12 CAN GİTTİ!..

12 Can Gitti!.. Şırnak… Mardin… Diyarbakır… Bölücü teröristler öyle kudurdu ki, bir günde 5’i asker ve polis, 7’si sivil tam 12 can gitti… Tam 76 da yaralı var…

Şırnak; Bölücü teröristler dün sabah Habur’daki üs bölgesine asker taşıyan araca patlayıcı tuzağı ile saldırdı. Bu saldırıda 4 askerimiz şehit oldu, 9 askerimiz yaralandı. Teröristler yardıma giden askerlerimizi de roketatar ve uzun namlulu silahlarla ikinci bir saldırı düzenledi.

İşte Şırnak şehitlerimiz:

Şehit Er Tayfur Çankaya’nın ateşi Afyonkarahisar’a düştü. 20 yaşındaydı. Babası Ömer Çankaya, “Kuzum, daha küçüktü o” diye ağladı.

Şehit Uzman Erbaş Ahmet Hilmi Yiğit 24 yaşındaydı. Ateşi Isparta’daki baba ocağına düştü.

Şehit Piyade Er Bayram Kavcı 21 yaşındaydı. Ateşi Ankara Keçiören’e düştü. 7 çocuklu ailenin tek erkek evladıydı.

Şehit er Ahmet Suna’nın terhisine 2.5 ay kalmıştı. Ateşi Kahramanmaraş Türkoğlu’na düştü.

Teröristler dün akşam saatlerinde ise Mardin ve Diyarbakır’da bombalı saldırı düzenledi.

Mardin Kızılepe’de önceden tuzaklanan patlayıcı, polis aracının geçişi sırasında infilak ettirildi. Bu saldırıda 1 polisimiz şehit oldu, 2 sivil hayatını kaybetti. Tam 54 kişi de yaralandı.

Aynı saatlerde Diyarbakır Sur’dan patlama haberi geldi. Ongözlü Köprüsü yakınlarındaki patlamada aralarında kadın ve çocukların da olduğu 5 vatandaşımız hayatını kaybetti. 5’i polis olmak üzere 13 kişi de yaralandı.

Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Rabbim bu milletin yar ve yardımcısı olsun.

12 Can Gitti!..

Şırnak… Mardin… Diyarbakır… Bölücü teröristler öyle kudurdu ki, bir günde 5'i asker ve polis, 7'…

Müyesser Yıldız paylaştı: 10 Ağustos 2016 Çarşamba

MÜYESSER YILDIZ / https://www.facebook.com/MuyesserYildiz/

AKP İÇİNDE 8 FETÖ’CÜ VEKİL VAR

” AKP içinde Tayyip Erdoğan tarafından tespit edilen 8 FETÖ‘cü milletvekili ve 20’ye yakın FETÖ terör örgütü sempatizanı Milletvekili var. ” Yeniçağ gazetesi Ahmet Takan‘ın bugün köşesinde Saray içinde yer alan kaynağına dayandırdığı haberde AKP içerisinde 8 FETÖ terör örgütü mensubu olduğunu yazdı.

15 Temmuz FETÖ Terör örgütü darbe girişimi sonrası FETÖ örgütü mensuplarına yönelik süren operasyonların bir benzerinin de yakın zaman da AKP içerisinde olabileceğini yazan Ahmet Takan saray kaynagına dayandırdıgı bilgide 8 AKP’li vekilin FETO mensubu olduğunu 20’ye yakın AKP’li vekilin ise FETÖ örgütünün sempatizanı oldugunu yazdı.

Ahmet Takan’ın “Eniştem” değilmiş!.. başlıklı yazısını aşağıdan okuyabilirsiniz…

Ahmet TAKAN – ” Eniştem” değilmiş!..

Saray kaynağımızla, AKP’de “FETÖ temizliği” ile ilgili de sohbet ettik. Verdiği bilgilere göre, Erdoğan tarafından AKP içinde tespit edilen “FETÖ”mebus sayısı 8, sempatizan milletvekili sayısı 20’ye yakın. “8 milletvekili kesin olarak ya istifa ettirilecek ya da ihraç” diyor. Halihazırdaki kabine içinde de “FETÖ”cülerden bahsediyor. Onlar hakkında özel saray toplantılarında Erdoğan’ın kullandığı ileri sürülen ifadeler çok sert ve ağır. Erdoğan’ın AKP’yi çatırdatmadan bir yöntem izleyeceğini dile getiriyor. Seçim ne zaman diye sorduğumda ise “Reis 2019’a kadar devam diyor” diye ekliyor.

Hain darbe girişiminin karanlıkta kalan/bırakılan pek çok noktası var. Alçaklığın organizasyon yapısı ve isimlendirmeleri ile ilgili net bir fotoğraf yok. Çok sayıda tutuklama var ama kim/kimler neyin neresindeydi?.. Hâlâ kafa karışıklıkları giderilemedi.

Fakat!.. Darbe girişiminin yaşandığı korkunç 5 Temmuz  gecesi ile ilgili büyük bir boşluk -seslerini çıkaramasa da- kitlelerin kafasını kurcalamaya devam ediyor. R. Erdoğan’ın Marmaris’te darbe girişimini öğrendiği saat itibarıyla televizyonlardan canlı yayınlarında halka “sokağa inin” çağrısı yapmasına kadar geçen süre. O, on yıllara eş değer süre. Darbe girişiminin MİT tarafından haber alındığı an itibarı ile Yenimahalle-Genelkurmay Başkanlığı arasında geçen yoğun trafik. Genelkurmay Başkanlığı’nın MİT bilgilendirmelerine rağmen yaptığı açıklamalardaki çelişkiler… Gelen rahatsızlık uyarıları üzerine Genelkurmay’ın o gecenin gündüzü ile ilgili açıklamaları bıçak gibi kesmesi.

R. Erdoğan’ın “eniştemden haber aldım” diyerek darbe girişiminden saat kaçta haberi olduğuna ilişkin çeşitli özel söyleşilere yansıyan saatlerdeki farklılıklar. Başbakan Binali Yıldırım’ın o koca boşluktaki sürece “darbe girişimini eşten dosttan öğrendim” diye eklemlenmesi… Yaklaşık 6 saatlik bir süreç hâlâ boşlukta duruyor. Hâlâ aydınlatılamadı veya aydınlatılması istenmiyor… Cumhurbaşkanı, Başbakan, gerçekten darbe girişimini ilk kimden ne zaman haber almıştı?.. Bu sürecin enişteden, eşten dosttan öğrenilmesi ne kadar gerçeği yansıtıyordu?.. Genelkurmay Başkanlığı’nda saat 16.00’dan sonra başlayan toplantılardan Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın ne zaman ilk haberi olabilmişti?..

Alçak darbe girişimin en karanlık deliği işte tam burası…

15 Temmuz’dan bu yana R. Erdoğan’ın darbe girişimini kimden haber aldığına ilişkin çeşitli iddialar ortaya atıldı. En sonunda söylenecek sözü ilk başta ifade edeyim. Erdoğan’ın eniştesi Ziya Bey değil!.. Gerçeğin de öyle fazla zaman geçmeden ortaya çıkacağını veya bir yerlerden yapılacak açıklamayla kamuoyunun bilgisine sunulma ihtimalinin yüksek olduğunu da bildireyim.

Satırların yazarı olarak tam bu noktada şunu ifade etmek isterim; saray içinden aldığım bomba haberi sizlere herhangi bir yanlış anlamaya mahal vermeden, habercilik gerçeği içinde nasıl aksettirebilirim diye çok düşündüm. Uykusuz kaldım. Formüller aradım. Çünkü, haber bir gazetecinin dayanamayacağı cinsten. Fakat, rövanşistlerin, küçük hesapçıların, haysiyet cellatlığı yapanların cirit attığı bir ortamda değil kullandığınız kelimelere, harflere bile çok dikkat etmeniz gerekiyor.

Bundan sonrasına, bazı yerlere teğet geçerek mümkün olduğunca düz gidelim.

