Kanser oranı yüzde 200 arttı

Son 15 yılda kanserin görülme oranları ile ilgili bilgiler veren Yrd. Doç. Dr. Yavuz Dizdar, Türkiye’de ve dünyada kansere ilişkin korkutucu gerçekleri gözler önüne serdi. Dizdar, 1995’te kanserli hastalar için açılan dosyası sayısının 3 bin civarında olduğunu belirtirken, bu sayının günümüzde 8 bin civarına çıktığını söyledi. Bu süre içerisinde kanser oranını yüzde 200’den fazla artıran sebepler neler? İlaç sektörü kanserin tedavisine izin vermiyor mu? Tarım ilaçları, sentetik tohumlar, radyasyon ve doğal olmayan yoğurt… Bu ürünler hayatımızın neresinde? Dizdar, bu soruların cevaplarını verdi.

Kanserin nedenleri ve tedavisi ile ilgili sık sık kamuoyunu bilgilendiren İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü’nden Yrd. Doç. Dr. Yavuz Dizdar, yine çarpıcı bilgiler paylaştı. Özellikle akciğer, tiroid, meme kanseri ve lenfomada patlama yaşandığını belirten Dizdar, Türkiye’deki kanser görülme oranı ile ilgili de çarpıcı bir gerçeğe değindi: “Türkiye’deki kanser oranı son 15 yılda yüzde 200 arttı. 1995’te Okmeydanı SSK ve Cerrahpaşa’da yılda 3 bin hasta için dosya açılırken, bu rakam günümüzde 8 bine çıktı”.

Milliyet’ten Mert İnan’ın haberine göre Dizdar kanserdeki artış nedenlerini şöyle sıralıyor:

  • Sigara, (akciğer ve mesane kanserini tetikliyor)
  • Radyasyon, (kemik iliği, lösemi ve sarkomlara neden oluyor.)
  • İşlemden geçerek değer kaybeden yoğurt, süt,
  • Piliç ve yumurta gibi yeme dayalı et ürünleri
  • Tarım ilaçları, (anne sütü ile bebeklere kadar ulaşıyor)
  • GDO’lar
  • Besinlerde kullanılan hormonlar

“TAVUK YERİNE 40 GÜNLÜK CİVCİV İRİLERİ SATILIYOR”

Et üretimindeki denetimsizliğe dikkat çeken Dizdar, piyasadaki firmaların yasaklara ne kadar uyduğunu bilmediklerini dile getirdi. “40 günlük civciv irilerini tavuk niyetine satıyorlar” diyen Dizdar, bu civcivlere GDO’lu yem yedirildiğini söyledi.

SERADA 4-5 KAT HIZLI ÜRETİM

Sebze tohumlarını ABD, İsrail ve Hollanda’dan alıyoruz. Yarı sentetik tohumlar ve onlarla birlikte özel ilaçlar satın alıp kullanıyoruz. Sera ortamında normalin 4-5 kat hızlı üretim yapıyoruz. Bu tohumların ve üretim sürecinin denetlenmediğini söyleyen Dizdar, sebze içeriklerinin bozulduğunu açıkladı.

“YOĞURT KONUSU ÇOK ÖNEMLİ”
Yoğurt tebliğinin değiştirildiğini belirten Dizdar, artık doğal yoğurt yemediğimizi açıkladı. Dizdar’a göre Almanlar biradan, Fransızlar şaraptan biz ise yoğurttan antioksidan alıyorduk. Ancak bu şansımız artık kalmadı.

