TSK “darbeciler Kandil’e sığındı” iddiasını yalanladı

Genelkurmay Başkanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı, darbeci askerlerin Habur’dan Irak kuzeyine geçtiği ve oradan da Kandil’e kaçtığı yönünde haberler hakkında açıklama yaptı.

“HELİKOPTER HAREKETLİLİĞİ KESİNLİKLE YAŞANMAMIŞTIR”

Genelkurmay Başkanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada “Darbeci 3 generalle 57 askerin Silopi’ye helikopterle gelerek Habur’dan Irak kuzeyine geçtiği ve oradan da Kandil’e kaçtığı yönünde yer alan haberler gerçeği yansıtmamaktadır. Zira 16 Temmuz 2016 sabahı Silopi’de kontrol tamamen TSK’nın kontrolünde olup böyle bir helikopter hareketliliği kesinlikle yaşanmamıştır.” denildi.

‘Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölüm emrini Gülen verdi’

Yeni Şafak gazetesi yazarı ve eski istihbaratçı Bülent Orakoğlu bugünkü yazısında BBP Eski Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölüm emrini Fethullah Gülen’in verdiğini iddia etti.

Yazıdan bir bölüm şöyle:

…15 Temmuz kalkışmasında F-4 ve F-16 savaş uçaklarının başlattığı FETÖ kalkışmasında savaş uçakları pilotlarının neredeyse yüzde 80’inin FETÖ militanı olduğunun ortaya çıkması, Yazıcıoğlu suikastındaki tereddüt ve çekinceleri ortadan kaldırmıştı. Dönemin savcısı Ferhat Sarıkaya’ya Şemdinli davasında eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ı sanık yapma emri veren terörist başı Gülen’in, Muhsin Yazıcıoğlu’nun da öldürülme emrini de Hava Kuvvetleri İmamı’na vermiş olması kuvvetle muhtemeldir.

Yazıcıoğlu bulunduğu helikopterin düşüşünden 48 saat sonra helikoptere ulaşıldığının açıklanmasına rağmen helikopterin düşüşünden yalnızca 160 dakika sonra Hava Kuvvetleri’ne mensup iki helikopterin kaza mahalline indiği helikopterden çıkan iki askerin helikopterin dış bir etki ile düşürülüp düşürülmediğini ortaya çıkaracak cihazları (Karakutu) helikopterden aldıklarına dair görüntülerin dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e gönderildiği veCumhurbaşkanlığı DDK’nun olayı araştırdığını biliyoruz.

FETÖ militanları tarafından, helikopterin dış bir etki ile düşürülüp düşürülmediğini ortaya çıkaracak cihazların ortadan kaldırılması ile helikopterin düşüş sebebinin tespit edilmesi önlenmiş oluyordu.

 

AKP’Lİ ESKİ BAKANIN BABASINA AİT YURT KAPATILDI

AKP’li eski Bakan Suat Kılıç‘ın babasının sahibi olduğu öğrenci yurdu mühürlendi.

OdaTV‘den Bülent Karslıoğlu‘nun haberine göre Metro Holding Yönetim Kurulu Başkanı Galip Öztürk’ün sosyal medya hesabından, AKP’li eski Bakan Suat Kılıç’la ilgili yayınladığı, “Suat Kılıç fetö imamlarına para vermeme aracılık etmiştir. Ayrıca Samsun’da bir yurt yapımı için babasına para vermiştim” iddiaları kamuoyunda yankı bulmuştu.

Sosyal medyada paylaşılan bu mesaj sonrası ilginç bir gelişme yaşandı. Gençlik ve Spor eski Bakanı Suat Kılıç’ın babası Hüseyin Kılıç’ın adını taşıyan Hüseyin Kılıç Özel Erkek Öğrenci Yurdu’nun kapısına, Gülen cemaati soruşturması kapsamında mühür vuruldu.

DEVİR PANKARTI ASILDI

Binanın dışına bir de pankart asıldı. Asılan pankartta, “Bu kurum Milli Eğitim Bakanlığı tarafından devir alınmıştır” yazısı dikkat çekti.

Yurdun kapısına vurulan mühürde ise, “23.07.2016 tarihli 667 sayılı olağanüstü hal kapsamında alınan tedbirlere ilişkin KHK’nın 2. maddesine istinaden mühürlenmiştir” yazıldı.