Saray’daki kaynağımın verdiği bilgiye göre; R. Erdoğan, darbe girişimini ilk olarak tatil yaptığı Marmaris’te önemli bir siyasetçiden kendisine gelen telefonla birlikte haber alıyor. Ankara’daki bu çok önemli siyasetçi, vakit kaybedilmeden kendisinin direkt olarak Erdoğan ile görüştürülmesini istiyor.  Telefon vakit geçirilmeden bağlanıyor. Siyasi lider, Erdoğan’a MİT’teki hareketlilikten bahsediyor. MİT Müsteşarının Genelkurmay Başkanlığı’nda toplantıda olduğunu ifade ediyor. Hakan Fidan’ın niye Genelkurmay’a gittiğini  o andaki elindeki bilgilerle sıralıyor. Bir de ekliyor “yaverinize dikkat edin…”

Saray kaynağımın bana aktardığına göre, Erdoğan’ın duydukları karşısında şaşkınlığını saklayamaması o siyasi lideri de şaşırtıyor. Kaynak, bu telefon görüşmesinin tam saatini hatırlayamasa bile “18.00’den sonraydı” diyor. Erdoğan, düz bir tahminle 18.30’dan sonra olayı araştırmaya başlıyor ve daha sonrası için anlatılanlar, bugüne kadar medyaya yansıyanlara benzer.

Esasında, eniştenin o günkü kurgunun içine nasıl yerleştirildiği hakkında fikir sahibi olmak için Erdoğan’ın hain darbe girişiminin gece yarısında Atatürk Havalimanı‘nda sarf ettiği şu sözleri dikkatlerden kaçırmamak lazım;

Değerli arkadaşlar bugün bilindiği gibi öğleden sonra bir hareketlilik ne yazık ki silahlı kuvvetlerimizde mevcuttu.

Herhalde, Erdoğan’ın, darbe girişimi ile ilgili bilgilerde öğleden sonrayı işaret etmesi ağızdan kaçmıştı!..

Saray kaynağıma, gerçeğin neden kamuoyundan saklandığını, bunu açıklamada ne gibi sakınca görüldüğünü de sordum. Kaynağım şunları söyledi;

Sabahlara kadar çalışıyoruz. Tehlike henüz geçmedi. Her türlü tedbiri almaya çalışıyoruz. Cumhurbaşkanı bu bilgiyi çok özel toplantılarda paylaşıyor. Anlatırken de çok duygusallaşıyor. Bizim de ona yaptığımız çok değerli katkılar var. Zamanı geldiğinde kamuoyu ile paylaşılacağını düşünüyorum.

Bu fasla şimdilik nokta…

Saray kaynağımızla, AKP’de “FETÖ temizliği” ile ilgili de sohbet ettik. Verdiği bilgilere göre, Erdoğan tarafından AKP içinde tespit edilen “FETÖ”mebus sayısı 8, sempatizan milletvekili sayısı 20’ye yakın. “8 milletvekili kesin olarak ya istifa ettirilecek ya da ihraç” diyor. Halihazırdaki kabine içinde de “FETÖ”cülerden bahsediyor. Onlar hakkında özel saray toplantılarında Erdoğan’ın kullandığı ileri sürülen ifadeler çok sert ve ağır. Erdoğan’ın AKP’yi çatırdatmadan bir yöntem izleyeceğini dile getiriyor. Seçim ne zaman diye sorduğumda ise “Reis 2019’a kadar devam diyor” diye ekliyor.

Tüm bu yazdıklarıma karşın benim yorumumu merak ediyorsanız…

Sayfada yerim kalmadı. Fazla söze de gerek yok!

Maskeli tiyatro…

Kaynak: Yeniçağ Gazetesi

AKŞENER: PSİKOLOJİK OPERASYON YAPIYORLAR…

MHP Genel Başkan adayı Meral Akşener hakkındaki iddilar ile ilgili Yeniçağ gazetesi yazarı Arslan Bulut’a açıklamalar yaptı. Bugün Yeniçağ gazetesinde yer alan yazısında Arslan Bulut MHP Genel Başkan adayı Meral Akşener ile telefon ile görüştüğünü yazdı. Akşener ile  yaptıgı görüşmenin içeriğini köşesine taşıyan Arslan Bulut, Akşener’in itirafçı diye kanal kanal gezen ve çeşitli iddiları ileri sürenlerin FETÖ örgütü ile ilişkilerinin devam ettiğini ve halk üzerinden psikolojik operasyon yaptıklarını söyledi.

Arslan Bulut’un Yeniçağ Gazetesinde yayınlanan yazısı şu şekilde…

 

Akşener: İtirafçılar hâlâ görevli…

Eski İçişleri Bakanı, eski TBMM Başkanvekili ve MHP Genel Başkan adayı Meral Akşener ile telefonla görüştüm. Akşener, hakkındaki iddialar tutmayınca yeniden namus ve haysiyet cellatlığına girişildiğini belirterek, “Her şeyi tolere edebilirim; hapsedilmek, öldürülmek de dahil… Ama namusuma yönelik şerefsiz iddiaları hazmedemem” dedi.

Akşener, “Benim kanaatim şudur. İtirafçı diye kanal kanal gezen bu şahıslar, ‘görevli’ olarak konuşuyor. Yani FETÖ ile ilişkilerinin devam ettiğini düşünüyorum. Kendilerine verilen rolü oynuyorlar. Kimileri de cin ordularından bahsederek, halkın bilinçaltına hitap etmeye çalışıyor. Kısacası psikolojik operasyon yapıyorlar…” diye konuştu.

***

Akşener, şu bilgileri verdi:

* Bu şerefsiz iddia konusunda Cemil Barlas ile Latif Erdoğan‘ı mahkemeye vermiştim. Mahkemede bu konuda Kemalettin Özdemir ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nda konuştuğumu iddia eden bir kişinin ismini verdiler. Fakat onların bahsettiği kişi bir kaçak! Kemalettin Özdemir ile hiçbir irtibatımın olmadığını defalarca açıkladığım halde mahkemede bile “böyle konuşuluyordu” diye cevaplar verdiler.

* Daha da vahimi Didem Arslan Yılmaz‘ın programında üç defadır aynı şey yapılıyor. Bu tür iddiaların medya tarafından seslendirilmesi, hem de bir değil iki değil tam üç defa aynı programda aynı kişi tarafından ortaya atılması garip değil mi?

* Aynı programda daha önce konuşan Nurettin Veren, cemaat adına İçişleri Bakanlığı’na beni kendisinin önerdiğini söylüyor. Yine Ufuk Söylemez ve Işılay Saygın ile ilgili aynı iddiada bulunuyor. Tansu Çiller, bu iddiayı yalanlamıştır. Ayrıca, Nurettin Veren ile röportajları da bulunan Merdan Yanardağ‘ın kitabında bu yalan ortaya çıkıyor. Kitapta Nurettin Veren, 1996 yılı başında cemaatten ayrılmasının kendisine bildirildiğini söylüyor. Nasıl oluyor da cemaatten ayrılmışken, 1996 yılı sonunda 8 Kasım’da benim İçişleri Bakanlığı’na getirilmemi öneriyor?

* O dönemde, cemaat, Refahyol hükümetini yıkmak istiyordu? Bunu, konuyla ilgili herkes biliyor. Nasıl oluyor da o dönemde cemaat bir taraftan Refahyol hükümetini yıkmaya çalışırken, diğer taraftan aynı hükümete bakan tavsiye ediyor? Bunun mantığı var mı?

***

* Nurettin Veren, beni bakan yaptığından dolayı resmi yazıyla teşekkür ettiğimi de iddia ederek bir kâğıt gösterdi. Didem Arslan Yılmaz, bu kâğıdı okumadı. Ben, sonradan bu kâğıdı program kaydından okutturdum. Sözle iddia edildiğinin aksine bu uydurma yazıda bile bakanlığa getirilmemden dolayı teşekkür etmem söz konusu değil. Hayırlı olsun yazısına verilmiş bir cevap olarak uydurulmuş.

* Bir defa, kâğıtta bakanlık anteti yok, tarih yok, imza da bana ait değil. Bunu uzmanlara da tespit ettireceğim. İçişleri Bakanlığı’nın resmi yazı üslubuna da uymuyor. Ama böyle bir iddia dile getirilebiliyor!

***

* MHP, Türkiye’nin kilit taşıdır. Türkiye’deki kirli düzenin devam etmesi için MHP’nin iktidara gelmemesi, belli bir oy oranının üzerine çıkmaması gerekiyor. “Ben başbakan olacağım” dediğim, ülkücüler ve millet de bana inandığı ve güvendiği için bu kirli düzenin yıkılmasından korkuyorlar. Hani Ahmet Şık, Fethullah Gülen için “Dokunan yanıyor” demişti ya, MHP’de Bahçeli‘nin karşısında, gerçekten iddialı bir genel başkan adayı olmak da böyle bir durum.  Dokunanı yakmaya çalışıyorlar.