“KANSER İLAÇLARI YAŞAM SÜRESİNİ UZATMIYOR”

İlaç sektörünün kanser konusunda uyguladığı politikadan bahseden Dizdar, ilaçların kanser hastalarının yaşam süresini uzatmadığını belirtti. Sektör içinde birleşen firmaların birbirlerini desteklediğini, doktorları da kendilerine çektiğini ve ilaçların gittikçe pahalılaştığını söyleyen Dizdar, kemoterapinin öldürücü etkisinden de bahsetti. Dizdar şunları söyledi: ” Tümörü küçültmek için uygulanan kemoterapi tedavisi bazı durumlarda tümörleri küçültemediği gibi hastanın ağır ilaçları kaldıramaması sonucu günden güne kötüleşmesine neden olabiliyor. Kemoterapinin etkili olduğu vakalar da var. Ancak doktorların hastalarını dinlemesi, eğer ki kötü duruma sokuyorsa tedavi stratejisini değiştirmesi gerekli. Maalesef Türkiye’deki mevcut akademik yapı yeniliğe kapalı. Bu da birçok hastanın mağduriyeti anlamına geliyor.”

Yeni Akit ‘tecavüz’ düzenlemesini manşetten savundu

Yeni Akit ‘tecavüz’ düzenlemesini bu manşetle savundu: Nikahtan değil zinadan yana. AKP’nin yayın organlarından Yeni Akit, çocukların istismarcısıyla evlenmesini ve cezaevinden çıkmasını sağlayacak düzenlemeyi “yasa tasarısına karşı çıkanlar nikahtan değil zinadan yana” manşetiyle savundu.

Yeni Akit gazetesi, çocuklara cinsel istismarda bulunanların evlilikle cezaevinden çıkmasını sağlayan düzenlemeyi manşetten savundu.

“Yasa tasarısına karşı çıkanlar nikahtan değil zinadan yana” diyen Yeni Akit, çocukların istismara uğramasını “3 bin ailenin mağduriyetinin giderilmesi” olarak sundu ve çocuk evliliklerini savundu:

KYK 23 Nisan ve 30 Ağustos’u sildi, yerine kandilleri ve 15 Temmuz’u koydu!

Eğitim alanında, sosyal-kültürel yaşamda dinselliğin ve din referanslı etkinliklerin dayatıldığı ülkemizde, bu dayatmadan en çok etkilenen kamu kurumlarının başında Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı Kredi Yurtlar Kurumu geliyor.

Ülkemizin dört bir yanında üniversite öğrencilerine barınma hizmeti sunan KYK yurtları, hizmet alan öğrencilere “dinsel referanslarla oluşan bir sosyal-kültürel yaşam tarzı” dayatmayı sürdürüyor.

BİR KYK YURDUNDAN AFİŞLER

KYK yurtlarına asılan 4 yeni afiş bunu kanıtlar nitelikte… İzmir Bornova KYK yurdunda çekilen fotoğraflarda, “Önemli gün ve haftalar”, “Milli-dini gün ve bayramlar”, “KYK atölye çalışmaları” ve “Sosyal kültürel etkinlikler” afişlerinde, AKP iktidarının bu dayatmaları gayet net bir şekilde görülebiliyor.

KYK’NİN “ÖNEMLİ” GÜNLERİ: CAMİLER HAFTASI, KUTLU DOĞUM HAFTASI, 15 TEMMUZ… 

KYK’nin ilan ettiği “önemli gün ve haftalar” arasında camiler haftası, İstanbul’un fethi, kutlu doğum haftası, 15 Temmuz, kût-ül âmare zaferi, Mehmet Akif’i anma ve Çanakkale zaferi yer alıyor.

kykonemlihaftalar

ZAFER BAYRAMI VE TBMM’NİN KURULUŞU YOK, KANDİLLER EKSİKSİZ!

“Milli-dini gün ve bayramlar” arasındaysa 23 Nisan TBMM’nin kuruluşu ve 30 Ağustos Zafer Bayramı hiç yer almazken, aynı afişte ramaza ve kurban bayramları, mevlit, regaib, berat, miraç kandilleri ile kadir gecesi eksiksiz yer aldı. Aynı afişe 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ile 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı da yazıldı.

kykonemlihaftalar1

KYK’NİN “AKADEMİ”DEN ANLADIĞI: İSLAM FELSEFESİ İLE NECİP FAZIL! 

