi? Eee, Cumhuriyeti kuranlar da başımız olamaz! Çünkü onlara da “İki Ayyaş” demişlerdi! Eyvah, eyvah! Kaldık mı başsız? Ne yapçez şimdi?

A benim güzel milletim; Eğer gerçekten Türk Devletinin ve Türk Milletinin yararlarını düşünen biri, baş olsaydı, hiç aşağıda yazılanlar başımıza gelebilir miydi?

-Ülkenin başına geçen kişi, aynı zamanda BOP denen bölme operasyonuna Eşbaşkan olur muydu?
-11 yıl, ülkeyi FETÖ ile beraber yönetir miydi?
-PKK Narko-Terör örgütü ile anlaşıp, asker-polis katillerine Seyyar Mahkeme kurdurup serbest bırakır mıydı?
– “Şehirlerimizi bomba ve ağır silah deposuna çevirdiniz, biz biliyoruz” diyen hainleri korumak için bir gecede kanun çıkarır mıydı?
-Şehirlerimizin, İŞID’e eleman kazandırmak için kullanılmasına izin verir miydi?
-IŞİD militanlarını ülke hastanelerinde bedava tedavi ettirir miydi?
-Dost ve komşu ülkelerin içişlerine karışır mıydı?

Elbette bunları yapmazdı! Böyle üzücü olaylar olduğunda utanmadan koltuklarında oturmaya devam eden yüzsüzleri, kulaklarından tutar atardı…

A benim güzel milletim; Gelişmiş demokrasilerde kimse kendi başına bir “Baş” istemez ve buna izin vermez. Tüm bu sayılanlar ya milletin hizmetine gönüllü olarak talip olan siyasetçilerdir, ya da maaş karşılığında hizmete talip olan devlet görevlileridir. Kimse onları zorla göreve getirmez. Türk Milletinden maaş alan bu zavallılardan başarılı olan kalır, başarısız olan defolur gider. Gitmemekte direnen eksik akıllılar ise tekme-tokat indirilirler. Sözün özü “Baş” arama yerine, önce Türk Milletinin sorumlu ve özgür bireyleri olabilmeyi başarmalıyız. Susmayacaksınız, itiraz edeceksiniz. Yazıyla, telefonla, maillerle, gerekirse Anayasa teminatı altında olan “Demokratik Direniş” hakkınızı kullanacaksınız.

Eğer “Sorumlu ve Özgür Bireyler” olmayı başarabilirsek, bizi yönetenlerin başına bizler “BAŞ” oluruz! Başaramazsak ve bizleri bu kan-terör-ölüm ortamına mahkûm edenleri desteklemeye devam edersek olacak olan şudur; Bundan böyle “Baş” aramayı bırakalım, Türk Devletini batıracak bir “Başkan” aramaya devam edelim ve başımıza bu belaları saran adamı Padişah yetkileri ile donatalım! Fakat Başkanın Yardımcıları olarak mutlaka ama mutlaka Türkücü Bahçeli’yi ve Akar Paşayı oturtalım! Batış, umduğumuzdan daha çabuk olur! Kimse de bize “Başınız Sağ Olsun” demez! Dese- dese “Türk Devletinin ruhuna El Fatiha” der…

Sağlık ve başarı dileklerimle 02 Ocak 2017
Rifat Serdaroğlu

İşinin ehli olmayan adamlar

Dün gece tedirgindim.

Bu yılbaşı da evde yalnız kalmayı düşünmüş ve öyle yapmıştım.

İçimde korkunç bir sıkıntı vardı ve doğrusu sosyal medya hesaplarıma girip yeni yıl kutlama mesajı da yazmak içimden gelmemişti.

Aklım fikrim bilmem kaç derece eksi derecede savaşan, terör belasıyla uğraşan kolluk güçlerimizdeydi.

Bazı illerimizde olduğu gibi İstanbul’da da elektrik kesintileri olmuş oldukça uzun sürmüştü.

