Tünay SÜER – Bu saatten sonra ne çözümü?

CHP ‘nin son MYK toplantısından sonra genel başkan yardımcısı ve sözcüsü Selin Sayek Böke’nin ne anlatacağı merakıyla toplantının bitmesini bekledim.

Türkiye’nin zor günlerinde MYK’da ne kararlar alınmıştı?

Neyse nihayet toplantı bitmişti ve açıklama yapılıyordu.

Böke sözlerine şöyle başladı.

Maalesef acılarımız paylaşarak başlıyoruz. Acılarımız büyüdü. Ülkemizin her yerinde vatani görevlerini yapan gençlerimizi onlarca sayılarla kaybediyoruz, kurban veriyoruz.

Terör bizden canlarımızı alıyor. Maalesef bu sayı hızla artıyor. Hafta sonu 30 şehit verdik. Cumartesi günü 20 gencimizi kaybettik. Unutmayalım biz 30 can kaybettik. Anneler 30 çocuk kaybetti. Matemini birlikte tutmak zorundayız. Kayıpları normalmiş gibi davranmaya kimsenin hakkı yok. Biz hayatımıza onlar canlarını kaybetmemiş gibi devam edemeyiz. Ülkeyi ülke yapan acılara ortak olmaktır. Ülkemizin belli bölgesinde gençlerimiz hayatını kaybederken diğer bölgelerde olmamış gibi davranıyorsa burada bir sorun var demektir.

Buraya kadar sabırla dinledim.

Çünkü bilinen şeyleri uzatarak tekrarlayıp duruyordu.

Ben neredeyse her gün yazıyorum zaten…

                                                                             ***

Böke’nin sözlerine dönecek olursak:

Şehit haberlerinin yandaş basında verilmediği, terörün nutuklarla bitmeyeceğini ve siyasi sorumluluğun alınması gerektiğini söyledi.

Sonra başbakan Binali Yıldırım’ın söylediği “bundan böyle çözüm mözüm yok” sözlerine böyle bir lüksü yoktur, siyasilerin görevi yaralara çare üretmek, kanı durdurmak için iktidar olmaktır. VS.

Terör konusunda ciddi bir yaklaşım konulmadığını, teşvik paketinin açıklanmasını

Oralarda yaşam iklimi olursa olacağını, böyle olursa bu paketler daha doğarken ölü doğarlar dedi ve konuşma bitti.

Yani ne oldu bu sözlerle?

Sadece hükümet eleştirildi.

CHP nin önerisi var mıydı, varsa nelerdi?

Ben bu konuşmadan bir şey anlamadım dersem yeridir…

Ha bir şey anladım o da CHP halen çözüm istiyor…

Ne çözümü ya?

Başımıza ne geldiyse bu açılım, çözüm mözümden geldi zaten.

CHP baştan tavrını belli edecek o açılımı yaptırmayacaktı.

CHP ne yaptı, hükümet İmralı’daki terörist başı ile masaya oturduğunda “bizden habersiz şeyler oluyor” sözlerinden başka ne yaptı?

Üstelik HDP ye destek çıkıldı.

O, HDP ki PKK’nın meclisteki uzantısı olacaktı ve oldu da.

Bunu her fırsatta söylüyorlar zaten.

HDP’nin Kürt Halkını asla temsil etmediği bilinen bir gerçekken sanki ülkeye demokrasi getirecekmiş gibi davranıldı.

PKK silah, bomba yığınağı yaparken AKP göz yumdu peki CHP ne yaptı?

HDP’nin her toplantısına, mitingine giden vekiller neden bölgeye gidip araştırma yapmadılar?

Atatürk heykelleri kırıldığında, tabelalardan TC ler söküldüğünde neden yeterince ses çıkmadı acaba?

Neyse zaten bunlar biliniyor uzatmama gerek yok.

Kısacası CHP Atatürk’ün partisine yaraşır bir muhalefet yapacağına pısırık muhalefeti tercih etti.

Partiye CHP li olmayan ve CHP ideolojisine neredeyse düşman kişiler alındı ve böyle olunca da Erdoğan istediği gibi at koşturdu.

MHP yi katmıyorum beni ilgilendirmiyor zira.

Çünkü onun AKP’nin değneği olduğunu Ülkücülerden başka herkes bilir oldu.

Bir genel başkanları var, adam AKP yi iktidarda tutmak için gitmeyeceğim diye direnip duruyor.

Bugün zor günler geçiriyorsak kendimizde aramalıyız bunun suçunu.

Ok yaydan çıktı bir kere ve savaş halindeyiz.

Şehitlerimize içimiz yanıyor ama çözüm PKK ve uzantılarını bitirmektir.

Türkiye küresel bir saldırı altındadır.

Tıpkı 1919 lar gibi.

Ha, bir de içeride KHK’lerle binlerce kişi gözaltına alınıyor tutuklanıyor.

Türkiye’de FETÖ barsakları temizlenirken masum insanlarda içerilere tıkılıyorlar.

AKP bir yandan eski padişahları hortlatarak oraya buraya isimlerini veriyor.

2 Asırlık Kuleli kapandı, askeri okular kapandı, lojmanlar boşaltılıyor ve en mühimi

OHAL kanunlarına uymayan yetkiler kullanılıyor CHP halen Anayasa Mahkemesine gitmeye hazırlanıyor (!)

Örgüt ve halk CHP den söz değil, eylem bekliyor.

Evet, siyasilerin görevi yaralara çare üretmek, kanı durdurmak için iktidar olmaktır.

Peki, CHP ne zaman iktidar olacak?

 

Tünay Süer

09.09.2016

Tünay SÜER – Adalet bize lazım olmadan, önce kendimiz adaletli olmalıyız.

Ne zamandır yazmayı düşündüğüm konuya bir türlü değinemedim.

Gündem öylesine hareketli geçiyor ki insan hangisini yazacağına karar veremiyor.