“KYK akademi” adı altında sunulan atölye çalışmalarında ise “İslam felsefesi, “Türk İslam bilginleri”, “İlahiyat İslam tarihi”, “Necip Fazıl okumaları”, “Safahat okumaları”, “Adabı muaşeret” gibi başlıklara yer verildi.

kykonemlihaftalar2

KYK’NİN “SOSYAL” ETKİNLİĞİ: CAMİ HUZURDUR!

“KYK sosyal kültürel etkinlikler” adı altında öğrencilere dayatılan konular arasındaysa “Cami huzurdur”, “Gönül bağı”, “Diğergamlık durağı” gibi başlıklara yer verildi.

kykonemlihaftalar4

KAYNAK HABER: AHMET ÇINAR  –  HABER SOL ORG TR

15 Temmuz’un aydınlanması aynı zamanda siyasidir

15 Temmuz Fetö Darbesi Araştırma Komisyonu üyesi CHP İzmir Milletvekili Aytun Çıray Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın NATO Parlamenter Asamblesinde yaptığı açıklamalarını Türk milleti adına memnuniyetle karşıladığını ve devamını getirmesini beklediğini belirtti. Genelkurmay Başkanının Ermeni Milletvekili Koryun Nahapetyan’ın sözde soykırımın 26 ülke tarafından tanındığına ilişkin görüşlerine gösterdiği tepkinin son derece yerinde olduğunu belirten Aytun Çıray , “Sayın Akar, parlâmentoların aldıkları sözde Ermeni soykırımı kararlarını tanımayacağımızı sert bir dille ifade ederek belki de ilk defa işgal ettiği makama uygun bir tutum almıştır,” dedi.

Çıray açıklamasına şöyle devam etti: “Ancak Sayın Akar yanılıyor; NATO Parlamenterler Asamblesinde 15 Temmuz’la ilgili verdiği cevaplarda yaptığı gibi meselenin sadece mahkemelerde aydınlığa kavuşturulacağını iddiası doğru değildir. Çünkü 15 Temmuz karanlığının aydınlatılması sadece hukuki değil, siyasi bir meseledir. Hem de Türk Milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği için en varoluşsal siyasi meseledir. Yükselen despotizmin bir sonucu olarak özgür ülkelere iltica etmeye çalışan gençlerimizi Türkiye’de kalmaya ikna etmemiz buna bağlıdır” dedi

15 TEMMUZ KARANLIĞINI AYDINLATACAK ÜÇ ANAHTARDAN BİRİ AKAR’DA

15 Temmuz’da son derece komplike bir kalkışma ve iç parçalanmayı tetiklemeyi hedefleyen habis bir girişimle karşı karşıya geldiğimizi ve  15 Temmuz FETÖ Darbesini Araştırma Komisyonu bunun  asli sorumlusunun Sayın Erdoğan yönetimindeki on dört yıllık AKP iktidarları olduğuna dair çok değerli tanıklıklar elde ettiğini anlatan Komisyon Üyesi Aytun Çıray, “Bu kalkışma konusunda Akar’ın asıl sorumlu olduğu makam NATO Parlamenterler Assamblesi değil, Türk milletinin iradesini temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Atatürk’ün her daim hesap verdiği bu çatı altında  sorulacak sorulara cevap vermelidir.  15 Temmuz kalkışma, işgal ve Türkiye’yi parçalama teşebbüsüyle ilgili gerçeklerin aydınlatılmasından daha önemli hiçbir şeyin olmadığına kalpten inanan komisyon üyesi bir siyaset insanı olarak Sayın Akar’ı Meclis Çatısı altında Türk Milleti adına soracağımız sorulara cevap vermeye davet ediyorum. 15 Temmuz’la başlayan korkunç kaos süreçlerinin ortaya çıkaracağı acı sonuçları engellemenin yolu şeffaflıktır ve Sayın Akar bu hain operasyonun karanlığını aydınlatacak ışığın üç kritik anahtarından biri sizdedir. Bu vatani göreviniz yapmak için komisyonu sabote etmekten başka bir misyonu olmayan Reşat Petek’in davetine ihtiyacınız yok.”