Hayat bir şekilde felce uğramıştı.

Karanlıklarda kalmış, ısınamamış evlerimizde üşümüştük.

Haliyle isyanları oynamıştık.

Birkaç gün önce medyada yarı beline kadar karlara gömülmüş, elinde silah terörist ve düşman kovalayan aslında hiç aklımdan çıkmayan Mehmetçiklerimizin resimleri geliverdi gözlerimin önüne.

Yemek yemeye, banyo yapmaya fırsatları olmayan, uykuya, sıcak bir kâse çorbaya hasret, aslan parçalarımızın çektikleri sıkıntıları düşündükçe isyan ettiğim için kendimden utanmıştım.

Kim bilir kaç saatler uyuyamıyorlardı.

Ağırlaşan göz kapaklarına yenik düşerek belki birkaç dakikacık karların veya bir çamurun üzerinde kestirebiliyorlardı.

Bizler bir kaç saat soğukta kalmaya isyan ederken onlar aylardır yüreklerinde vatan sevgisi her şeye katlanarak savaşıyorlar.

Ölüme meydan okurcasına,

Yaralanıyorlar, şehit oluyorlar.

Aslanlarımız o haldeylerken eğlenmek, neşelenmek aklımın ucundan bile geçemezdi zaten.

Birkaç lokma yemeğimi yedim televizyon kanallarını gezmeye başladım.

Bazı yobazların yılbaşı kutlamaları hakkında fetva vermeleri yetmezmiş gibi gördüm ki halen  dinsizliğe vardıracak kadar ağır ithamlarla, tahriklerde bulunuyorlar.

Sunturlu belalarla o kanalları kapatıyordum.

Bu adamlar, bu kanallar, halkı bölme görevi üstlenen bir çeşit teröristlerdir.

Çünkü ne demişler dil, bir çeşit tehlikeli silahtır.

Bunlar mezhep savaşı çıkartarak Türkiye’yi parçalamak isteyen emperyalist güçlerin uşaklarıdır.

Ne yazık ki devlet yetkilileri bunlara müdahale edecekleri yerde görmezden geliyorlar.

Bazen de ödüllendiriyorlar.

Bunlar da bir kemik kapabilmek için adeta bir birleriyle yarışıyorlar.

                                                         ***

Yazımın başında tedirgin olduğumu yazmıştım.

Evet, bir şeyler olacağı sanki içime doğmuştu.

Halkın bir bölümü yeni yıldan yeni umutlar ,mutluluklar bekleyerek uğursuz saydıkları 2016 dan  kurtulmayı müzikli yerlerde kutlamak isteyebilirdi.

Doğaldır.

Kimse bir eğlence yerine çıkmasa bu sefer terörden korkulduğunu, sinildiği izlenimi olacaktı.

Öte yandan terörü besleyen güçler için toplu katliam yapabilmenin kolay yoluydu bu.

Olan oldu nitekim.

Kanlı eller bu sefer İstanbul Ortaköy Reina’ya uzandı.

 Bu tanınmış mekânı kim bilir belki de aylar önceden terörle vurmayı planlamışlardı.

Karşımızdaki düşman belli ki çok kurnazca planlar kuruyor ve yapacağını yapıyor.

Anlayamadığım nokta Amerika’nın bir uyarıda bulunduğunun ve aynı uyarıyı mekân sahibine de yapıldığını bizzat kendisinden işittik.

İçişleri Bakanı da doğruladı.

Peki, kanlı olay göstere, göstere gelmiş de biz neden önlem alamamışız ve bizim istihbaratımız bu kadar aciz mi?

ODATV nin açıklamalarına göre Sosyal medyada yılbaşından günler önce yılbaşı kutlamalarına yönelik “saldırgan açıklamalar” yapılmış.

Ve bazı köşelerde de yılbaşı kutlamalarına yönelik hedef gösterici ifadeler yer almış.(Tıpkı bazı kışkırtıcı TV ler gibi.)