Hele şu FETÖ olayından sonra…

Türkiye çok zor günler geçiriyor.

Bir yanda ülkeyi ahtapotun kolları gibi saran FETÖ’cü ler, diğer yanda savaş…

Yara almış Türk Ordusunun başarılarının gururu ve yüreklerimizi kavuran şehit haberleri.

Ülkemizin dört bir yanında düşmanlar ve haksızlığa uğrayan suskun insanlar.

Toplama kamplarına toplanır gibi gözaltılar, mahpushaneler de yer kalmamış.

Bir yandan boşaltılıyor hırlısı hırsızı azat edilirken öte yandan FETÖ’cü mü değil mi bilinmeyen insanlar içeri tıkılıyor.

Bu durum Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı da düşündürür olmuş ki Çin dönüşünde uçaktaki gazetecilere “FETÖ ile mücadele çerçevesinde ihraç edilenleri kriptoların seçtiği, asıl kriptoların ise halen görevde durduğu, yanlış insanların gönderildiği söyleniyor…

Bunu söyleyenler kendilerine göre doğru da söyleyebilirler. Ama şu var ki at izi, it izine karışmış vaziyette. “Ben bir şey atayım da nasılsa tutar” diyenler var. Bazıları böyle yapıyor. Özellikle yazılı ve görsel medya dünyasında bu çok var. Bazen fırsat bulduğumda TV’leri izliyorum. Öyle yorumlar yapıyorlar ki suçladıkları o insanın bu işle hiç alakası yok. Ama o insana o yaftayı yapıştırıyor. Bunlar doğru şeyler değil. Bu tür yanlışlıklardan uzak durmak lazım…”diyor.

Erdoğan bu düşüncelerinde özde haklı…

İnsanın sanki aynen bizim gibi düşünüyor diyesi geliyor ama hükümet alınan kararları onun onayı olmadan asla yapamayacağına göre o zaman bu sözlerin anlamı kalmıyor değil mi?

***

At izinin it izine karıştığı olaylardan birisi de Şırnak’ta PKK saldırısı ile şehit olan

Yüzbaşı Ali Alkan’ın cenazesinde ağabeyi Yarbay Mehmet Alkan’ın yüreğindeki yangınla sarf etmiş olduğu sözler dolayısı ile cezalandırılmasıdır.

1 Eylül’deki Kanun Hükümdeki Kararname ile TSK’dan ihraç edildi.

Yarbayın ne dediğini hatırlayalım.

“Sırça saraylarda 30 tane korumayla gezip zırhlı arabalara binip de ‘şehit olmak istiyorum’ diye bir şey yok.”

Aslında o üzüntü ile yarbay karıştırmış.

Çünkü 30 koruma ve zırhlı araçla gezen eski enerji bakanı Taner Yıldız söylemişti o sözleri.

‘Benim amacım Allah nasip ederse şehit olmaktır’ açıklamasıyla tartışma yaratmıştı o günlerde.

Hatta Ana Muhalefet Lideri Kılıçdaroğlu da,

“Şehit cenazeleri üzerinden prim yapar hale geldiler. Bunlardan birisi çıkıp dedi ki ben de şehit olmak istiyorum. Ülkeyi bu hale getirdiler. Şehit olmak istiyorum diyen bakan da 20 koruma ile geziyor. Kurşungeçirmez arabalara biniyor.” Diye eleştirmişti.

Yarbaya gelince:

Evet, bu sözleri belki resmi üniforma ile söylememeliydi ama unutmamalı ki o da etten kemikten bir insandır.

Gözyaşları içinde söylediği o sözler bir feverandı.

Aslında halkın büyük bir bölümü her gün söylüyor.

Mehmet Alkan’a uygun bir ceza kesilirdi.

Biraz insaflı olunabilirdi.

Şimdi de kalkmışlar FETÖ’cü diye ordudan ihraç etmişler.

Buna kurunun yanında yaşın yanması denmez de ne denir?

Yazıktır beyler.

Suçu olmayan insanları sırf benden değil diye cezalandırmak hangi hukuka sığar acaba?

Unutmayın ki hukuk bir gün herkese gerekli olabilir.

***

AKP sözcüsü Numan Kurtulmuş bir televizyon programında “ABD yönetiminin darbe ile bağlantısının olduğunu düşünmüyoruz, Fethullah Gülen sorumlu dedi.

Bunu nasıl söyledi şaşırdım.

Ayol ABD’nin siyasi uzmanlarından ve halen Obama’nın danışmanlık görevini de yürüten Zbigniew Brzezinski, ABD’nin Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı yapılan darbe girişimine verdiği destek, bizim itibarımıza büyük zarar verecek ciddi bir hataydı”  demedi mi?

Numan Bey dış basını takip etmiyor her halde.

***

Amerika için sadece çıkar vardır.

PKK ve uzantılarını kim besliyor?

Fethullah denen ağlamış suratlı haini neden vermemek için bahaneler yaratıyor?

Okyanus ardından turistik geziye mi geliyor?

İsmet Özçelik bugünkü  “Amerika’nın HIMARS füzeleri başlıklı yazısında: Yine ayağımıza kurşun sıkıyoruz demiş.

Evet, 90 kilometreden daha uzun menzilli HIMARSLAR normalde Mayıs ayında bekleniyormuş ama gelmemiş.

TSK’nın Fırat Kalkanı Harekâtı ile ABD İsrail koridorunu kesme operasyonu başlayınca topraklarımıza yerleşmiş ve atışlara da başlamış.

Konunun uzmanı Güvenlik ve Dış Politika Analisti Cahit Armağan Dilek ile görüşen Özçelik onun da füzelerden endişeli olduğunu yazmış.