Kaynak: Yeniçağ Gazetesi

FETÖ İLE YILLARDIR KADER BİRLİĞİ YAPANLARDA ZİHNİYET DEĞİŞİKLİĞİ YOK

FETÖ terör örgütünün gerçekleştirdiği 15 Temmuz Terörist darbe girişimi sonrasını değerlendiren Yeniçağ gazetesi yazarı Arslan Bulut bugün yayınlanan yazısında ” diyelim ki Türkiye, el birliğiyle ve “Yenikapı ruhu”yla FETÖ’yü en küçük hücresine kadar tasfiye etti veya edecek?Peki bundan sonra ne olacak? ” diye sordu.

işte Arslan Bulut’un bugün Yeniçağ gazetesinde yayınlanan yazısının tamamı…

ARSLAN BULUT – PEKİ BUNDAN SONRA NE OLACAK

Yorum gönderen bir okuyucu, Nasreddin Hoca tarzında, “Bugünleri çok önceden gördüğünüz ve uyarılarda bulunduğunuz belli. Madem bu öngörüye sahipsiniz, bundan sonra ne olacağını da inceleyin” demiş.

Yerinde bir talep… Elimden geldiğince, bir analiz yapmaya çalışayım.

***

Diyelim ki Türkiye, el birliğiyle ve “Yenikapı ruhu”yla FETÖ’yü en küçük hücresine kadar tasfiye etti veya edecek?

Peki bundan sonra ne olacak?

Gördüğüm kadarıyla, FETÖ’cü olmamakla birlikte, FETÖ ile yıllar boyu kader birliği yapan sağ-muhafazakâr çevrelerde en küçük bir zihniyet değişikliği yok! Yine liberal-sol denilen çevrelerde de Nazım’ın şiirinin okunmasından bile kendi duruşuna onay çıkarmak isteyenler var.

Küçük yaştan itibaren belli bir ideoloji ile yetişenler, Türkiye’ye yönelik bir işgal girişimi, daha tam olarak etkisiz hale getirilmemişken, tıpkı her şehidin yakınına bir daire vermek vaadiyle Harp Akademileri arazisini isteyen inşaatçı gibi fırsatçılık yapıyor ve Türkiye’nin kendi ideolojisine göre yeniden kurgulanmasını istiyor.

Bence bu durum, Türkiye için en az FETÖ çetesi kadar ciddi hatta ondan da tehlikeli büyük bir tehdittir!

***

Türkiye’nin birliğine ve milletin geleceğine kastedenlerin ilk yaptığı iş, kavram kargaşası çıkararak halkın zihnini bulandırmaktır! Diyelim ki laiklikten şikâyetçidirler. Gerçi şimdi açıkça laikliğe karşı mücadele edenler de çıktı ama çoğunlukla yaptıkları iş, laikliğin içini boşaltmak ve tanımını değiştirmektir. Öyle ki laikliği sadece “din ve vicdan hürriyeti” diye gösterirler. Oysa laikliğin asıl anlamı, “devletin din kuralları ile yönetilmemesi”dir!

Din kuralları ile yönetmeye kalkıştığınızda, dini en çok istismar eden çıkarcı grup ülkeyi yönetmeye başlar! Bu da o ülkenin sonu olur. Çünkü çıkarları için yabancı güçlerle iş birliği yapmaktan çekinmezler. Çünkü onlar için bütün yeryüzü vatandır, bütün insanlık kendi milletleridir. Oysa bu anlayış İslam’a da Kur’an’a da aykırıdır. Kur’an “İnsanlık tek bir millet halinde yaratılmış olsaydı, dünya fesada boğulurdu” der.

***

Şimdi, iktidar adına Hükümet Sözcüsü, “Yenikapı demek Yeni Türkiye demektir, bütün söylemlerimizi buna göre değiştirmek durumundayız” diyor. Anlaşılıyor ki sadece söylem değiştirmekle yetinmeyecekler, milleti, devleti yeniden tanımlayacaklar, hatta resmi tarih diye küçümsedikleri tarihi yeniden yazdıracaklar, hatta 31 Mart irtica vakasının merkezi olan Taksim Topçu Kışlası’nı yeniden inşa edecekler!

Bunları ben söylemiyorum, kendileri itiraf ediyor!

***

Peki, Yenikapı’dan böyle bir talep geldi mi? Hayır aksine, millet, Yenikapı’ya gelene kadar her dakika “Irmağının akışına ölürüm Türkiyem” duygusuyla harekete geçti. Başbakan Binali Yıldırım, Meclis önünde toplanan halka “Bu yüce milletin adı Türk Milleti’dir” diyordu. Bu çizgisine Yenikapı’da da devam etti. Ancak milleti yeniden tanımlama çabası içinde olanların, Anayasa’dan Türk lafzını çıkarmak istediklerini unutmayalım.

FETÖ çetesi, Türkiye’yi askeri darbe yoluyla ABD eyaleti, hatta ABD’nin yeni hükümet merkezi haline getirecekti! İstanbul’u da ABD’nin başkenti yaparlardı artık! Washington’da Sultanahmet’teki Dikilitaş’ın bin kat büyüğünü dikmelerinin, Kongre binasını Ayasofya binasına benzetmelerinin hikmeti nedir? “Roma biziz” diyorlar!

***

Kısacası FETÖ çetesi, darbe yoluyla Anadolu ve Trakya’daki Türk egemenliğine son verecekti. Yeni Türkiye’yi savunanlar ise Anayasa değişikliğiyle Anadolu ve Trakya’daki Türk egemenliğine son vermekten vazgeçmedi. Üstelik darbe girişiminin bastırılması için verilen halk desteğini, sinsice Türk egemenliğine son vermek için kullanmaya kalkışacaklarını belli ediyorlar. Bu bakımdan Türkiye’yi FETÖ çetesinden daha büyük bir tehlike bekliyor! TSK’nın yıpratılması, bu yüzden işlerine geliyor!

Kaynak: YENİÇAĞ GAZETESİ

Ahmet TAKAN – Parlamenter sistem, Erdoğan tipi sistem olacak

Yenikapı’da temennilerde bulunan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir kenara not alırsa çok sevinirim diye yazan Yeniçağ gazetesi yazarı Ahmet Takan bugün yayınlanan yazısında Parlamenter sistem, Erdoğan tipi sistem olacak diye yazdı.

Ahmet Takan bugün yayınlanan yazısında ” Yenikapı’da temennilerde (!) bulunan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir kenara not alırsa çok sevinirim!..Sayın Kılıçdaroğlu,Camiye, kışlaya, adliyeye siyaset bundan sonra daha çok sokulacak. Hatta hiç çıkarılmayacak.Devletin inşasında dün olduğu gibi liyakat değil, Erdoğan kriterleri esas alınacak.Demokrasiyi, başta siz, herkesten daha çok arar hale geleceksiniz.Cumhuriyetin kurucu değerleri başta anayasa olmak üzere her yerden kazınacak.Parlamenter sistem, Erdoğan tipi sistem olacak.Medya özgürlüğü mü?.. Maç yorumu yapmak isteseniz bile yanınıza gelecek internet sitesi muhabiri bulamayacaksınız?.. Erdoğan’ın; Deniz Feneri ve 17/25 Aralık’ta eleştirilerinizi, muhalefetinizi unutacağını mı sandınız!..Laiklik mi?.. Çoktan, suyunu çekti pilav oldu…Zatıaliniz ve Doktor Devlet Bahçeli’nin değerli katkılarıyla!..”