Bu kapsamda milli görüşçülerin yayın organı Milli Gazete de manşetten, Noel ve yılbaşı kutlamalarını hedef alarak, “Bugün son gün bugün son uyarı, kutlama” demiş. Gazete haberinde Noel’in ve yılbaşı kutlamalarını yapılmaması ve engellenmesi mesajını vermiş.

Amerika biliyor,

Bazı gazeteler biliyor, uyarıyor ama devlet, bakanlar bilmiyorlar.

Ne iştir?

Bu aciziyet midir?

Vurdumduymazlık mıdır?

Yoksa, devlet, işinin ehli olmayan adamların elinde midir?

Görevlerini yapamayanlar derhal istifa etmeli, yerlerine profesyonel kişiler getirilmelidir.

Daha ne kadar başımız sağ olsun diyeceğiz ve terörü lanetleyeceğiz?

Almanya’da, Fransa’da da oluyor diye teselli aramayalım.

Demek ki bu konuda başarısızız.

Neden başarısızız?

Birisi çıksın bizlere anlatsın…

                                                           ***

Yaralılara acil şifalar hayatlarını kaybedenlere rahmetler dilerim.

Türkiye’m  bir kez daha başımız sağolsun…

 

Tünay Süer

1 Ocak.2017

“Onlar Ümidin Düşmanıdır Sevgilim…”

Yeni bir yılın ilk gününde kandan, ölümden söz edeceğim hiç aklıma gelmezdi.

Yılbaşı gecesinde ortalık yine kan gölüne döndü… Ama bu katliamı yapanlar zavallı birer maşadan başka bir şey değiller… Asıl caniler arkada… Gizli… Günlerden beri Yılbaşı düşmanlığı yapanlar…

Büyük Ozan Nazım Hikmet “Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim” diye boşuna söylememiş. Onlar insanlığın düşmanıdır… Kendi cennetlerini kurmak için, masum insanları öldürüp, dünyayı cehenneme çeviriyorlar…

Ama yanılıyorlar. Kimse bu saatten sonra tarih çarkını geriye döndüremez… Onların ağababaları da denediler bu yolu… Başaramadılar.

Beylik, şeyhlik, şıhlık, sultanlık, padişahlık, krallık tarihin çöplüğüne atılalı yıllar oldu…

Bu yaşlı, yorgun dünya, bugüne değin çok kan emici vampir, gözü dönmüş ihtiraslı diktatör gördü, çağdışı yaratık gördü…

Onlar, kurdukları hayal dünyalarını gerçek sanıp, hedeflerine ulaşabilmek için yüz binlerce, milyonlarca suçsuz – günahsız insanın kanını akıttılar…

Dünyayı kana boyadılar.

Dünyaya direk kalacaklarını, tarih çarkının hep kendilerinden yana döneceğini sandılar…

Onlar, Ülkelerini diledikleri gibi yönetebilmek için insanları geriliğe, ilkelliğe mahkûm ettiler… Beyinlerini esir aldılar… Düşünme yeteneklerini körelttiler.

Çobanın peşinden düşüncesizce giden koyunlar gibi, milyonlarca kişinin kendilerini takip etmesi, onlara güç, cesaret, umut verdi…

Pervasızca hareket etmelerini sağladı…

“Ben her şeyi yaparım, her istediğimi gerçekleştiririm, kimse bana engel olamaz… Engel olanları, karşı çıkanları da hapishanelere doldururum ya da canlarını alırım…”

“En büyük, en kudretli benim… Kimse beni durduramaz…” dediler.

Amaçlarına ulaşabilmek için ülkelerinde “Korku İmparatorluğu” kurdular… Muhaliflerini susturdular… Gerçeklerin gün ışığına çıkmasına engel oldular…

Korku, şiddet, yıldırma, dört duvar arasına atma, yani baskı onların vazgeçemeyecekleri tek yöntem idi. Ama onlar bu işleri yaparken, hep demokrat, özgürlükçü olduklarını söylediler, asla Diktatörlüğü kabullenmediler…

Tüm kamu kurumlarını yandaşları ile doldurdular. Tüm medyayı ellerine geçirerek, onları kendilerinin propaganda aracına dönüştürdüler. Reklamlarını yaptırdılar.