Tünay Süer

07.09.2016

Tünay SÜER – Atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra…

Cumhurunbaşı Erdoğan 15 Temmuz darbe veya işgal durumundan sonra bildiğimiz gibi Anayasamızın 120. Maddesi gereğince ülkemizin tamamını kapsayan OHAL ilan etti.

Bu demek oluyordu ki Erdoğan başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu olağanüstü halin gerekli kıldığı durumlarda kanun hükmünde kararnameler (KHK) çıkartabilecek,

yetki hükümet ve bölge valilerinde olacaktı.

Valilerin yetkileri ne kadardır şu durumda bilemem ama Anayasanın olağanüstü hal (OHAL)  ile ilgili maddeleri yasaya göre TBMM’nin onayından sonra yürürlüğe girmesi gerekirdi.

CHP de böyle demişti.

Meclise getirilmeden acil çıkartıldı.

Diyelim ki büyük bir tehlike atlattık onun için böyle yapıldı.

Yasada “OHAL ‘in sadece gerekçe oluşturan konularla sınırlı olabilecektir. KHK’lar Anayasa Mahkemesi’ne taşınmayacak, Anayasa’ya aykırılık başvurusu yapılmayacak” deniyor.

Peki, OHAL ile uzaktan yakından ilgisi olmayan işler yapılırsa, o zaman ne olacak?

                                                     ***

CHP Anayasa Mahkemesine gidiyor.

CHP Grup Başkanvekili Levent Gök TBMM’sinde düzenlediği basın açıklamasında ortada olağanüstü bir tablonun olduğunu, FETÖ ile sonuna kadar savaşılması gerektiğini, CHP’nin bu mücadelede her türlü desteği vereceğini söyledi.

Sözlerinde Olağanüstü hal kapsamında FETÖ’ye yönelik çıkarılan kararnamelerin amacını aştığını, kararnamelerde FETÖ ile alakası olmayan birçok uygulamanın yer almasının Yenikapı ruhunu zarar verdiğini söyledi.

FETÖ ile mücadele adı altında birçok kesimin de aynı kapta eritilmesine CHP kayıtsız kalamaz “dedi.

Olağanüstü hal kararnamelerine dikkat çekerek Son çıkartılan kanun hükmündeki kararnamelerle tam 50 bin 32 kişi görevden çıkartıldı. Bize 30 bini aşan mağduriyet ulaştı. CHP Genel Merkezine başvuru ulaştı.

AKP, olağanüstü hal kararnameleriyle bir fırsatçı anlayışla, devlete yön vermeye çalışıyorsa bu yol iyi bir yol değildir, dedi ve AKP’nin kendisini bir bataklığa çektiğini sadece kendisini değil, Türkiye’yi de çektiğini söyledi.

Gök, iktidar partisinin gelinen süreçte muhalefet partileri ile yakın ilişki kurması gerektiğini, ancak yapılan yanlışların uyarılara rağmen devam etmesi halinde CHP’nin muhalefet görevini yerine getirmesinin de doğal olduğunu belirtti.

Şahsen CHP’nin muhalefet yapacağını yetkin bir ağızdan duymak beni mutlu kıldı.

Haydi bakalım, inşallah dedim.

***

AKP pardon, Erdoğan demek daha doğru olacak çünkü o taraflı bir cumhurbaşkanı

ayrıca tek adam. Parti de, kanun da, başkomutan da o, reiste o.

Benim bilmediğim başka namları da vardır belki.

Türkiye’nin çivisini çıkarttı adeta.

İçerde, dışarda savaştayız.

Daha dün Doğuda 21 şehit verdik.

Şimdi acı bir haber de Fırat Kalkanı harekâtından geldi.

Suriye’nin Vukuf bölgesinde IŞİD militanlarının 2 tanka yönelik roketli saldırısında 3 askerimiz şehit olmuş, 4 askerimiz de yaralanmışlar.

Harekâtın başlamasından bu yana bir şehidimiz daha olmuştu.
Böylece şehit sayısı 4 oldu. (Şehitlerimiz rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.)

Nerde kalmıştım?

Evet, tüm bunlar başımıza AKP’nin yanlış politikaları yüzünden geldi demekten usandım artık.

Halen yanlışlara devam oluyor.

Bakınız bu FETÖ canavarı yüzünden binlerce insanımız tutuklandılar.

10 ilimizde 15 üniversite kapatıldı.

YARSAV ve askeri okullar kapatıldı.

Sağlık kurumları kapatıldı. Binlerce kişi işinden atıldı.

Kurunun yanında yaşında yandığı artık şüphe götürmez bir duruma geldi.

Hangi birisini yazayım?

Yahu okulların, hastanelerin kısaca binaların ne suçları var acaba?

Devlet denetimini yapmamış, yıllardır FETÖ’cü ler devlet eliyle oralara buralara yerleştirilmişler.

Gerçek suçluları bulun, cezalarını çeksinler,  suçu olmayanlar devam etsinler.

Mezun olacak gençler,30 Ağustosta yıldız takacak gençleri mağdur bırakmanın âlemi var mıydı?

Bakınız Bilecik’in Osmaneli İlçesinde çok programlı bir lisede öğretmenlik yapan Mustafa Güneyler isimli öğretmen FETÖ/PYD soruşturması kapsamında meslekten ihraç edilmiş.

Ve bu şahıs bu gün tüp gazı açarak intihar etmiş.

Şimdi insan düşünüyor ya bu öğretmen suçlu değildiyse, birileri iftira atmışlarsa veyahut ta gerçek FETÖ cüler intikam için günahsız kişileri de peşlerinden sürüklüyor larsa…

Sonradan aldandık demekle veballer ödenecek midir acaba?

Bu tutuklamalar, işten atmalar, ihraç etmeler nereye varacak?

Pensilvanyadaki o hainin rahatı yerinde, umurunda bile değildir.

Tanrının bütün lanetleri o çete başına gelsin inşallah.

Türkiye’nin içine etti, kör şeytanından bulsun belasını.

