Cumhuriyet psikolojisi ve Altemur Kılıç..

2001 yılının Mart ayı sonlarında, bir hafta kadar izin kullanmıştım. Tam yazıya başlayacağım günün sabahı Altemur Kılıç, telefonla aradı ve “Arslan neredesin, asıl bugünlerde memlekete lâzımsın, niye yazmıyorsun?” diye sordu.

Altemur ağabey, zaman zaman aramızda ciddi görüş farklılıkları olsa da sesimin daha gür çıkmasını isterdi ama “asıl bugün memlekete lâzımsın” sözleri, bana Cemal Gürsel ile ilgili bir olayı hatırlatmıştı.

Gürsel, nezle olmuş ama Ankara’da basın toplantısı yapmış… “Tam memleketin bana ihtiyacı varken nezle oldum” diye garip bir ifade kullanmış. Ertesi gün haber, bu başlıkla Yeni İstanbul gazetesinde manşet olmuş… Haberi tekzip edememiş ama gazeteyi birkaç günlüğüne kapattırmış.

Altemur Kılıç, uzun süredir uyku halindeydi. Dolayısıyla kendisiyle görüşüp, “Altemur ağabey, neredesin, asıl bugün memlekete lâzımsın niye yazmıyorsun” deme şansım olmadı.

Fakat babası Kılıç Ali, memlekete lâzım olduğu zaman hayatını ortaya koyanlardan biriydi. Dolayısıyla Altemur Kılıç da memleketin iyiye gitmediğini gördüğü için, gözleri görmese de elleri tutmasa da, hafızası yerindeyken yazmaya devam etti. Bir insan, ölümle pençeleşirken, neden gazetede yazmak ister? Bunun sebebi, babasından kendisine kalan genetik bir vazife duygusuydu herhalde..

***

Biz Altemur ağabey ile iki konuda karşı karşıya kaldık. Birisi 1991 yılında Çekiç Güç’ün Türkiye’ye yerleşmesi idi, diğeri de 2003’teki 1 Mart tezkeresi.. İki konu da Türkiye’nin geleceğiyle ilgiliydi. Nitekim Çekiç, Güç Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurdu. 1 Mart tezkeresi öncesinde Altemur ağabey, tezkereci bir generali eleştirdiğim yazıma, yine Yeniçağ sütunlarında “Milliyetçi gerçekçilik” yazısıyla cevap vermişti. Kılıç, “Ben kişisel olarak Türkiye’nin öz çıkarlarının korunması hususunda Arslan Bulut ve diğer yazar arkadaşlarımızla tam mutabakat halindeyim. Ancak bir noktadan sonra, kendi öz çıkarlarımızın tarafsız kalmakla korunamayacağına inanıyorum. Şimdi mesele hangi tarafta yer alırsak veya bitaraf kalırsak tehditleri ve tehlikeleri etkili olarak karşılayacağımızın düşünülmesi… Milliyetçi duyarlılıklarımızı korumalıyız ama gerçekçi de olmalıyız” demişti.

Altemur Kılıç, “Kılıç’tan Kılıç’a” adlı kitabında ise Özal’ın kendisine “Bir Türk-Kürt federasyonu güzel olabilir” dediğini yazmıştı. Bugün Türkiye’nin başındaki PKK terörü ile ulaşılmak istenen ara hedef buydu. Fakat ben buna da karşı çıkıyor ve “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmayalım. Yani Kerkük-Musul’u alacağız derken Diyarbakır’dan olmayalım” diyordum.

Kılıç, bu olaylardan yıllar sonra her iki konuda da haklı çıktığımı söylemişti. Öyle ki artık yazmadığım zaman sitem ediyordu..

***

2008 yılında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bir yazısında kendisine “pervasız kabadayı” dediği için, o zaman 84 yaşında olan Altemur Kılıç‘a dava açmıştı. Mahkemenin mahkûmiyet kararını Yargıtay bozmuş ve “pervasız kabadayı” demenin suç olmadığına karar vermişti. Yerel mahkeme de bu karara uymuştu. Fakat sonuçta Tayyip Bey‘in avukatı, Altemur Kılıç‘ın vekâletnamesinde eksiklik olduğu gerekçesiyle kararın onun adına temyiz edilmediğini belirterek kendisini mahkûm ettirmişti. 20 bin liradan fazla bir tazminat için Altemur Kılıç‘ın hesaplarına haciz konulmuştu..

Tayyip Bey‘in pervasızlığı bugün de devam ediyor. Üstelik bu pervasızlık içerde kalsa neyse de uluslararası ilişkilerde kabadayılık sökmez!

Altemur ağabey, Tayyip Erdoğan‘ın “1923 psikolojisi”nin yerine, Devlet Bahçeli‘nin desteğiyle “15 Temmuz psikolojisi”ni koymak istediğinden haberdar olamadı. Çünkü durumu uzun süredir ağırdı. Fakat hepimiz biliyoruz ki Cumhuriyet psikolojisini gözlerini kapatana kadar savundu. Allah rahmet eylesin.

Kaynak:  Arslan BULUT- YENİÇAĞ