İşte Ahmet Takan’ın bugün Yeniçağ gazetesinde yayınlanan yazısı

AHMET TAKAN – HAS PARTİ’NİN GÜLLERİ DE SOLUYOR

Kulislerden güncel haberlerle ortaya karışık bir Yenikapı değerlendirmesi yapalım…

Geçtiğimiz hafta içinde –beklediğimiz– saraydan AKP’ye gönderilen “FETÖ temizliği” talimatının ardından “FETÖ temizliği genelgesi” yayınlandı. Bu genelgenin ardından ortaya atılan çok ünlü isimler var… Daha kapalı kapılar arkasında konuşulan ama televizyon ekranlarından ilan edilemeyen de…

AKP’de sıkıntı tek “FETÖ”cü kanatla sınırlı değil. Geçmiş defterler karıştırılıyor. “Reis”in arkasından kim nerede ne kulis yapmış, nerede mırıldanılmış, nerede homurtu yükselmiş tek tek güncelleniyor. Piyangonun vurduğu (!) bir kanat da AKP içindeki HAS Parti kökenliler. Numan Kurtulmuş’un sınırlı sorumlu ekibi, Ahmet Davutoğlu’nun azledilmesinin ardından seslerini yükseltmişti. Binali Yıldırım’a doğru giden “Başbakanlık”a muhalefet ediyorlardı. Görevin Numan Kurtulmuş’a verilmesi gerektiğini savunuyorlardı. HAS Parti’yi kapatmaya karşılık verilen fakat yerine getirilmeyen sözleri yüksek sesle hatırlatıyorlardı. Bürokrasi ve iş dünyasında uğradıkları “haksızlıkları” da ekleyerek… Kapı arkasında, mır mır yürüttükleri iç muhalefet sonuç vermedi. İsrail mutabakatı patladı. Yeniden Millî Görüş gömleği giydiler. Mır mır muhalefete devam ettiler. Erbakan’ı anıp Erdoğan’ı eleştirdiler. R. Erdoğan hepsini bir kenara not etti. 15 Temmuz hain darbe girişimi patladı. Numan Kurtulmuş’un TV’leri gezip yaptığı çıkışlar malumunuz. Saray’a en yakın kaynaklardan öğreniyorum ki; R. Erdoğan partisine “FETÖ’yü temizleyin” talimatı verirken “HAS Partilileri de temizleyeceksiniz”  emrini vermiş. HAS Parti’ye parti içi teşkilatlarda, belediyelerde ve bürokraside verilen bir kota vardı. Erdoğan, bu kotanın sona erdiğini bildirmiş. Şimdi AKP’de şu soru gündemde; Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’u, eski HAS Parti Genel Başkan Yardımcısı ve şu anda Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olan Şeref Malkoç’u ve damadı AKP Genel Sekreteri Abdulhamit’i Gül’ü nasıl bir gelecek bekliyor?..

***

Abdullah Gül ile birlikte Ahmet Davutoğlu da Yenikapı mitingine gitti.  Fotoğraflara dikkatle bakın… R. Erdoğan bu ikiliyi kendi oturduğu protokol sırasına almayıp, diğer kenarda oturtarak gereken mesajı verdi. Gül ve Davutoğlu bundan sonra “FETÖ” karşıtı çıkışlarına hız verecektir. Du bakali ne olacak?..

Yenikapı yıldızlarından biri de Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar‘dı.  Programda olmamasına rağmen Doktor Devlet Bahçeli ve Kemal Kılıçdaroğlu’ndan sonra bir konuşma yaptı. Tarihe, meydan mitinginde konuşma yapan ilk Genelkurmay Başkanı olarak geçti.

Şaşırtıcı değildi. Bekliyorduk!.. Hain darbe girişimin ardından kafaları karıştıran, “Hulusi Akar niye görevden alınmıyor” veya “neden istifa etmiyor” sorularının cevabı açıkça kamuoyuna veriliyordu. ABD ile “FETÖ” kavgasının en sıcağında ABD Genelkurmay Başkanı Dunford’un ziyareti, Akar’a övgü dolu sözleri, koşa koşa Gazi Meclis’e gidip bombalanan yerlerde verilen gülücüklü fotoğraflar… Ve geçen hafta içinde ABD’nin kirliliği yıkama faaliyeti olarak iliştirilmiş gazetecilere verilen Büyükelçi John Bass röportajı. ABD’nin bu yıkama faaliyetinde en dikkate alınması gereken, Büyükelçinin, Hulusi Akar hakkında söyledikleriydi; “Genelkurmay Başkanı Akar’ın o geceye dair ifadesini güçlü tanıklık olarak görüyorum.”

Ardından R. Erdoğan da El Cezire televizyonuna verdiği özel söyleşide benzer ifadeleri kullandı. “Hulusi Akar’a dokunulmayacak” mesajı net olarak anlaşılmış. Uluslararası dengeler ve mutabakatlar işte böyle bir şey!.. Bu ay içinde ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Türkiye’ye gelecek, Hulusi Akar’ın da Washington’a gitmesi bekleniyor. Kendi payıma, Kerry’nin Türkiye’de söyleyeceklerini değil, Akar’a ABD’de eline verilecek, “yapılacaklar listesinde” neler olacağını çok merak ediyorum.

Fakat, angajmanların, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi (!) sürecindeki seyirde  gibi olacağını da tahmin etmek zor değil. Yeşilçam filmi gibi!.. Her büyük kavganın ardından gelen büyük aşk…

Suriye’nin kuzeyinde Kürt koridoru tamamlandı. Kahpe çetesinin kanlı katili Cemil Bayık yeniden yüksek sesle havlamaya başladı. Yeni çözüm süreci kapıda…

Var mı, TSK içinde itiraz edebilecek bir babayiğit?..

***

Yenikapı’da temennilerde (!) bulunan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir kenara not alırsa çok sevinirim!..

Sayın Kılıçdaroğlu,

Camiye, kışlaya, adliyeye siyaset bundan sonra daha çok sokulacak. Hatta hiç çıkarılmayacak.

Devletin inşasında dün olduğu gibi liyakat değil, Erdoğan kriterleri esas alınacak.

Demokrasiyi, başta siz, herkesten daha çok arar hale geleceksiniz.

Cumhuriyetin kurucu değerleri başta anayasa olmak üzere her yerden kazınacak.

Parlamenter sistem, Erdoğan tipi sistem olacak.

Medya özgürlüğü mü?.. Maç yorumu yapmak isteseniz bile yanınıza gelecek internet sitesi muhabiri bulamayacaksınız?.. Erdoğan’ın; Deniz Feneri ve 17/25 Aralık’ta eleştirilerinizi, muhalefetinizi unutacağını mı sandınız!..

Laiklik mi?.. Çoktan, suyunu çekti pilav oldu

Zatıaliniz ve Doktor Devlet Bahçeli’nin değerli katkılarıyla!..

Kaynak: YENİÇAĞ

Fikret Otyam – Suriye’ye muhakkak savaş açmalıyız!

Kocamış bir barışsever olarak, uzun boylu düşündüm ve nihayet Suriye’ye savaş açılmasının yararlı olacağı kararına vardım.Değil yenilerden, otuz üç yıllık sayın vefalı okurlarımdan telefonla ,”meil” ile kınama beklemiyorum, zira savaş gerekçelerime onların da uzaktan yakından katılacaklarına inancım sonsuzdur.

İTİRAF EDİYORUM, RECEP TAYYİP BEYİN
CUMHURBAŞKANLIĞINA, DIŞİŞLERİ BAKANI
DAVUTOĞLU’NUN DA
BAŞBAKANLIĞINA HÂLÂ ALIŞMIŞ DEĞİLİM,
BAĞIŞLANA…

Birisi yani İmam Hatipli on iki yıl mı ne TC Başbakanı olarak neredeyse kocadı, haydi Hariciye Nazırı da yedi yıl mı bu görevdeydi ve inanın o her daim güleç yüzünü hep özlemişimdir, Başvekilliğinden onur duyuyorum açıkçası, yüzü hep gülsün diye Cenabı Allaha dua eder oldum vesselam!
88.5 yaşıma geldim, nice şeyleri içime attım attım ama artık atasım yok… Bi gün Başbakan Adnan Menderes Yenimahalle’deki kalabalığa sesleniyordu “beşuş çehresi” hoşuma gittiydi; iyi fotoğrafçı derler ya, azıcık yakınlaşayım dedim kendimi anında yirmi metre ötedeki dinleyicilerin arasında buluverdiydim, bi el hareketini zar zor anımsadım… Meğer çok yakınında halk sandığım kişiler hep sivil polismiş! Başbakandır döver de sever de deyip teselli buldum… Üstelik CHP yayın organı Ulus Gazetesi’nde çalışıyorum. Uçurulduğumdan tek satır yazamadım!

YASSIADA
DURUŞMALARINI
ANIMSAMAK BİLE
İSTEMİYORUM,
UÇURULACAĞINI
ANLAMIŞTIM…

Bakın çok eskiye dönüş…
Resim okurken 1950 yılında hocam o güzel adam Bedri Rahmi gibi sanat yazıları yazma hevesiyle kendimi usanmadan Cağaloğlu’na atıyordum.