Başka ne diyeyim…

Tünay Süer

07.09.2016

Tünay SÜER – Duyduk duymadık demeyin. Bin yıllık askeri düzen değişti.

Oda TV’nin haberine göre Olağanüstü hal (OHAL) kapsamında Resmi Gazete ’de önceki gün yayımlanan 672, 673 ve 674’üncü kanun hükmünde kararnameler (KHK) çok sayıda kritik düzenleme içeriyor. KHK’da yer alan düzenlemeyle, Milli Savunma Bakanlığı teşkilatındaki sivil kadroların TSK’daki rütbe karşılıkları belirlenmiş.

 

Rütbe karşılıkları müsteşar için orgeneral, Milli Savunma Üniversitesi Rektörü için korgeneral, müsteşar yardımcıları, teftiş kurulu başkanı ve genel müdürler için tümgeneral, genel müdür yardımcıları ve müstakil daire başkanları için tuğgeneral, daire başkanları için albay olacaklarmış.

Yahu Orduda general kalmadıysa neden kumpasla zindanlara kapattığınız generalleri, subayları almıyorsunuz?

Mustafa Kemal’in askerleri diye mi?

Bu kadar mı korkuyorsunuz?

Aslında Savunma bakanı mutlak surette gerçek bir general olmalıdır.

Tabi emekli de olabilir diye düşünürken aman bu sefer de Erdoğan’ın baş danışmanı olan Adnan Tanrıverdi’yi yapsalardı ne olacaktı dedim kendi kendime ,şükrettim.

Ha Ali, ha Veli… TSK’yı darmaduman ettiler.

Bakalım nereye kadar gidecek bu işler?

Hayatımda böyle bir şey duymadım sizler duydunuz mu?

Ya askerlik bu kadar kolay mı?

Ailemde asker çok olduğu için biraz biliyorum ama yine de emin olabilmek için araştırdım.

Subay rütbeleri:  

Teğmen (3 yıl), üsteğmen (6 yıl), yüzbaşı (6 yıl), binbaşı (5 yıl), yarbay (3 yıl), albay (en az 5 yıl)
Generallik rütbeleri: tuğgeneral, tümgeneral, korgeneral, orgeneral (hepsi normalde dört yıl olmakla beraber görev süresi yüksek askeri şura kararlarına göre uzatılabilir).
Mareşal rütbesi savaş kazanan generallere verilir.

Sadece Atatürk ve Fevzi Çakmak almıştır.
Subayların harp akademisinden mezun olmaları durumunda kurmay subay olmaları söz konusudur. Bu durumda otomatik olarak üç yıl erken terfi alırlar.

Bir subayın general olmasına kadar geçen süreçte neredeyse tüm Anadolu’nun çeşitli yerlerinde görev yaparlar.

Yani askerlik aslında meşakkatlidir.

Bu atanan askeri eğitim almadan nasıl general oluyorlar anlamak mümkün değil.

Yani şimdi bu generaller cephede olabilecekler mi?

Bir savaşı kazanmak için strateji belirleyebilecekler mi?

Böyle bir duruma neden ihtiyaç görüldü?

TSK’yı tamamen bitirmek mi istiyorlar?

Bu generaller Harp Okullarından yetişmediklerine göre neyi başaracaklar ve kimin generalleri olacaklar?

İstedikleri zaman üniforma giyecekler mi?

Yani şimdi senelerini asker ocağında geçirmiş doğu hizmeti de yapmış bir albaya veya bir tuğgenerale sivil orgeneral emir mi verecek?

Çok komik.

Bu komik duruma bakalım esas askerlerimizden ne yanıt gelecek?

İnsanın aklına Hitlerin ES ES leri geliyor.

KHK’ya göre, askeri protokol münasebetlerinin düzenlenmesinde rütbe karşılığı esas olacakmış, resmi gazetede yayınlandığına göre olmuş bile. Sivil yöneticiler, rütbe karşılıkları doğrultusunda lojman ve sosyal tesislerden de yararlanacaklarmış. Geçen hafta yapılan atama ile MSB’nin ilk sivil müsteşarı olan eski Düzce Valisi Ali Fidan’a “orgeneral” rütbe karşılığı verilmiş.

Offf! Of! Kafam karmakarışık oldu…

Vallahi ben bu işten bir şey anlamadım.

Bir bilenden anlamak istiyorum…

Böyle kafadan veya gökten paraşütle nasıl general olunuyor gerçek bir asker anlatsın da bilelim.

Belki ben yanlış anladım. Olabilir…

Tünay Süer

03.09.2016

Tünay SÜER – Ey Fethullah Efendi, senin yatacak yerin olacak mı ?

TSK’nın Kozmik Odalarının aranması şimdi anlaşılıyor.

Bülent Arınç’a suikast iddialarının Fethullah Gülen’in Amerika’daki Malikânesinden yapıldığı iddia edilmişti.

O zamanlar çok kimse gibi ben de hadi canım demiştim.

Yalnızca Atatürk ve cumhuriyet düşmanı gerici bir din adamı olduğunu sanıyordum.

Meğer sadece gerici bir din adamı olmakla kalmamış, Amerika ajanlığı yapıyormuş.

Ergenekon Davalarının kumpas olduğu Erdoğan tarafından söylenince onun bir vatan haini, Amerika’nın casusu olduğunu anlamıştım.

15 Temmuzda bu çete reisinin her şey yapabileceği meydana çıktı.

TSK’nın Kozmik Odası görev verilen hâkim tarafından tam 26 gün aranmıştı.

Türkiye üzerinde oynanan oyunlardan en önemlisi buydu.

Askeri sırlarımız bu hain adamın katkılarıyla Amerika’nın eline geçti.

Tabi bu arada günün Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in arama izni vermesi de asla affedilemez.