ERMENİ MİLLETVEKİLİNİ CEVAPLAYIP TÜRK MİLLETİNİN TEMSİLCİSİNDEN KAÇAMAZ

Akar’ın siyaseten son derece meşru ve haklı olan bu davete kulak verip, Meclis çatısı altında kritik sorulara cevap vermediği takdirde 15 Temmuz karanlığı hakkındaki şüphelerin pekişmeye başlayacağını anlatan Çıray,  açıklamasını “Üstelik  Akar’ın Türk Milleti’nin temsilcilerine  NATO Parlamenter Asamblesi ve bu Asamblede kendisine soru soran Ermeni milletvekili ve yabancı gazeteciler kadar değer vermediği gibi kendisi açısından çok tatsız ve talihsiz bir  izlenim de doğacaktır.” diye  noktaladı.

Hakan Aygün Halk TV’yi Kirletiyor

Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Hakan Aygün’e Aykut Erdoğdu’dan tepki. CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu kendi partisinin kanalını yöneten Aygün’e “Hakan Aygün Halk TV’yi kirletmektedir” dedi.

Twitter’dan CHP’yi eleştiren Hakan Aygün “İşleri güçleri chp ve halk tv’te düşmanlık olanlara, güya chp’li olanların da hizmet etmesi ne acı! Siyasi yokoluşlarını hazırlıyorlar” diye yazınca, CHP’li Erdoğdu “Kimse senle var olmadı… Bizim yok oluşumuz senin elinden olacaksa hiç var olmadık demektir…” diye yanıt verdi.

‘HAKAN AYGÜN HALK TV’Yİ KİRLETİYOR’

CHP’li Aykut Erdoğdu, bu sabah RS FM’de Enver Aysever’in programına katıldı. Konu Halk TV’ye gelince Erdoğdu “Kurulan medya düzeni bir ahlaksızlık, bir güç ilişkisi üzerine yerleşmiş düzendir. Dolayısıyla benim, senin gibi insanların bu baskılara maruz kalması normaldir.” dedi.

Enver Aysever’in, Halk TV’nin CHP’li milletvekillerine hakaret içeren mesajlar paylaşan kişilerin yönettiği bir kanal olduğunu söylemesi üzerine Erdoğdu şunları kaydetti: “Hiç sözümü esirgemem. Halk TV önemlidir ama Hakan Aygün’ün olduğu Halk TV’ye Uğur Dündar’ın hatırına çıkıyorum. Ayşenur Arslan’ın hatırına çıkıyorum. Mevcut olarak Hakan Aygün olduğu sürece biz Halk TV’ye baktıkça vicdanımız sızlıyor. Çıkıp orada Cem Küçük konuşacak. Ben 1 yıldır Halk TV’ye çıkamıyorum, CHP’nin en sevilen milletvekillerinden biri olmama rağmen. Ben Hakan Aygün sansürüne uğruyorum. Bildiğimi söylemekten esirgemedim. Orada Uğur Dündar var, Ayşenur Aslan var, masum çalışanlar var ama benim gözümde Hakan Aygün Halk TV’yi kirletmektedir.”

Avrupa ile yeni kriz kapıda

Avrupa Birliği’nin (AB), Avusturya hariç, tüm ülkelerinin yaşanan olumsuzluklara rağmen Türkiye ile üyelik müzakerelerinin devamından yana görüş bildirdiği bir ortamda Avrupa Parlamentosu (AP), Türkiye ile müzakere sürecinin ‘geçici olarak dondurulmasına’ ilişkin bir kararı gündemine aldı.

Hürriyet’ten Güven Özalp’in haberine göre, AP’nin ikinci büyük grubu olan ve geçmişte Türkiye’nin üyeliğine sıcak bakan Sosyalistler ve Demokratların (S&D) inisiyatifiyle gündeme getirilen konuya ilişkin oturum 22 Kasım’da yapılacak. Askıya alma yönünde sonuç alınması halinde başta AP-Türkiye ilişkileri olmak üzere son derece olumsuz sonuçlar yaratma potansiyeli taşıyan karara ilişkin oylama ise 24 Kasım’da yapılacak.