Öyle büyük gazeteler ne gezer? Bi akşam gazetesi, nur içinde yatsınlar Cihat Baban ve Ziyyat Ebuziya ortaklığında Son Saat’i gözüme kestirmiştim ne ki Cihat bey durmadan “oğlum git resmini yap” deyip duruyordu ki polis muhabiriyle kavga etti, o yıllar sözleşme mözleşme yok. Biri istifa etti, Cihat Bey dönüp “Adliye Polis muhabirisin” deyiverdi ki 2.5 yıl burnuma kan koktuydu ama İstanbul’un bi başka yönünü çok ama çok yaşadım ve kendimi birden Atamızın çok yakınlarından Falih Rıfkı Atay’ın Gazetesi Dünya’da o güzel can adam Yazı İşleri Müdürü Ali İhsan Göğüş’ün yardımcısı olarak buldum ve yazar…

NİCE BAŞBAKAN
YAŞADIM

1950 İnönü, Menderes, Cemal Gürsel, Suat Hayri Ürgüplü, Demirel, Nihat Erim, Ferit Melen, Naim Talu, Bülent Ecevit, Sadi Irmak, Turgut Özal, Yıldırım Akbulut, Erdal İnönü, Erbakan, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, iki İmam Hatipli Gül ve Recep Tayyip…

ÖZAL GELDİ CUMA
NAMAZLARI BAŞLADI…

Camiden çıkışlarda iç ve dış politikada demeçler başladı. Gazeteci milleti cami kapılarında sürter kesildi!

BAŞBAKAN ŞEMŞETTİN
GÜNALTAY İSTANBUL’A
GELİYORMUŞ!

Biz gazeteci milleti sabahın köründe Haydarpaşa Garı’nda Ankara Ekspresi’nin yataklı vagonları önünde tepişir dururduk ellerimizde kağıt kalemler… Hazret, vagondan iner inmez yanaşır soru yağmuruna tutardık ki, ya sağır ya da Türkçe bilmiyordu!.. Müslüman değil ki cuma namazını eda edip çıkanda cami kapısında yarım saat gazeteci milletinin sorularını yanıtlar en önemlisi kendileri demek istediklerini televizyon kameraları önünde söylerdi! Ayrıca, karada, denizde, havada, denizaltında, sabah ezanında yatsıda, hele hele öğlende susmak yok… Ah çekiyorum ah, yanıldım, şimdi de bıkmadan usanmadan konuşma var, üç gün susup dinlenme molası vermek ne geziyor!
Çoğu Başbakan cami nedir bilmezdi ki, cehennem ateşinde cayır cayır yanacaklardı vesselam!

RECEP TAYYİP BUNU
BİLDİĞİNDEN ATATÜRK’ÜN ORMAN ÇİFTLİĞİNDE
1.DERECE SİT ALANINA TÜM HAYIRLARA KARŞIN KENDİNE KOCAMAN Bİ SARAY YAPTIRMIŞ SARAYINA EK
BİLMEM KAÇ BİN KİŞİLİK CAMİ VE DÖRT MİNARE
DİKİVERMİŞTİ!

‘SARAYA MİLYONLAR’

“Fırat Bozok
“Ankara- Önümüzdeki ay açılması planlanan AOÇ’deki yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı için Kalkınma Bakanlığı’nın bütçeleri altüst oldu. Bakanlığın kamu yatırımlarını hızlandırma amacıyla kullandığı ödenekten yüz milyonlarca TL binaya aktarıldı. Bakanlığın 7 yıllık ödeneğinin toplamı neredeyse son 3 yılda harcandı ve rakam 1 MİLYAR 568 MİLYON TL’ye ulaştı. Toplam maliyetinin 1 milyar TL’yi bulduğu ifade edilen binaya “örtülü ödenek”ten kaynak aktarılıp aktarılmadığı gizli tutuluyor.

…Kalkınma Bankası rakamlarını yorumlayan CHP’li Dibek şöyle konuştu:
Kalkınma Bakanlığı Başbakanlık Sarayını kalkındırmış. Son on yılda hangi projelere kaç para kaynak aktarıldı sorusuna yanıt vermemelerinin sebebi de Babbakanlık Sarayı’na aktardıkla paranın büyüklüğünün ortaya çıkmasını engellemek.” (*)

AK SARAY, 29 EKİM
CUMHURİYET
BAYRAMI’NDA DÜNYA
ÇAPINDA EZANLI
NAMAZLI AÇILACAKMIŞ…

Cumhurbaşkanımın dillere destan yeni bi uçağı daha var, milyarlar söz konusu… İçinde küçük bi şadırvan, tüm Müslüman yolcuları alacak bi mescit, büyük bi yatak odası, hamam falan.
Diyorum ki, övünmek gibi olmasın ama Ak Saray’ın açılışında bu emsalsiz uçak Ak Saray’ın
giriş kapısı önüne muhakkak konulmalıdır…

‘ERDOĞAN’IN 1 MİLYON LİRA ARTAN SERVETİNE
İNCELEME YOK’

“TBMM yönetimi, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın servetinin üç yılda 1 milyon arttığı iddiaları karşısında ‘haksız mal edinme’ olup olmadığı konusunda inceleme yapılması taleplerini geri çevirdi.”

‘BİLAL’E 99 MİLYONLUK BAĞIŞ ‘SIR’ OLDU’

“AKP hükümeti, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın yönetiminde yer aldığı TÜRÇEV’e yapılan 99 milyon dolarlık bağışı ‘sır’ kapsamına aldı.”

YAZDIM NE KADAR
BAŞBAKAN TANIDIĞIMI,
ONLARIN DA BEBELERİ
TORUNLARI VARDI OKUL
ÇAĞINDA AMA HİÇBİRİSİ ŞUNLARIN BAŞLARI ÜŞÜR DEYİP TÜRBANI AKIL
ETMEDİYDİ, İYİ Mİ?

Bu onur İmam Hatipli Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın oldu türban okullarda!
Aydınlık’tan bir cümle:
‘AKP İKTİDARI EĞİTİME
HANÇER SAPLADI’
On yaşında kızlar türban takabilececek.
Serter’den Davutoğlu’na yanıt:

‘HEZİMETLERİNİZİ
TÜRBANLA ÖRTEMEZSİNİZ’

Sıkıldım yazmaktan, hangi birini yazalım biz yalaka olmayanlar, onun için haykırarak diyorum ki:

‘SURİYE’YE MUHAKKAK SAVAŞ AÇMALIYIZ’

Dikkati başka caniplere çevirme olanağı kalmadı artık; örneğin Bilal Erdoğan ve 99 milyon doları araştırma bile ülkeyi hallaç pamuğu gibi attırır… Ol nedenle tüm bunların unutulması için Suriye’ye derhal savaş açılmalı zaten ayrıca nedeni var, Dışişleri Bakanı Davutoğlu Beşar Esat’a bir hafta neyim mehil vermişti, neredeyse üç yıl geçti, Esat yerinde Davutoğlu Başbakan oldu ama İçişleri Başbakanı. Dışişleri Başbakanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip, kendi açıklamış… Asıl bozum olan da aslında Recep Tayyip ve yine haykırıyorum Suriye’ye muhakkak savaş açmalıyız ki nice şey unutulsun gargaraya gelsin ve Esat’tan da intikam alınmış olsun vesselam!

İş bu yazıyı yetmiş yıllık barışsever kulunuz Nevşehirli Fikret Otyam, (Aslen bin yıllık Aksaraylıyım, ama Ak Saraylı anlaşılırım diye bundan böyle Nevşehirliyim diyorum) 30 Eylül 2014 Salı saat dokuz Filiz Otyam’ın çeşitli bölümler komutasında Antalya Atatürk Devlet Hastanesi’nde yapılan uzun tetkikler sonucu, mübarek bayram ertesi bir buçuk saat kesilip biçilme kararı verilmesine boş verip yazdım.