FETÖ çetesinin oluşumunda da Eski Genelkurmay başkanı Necdet Özel’in katkısının olduğunu Emekli Tuğamiral Fatih Ilgarın Sözcü Gazetesine verdiği röportajdaki iddialardan öğrendik.

Tevekkeli değil kumpastan mağdur olan personeline hiçbir zaman sahip çıkmamıştı. Bizler de sanıyorduk ki iktidarın emrinde, talimatları uyguluyordu.

Meğerse iddialara göre talimatı başka yerden alıyormuş.

Bir de ne var biliyor musunuz, TSK’nın içine aldığı FETÖ cü komutanlar yüzünden PKK ile çatışmalarda başarılı olamıyorduk.

Her gün gelen şehit haberleri ile sarsılırken bir gün üzüntüden öylesine perişan olmuştum ki TSK’ne bozuk atmıştım yazılarımın tekinde.

Hani siz dünyanın sayılı ordularından teki, Avrupa’nın 2. büyük ordusuydunuz…

Ne oldu sizlere ya?

Nerede kurmay subaylar, komutanlar?

Neden doğru dürüst bir strateji belirleyemiyorsunuz da gencecik askerlerimiz şehit oluyorlar?

Aklıma gelenleri yazmıştım.

Şimdi kalkmış içinin yandığından söz ediyor Özel Bey…

Hadi canım oradan…

Davutoğlu deseniz güler yüzüyle boyundan büyük yanlış politikalarıyla Türkiye’yi içinden zor çıkılacak bir açmazın içine sürükledi.

Gerek Fethullah denilen hainin gerekse onunla birlikte hareket edenlerin yatacak yerleri olacak mı acaba?

***

Bugün Adli Yıl Açılışı Cumhurbaşkanlığı Sarayında yapıldı.

Kılıçdaroğlu ve Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu katılmadılar.

Erdoğan yaptığı konuşmada:

  “Külliye  (!) milletin mekânıdır. Burada tören yapılması yargının bağımsızlığına gölge düşürmez, güçlendirir. Yenikapı ruhuna uygun davranılmalıydı” dedi.

İşte onun bu sözlerinde kendi başıma oturduğum odamda sanki beni duyacakmış gibi,

“Sen Yenikapı ruhuna uygun davranıyormusun” diye bağırdım…

***

Kılıçdaroğlu neden katılmadığını şöyle izah etti.

Niye katılmadım? Ben anayasaya sadakat konusunda yemin ettim. Yeminimize bağlıyız, namusumuza bağlı olduğumuz için.

“Açılışın yapıldığı yerin tartışmalı bir yer olduğunu, maliyetinin bilinmediğini, AK SARAY la ilgili çeşitli mahkeme kararlarının olduğunu, saydamlığı savunması gereken yargı için uygun olmadığını söyledi.

Aksi bir tablo çizerseniz yargıyı siyasallaştırırsınız. Yargıyı siyasallaştırsanız nasıl adil karar verecek?

Siz adli yılı açtınız. Bir de, siyasi konuşma yapıyorsunuz. Bazı alanları suç kapsamında belirtiyorsunuz.

Davaları hızlandırın diyor, bir de talimat veriyor…

“Yargıyı arka bahçeniz yapamazsınız” dedi.

Evet, Kılıçdaroğlunun sözleri kısaca böyleydi.

***

Her gün yüzlerce kişi kadın erkek gözaltına alınıyor, tutuklamalar yapılıyor.

Şimdi basından okuduğuma göre cemaatle bağlantılı oldukları değerlendirilen 543 hâkim ve savcı meslekten ihraç edilmişler.

Hay Allah cezasını versin, ne FETÖ müş be…

Bu gidişle Türkiye’nin % 50 si tutuklanacak her halde!

Peki, anlayamadığım nokta, Erdoğan’la kardeş kardeş geçindikleri günler, yıllar seçimlerde akıl veriyordu.

“Gerekirse mezarlardan çıkartın yazın” diye değil mi?

Gözaltılar uzayıp gidecek gibi.

Mademki bunca müridi vardı da neden parti kurup kazanamadı acaba?

***

CHP ye buradan seslenmek istiyorum.

Laiklik tehlikede değil mi halen?

Anayasaya uygun olmayan KHK meler çıkıyor boyuna.

Gereğini neden yapmıyorsunuz merak etmekteyim.

Partiler kapatılsın diye mi bekliyorsunuz?

Millet CHP den eylem bekliyor.

Mesela Anayasa işgal edilmedi değil mi?

Taş atıldıktan, söz ağızdan çıktıktan, fırsat kaçtıktan, zaman geçtikten sonra, hiç bir şey eskisi gibi olmaz…

 

Tünay Süer

01.09.2016

Tünay SÜER – Atatürk’ün çağdaş Türkiye’sinden gerici Arap ülkelerine…

Türkiye öylesine zor günler yaşıyor ki Allah sonumuzu hayır etsin.

Şimdiye dek hiç görmediğimiz aptalca bir darbe girişimi yaşadık. 251 vatandaşımızı kaybettik.

Yüzlerce yaralımız var.

Bu kalkışma, darbe girişimi adı her ne olursa olsun tüm vatandaşları ayırım yapmaksızın vatan müdafaasında birleştirdi.

Sosyal bir mutabakat oldu ama görüyoruz ki bu güzel birleşimi bozmaya kararlı bazı kişiler var.

Başta cumhurun başı sonradan aldatıldım diyemeyeceği hataları yapmaya başladı.

Hani bir deyim vardır, kasap et koyun can derinde diye, aynen öyle işte.

Dört bir tarafımız adeta ateş çemberine alınmış, PKK terörü artık sadece Doğu ve Güneydoğu’da değil her yöne uzanır duruma gelmiş.

(Daha birkaç gün önce Kılıçdaroğlu’na suikast yapıldı.)

IŞİD belası ise ayrı bir dert ve ne yazık ki Türkiye’yi mekân kılmış.