S&D Başkanı Gianni Pittela, AB-Türkiye ilişkilerinde dönüm noktasında olunduğunun altını çizerek, “Türkiye ile üyelik müzakereleri geçici olarak dondurulmalı. Türk yetkililer demokrasi ve hukukun üstünlüğünü ihmal edip altını kazıdığı sürece bu ciddi adımların alternatifi yok” dedi. Kararın Türk halkına ya da Türkiye’ye karşı olmadığını savunan Pittella, “Türk halkı ve Türkiye için kapılar açık kalıyor ancak müzakereler için şu aşamada açık kalmamalı” diye konuştu.

KARARIN KABUL EDİLMESİ KESİN

S&D’nin yanı sıra AP’nin en büyük grubu Avrupa Halk Partisi’nin (EPP) ve bir zamanlar Türkiye’nin üyeliği için en ön sırada mücadele eden Liberallerin de destek veriyor olması kararın kabul edilmesine kesin gözüyle bakılmasına neden oluyor. Avrupa Muhafazakârlar ve Reformcular (ECR) grubu kararını oturum öncesinde netleştirecek. Müzakerelerin durdurulması konusunda ihtiyatlı bir yaklaşım sergileyen Yeşiller de pozisyonunu pazartesi belirleyecek. Karar, aşırı sağı oldukça memnun etmiş durumda.

BAĞLAYICILIĞI YOK AMA KARAR GÖRMEZDEN GELİNEMEZ

AP’nin üyelik müzakerelerinin askıya alınması konusunda yetkisi yok. Perşembe günü alınacak kararın hukuki bağlayıcılığı da söz konusu değil.

Bununla birlikte AP tarafından alınacak kararın tamamen görmezden gelinmesi de mümkün değil. AB liderleri aralık ayında yapılacak zirvede Türkiye’yle ilişkilerin geleceğini de ele alacak.

AP’nin kararı, bu toplantı açısından siyasi baskı oluşturma potansiyeli taşıyor. Kararın geçmesi durumunda Türkiye’nin tepkisinin de çok sert olması bekleniyor.

Akşam’ın ardından Güneş gazetesi de Umut Oran’a 6 bin TL tazminat ödemeye mahkûm oldu.

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, 7 Haziran seçimleri öncesinde partide önseçim hazırlıklarının yapıldığı dönemde kendisine yönelik olarak günlerce süren sistematik iftira ve kumpas haberleri nedeniyle Güneş gazetesinden de 6 bin TL manevi tazminat kazandı. Aynı yayınlar nedeniyle Akşam gazetesinden de Nisan ayında 6 bin TL tazminat kazanan Umut Oran, kazandığı tazminatı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Mehmetçik Vakfı’na aktaracağını bildirdi.

17, 19 ve 20 Şubat 2015 tarihlerinde yaptığı asılsız ve iftira içerikli yayınlar nedeniyle Umut Oran, Güneş gazetesi aleyhine 25 Şubat 2015’te manevi tazminat davası açmıştı. 3 ayrı bilirkişi raporlarıyla yalan olduğu saptanmasına rağmen Güneş gazetesi, bu hayali yazışmaların basın özgürlüğü olduğunu savunarak davanın reddedilmesini istemişti. Ancak mahkeme bu hafta aldığı kararla Güneş gazetesinin Umut Oran’a yasal faiziyle birlikte 6 bin TL manevi tazminat ödemesine hükmetti. Ankara 12. Asliye Hukuk Mahkemesi ise çok daha erken bir tarihte Nisan 2016’da karar vererek Akşam gazetesinin Umut Oran’a 6 bin TL ödemeye mahkûm etmişti.