‘Lozan’ı kutlamamak ‘Sevr’i anımsamamak

“Birinci Dünya Savaşı”nı kazanan “Müttefik Devletler”den “İngiltere”nin, Dışişleri Bakanı “Lord Curzon”un en büyük düşlerinden biriydi “Ortadoğu”yu düzenleyip haritasını çizmek.
Kuşkusuz bu istek, yenilen “İtilaf Devleri” içinde yer alan “Osmanlı Devleti”nin bu bölgedeki topraklarından koparılacaklar üzerine kurulacak devletlerin, devletçiklerin nasıl oluşturulacağı elde, avuçta kalan Osmanlı’nın dasınırlarının nasıl çizileceğine, yönetimlerinin ne tür olacağına bağlıydı.

Bilindiği gibi, bu konuda en büyük yardım, dayanak artık yavaş yavaş “Batı Emperyalizmi”nin başına geçecek olan “ABD”nin Başkanı “T.W.Wilson”dan gelmişti.
Yenilenlerle yapılan silah bırakışma (Mütareke) anlaşmalarıyla durdurulan savaşın sonunda; “Wilson”ın kurduğu “Milletler Cemiyeti”nin “26” maddelik “Kuruluş ilkeleri”nin hemen hemen “22” maddesi, “Ortadoğu”nun yeniden düzenlenmesiyle ilgiliydi ki, bu da açıkça “Osmanlı Devleti”nin üstelik adı anılarak nasıl parçalanacağını belirtmek demekti.
Nitekim, “Osmanlı”yla yapılan barış antlaşmasının, “Sevr”in başında yer alır bu ilkeler; “Sevr” görüşmelerinde “Yunanistan”ın “Trakya” sınırı, “İstanbul”un bir ilçesi olan “Büyükçekmece”ye dek dayanması, “Doğu Anadolu”nun “Ermeni”ülkesi olması, “Ege”nin (İzmir) “Yunanlaşması” (Helenleşmesi) hemen onaylanır. “Güney Anadolu”nun parçalanması ileride sömürgeleri olacak Irak ve Suriyekonusunda, “İngiltere” ile “Fransa” arasında hafiften hafife tartışmalar olursa da; İngiltere’nin “Ortadoğu”yu düzenlemesinde “maşa” olarak kullanacağı “Kürdistan”ın kurulmasını, başkentinin de “Diyarbakır” olmasını duraksamadan kabullenirler.
Bu seçimin ne denli “isabetli” olduğu da, “21. yy”ın başında bu kez “ABD”nin yürürlüğü koyduğu “Büyük Ortadoğu Projesi” (BOP) kapsamında görevlendirdiği, “Başbakan Erdoğan” tarafından, “Diyarbakır ileride bir yıldız olacaktır!”vurgulamasıyla, sevinçli keyifli bir anlatımla ortaya konur.
Kuşkusuz bu dile getirişin “Erdoğan” tarafından yine onun başlatıp düne dek yürüttüğü “Açılım Süreci”nin ileriye dönük bir görünümü olarak kullandığı belliydi…
Bu durumda dört gün önce “10 Ağustos” günü imzalanışının “95.” yılında “Sevr”i anımsayıp, anımsatılması, “AKP” iktidarının Cumhurbaşkanı “Erdoğan”dan, Başbakanı “Davutoğlu”dan beklenemezdi.

Zaten “AKP”nin ansızın, birdenbire kurulup hemen ardından da iktidarı elde etmesiyle (2002) bağlantılı olarak; “Avrupa Parlamentosu”nun (AP) Fransız Milletvekili “J. Toubon”un, Türkiye ile ilgili bir toplantıda “AKP” milletvekillerinin gözlerinin içine baka baka, “Siz artık Sevr’i kabul edin! Lozan’ı unutun, unutun!”çağrısı (Şubat 2005) “AKP”nin yürüyeceği doğrultunun göstergesi gibiydi…

Anımsanacağı üzere, “ABD” daha da ileri gidecek “Lozan”ın üstünü çizip “Anadolu”yu bölerek, taa “Karadeniz”e dek uzanan, “Kürdistan” ile birlikte “Ortadoğu”yu yeniden düzenleyen “2. Sevr” haritasını “Alb. R. Peters”aracılığıyla dünya gündemine oturtacaktı (Tem. 2006).
“AB” ve “ABD”nin birlikte yürüttükleri bu “Sevr”i diriltme çabaları karşısında, ülkemizin “bütünlüğü”nün korunması konusunda duyarlı olanların yıllar boyu “Sevr sendromu” yaşamakla damgalananların nedenli haklı oldukları böylece ortaya çıkıyordu.

Ne var ki, özellikle son bir iki yıldır ve bu yıl, “çağdaş, laik bir hukuk devleti”oluşumuzu sağlayan tarihsel günlerimizi anmayı, anımsatmayı diri tutmayı J. Toubon’un isteğini yerine getirerek“unuttuk!” ya da gereken içerikte, çapta kutlayamadık.

Üç hafta önce, “Lozan”ın “92.” yılına girdiği “24 Temmuz” gününü şöyle bir anımsayalım; hükümet sözcüsü “Bülent Arınç”, o gün “sansür”ün kaldırılmasının “107.” yılını kutladı, görevli olduğu hükümetin varlığının temelini oluşturan “Lozan”ı bir tek sözcükle bille anıp dile getirmedi… “Utanç” verici bir tutum… Tarihe geçecektir…
Kuşkusuz, bu anmayı beklemek hakkımızdı; ama anmayacaklarını biliyorduk, dolaysiyle “Lozan”ın ürünleri olan kuruluşların (CHP’nin), kurumların (Türk Tarih ve Dil Kurumu’nun), basının (kuşkusuz “Cumhuriyet”in) unutması yetmezmiş gibi, tüzüklerinde “Atatürk ilkeleri”ne bağlılıkları yer alan tüm “Sivil Toplum Örgütleri”nden de doyurucu bir “ses” çıkmadığı gibi herhangi bir hareket de görülmedi..
Peki “toplum”dan, “bizler”den…
Yarın Beşiktaş’ta olalım!

MERİÇ VELİDEDEOĞLU – CUMHURİYET

Cüneyt Arcayürek: Dünden Bugüne Değişmeyen Kafalar!

Devir değişiyor. Fıkraların içeriği değişmiyor.
Cumhuriyetin ilk yıllarıydı.
Ankara treninin yemek vagonunda hem içiyor
hem konuşuyorlardı.
Biri sordu:
“Acaba bu memleketin ne kadar aydını var?”
Yahya Kemal yanıtladı:
“İki vagon… Biri Haydarpaşa’dan Ankara’ya giderken öbürü Ankara’dan Haydarpaşa’ya döner.”
Ya bugün? Hele AKP iktidarında.
Orta halli ama AKP döneminde zengin olmanın yollarını bilen biri Haydarpaşa’dan trene biner.
Ankara’da birkaç milyon dolarlık bir çeki AKP Genel Merkezi’ne bırakır, oradan bazı bakanları dolaşır ve…
…Aynı günün akşamı Ankara’dan Haydarpaşa’ya daha zengin olarak döner.

***

Üstelik AKP iktidarlarında fazla münevvere (aydına) da gerek yok.
Zengin olmanın yolunun AKP Genel Merkezi’nden ya da paraya aç kimi bakanların çalışma odalarından geçtiğini bilen birinin, birkaç üniversite bitirmeye ya da yabancı diyarlarda tanınan bir aydın olmaya da ihtiyacı yok!
İtibarın bankadaki hesaplarla ölçüldüğü bir devir yaşıyoruz.

***

Üstüne üstlük, devlet olanaklarını kullanarak bugününü ve çocuklarının geleceğini güvence altına almak için rüşvet alanları ya da bir yolsuzluğa yardım edenleri bugün istediğin kadar eleştir.
Gün ve devir geçer. Üç beş yıl sonra bir bakarsınız, başbakanlığı sırasında anormal zenginliğinin kaynağını bir türlü açıklayamamış, demokratik yöntemlerle bu görevden alınan birinin, tertemiz vatan evladı olarak, müşteki sıfatıyla savcılığa ifade verdiğine tanık olabilirsiniz.
Rüşvet aldığı kanıtlanan menkul ve gayrimenkullerinin kaynağını açıklayamayan, ister erkek ister kadın olsun.. o siyaset adamına bugün eski günlerini anımsatan tek bir Allah’ın kulu bulamazsınız bu ülkede.
Hatta onlar sonradan zenginlik öyküleriyle medyada baş köşelerde olabilir ve o günleri anımsatanlar çağ dışı kalmış diye eleştirilir de…

***

Önceki gün, bu ülkenin başlıca ödüllerinden biri olan Sedat Simavi Ödülü’nü kazanan Prof. Güngör Uras’ın, Başbakan’ın açıkladığı kamuda tasarruf önlemlerini analiz eden yazısının son paragrafındaki öykü, yalnız ekonomimizi değil, bence demokrasimizin hızını da anlatıyor:
Hoca, ekonomi alanında Başbakan’ın açıklamaları için “Bunlar olur mu” diye sorduktan sonra, pekâlâ demokrasimizi de anlatan şu hikâyeyi yazıyor:
Topal karınca almış başını gidiyormuş. “Nereye” diye sormuşlar.
“Hacca gidiyorum” demiş. “Bu halinle hacca nasıl ulaşırsın?” dediklerinde, “Ulaşamasam bile yola çıkmıştı derler” cevabını vermiş.