POLİSLERİN ŞEHİT EDİLMESİNDE FETÖ ŞÜPHESİ

22 Temmuz 2015 tarihinde Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde evlerinde başlarından vurularak şehit edilen iki polisin şehit edilmesine ilişkin cinayet olayında FETÖ şüphesi. Habertürk‘ten Mahmut Bozarslan‘ın haberine göre, Savcı birçok delili görmezden gelmiş, HTS verilerini ve kopyalarını imha ettirmiş. Tutuklamayı yapan hâkimlerden birinin FETÖ terör girişimi sonrası tutuklandı.

Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde evlerinde başlarından vurulan şehit edilen iki polis’in katillerini yakalamak için operasyon başlatan polis, ertesi gün taziyeden dönen 5 kişinin içinde olduğu bir aracı durdurdu. Polis, araçta haciz olduğunu belirterek içindekileri sorgu için bekletmeye başladı. Telsizle yapılan sorgunun uzaması üzerine araçta bulunanlar kendi istekleriyle emniyete gitti. İşlemler sürerken 5 kişi emniyetin bahçesinde beklemeye başladı. Haciz işlemi için emniyete götürülen 5 kişi, 2 polisin şehit edilmesiyle ilgili soruşturmaya dahil edildi. İddiaya göre polise gelen bir ihbar telefonunda, araçta bulunanların isimleri verilerek, polisleri şehit ettikleri söyleniyordu. Terörle Mücadele Şubesi’ne götürülen grup, sorguya alındı. Polislerin öldürüldüğü evin kapısını, babası çilingir olan M.N.Y.’nin açtığı öne sürüldü.

Ancak M.N.Y’nin babasının çilingir olmadığı ortaya çıktı. Davayla ilgili gözaltına alınan 9 şüpheliden 7’si tutuklandı. Dosyaya da gizlilik kararı konuldu. Darbe girişimi sonrası sanıklar hakkında tutuklama kararı veren Hâkim Nurettin Bulut, FETÖ soruşturmasında tutuklandı. Savcı Mehmet Kıvanç Kılsızoğlu’nun Ceylanpınar soruşturmasını tamamlamasının ardından hâkim olarak atandığı Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Merkezi’nde de yine FETÖ soruşturması kapsamında arama yapıldı.

‘HTS KAYITLARI İMHA EDİLDİ’

Sanıklardan Sedat Aydın’ın avukatı Hüseyin Akay, davaya delil olan HTS kayıtlarının savcının talimatıyla yok edildiğini iddia ederek, şunları söyledi:
“Savcı birçok delili görmezden gelmiş, HTS verilerini ve kopyalarını imha ettirmiş. Tutuklamayı yapan hâkimlerden birinin tutuklanması, sansasyon yaratacak bir durum. FETÖ ilgisi olabilir de olmayabilir de. İhbarı yapan ankesörlü telefondaki kişiler araştırılmadı. Özel bir numaradan arayan biri var, onu bulduk. Savcı bunları araştırmamış, ifadelerine başvurmamış.”

İHBARCILAR FETÖ ŞÜPHELİSİ

Sanıklarla ilgili ihbarda bulunulan telefonun sahibi T.B.’nin kardeşi Ramazan B., FETÖ operasyonları kapsamında Şanlıurfa’da tutukladı. T.B.’nin diğer kardeşi Mithat B. ise FETÖ Şanlıurfa koordinatörü olarak aranıyor.

HTS KAYDI NEDİR?

HTS kaydı; cep telefonu sistemiyle iletişim kuran hedef kişi ya da kişilerin, kiminle, ne zaman, nereden nereye, kaç kez ve ne kadar süreyle görüşme yaptığını ortaya koyan bir sistem.