Bunlar yetmezmiş gibi güya müttefikimiz olan Amerika ülkemizi parçalamak için elinden gelen her şeyi yapıyor.

Yoooo! Elbette yalnız Amerika değil, aslında küresel bir saldırı altındayız.

Tabi bunlar 14 yıldır Türkiye’yi yönetemeyen, yanlış politikaları yüzünden başımıza gelmeyeni bırakmayan AKP İktidarı ve onu durduramayan ılımlı muhalefet yapan CHP yüzünden oldu.

Şimdi bunları tekrarlamanın zamanı değil elbette ama aynı vurdumduymazlık bencillik, koltuk sevdası halen devam etmektedir.

15 Temmuz gecesi oluşan o muhteşem mutabakat, gittikçe ayrışıma dönmeye başladı.

Türkiye fotoğrafına bakarsak din ile aldatılan kafasını kuma gömmüş insanlar, diğer yanda Atatürkçüler ve Kürtçüler diye üçe bölünmüş durumdayız.

Dikkat ederseniz Kürtler demiyorum Kürtçüler diyorum.

15 Temmuz gecesini hatırlayalım.

Kim kimdir bilindi mi?

Meydanlarda yürekleri vatan sevgisiyle dopdolu insanlar vardı.

Hepsi darbeye karşı olduklarını haykırırken bir bütün olmuşlardı adeta.

Şimdi bu bütünlüğü çıkar uğruna kimse bozmaya kalkmamalıdır.

Başta cumhurun başı tabi ki…

“Öyle işler yapmaya başladı ki hani neredeyse iyiki bu darbe girişimi oldu da ben de OHAL ilan ettim, aldığım kararlarla kendi yolumu açmaya başladım gibilerde.”

Askeri okulları kapatmak neden?

GATA ‘ya baskıcı, korkak, Vahdettin adını vermek neden?

3.Köprüye yine hain, binlerce Alevi’yi katletmiş katil Yavuz Sultan Selim adını vermek neden?

Polis bayanların türban takmalarını serbest bırakmak neden?

21.Asırda Atatürk’ün çağdaş Türkiye’sinden gerici Arap ülkelerine, çağın gerisine dönmeyi istemek neden?

Üniformaya türban sokmak, üzerine de kuş konmuş gibi şapka taktırmak…

Hem üzücü hem de komik…

Türk Silahlı Kuvvetlerini bakanlıklara bağlamak, emir komuta zincirini bozarak orduyu zayıf düşürmek, neden?

Bunlar sırf bana kimse dokunmasın, hesap sormasın ve ben saltanatımı süreyim diye yapılıyorsa ve yanlış yapıyorsun derim ey cumhurun başı…

Vatan olmazsa ne saltanat kalır ne de can…

Bunu unutma.

Zaten derdimiz hesap sormak değil vatanı içine düştüğü bu yangından kurtarmaktır.

Gördün işte 15 Temmuz gecesini, millet olarak yanında olduk.

Gelelim diğerlerine.

Cumhurun başı böyle olunca bazı hainlerin sırf yaranmak için bu ülkeyi Osmanlının küllerinden ve yüz binlerce şehit kanları üzerinden bize kazandıran Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e hakarete varan sözler etmelerine.

Topunun Allah cezasını versin.

Nankörler…

Hele öyle bir TBMM’si başkanı var ki ağzını her açtığında nefret, kin kusuyor adeta.

Anayasadan laiklik kalsın gibi.

Sosyalist devrimci hareketlerin sembolü olmuş, dünyadaki ezilen yoksul emekçilerin, kısacası tüm dünya halklarının İslam’ıyla, Hristiyan’ı ile sağcısı, solcusuyla saygı duyduğu Ernosto Che Guevara’ya eşkıya demesi bulunduğu makama yakışmayan bilinçsiz sözler gibi…  

Bu kafadaki insanların cumhur başının yanında olması talihsiz bir olaydır.

Ben bu gözle bakmaktayım.

Öte yanda ülkemde suskun, benliğini adeta satmış bir basın olduğu için üzülmekteyim.

Dün 30 Ağustos Zafer Bayramımızdı.

Türkiye Cumhuriyetinin temellerinin atılmış olduğu bir zaferdi.

“Kutlamaların kısıtlandığından söz etmek istemiyorum çünkü bu halka yasak filan vız geliyor.”

Ülkenin her yanında kutlandı yine.

İstanbul’da TGB ‘liği, ADD ve STK larıyla Tünelden Taksim’e binlerce insan sloganları, ellerinde bayrakları ile görkemli bir şekilde yürüyerek kutlama yaptılar.

Hemen hemen gazetelerin hiç birisinde haber olarak yoktu.

Ha bir tek Aydınlık Gazetesi ön sayfasında, Sözcü Gazetesinin de 11. Ci sayfasında vardı.

Yazıklar olsun diğerlerine.

Binlerce insanı yok sayarak saygısızlık yapmışlar.

Ben şahsen o gazetelerin hiç birisini almayacağım.

Beni yok sayanı ben de yok sayarım…
Tünay Süer

31.08.2016

Tünay SÜER – Erdoğan 15 Temmuz olaylarında göründüğü gibi masummudur?

15 Temmuz darbe hareketi Erdoğan için sanki piyangodan çıkmış en büyük ikramiye gibi oldu.

Doğu ve Güneydoğu’da kan gövdeyi götürürken ve hemen hemen her gün patlayan bombalarla gencecik çocuklarımız can verirken bölgede ne Örfi İdare ne de OHAL ilan etmezken, bu kalkışma da hemen OHAL ilan ediliverdi.

24 saat geçmeden yüzlerce gözaltılar, tutuklamalar oldu.

“Gezi olaylarında daha önce edinilmiş tecrübelerimiz var” diyen Erdoğan, İstanbul’da da bazı sıkıntılarla karşılaşmalarına karşın, 12 saat içerisinde durumu kontrol altına aldıklarını söylemişti.