***

Sağa sola bakınız. Bu ülkeyi kurtaran, yeni Türkiye adıyla yeni ufuklar açtığını iddia eden, hatta ve hatta bu ülkeyi Mustafa Kemal’den kurtaran bizleriz diye aramızda da değil, başımızda gezenlere rastlamıyor musunuz?
Cumhurbaşbakan’ın, Başbakan’ın TV’lerdeki yüzlerine bakınca şu fıkrayı anımsamaz mısınız:
Hakkında çok dedikodu yapılan bir siyaset adamıydı.
Bir gün, ciddiyetini suratına maske gibi takmış ağır adımlarla içeri girerken sordular:
“Niçin kaşlarını çatıyor böyle?”
Akbaba mizah dergisinin sahibi Yusuf Ziya Ortaç fısıldadı:
“Namuslu desinler diye!”

***

Bugün yaşananları, yaşatanları anımsatan geçmiş günlere ait fıkralar bitip tükenmez.
Zira devir değişiyor. Yöneten, iktidardan nemalanan kafalar, huylar değişmiyor.
İyi pazarlar!

Ey sorumlular yineliyorum

EY SORUMLULAR YİNELİYORUM,
43 VATAN EVLADI SUBAYIMIZ
Bİ YERE REHİN Mİ? CEHENNEM AZABI NE ZAMAN BİTECEK DERSİNİZ?
BİZ TÜRK HALKI, KURBAN BAYRAMINDA DIŞİŞLERİ BAŞBAKANI VE CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN İLE, İÇİŞLERİ BAŞBAKANI DAVUTOĞLU’NA ÇOK, ÇOK BÜYÜK SAYGISIZLIK YAPTIK…
Antalya, Toroslar, Beydağları Geyikbayırı Köyü, 5 Ekim 2014 Pazar/ 6 Pazartesi/ 7 Salı
Gerçekten “kurban” bayramı… Hem “kurban” hem “bayram” yaşayınca kurbanın bayramı nasıl olura yanıt, televizyonlarda kurban kesimlerine bakmak yeter! Her taraf kan revan! İstanbul boğazından kan akıyor! Bıçaktan kaçan boğalar trafiği berbat etti saatlerce… Ambulanslar oralarını buralarını kesen acemi kasapları hastanelere taşıdı durmadan! Diyarbakır’da kesilmek için damda bekletilen keçi bariyerleri aşıp beşinci kattan atladı sokakta oynayan 13 yaşındaki Heval Yıldırım’ın üzerine düştü, Heval acıdır canından oldu!..
Evet alınan önlemlere karşın ülke açık mezbaha.
Oooo… Unuttum affedin. Kurban Bayramınız kutlu ve mutlu olsun e mi!
‘KUZU KUZU MEEE’
Asker babam savaşta İstanbul’a gelir annemin doğurmasına yardımcı olur ve bi oğlan bebe daha adını Nusret Kemal koyarlar neden mi, o gün Bursa düşman işgalinden kurtulmuş…
Eczacı şair Nusret ağabeyime telefon ettim “alo” deyince “Kuzu kuzu meee” çekince kahkahayı patlattı…
Biz çocukların kuzuları olurdu, onlarla oynardık kuzu kuzu meee diyerek… Nusret ağabeyim “Onlardan birisinin adı ‘Şirin’di” dedi.
Diyelim ki Şirin kocaman oldu, iki katlı evin alt bölümünde kalırlardı… Biz çocuklar Nusret ağabeyim, Sevim ablam yukarı yallah edilirdik nedense, ama gizlice bakardık bahçeye… Bi baktık ki Şirin süslenmiş püslenmiş baş tarafından, gövdesine al boyalar sürülmüş yer yer…
Yetmedi, bi de gözleri bağlanmış renkli bez ilen… Bi adam gelmişti önü önlüklü elinde bi torba, babam falan ötelerde. Adam Şirin’i zorla yere yatırdıydı sonra dört ayağını birbirine bağlayıverdiydi, neler oluyor diyorduk birbimize ki adam parlayan bi bıçak çıkardı, Şirin’in kafasını azıcık geriye çekti ve bıçağı vurdu boğazına, kanlar fışkırırken biz çocuklarda yapma kesme feryatları evi bahçeyi inleten, kan durunca bıçağı sürtüp kafayı ayırıverdiydi gövdeden biraz debelenen Şirin durdu ama bizim gözyaşlarımız feryatlarımız durmadı…
Pencereden bakanda, kalaylı koca leğenimizin içinde bi et yığını gördük gözyaşlarımızla. Bu bizim kuzu kuzu meeemiz sevgili Şirin’di… Feryatlar neye yarar?
TIPKI GEÇEN HAFTA
YAZDIĞIM GİBİ!
Dışişleri Başbakanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Bayram namazını Sultanahmet Camii’nde eda etti, çıkışta gazeteci milletiyle karşılaştı bermutat ve soruları yanıtladıktan sonra sıra söylemek istediğine geldi…
‘DEDİYSE ÖZÜR DİLESİN’
Erdoğan, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’in Türkiye’nin IŞİD terör örgütüne silah ve para gönderdiği yönünde açıklamalarına fena halde çattı “Eğer bu tür ifadeler kullandıysa Biden benim için bitmiştir, tarih olur. Başta IŞİD olmak üzere hiçbir terör örgütüne, bizim en ufak yardımımız olmamıştır. Bunu kimse ispatlayamaz” dedi. Şöyle devam etti:
“Biden böyle bir şey söylediyse özür dilemeli” ortalık karıştı ve Joe Biden özür diledi.
İçişleri Başbakanı, durmadan gülümseyen Mevlana çocuğu Davutoğlu da bayram namazını Fatih Camii’nde eda etti çıkışta gazeteci milletinin sorularını yanıtladıktan sonra o da Joe Biden’a çattı falan.
BİZ TÜRK HALKI, KURBAN BAYRAMINDA CUMHURBAŞKANI VE BAŞBAKANA ÇOK, ÇOK BÜYÜK SAYGISIZLIK YAPTIK…
Televizyonlarda hep cami çıkışlarını inceledim yakından, ressam ve fotoğrafçıyım ya, ikisinin de yüzlerini izledim durmadan… Cumhurbaşkanımın yüzü eski yüz değil, sizler de yakından bakın  örneğin Erdoğan’ın alt dudağı artık ileriye iyice çıkık!..
YA HU, ULAN DİYORUM
KENDİ KENDİME!
Bu adamın suratı hiç mi asılmaz? Hep ama hep güleç yüzlü, Cenab-ı Allah astırmasın ve dünya durdukça başımızda hep Başbakan kalsın.
KILIÇDAROĞLU AYNI FİKİRDE DEĞİL BAKIN DEDİĞİNE: ‘O SADECE MİZAHIN KONUSU OLABİLİR. ZAYTUNG BAŞBAKANI’
Ayrıntısı da özetle şöyle:
“Beni muhatap alın diyor. Senin neyini muhatap alacağız? Sadece mizah dergilerine konu olabilecek bir başbakan profili var önümüzde. Zaten en çok haberleri Zaytung yapıyor.” (*)
ESKİ
DEYİMLE
‘GELELİM
SADEDE’
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve güleç yüzlü Başbakan Davutoğlu bayram namazlarını ayrı camilerde eda ettiler, Göktanrım kabul etsin… Dikkatlice izliyorum ve yerimden fırladım. İkisinin de gömleği gerçekten çok şık, ne ki ikisinde de kravat yok; yani bağırları azıcık açık!..
Şaştım kaldım, bu canın bildiği Erdoğan ABD’ye Obama’nın huzuruna giderken her daim güzel kravatlıdır ve uçakla dönerken kravatsızdır, anlaşılan o kravat bi yerden emanet ki sanırım iyice saklaması için Eminanıma “vermiştir diye düşünüyorum”…
Obama’nın yanına giderken kravatlı Erdoğan, Kurban Bayramının birinci günü Türk halkının önüne kabadayı edasıyla neden kravatsızdı, belli ki o emanet kravatı bulamadı! Hem kravat deyip geçmeyin Osmanlı İmparatorluğu zamanında kravat takan ilk padişah Sultan Abdülmecid imiş ve dünyada 650 milyon erkek kravatlı imiş, yılda 800 milyon kravat satılırmış!..
BAKTIM BAŞBAKAN DA
KRAVATSIZ
O Konyalı Davutoğlu bakan iken kravatsız dolaşmazdı, düşündüm yetmiş milyon ne insanımız, bunların kravatsız olduklarını fark etmediler mi ya hu, fark etmişlerdir ama bayramda sunulmak üzere her ilden birer kravat armağan etmeyi yaşama geçirmemekle her ikisine de çok, ama çok saygısızlık etmişlerdir, öyle değil mi ey halkım!..
ABD Başkanı karaoğlan Obama’nın huzuruna çıkışta kravatlı olan Cumhurbaşkanı, cumhurunun huzuruna çıkışta neden kravatsızdır, nedeni ne olursa olsun bu da onların ayıbı sayılmaz mı ey millet?
EY BAHÇELİ, EY BAHÇELİ!
TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Meclis’in yeni yasama yılı nedeniyle “resepsiyon” verdi, askerler katılmadı. Hükümet tezkeresine olumlu oy veren MHP’nin lideri Bahçeli “resepsiyon”a da katılmıştı… O belalı tezkereye oy vermekle büyük “günaha girdiler diye düşünüyorum”. Eğer Türk milletinin baş belalısı ABD, yine bir emri vaki ile bizi savaşa sokarsa Mehmetçiğin kanı akanda Bahçeli’nin vicdanı sızlamayacak mı, ey millet?
‘RESESİYON’DA
ÖFKELENMİŞ, HAYRET!
Cumhurbaşkanı bir aralık eşi Eminanım, Meclis Başkanı Cemil Çiçek dinlenme odasına geçmişler Başbakan ve eşi de gelince doğruca onlara katılmış vay sen misin ey Erdoğan? Bahçeli seni Roma İmparatoru Sezar’a benzetmiş ve şöyle demiş:
“Milletin asli unsuru olmasam terk ederdim… Sezar gibi ayrı bir odaya çekilmek yakışık almadı. Bu devleti her şeyiyle tahrip ettiler. Bu da bir örneği. Kapıya da iki tane koruma dikmişler kimse girmesin diye. Böyle rezalet görmedim.”
Şuna bakın şuna, “böyle rezalet görmedim” diyor! “Bu devleti her şeyiyle tahrip ettiler” diyor ve bu devleti her şeyiyle tahrip edenlerin “tezkeresine” kalkıp oy veriyor acaba daha tahrip etsinler diye mi oy verdi dersiniz ey millet, iki yüzlülük örneği demeyi de reva görmüyorum..,
‘BU TEZKERE HÜKÜMETİN
YÜZ KARASIDIR’
Kılıçdaroğlu tezkereyi böyle değerlendirmiş, daha doğrusu böyle değersizleştirmiş… Bakın dediklerine:
“Bu tezkere hükümetin yüz karasıdır… Kimse ‘Askerimi göndereceğim’ demiyor, ama bunlar kraldan çok kralcılık yapmaya çalışıyorlar” (**)
Yazdım geçen hafta, kraldan çok kralcılık yapılmasa bunca bilmem neyin ülkeyi ne hale getireceği yok mu kralcılıkta?
HA YAVRUM HA, HA YAVRUM HA! ‘İSTİKLAL MARŞI YERİNE OKULU KURAN’LA AÇTILAR!’
AKP hükümetinin getirdiği 4+4+4, 3 dört 12 ve dahi 12 +12+12 elde var 4+4+4 eder 12 eğitim sistemsizliğiyle hızla yayılan imam hatip orta okullarından skandal görüntüler çıkmaya başlamış. En tazesi, “4+4+4 Fırını”ndan çıkanı…
Odatv haberine göre Beylikdüzü’ndeki Ahmet Beyaz İmam Hatip Ortaokulu’nda açılış İstiklal Marşı yerine Kuran’la yapılmış. Allah kabul etsin ileride bu Kurancı çocuğa başkaları da katılır hep bi ağızdan okurlar 4+4+4 düzeniyle…
Odatv’nin haberi şöyle bitiyor:
“Okul bahçesinde yapılan törende öğretmen, öğrenci ve velilerin ortasında küçük yaştaki bir öğrenci Kuran okudu. Öğrenci, okumasını bitirdikten sonra veliler ve öğrenciler tarafından alkışlandı. Ardından da herkes Fatiha Suresi’ni okudu.”
EY YAVRU İNŞALLAH İLERDE ‘RTE İSLAM CUMHURİYETİ’NDE DİYANET İŞLERİ BAKANI OLURSUN BU GİDİŞLE…
Maazallah!
Aydınlık’tan kocaman bi haberi konuk ediyorum, 6 sütün haber şöyle, lütfen anımsayın:
“Bugün türban karşıtına bunu yapanlar yarın neler yapmaz
TÜRBANI PROTESTO EDEN
KADININ SAÇINI YOLDULAR
“10 yaşındaki kız öğrencilerin türbana sokulmasını MEB önünde protesto eden kadınlar, erkek güvenlikçilerin şiddetine uğradı.”
ULAN DEDİM KENDİ KENDİME, BUNLAR ACEMİ, ULAN HAYDİ SAÇI YOLDUN, YERDE NEYLE SÜRÜKLEYECEKSİN HA?
(*) Ayşe Sayın/ Cumhuriyet
(**) Ayşe Sayın/ Cumhuriyet