Meriç Velidedeoğlu – ‘Lozan’ı kutlamamak ‘Sevr’i anımsamamak

“Birinci Dünya Savaşı”nı kazanan “Müttefik Devletler”den “İngiltere”nin, Dışişleri Bakanı “Lord Curzon”un en büyük düşlerinden biriydi “Ortadoğu”yu düzenleyip haritasını çizmek.
Kuşkusuz bu istek, yenilen “İtilaf Devleri” içinde yer alan “Osmanlı Devleti”nin bu bölgedeki topraklarından koparılacaklar üzerine kurulacak devletlerin, devletçiklerin nasıl oluşturulacağı elde, avuçta kalan Osmanlı’nın dasınırlarının nasıl çizileceğine, yönetimlerinin ne tür olacağına bağlıydı.
Bilindiği gibi, bu konuda en büyük yardım, dayanak artık yavaş yavaş “Batı Emperyalizmi”nin başına geçecek olan “ABD”nin Başkanı “T.W.Wilson”dan gelmişti.
Yenilenlerle yapılan silah bırakışma (Mütareke) anlaşmalarıyla durdurulan savaşın sonunda; “Wilson”ın kurduğu “Milletler Cemiyeti”nin “26” maddelik “Kuruluş ilkeleri”nin hemen hemen “22” maddesi, “Ortadoğu”nun yeniden düzenlenmesiyle ilgiliydi ki, bu da açıkça “Osmanlı Devleti”nin üstelik adı anılarak nasıl parçalanacağını belirtmek demekti.
Nitekim, “Osmanlı”yla yapılan barış antlaşmasının, “Sevr”in başında yer alır bu ilkeler; “Sevr” görüşmelerinde “Yunanistan”ın “Trakya” sınırı, “İstanbul”un bir ilçesi olan “Büyükçekmece”ye dek dayanması, “Doğu Anadolu”nun “Ermeni” ülkesi olması, “Ege”nin (İzmir) “Yunanlaşması” (Helenleşmesi) hemen onaylanır. “Güney Anadolu”nun parçalanması ileride sömürgeleri olacak Irak ve Suriye konusunda, “İngiltere” ile “Fransa” arasında hafiften hafife tartışmalar olursa da; İngiltere’nin “Ortadoğu”yu düzenlemesinde “maşa” olarak kullanacağı “Kürdistan”ın kurulmasını, başkentinin de “Diyarbakır” olmasını duraksamadan kabullenirler.
Bu seçimin ne denli “isabetli” olduğu da, “21. yy”ın başında bu kez “ABD”nin yürürlüğü koyduğu “Büyük Ortadoğu Projesi” (BOP) kapsamında görevlendirdiği, “Başbakan Erdoğan” tarafından, “Diyarbakır ileride bir yıldız olacaktır!” vurgulamasıyla, sevinçli keyifli bir anlatımla ortaya konur.
Kuşkusuz bu dile getirişin “Erdoğan” tarafından yine onun başlatıp düne dek yürüttüğü “Açılım Süreci”nin ileriye dönük bir görünümü olarak kullandığı belliydi…
Bu durumda dört gün önce “10 Ağustos” günü imzalanışının “95.” yılında “Sevr”i anımsayıp, anımsatılması, “AKP” iktidarının Cumhurbaşkanı “Erdoğan”dan, Başbakanı “Davutoğlu”dan beklenemezdi.
Zaten “AKP”nin ansızın, birdenbire kurulup hemen ardından da iktidarı elde etmesiyle (2002) bağlantılı olarak; “Avrupa Parlamentosu”nun (AP) Fransız Milletvekili “J. Toubon”un, Türkiye ile ilgili bir toplantıda “AKP” milletvekillerinin gözlerinin içine baka baka, “Siz artık Sevr’i kabul edin! Lozan’ı unutun, unutun!” çağrısı (Şubat 2005) “AKP”nin yürüyeceği doğrultunun göstergesi gibiydi…
Anımsanacağı üzere, “ABD” daha da ileri gidecek “Lozan”ın üstünü çizip “Anadolu”yu bölerek, taa “Karadeniz”e dek uzanan, “Kürdistan” ile birlikte “Ortadoğu”yu yeniden düzenleyen “2. Sevr” haritasını “Alb. R. Peters” aracılığıyla dünya gündemine oturtacaktı (Tem. 2006).
“AB” ve “ABD”nin birlikte yürüttükleri bu “Sevr”i diriltme çabaları karşısında, ülkemizin “bütünlüğü”nün korunması konusunda duyarlı olanların yıllar boyu “Sevr sendromu” yaşamakla damgalananların nedenli haklı oldukları böylece ortaya çıkıyordu.
Ne var ki, özellikle son bir iki yıldır ve bu yıl, “çağdaş, laik bir hukuk devleti” oluşumuzu sağlayan tarihsel günlerimizi anmayı, anımsatmayı diri tutmayı J. Toubon’un isteğini yerine getirerek“unuttuk!” ya da gereken içerikte, çapta kutlayamadık.
Üç hafta önce, “Lozan”ın “92.” yılına girdiği “24 Temmuz” gününü şöyle bir anımsayalım; hükümet sözcüsü “Bülent Arınç”, o gün “sansür”ün kaldırılmasının “107.” yılını kutladı, görevli olduğu hükümetin varlığının temelini oluşturan “Lozan”ı bir tek sözcükle bille anıp dile getirmedi… “Utanç” verici bir tutum… Tarihe geçecektir…
Kuşkusuz, bu anmayı beklemek hakkımızdı; ama anmayacaklarını biliyorduk, dolaysiyle “Lozan”ın ürünleri olan kuruluşların (CHP’nin), kurumların (Türk Tarih ve Dil Kurumu’nun), basının (kuşkusuz “Cumhuriyet”in) unutması yetmezmiş gibi, tüzüklerinde “Atatürk ilkeleri”ne bağlılıkları yer alan tüm “Sivil Toplum Örgütleri”nden de doyurucu bir “ses” çıkmadığı gibi herhangi bir hareket de görülmedi..
Peki “toplum”dan, “bizler”den…
Yarın Beşiktaş’ta olalım!