Tazminat, ÇYDD ve Mehmetçik Vakfı’na aktırılacak

Umut Oran, konuyla ilgili açıklama yaparak Akşam gazetesi tazminatında da yaptığı gibi Güneş gazetesinden de gelecek 6 bin TL’yi Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Mehmetçik Vakfı’na bağışlayacağını bildirdi. Akşam ve Güneş’in yalan haberlerinin verilen tazminat kararlarıyla da kanıtlanmasına karşın yöneticileri aleyhine açılan ceza davasının bu hafta da karara bağlanmayarak 17 Ocak’a ertelendiğini, mağduriyetinin 2. yılına yaklaştığını belirten Umut Oran şöyle konuştu:

Diyojen’e döndüm fenerle adalet arıyorum

“Diyojen’e döndüm elimde fenerle gündüz vakti adalet arıyorum. Nisan ayında Akşam gazetesi yalan haber yazdığı gerekçesiyle 6 bin TL tazminat ödemeye mahkûm olmuştu, bu hafta yine Ethem Sancak’ın diğer gazetesi olan Güneş’in de yaptığı asılsız iftira haber nedeniyle bana 6 bin TL tazminat ödemesine karar verildi. Ama aynı gün Akşam için açılan ceza davası vardı karar çıkmadı yine ertelendi bu kez Ocak ayına. Hukukta en temel kuraldır iddia sahibi iddiasını kanıtlamakla sorumludur. Ama her şeyleri yalan neyi kanıtlayacaklar?! Tamam gazeteci haber kaynağını açıklamak zorunda değil. Ama bu kumpas bu büyük yalan sıradan bir ‘haber’ değil, bu iğrenç yazının bir ucu ana muhalefet partisine bir ucu FETÖ çetesine bir ucu da Cumhurbaşkanlığına uzanmaktadır. Hiç utanmadan sıkılmadan suikast senaryolarına kadar varacak ileri derecede, alçakça iftiralar atıp beni hedef gösterdiler. Yayınlar üstüne hemen Twitter’a başvurarak tüm DM mesajlarımı alarak kamuoyuyla paylaşmış, yalan ve kumpası iki hafta içerisinde çökertmiştim. Mağdur olan benim, yazılanların yalan, saçma ve kurgu olduğunu 3 ayrı bilirkişi raporuyla da kanıtladık ve artık suçluların cezalarını çekmesini istiyoruz.”

Ethem Sancak grubu CHP’ye toplam 47 bin TL ödemeye mahkûm oldu

Böylece Ethem Sancak’ın sahibi olduğu Akşam ve Güneş gazeteleri sadece Umut Oran’a toplam 12 bin TL manevi tazminat ödemeye mahkûm edilmiş oldular. Bu iki ‘gazete’ CHP tüzel kişiliği ve yöneticilerine karşı da çok sayıda davayı kaybetmiş, toplamda 47 bin TL tazminat ödemek zorunda kalmıştı. Umut Oran’ın kazandığı 12 bin TL ile birlikte gazetenin CHP’ye yönelik iftira yayınları nedeniyle toplamda 59 bin TL tazminata mahkûm edilmiş oldu.

AKP’li vekil ‘ispat etmezsen şerefsizsin’ demişti… Erdoğdu belgeleri Meclis duvarına astı

CNN Türk’teki bir programda CHP’li Aykut Erdoğdu ile AKP’li Ayhan Oğan arasında “İsrail” kavgası yaşanmış, sinirlenen Erdoğdu önündeki sehpaya vurarak calarını kırmıştı.

Daha sonra artan gerginlik Ahmet Hakan’ın araya girmesiyle azalmış, Erdoğdu’nun AKP’nin ABD’deki İsrail lobisine 67 milyon dolar verdiğini iddia etmesi üzerine, AKP’li Oğan, iddianın ispat edilmesini istemişti.

MECLİS DUVARINA ASTI

CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu, iddialarına ilişkin belgeleri Meclis duvarına asarak Oğan’a yanıt verdi.

Erdoğdu, resmi Twitter hesabından yaptığı açıklamada “AKP yönetiminin İsrail Devleti ve Siyonizmle ilgili tarihsel iki yüzlülüğünün belgelerini Meclis duvarına astım” ifadelerini kullandı.