Yılmaz Özdil: Düet

Hatırlarsınız…

Barzani tehdit etti, “Türkiye Kerkük’e karışırsa, biz de Diyarbakır’a karışırız” dedi. Tayyip Erdoğan pek öfkelendi, “Barzani muhatabım değil, haddini aştı, bu lafların altında ezilir, bizim kim olduğumuzu tarih iyi bilir, biz aşiret değiliz, terör örgütüne yataklık yapıyor, bedeli çok ağır olur” dedi.

*

Breh breh breh.

*

Abdullah Gül, derhal Washington’a telefon etti, “susturun şu adamı, yoksa biz susturmasını biliriz” diye esti gürledi. Vay vay vay vay.

*

Bülent Arınç daha ağır konuştu, “Barzani’nin lafları Türkiye’nin egemenlik hakkına tecavüzdür, bizim pasaportumuzla canını kurtardığı günleri unutmasın, verdiğimiz ekmek bile hâlâ kursağında duruyor, uyarıyorum, perişan olur” dedi. Helaaaal!

*

Milli Güvenlik Kurulu toplandı; üst düzey bir kaynak, “Türkiye düşmanı Barzani’ye karşı düğmeye basma aşamasına geliyoruz, Barzani Diyarbakır’ın D’sini bile ağzına alamaz” açıklaması yaptı.

*

AKP grup başkanvekili, hükümetin şakası olmadığını şu çarpıcı örnekle ifade etti: “Barzani’nin ağzından çıkanı kulağı duysun, sabrımızı taşırmasın, yoksa sonu Saddam’ın sonuna benzer!”

*

Sayın basınımız ayağa kalktı… Hürriyet gazetesi Barzani’yle Talabani’nin fotoğrafını yan yana koyup “Ortadoğu’nun dansözleri”manşetini attı. Öbür gazetelerimiz “Barzani kin kustu, küstah Barzani, kukla Barzani, Barzani kaşınıyor, Osmanlı tokadı istiyor, günah bizden gitti” başlıklarını kullandı.

*

Netice?

*

Barzani Diyarbakır’a geliyor.
Tayyip Erdoğan ağırlıyor.

*

Şivan’la İbo hikâyedir.
Düet diye… Barzo’yla Tayyo’ya düet derim ben!

YILMAZ ÖZDİL – 14 KASIM 2013