MERİÇ VELİDEDEOĞLU – 14 AGUSTOS 2015 / CUMHURİYET

Hangi Anket Firması Kime ait Uğur Dündar’ın araştırma şirketi hangisi?

Uğur Dündar neden “Sandığa gitmeyen bir daha Atatürk’ün adını ağzına almasın” diyor.

Estima: Yönetim Kurulu Başkanı, CHP’li Bülent Tanla’nın oğlu Hasan Tanla. Daha önce ismi Piar Gallup idi, geçtiğimiz yıl Tanla ailesinin şirketleri bir araya gelerek bu ismi aldı. Şirket basında daha çok Vatan Gazetesi ile çalışıyor.

A&G Araştırma: Tarhan Erdem tarafından 1997 yılında kuruldu, genel müdürü sosyal demokrat olarak bilinen bir isim Adil Gür. Daha çok Doğan grubundaki gazetelerde anketleri yayınlanıyor.

ANAR (Ankara Sosyal Araştırmalar Merkezi): 1998 yılında Ankara’da kurulan şirketin sahibi Devlet Bakanı Beşir Atalay’dır. Genel Müdürü İbrahim Uslu. Daha çok AKP için anket çalışmaları yapan şirket, basından da Yeni Şafak Gazetesi ile çalışmaktadır. 2000 yılından bu yana her ay düzenli olarak gündem araştırmaları yayınlıyor.

ORC (Objective Research Center) : Mehmet Murat Pösteki’nin sahibi olduğu anket şirketi 2011 yılında Sabah Gazetesinde, 2012 yılında da Vakit Gazetesi’nde hakkında yapılan olumsuz haberler yüzünden yıpratıldığını bu haberleri kullanan köşe yazarlarından birine gönderdiği bilgilendirme yazısından daha ayrıntılı görebiliriz.

Denge Araştırma: Başbakan Erdoğan için özel anket çalışmaları yapan bir şirket. Özel servis yapıyor. Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Basri Yıldız. Başbakan Erdoğan’la ilk siyasete atıldığı yıllardan beri çalışıyor. AKP İstanbul Milletvekili Zeynep Karahan Uslu da şirkete danışmanlık yapıyor. Denge, seçmen davranışları, siyasi parti imajı, lider popülaritesi, siyasi söylem analizi, ülke gündemi araştırması, toplumsal eğilimler araştırması gibi çalışmalar yapıyor.

POLLMARK Piyasa ve Kamuoyu Araştırmaları: 2003 yılında kurulan bir kamuoyu araştırma şirketi. İbrahim Dalmış, Ertan Aydın, Yusuf Ziya Özcan, İhsan Dağı tarafından kuruldu. AKP’ye yakınlığı ile biliniyor. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde, AKP teşkilatı, belediye başkanları ve milletvekillerine anket uyguladı.

Konsensus Araştırma ve Danışmanlık: Genel müdürü ve sahibi Murat Sarı. Aynı zamanda Araştırmacılar Derneği Genel Sekreterliği’ni de yürütüyor. Şirket, 2001 yılında kuruldu.