Kendilerinin olağanüstü, doğaüstü niteliklere sahip olduğuna, bu dünyaya ilahi işler yapmaya geldiklerine İnsanları inandırdılar…

Hepsinden önemlisi de mevkilerini – makamlarını güçlendirmek için durmadan yasa çıkardılar, eski yasaları değiştirip, yenilerini yaptılar, seçimlerde hile yoluna başvurdular…

En belirgin benzerlikleri ise su içer, ekmek yer gibi yalan söylemeleridir. Çok sık düşünce değiştirirler, eski düşüncelerini hemen inkâr ederler. Asla kabullenmezler.

Şimdi örnek olsun diye bu faşist diktatörlerin sadece ikisinden söz edelim:

Büyüklük ve üstün ırk hastalığına yakalanan Alman Nazi Partisi lideri Hitler, 1934-1945 yılları arasında tüm dünyaya hâkim olabilmek için, 6 milyonu Yahudi olmak üzere tam 17 milyon insanın ölümüne sebep oldu… Ama yine de hedefine ulaşamadı, sonu hüsranla bitti…

Hitler, yenileceğini anlayınca, eşi Eva Braun’la birlikte intihar etmeye karar verdi. Bir odaya kapandılar. Siyanür içerek yaşamlarını sonlandırdılar…

Ünlü faşist Amilcare Andrea Mussolini de çağdaşı Hitler gibi dünyaya ve ülkesine hâkim olmak amacındaydı fakat başaramadı. Yenildi.

Düşmanlarının elinden kurtulmak için eşiyle birlikte İsviçre’ye kaçmak, uçağa binip, İspanya’ya sığınmak niyetindeydi.

Bu amaçla 25 kamyon ve 1 zırhlı araçla yola koyuldu. Ne var ki yolda ilerlerken, komünist partizanlar tarafından durduruldu. Çatışma çıktı. Ama Mussolini kaçmayı başardı.

Daha sonra da Dongo Köyü yakınlarında durduruldu. Devrimciler, arabayı ararlarken battaniyeye sarılmış bir erkek buldular. Bu Mussolin’in ta kendisiydi…

Partizanlar karı – kocayı kurşunlayarak öldürdüler… Ve ayaklarından asarak, meydanda teşhir ettiler…

İnsanlık son yüz yılda birçok diktatör tanıdı. Franco, Mussolini, Hitler, Salazar, Pinochet, Evren, Saddam, Kaddafi, Mübarek gibi…

Ama hiçbir diktatör dünyaya hükümdar olmadı…

Olamadı…

Tümü de feci bir şekilde can verdi.

Diktatörlüklerini sonsuza dek sürdüreceklerini sandılar ama sürdüremediler.

İşin ilginç tarafı şu ki dünya tarihinden ders çıkaramayan bazı acemi diktatörler, ağababaları gibi hala dünyaya direk kalacağını, zulmederek amaçlarına ulaşacaklarını sanıyorlar…

Tarih çarkını geriye çevireceklerini, yüzyıllar öncesine yeniden döneceklerini, bir dudağı yerde, bir dudağı gökte cinler, ecinniler, cadılar dünyasını, Ortaçağ’ı yeniden getireceklerini sanıyorlar…

Halka acı çektiriyorlar, zulmediyorlar, masum insanların ölümüne neden oluyorlar…

Bu konuda İngiliz Algernon Sidney şöyle der:

“Bir ulusu tek kişinin yöneteceğine inanırım, şu şartla: O adam ayaklarında çizme, elinde kırbaç, o ulus sırtında semerle doğarsa…”

(alieralp37@gmail.com)