Talat Bulut’tan pedofilileri aklayan önergeye sert tepki: Bu nasıl ahlak

AKP, cinsel istismar suçunda mağdurla failin evlenmesi durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin Meclis’e önerge sundu.

Muhalefetin itirazına rağmen ilk oylamada kabul edilen önerge, itirazlar üzerine salı günü tekrar görüşülecek.

4 bin kişiye tahliye yolu açacak önergenin kabul edilmesine sosyal medyada isyan var. Oyuncu Talat Bulut Facebook hesabından bir video çekerek

 

“Bu nasıl ahlak? Yeter artık” diye isyan etti.

AKP’nin hastaneleri ticarethaneye çevirme politikası iflas etti

AKP’nin sağlık hizmetlerini kamu hizmeti olmaktan çıkartıp “Kamu Hastane Birlikleri” adı altında döner sermaye işletmesine dönüştürmesi uygulaması hüsranla sonuçlandı. Sayıştay’ın 2015 Düzenlilik Denetim Raporu’nda, bu uygulamanın iflas ettiği ortaya çıktı.

Sayıştay’ın 2015 Düzenlilik Denetim Raporu, AKP hükümetlerinin “Sağlıkta Dönüşüm Programı” diyerek sağlık kurumlarını “Kamu Hastane Birlikleri” adı altında “ticari işletme”ye dönüştürdüğü uygulamaların iflas ettiğini gözler önüne serdi. Sağlık Bakanlığı hastanelerinin “döner sermaye” sistemiyle finansal olarak sürdürülebilirliklerinin ortadan kalktığı Sayıştay raporuyla da kanıtlandı.

İzmir Tabip Odası Hekim Meclis Üyesi Dr. Ergün Demir ve TTB Delegesi Dr. Güray Kılıç‘ın, Sayıştay 2015 Düzenlilik Raporu incelemeleri, Sağlık Haktır adlı internet sitesinde yayınlandı. Bu incelemeye göre; Sağlık Bakanlığı’nın “kürek çeken değil dümen tutan olacağız” diyerek döner sermaye işletmesine çevirdiği ve özel sağlık sektörüyle rekabete açtığını iddia ettiği kamu hastanelerinin “esasen ortada döndürülen bir sermaye olmadığı, mali gücünün yetersizliği, çok ciddi bir borç yükü altında olduğu ve kısa vadeli borçlarını karşılayamaz durumda olduğu” Sayıştay Raporu ile tespit edildi.

İŞTE RAPORUN ORTAYA ÇIKARDIĞI GERÇEKLER

Sayıştay Başkanlığı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumuna Bağlı Döner Sermaye İşletmeleri 2015 Yılı Düzenlilik Denetim Raporunda şu sonuçlara ulaşıldı:

Bakanlığa bağlı kamu hastanelerinin,

  • Likit (kısa vadeli nakit akışı) durumlarının yetersiz olduğu,
  • Kısa vadeli ödenmesi gereken borçlarını ödeme gücünün yetersiz olduğu,
  • Çok ciddi bir borç yükü altında olduğu,
  • Mali bağımsızlığının düşük olduğu ve bu nedenle öz kaynak yetersizliğinden dolayı ileride borç baskısı ile karşılaşabileceği,
  • Kısa vadeli yabancı kaynaklar (borçlar) artarken, özkaynakların da önemli ölçüde azalıyor olması ile kaynak yapısında ciddi anlamda sorunlar olduğu ve finansal açıdan risklerle karşı karşıya kalındığı,
  • Faaliyet (çalışma) durumu açısından etkin olmadıkları,
  • Yaptıkları iş ve işlemler sonucunda zarar ettikleri,
  • Mali durum ve işletme açısından yıllar itibariyle daha da kötüye gittiği,
  • Döner sermaye olarak faaliyet gösteren sağlık tesisleri için esasen ortada döndürülen bir sermaye olmadığı kanaat ve sonucuna varıldığı bildirildi.