Gezici Araştırma Şirketi: Kurucusu Uğur Dündar olan şirketce yapılan kamuoyu yoklaması sonuçlarını genellikle Uğur Dündar’ın köşesinden duyuran şirketin anketlerinde AKP düşük CHP yüksek oy alıyor.

GENAR Araştırma Eğitim Danışmanlık: 1997 yılından beri faaliyet gösteren şirketin yönetiminde önemli akademisyenler bulunuyor. Hüsrev Hatemi, Ümit Meriç, Nilüfer Narlı, Davut Dursun, İlber Ortaylı, Haluk Şahin, Edibe Sözen, Arus Yumul, birlikte çalıştığı isimler arasında yer alıyor.

SONAR Araştırma: Sahibi Hakan Bayrakçı, şimdilerde CHP’ye yakın, ulusalcı çizgide olan Bayrakçı, 1999 seçimlerinde MHP’den İstanbul milletvekili adayı olmuştu.

KONDA Araştırma ve Danışmanlık: Tarhan Erdem’in sahibi olduğu şirket. Yönetiminde Tarhan Erdem ve Bekir Ağırdır bulunuyor.

KAMAR Araştırma: Emre Kongar, 1987 yılında kurdu. Dört yıl sonra bu şirketten ayrıldı. Daha sonra Bülent Tanla araştırmalarını yayınladı. Şu andaki başkanı Murat Doğan.