Yine şaşırdık ama helal olsun dedik

Bu kişilerin adresleri, işleri güçleri daha önceden biliniyordu sanki.

Binlerce insan FETÖ cü olarak tutuklandı.

“Vay canına, ne FETÖ’y müş bu” dedik, lanetler okuduk.

Tabi bu arada iktidara da yüklendik.

Bunlara siz sebep oldunuz, ne istedilerse verdiniz dedik.

15 Temmuz gecesi sokaklara döküldük, aklımız sıra demokrasiyi korumak içindi.

Sağcısı, solcusu kimse bir birini kınamadan milli birlik sağlandı.

Televizyonlarda darbeye ilk karşı çıkan CHP lideri Kılıçdaroğlu olmuştu.

Bir aya yakın demokrasi nöbetleri tutuldu alanlarda.

Eğlenceli, bazen davul zurnalı…

Tüm taşıtlar alanlara halkı bedavaya taşıdılar.

Belki yüzbinleri geçen bayrak dağıtıldı.

Biryanda şehit haberleri diğer yanda şölene dönüşen demokrasi nöbetleri…

Sonra görkemli Yenikapı Mitingi…

Söz konusu vatan olunca muhalefet partileriyle ve halkla birlikte tam bir uyum oldu.

Buraya kadar her şey iyi güzel diyelim.

Erdoğan darbe girişimini eniştesinden öğrenmişti.

Mit başkanı Hakan Fidan 4 saattir darbe olacağını biliyordu cumhurbaşkanını aramamıştı.

Genelkurmay başkanı Hulusi Akar ile paylaştı.

Tuhaf olan bir şey daha var o da cumhurbaşkanını aramadı.

Tabi biz halk olarak tepkimizi koyduk ikisinin de istifasını istedik.

Enteresandır ki ikisi de yerlerini muhafaza ettiler.

Erdoğan, “ortada istihbarat zaafı var. Güçlü bir istihbarat olsaydı, bu Fethullah terör örgütü olmazdı” demesine rağmen ne Hulusi Akarı ne de Fidanı görevden neden almamıştı?

Bu kafalarımızı kurcaladı.

Üstüne üstlük Erdoğan Hulusi Akar’ı Yenikapı’daki mitingde konuşturmuştu.

Velhasıl 15 Temmuz’daki darbe girişiminin ardından, Türkiye’de 3 ay süreyle olağanüstü hâl ilan edildi.

Yasalar Olağanüstü hal KHK’ları yoluyla, her konuda ve de sınırsız biçimde her türlü düzenleme yapılamaz. Olağanüstü hal KHK’ları ile yapılacak düzenlemelerde, mutlaka olağanüstü halin amacı ve sınırları gözetilmelidir diyor.

Gördüğümüz kadarıyla Erdoğan bu süreci kendi kafasına göre kullanır oldu.

Mesela 3. Köprüye halka sormadan Alevi katili Yavuz Sultan Selim’in adı verildi.

Böyle davranmakla 20 milyonu geçen Alevi vatandaşlarımıza o katliamları hatırlattı.

Onları yok sayarak adeta hakaret etti ve gözdağı vermek istedi gibi.

Sonra çıkartılan kararnameler ile Sağlık Bakanlığına devredilen 118 yıllık GATA’ nın adı değiştirildi.

Her ne kadar 1898 de  2.Abdülhamit tarafından kurulmuş olsa da şimdi bu ismi koymanın zamanı değildi.

Osmanlıyı böylesine canlandırmak istemesinin amacı halkı alıştırmak mıdır diye sorasımız geliyor.

Askeri okulları bunca redde karşılık kapatması, hastaneleri bakanlığa alması sanki binaları cezalandırıyor gibi.

Ne alâkası var?

Bildiğiniz gibi darbe denemesi gecesi havaalanında halka Topçu Kışlasını kim ne derse desin yapacağım demişti.

İşte tüm olanlar akıllarda istifamlar yaratırken tesadüfen Kemal Erdem diye bir yazarın yazısını okudum kafam iyice karıştı.

Yazı uzun, ben bazı paragrafları alacağım.

 15 Temmuz günü akşam saatlerinde başlayan, 16 Temmuz günü sabaha kadar süren ve Erdoğan tarafından hazırlanan ancak Fethullah Gülen Cemaati’nin kullanıldığı bir darbe tezgâhı çok açık bir şekilde sahneye kondu. Bütün dünya bir Erdoğan ve AKP şovuna tanıklık etti.

MİT’in uzun zamandan beri Ordu içerisinde Gülen Cemaati’nin adamlarını izlediği ve bu grubun bir askeri darbe hazırlığı içinde olduğu biliniyordu.

Erdoğan’ın amacı tek Cemaat ’in kadrolarını Ordu içerisinde tasfiye etmek değildi. Ama bu tasfiyeyi bütün siyasal iktidarı ve özellikle Başkanlık Sistemi’nin önündeki engelleri kaldırmak için de kullanmak istiyordu. Cemaat’ in kadrolarının Ordu içerisinde tek tek tasfiye edilmesi onun işine gelmiyordu.

O bu tasfiyeyi daha büyük amaçları için bir “siyasal kaldıraç” olarak kullanmak istiyordu. Kontrollü bir şekilde Cemaat’ in Ordu içerisindeki kadrolarını bir ikilem içerisine soktu, hiç acele etmeden  onların etrafını sararak onlara darbe yapmaktan başka bir yol bırakmadı. Bu yola başvurdukları andan itibaren de zaten hazırlıklı olan Erdoğan, bu darbenin arkasına asıl kendi darbesini yerleştirdi.

Erdoğan 15 Temmuz olaylarında göründüğü gibi masum değildir. Cemaat’ in darbesinin arkasına kendi darbesini yerleştirmesi görüşü ne komplodur ne de yabana atılacak bir fikirdir.