AKP, SAĞLIK POLİTİKASININ ÇÖKTÜĞÜNÜ KABUL ETTİ

Kamu idaresi ise Sayıştay raporuna cevabında, söz konusu bulguların doğru olduğunu kabul ederek, gerekçe olarak şunları sıraladı:

  • Genel Sağlık Sigortası kapsamında bulunanlara Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) hükümleri doğrultusunda sunulan hizmetlerin bedellerinin Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonunca belirlendiği ve girdi maliyetlerindeki artışa rağmen geri ödemede esas alınan SUT fiyatlarının büyük ölçüde sabit kalması,
  • Giderlerinin yaklaşık yüzde 75’inin ödemede önceliği bulunan sabit giderlerinden oluşması,
  • Ekonomiye yön verenlerce hedeflenen borçlanma tutarları nedeniyle değişken giderlerine yönelik olarak borç vadelerinin uzaması,
  • Uzun yıllardır SUT fiyatlarında artış olmamasına karşın tahakkukların bu fiyatlar üzerinden oluşturulması,
  • Üst yüklenici olarak değerlendirildiği için kıdem tazminatlarının sorumluluğunu alması,
  • Artan nöbet ücretlerini döner sermaye kaynaklarından karşılamakta zorlanması,
  • Göç krizi nedeniyle milyonlarca geçici koruma altına alınanlara hizmet verilmeye başlanması,
  • Yıllar itibarıyla puan başı gelirin azalması ile paket ve ücretsiz hizmet kapsamlarının genişlemesi gibi nedenlerle de borç ödeme gücünde yetersizlikler oluşabileceği ifade edilmiştir
  • Afiliasyonlarla birlikte üniversitelerin gider artırıcı unsurlarına da destek vermeye çalıştığı gerekçeler arasında sayılmıştır.

“SAĞLIK HİZMETİ KÂR VE VERİMLİLİK BEKLENTİSİYLE KURGULANAMAZ”

Sonuç olarak,

1. Sağlık hizmetinin kamu hizmeti olarak sunumuna son verilerek Sağlık Bakanlığı hastanelerini “Kamu Hastane Birlikleri” adı altında döner sermaye işletmesine dönüştüren uygulamanın hüsranla sonuçlandığı ve raporda özetle belirtilen “Sağlık tesislerinin mali gücünün yetersizliği, çok ciddi bir borç yükü altında ve kısa vadeli borçlarını karşılayamaz durumda olduğu” tespiti ile sağlık işletmeleri politikasının iflas ettiği ortaya çıkmıştır. Sağlık hizmeti, niteliği gereği kâr veya verimlilik beklentisi ile kurgulanamaz. Sağlık hizmetlerinin etkin sunumu, toplumsal gelişmenin en temel öğelerinden birisini oluşturur. Hizmet sunumunda etkinliğin sağlanmasında öncelik sağlık hizmetlerinin önce niteliğini ve daha sonra niceliğini arttırmaktır. Bu bağlamda devletin kamusal niteliği olan bu hizmetleri desteklemesi bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.

2- Raporda kamu idaresinin “Hükümet politikalarının dikkate alınarak Sosyal Güvenlik Kurumu ve Maliye Bakanlığı yetkilileri ile birlikte yeniden değerlendirileceği”  ifadesi, sağlıkta 2. reform dönemi haberleri ile birlikte değerlendirildiğinde önümüzdeki günlerde, hastane hizmetlerinin finansmanına ek kaynak olarak vatandaşın cebine yeni bir hortum uzatılacağına işaret etmektedir. Sağlıkta eşitsizlikler giderek artarken, tıbbi hizmetlere erişimin yurttaşların büyük bir çoğunluğu için giderek daha da zorlaşacağı bir sürece doğru hızla ilerliyoruz. AKP hükümetlerinin uyguladığı politikalara bağlı olarak artık sağlıkta hizmet bedellerinin ödenmesinde kritik bir evreye girilmiştir. Aslolan bilimsel kanıtlara dayalı, nitelikli, ulaşılabilir, giderlerin vatandaşın cebinden değil kamu kaynaklarından karşılanacağı bir sağlık sisteminin hayata geçirilmesidir.

KAYNAK: HABER SOL ORG TR