ULUSAL SOL İDEOLOJİ

‘Milliyetçi sol ideoloji’ de denilebilir.
Zaman içinde nasıl evrildiği ve Yirmibirinci Yūzyılda etkin olup olamayacağı ūzerine daha çok tartıșılacak gibi görūnmektedir.
Burada, bu ‘ideoloji’nin kökenleri ūzerine kimi saptamalar yapılacaktır.
Tarihçe
Birinci Dūnya Savașı ertesinde dūșūnsel alanda yeni arayıșlara yöneldi dūnya.
İlk bakıșta söylenebilecek olan, 20.yūzyılın bașında, Ekim Devrimi ve Birinci Dūnya Savașı ertesinde, dūșūnce merkezlerinin Batı’dan Doğu’ya doğru kaymaya bașlamıș olduğudur.
Ne var ki, dūșūnce ‘coğrafya’sındaki bu kayıș, Lenin’in ‘Gerici Avrupa İlerici Asya’ biçiminde en ūst derecede formūlleștirdiği bir ‘soyutlama’ olarak kalmıștır.
‘Ezber’ olmasa da, ‘kalıplarla dūșūnme’ yerine, o gūnūn ‘maddî’ koșullarına bugūnden yeniden-bakılabilmelidir. Ancak bu salt bir ‘okuma’ biçiminde değil, ama aynı zamanda, deyim yerinde ise, ‘gramer’ine de değinilerek yapılmalıdır.
Denilebilir ki, 20. Yūzyılın bașında girilen ‘sūreç’, salt çevre ūlkelerde ‘yapay devlet’lerin kurulușlarıyla sınırlı kalmayıp ‘merkez’ ūlkelerde de yașanmıștır. Madalyonun öte yūzū olan ‘yapay ulus’ların kuruluș sūreçleri de hem ‘merkez’ ve hem de ‘çevre’ coğrafyalarda yașanmıștır.
Bu ‘tez’in ‘anti-tez’i de, salt dūșūnce planında, ‘yapay devlet’ ve ‘yapay ulus’ kuruluș sūreçlerinin tarihin belli bir döneminde her ikisinin de ‘yıkılıș sūreçleri’nin ortaya çıkabileceğidir.
Aradan geçen tam yūzyıl sonra bu ‘anti-tez’in yașanıyor olup olmadığına okuyucu karar verebilir. Eğer öyle ise, ‘sentez’ ūzerine ‘dūșūnce ūretmek’ çok daha kolay olacaktır, ki burada anlatılacak olanlar bu ‘dūșūnsel çaba’lara katkı olarak değerlendirilmelidir.
Sūrecin dinamikleri
1918’deki ‘mūtareke’ Osmalı’nın sonu olduğu kadar Alman İmparatorluğunun da sonunu getirmiștir.
Almanya’da, Weimar Anayasası’nın 31 Temmuz 1919 tarihinde kabul edilmesinin ardından Almanya Federal Cumhuriyeti kuruldu (1). Savaștan, sözcūğūn tam anlamıyla ‘yıkılmıș’ olarak çıkan Alman, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı imparatorlukları her bakımdan yeni bir ‘kuruluș sūreci’ne girmiș oldular.
İște Birinci Dūnya Savașı ertesinde ‘ulus’ temeli olmayan ancak ‘uluslașma sūreci’nin ‘kaynașmıș bir kitle’ yaratabileceği ‘dūșūnce’sine dayanan yeni bir ‘ulusalcılık’ akımı doğdu.
‘Ulusalcılık’ dūșūncesinin ‘yeni bir evre’sine geçilmiș oldu da denilebilir.
Bu, o denli ‘nötr’ bir ‘ulusalcılık’ dūșūncesidir ki, ‘sosyalizm’den ‘komūnizm’e, ‘bolșevizm’den ‘fașizm’e bir dizi kavramla būtūnleștirilebilmiștir (2).
Nasyonal-sosyalizm ve nasyonal-bolșevizm kavramları bu sūreç içinde, hem de biribirlerine karșıt olarak ortaya çıkmıșlardır.
Savaș sırasında İmparatorluğu desteklemiș ve kapitalist devlete dayanarak așamalı reformlarla onun yașatılabileceğini dūșūnen ‘sosyal ulusalcılar’ (sociaux-nationalistes)’e karșıt olarak, ulusal-bolșevikçilik akımı, ulusal-devrimci (national-révolutionnaire) dūșūnce akımının sol kanadında ortaya çıkmıștır.
Ekonomi ve strateji
Almanya’da, ulusalcılık ile sosyalizm arasında kurulabilecek yakınlığın iki ayağı olduğu söylenebilir :
Jeopolitik açıdan Polonya’nın paylașımından buyana, Almanya ile Rusya arasındaki jeopolitik yakınlığın devamı, Sovyetler Birliği’nin kurulușundan sonra da Batı’ya olan gūvensizlik ve genç Doğu halklarının Avrupa’nın geleceğini belirleyeceğine olan inanç benzerliği
İdeolojik bakımdan halk savașı, liberalizm ve kapitalizm karșıtlığı konularındaki ideolojik tutum benzerliği
Weimar Cumhuriyeti kurulduğunda, Almanya, Poznan gibi tarıma elverișli topraklarını yitirdiği için bir yandan ‘geçim maddeleri’ sıkıntısı çekerken, öte yandan savaș tazminatları ödeme yūkūmlūlūğū altına girmiști. Dahası ūrettiği sanayi mallarını pazarlayabilecek piyasalardan da yoksun kalmıștı. Sovyetler Birliği ise, tarımsal ūrūnlerini satıp sanayi ūrūnleri alabileceği bir piyasaya gereksinim duymakta idi. Böylece iki ūlkenin çıkarları būyūk oranda çakıșıyordu.
Bu tūr bir stratejik yakınlașmanın karșı kamp için tasarladığı ise, Fransa ve İngiltere’nin kolonilerinde (Arap, Hint ve Çin) ‘halk ayaklanmaları’nı desteklemek ve anti-koloniyal bir ideoloji geliștirmek olmuștur (3).

29 Bunalımın getirdikleri
Daha sonra (1930-33) Der Vorkampfer dergisi çevresinden kimi ulusal bolșevikçi yazarlar Karl Marx ile Alman ekonomist Friedrich List’in (4) dūșūncelerini bağdaștırmaya çalıșmıșlardır.
Bunlar içinde Arvid Harnack (1901-1942), 1929 Būyūk Bunalım’ında dizleri ūzerine dūșen kapitalist sistem karșısında Sovyet bașarısının ‘planlama’dan geldiğini ileri sūrerek ekonomist Friedrich Lenz (1885-1968) ile birlikte Sovyetik Planlama Ekonomisini İncelemek İçin Bilimsel Emek Birliği’ni (Wissenschaftliche Arbeitsgemeinschaft zum Studium der sowjetischen Planwirtschaft -ARPLAN) kuracak ve bu bağlamda bașka araștırmacılar ile birlikte Sovyetler Birliği’ne gidecektir.
Ve Tūrkiye
Buraya kadar anlatılanlar ile Tūrkiye’nin o dönemdeki ‘milliyetçilik/halkçılık’ tartıșmaları ve 29 Bunalımı’ndan sonraki ‘devletçilik/plancılık’ tartıșmlalarının ne denli benzeștiğini söylemek bile fazla..
Ne var ki, 1960’lı yıllardan sonra gerek ‘ortanın solu’ ve gerekse Ecevit’in ‘Demokratik Sol’ hareketinin ne ‘tarihsel’ ve ne de ‘ideolojik’ bir temelinin olmadığı söylenebilir. Bunlar daha çok ‘popūlizm’e özenen, ancak onda bile bașarılı olamayan ‘dūșūnsel çaba’lar olarak kalmıșlardır.
__________________
(1) Ayrıntı gibi görūnse de, ūzerinde durulması gereken konu; Federal Alman Cumhuriyeti ile Federal Almanya Cumhuriyeti arasındaki ‘ciddî’ ayırımdır. Aynı dönemde kurulan Tūrkiye Cumhuriyeti’nin bir Tūrk Cumhuriyeti olmadığı gibi, Almanya’da da Alman Cumhuriyeti değil ama Almanya Cumhuriyeti kurulmuș oldu. Bu adlandırma Kurucu Almanya Ulusal Meclisi ve Tūrkiye Būyūk Millet Meclisi için de geçerlidir.

(2) Ideolojinin kurucusu olarak Ernst Niekisch(1889 – 1967) adı ileri sūrūlmektedir. O arada Ernst Jünger (1895 -1998) sayılabilir.Fransa’da ise Boris Souvarine (1895-1984) ve Halkçı (le Populaire) gazetesi çevresindeki dūșūnūrlere bakılabilir. Ancak Gino Germani’den Torcuato Di Tella’ya, Ernest Gellner’den’den Henning Eichberg ve Max Stirner’e değin daha çok ‘popūlizm’ ūzerinde çalıșan yazarlar daha farklı bir bakıș açısı geliștirmișlerdir .
(3) Gūnūmūzde bu yaklașımın benzerinin Rus stratejist Alexandre Dugin’in ‘Avraysacılık’ tezlerinde yeniden canlandırılmak istendiği söylenebilir.
(4) Friedric List (1789-1846), Birinci Dūnya Savașı öncesinde Almanya’da Karl Marx’tan sonra en çok tanınan ekonomistlerden biri olup, 1845 yılında yazdığı Ekonomi Politiğin Ulusal Sistemi (Système national d’économie politique) adlı çalıșmasının Almanya’nın birliğini sağlayan Bismark’ın bașucu kitabı olduğu söylenir. Ancak List, bir yandan ekonomi politik alanında ‘tarihçi okulun kurucuları arasında yer alırken, 29 Bunalımı’ndan sonra ‘korumacı’ dūșūnceleriyle daha çok bașvurulan bir ekonomist olacaktır.

Habip Hamza Erdem

Rauf Denktaş’ın durumu düzeliyor

KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın sağlık durumunun iyiye gittiği, bilincinin açık olduğu ve uyku halinin azaldığı açıklandı.

Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Hastanesi Başhekimi Sevim Erkmen, “Denktaş’ın kısa süre içerisinde taburcu olacağını umuyorum” ifadesini kullandı.

Denktaş’ın durumu iyiye gidiyor

KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın sağlık durumunun iyiye gittiği, bilincinin açık olduğu, uyku halinin azaldığı açıklandı. Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Hastanesi Başhekimi Sevim Erkmen, Dahiliye Ana Bilim Dalı Başkanı Tümay Sözen, Noroloji Anabilim Dalı Başkanı Mehmet Özmenoğlu, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Finn Rasmussen ve Başhekim Yardımcısı Erkan Kaptanoğlu dün basın toplantısı düzenleyerek Denktaş’ın sağlık durumu hakkında bilgi verdi. Başhekim Sevim Erkmen, Denktaş’ın YDÜ Hastanesine ikinci gelişinden bu yana 37 gün geçtiğini belirterek, Denktaş’ın şuurunun açık olduğunu ve uykuya meylinin azaldığını kaydetti. Erkmen, Denktaş’ın kısa süre içerisinde taburcu olacağını umduğunu söyleyerek, bir önceki taburcu oluşu sırasında verdiği İngilizce mesaj gibi yeniden bir mesaj iletmesini temenni etti.  Kaynak: Rauf Denktaş’ın durumu düzeliyor