Karanlıklar Prensi Hakan Fidan, IŞİD üzerinden Türkiye’ye füze attırarak Türkiye’nin Suriye’ye girmesine temel hazırlamayı biliyor da, Cemaat üzerinden bir provokasyon ile  darbe yapmasını mı bilmiyor? Yoksa insanlar Erdoğan ve AKP’nin bu kadar akıllı ve yetenekleri olmadıklarını mı düşünüyorlar?

Bu insanlar sandığımızdan da akıllı ve zeki insanlar.

***

İnsanın inanası gelmiyor ama yine de acaba mı diye düşündürüyor.

Erdoğan üç kere düşünüp bir kere konuşmalıdır, bence bu şekilde yazılara konu olmamalıdır.

Ve tüm Türkiye’nin cumhuru olmalıdır.

Yazının tamamını okumak isteyenler için linkini yazıyorum.

http://sendika10.org/2016/07/erdoganin-darbe-tezgahi-ve-siyasal-iktidarin-tam-fethi-kemal-erdem/

 

Tünay Süer 29.08.2016

Tünay SÜER – Erdoğan yandaşlarından vaz geçmiyor.

Türkiye’de kan gövdeyi götürüyor.

PKK, IŞID bombalarıyla yer gök sallanıyor ve onlarca şehit veriyoruz.

Dün CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na suikast yapıldı ve kıl payı kurtuldu.

Bir taraftan FETÖ belası tüm kurumlarımızı ahtapot gibi sarmış.

Yara almış ordumuz içeride ve dışarıda mücadele veriyor.

Ve tüm olanlardan ders almayan Erdoğan halen kendi saltanatını düşünüyor.

Kimse kusura bakmasın ama böyle olduğunu görmek isteyen görür.

Birkaç gün önce İrticacı emekli bir generali başdanışmanı yaptı.

Bu yetmedi şimdi ihraç gerekçesiyle boşalan 2 AYM üyeliğine AKP Li oldukları bilinen

Başdanışmanı olan Recai Akyel ile Akil İnsanlar heyetinde yer alan Yusuf Şevki Hakyemez’i atadı.

Bazıları bunda ne var diye düşünebilirler ama sandıkları kadar basit değil.

Yargı bağımsızlığı demokrasinin olmazsa olmazıdır.

Bu iki kişinin AYM gibi çok önemli bir yerde tarafsız olmaları haliyle imkânsızdır.

***

Erdoğan’ın ara sıra Atatürk’ten sitayişle bahsetmesi, AKP Genel Merkezine onun büyük bir pankartını asması ile değişiyor diye düşünenler yanılıyorlar.

O kendisinden başka kimseyi düşünmüyor.

Dolayısı ile yaptığı hataları aldatıldım diyerek örtmeye çalışırken yine bildiğini okuyor.

Bu sefer onu aldatacak ne kimse, ne de bir örgüt var oysaki…

Samimi değil ve bir şeylerden korkuyor halen.

Gördüğü zararlar kendisine hep yakın çevresinden geldiğinin farkında değil.

Mesela eski başbakan Davutoğlu’nun yaptığı yanlış dış politikalar yaşadığımız bu günlerin en büyük mimarı olmuştur.

Mesela Suriye politikası…

IŞİD Terörünün yurdumuza göz göre göre yerleşmesi…

Nitekim yaptığı yanlışlar ile cemaatçi, dinci bir darbe girişimine de yol açtığı gibi…

Türkiye adeta bir imtihandan geçiyor.

Daha bu sabah Şırnak’ın Cizre İlçesinde bomba yüklü araçla PKK alçakça polisimize saldırdı.

11 polisimiz şehit olurken 75’i polis olmak üzere 3 vatandaşımız da yaralandılar.

Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü binasının ön cephesi tamamen çökmüş, yan tarafta polislerin kaldığı bölümler yıkılmış, malzeme deposu alev almış.

Sanki büyük bir deprem olmuş gibi.

Yukarıda dediğim gibi dün Kılıçdaroğlunun konvoyuna saldırılarak suikast yapılmıştı.

Terör kudurmuş durumda.

Elbette terörden korkmuyoruz ama durduramıyoruz da.

Bölgede Örfi İdare olmalı ve her taraf didik didik aranmalıdır.

İnlerini bulmak için bence böyle yapılmalıdır.

Bir kalkışma için 3 ay süreyle OHAL ilan edildi ve KHK nameler dizi, dizi geliyor.

Nedense Güneydoğu ve Doğu için bir şey yapılmıyor.
Niçin?

İçişleri Bakanı Efkan Ala açıklamasına göre göreve geldiğinde 81 ilin 74’ünde cemaatçi emniyet müdürü varmış. 7 bin küsur istihbarat polisinden 6 bin 500’ü cemaatçiymiş.
Türk Silahlı Kuvvetlerinde generallerin büyük bir bölümü cemaatçi oldukları için görevden alınıp tutuklandılar.
70 binin üzerinde kamu görevlisine işten el çektirilmiş ve tutuklanmışlar.
Türkiye alev topuna dönmüş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi kapalı, çalışmıyor.

Bu ne rahatlık diyesim geliyor.

                                                                    ***

Terör saldırıları bu şekilde dünyanın hiçbir tarafında olmamıştır sanırım.

Birilerinin düğmeye basarak Türkiye’yi karıştırmak istediği açık seçik meydana çıkmıştır.

Evet, yineliyorum, tüm bunlara AKP nin açılım, demokratik çözümü ve bencilliği, yanlış politikaları sebeptir.

Türkiye’nin yönetilemediği meydandadır.

Bir başka ülkede bunca olaydan sonra toptan istifa edilir ve hükümet düşer.

AKP ise halen ısrarla direniyor ve Türkiye gittikçe kötüye gidiyor.

Erdoğan’ın yapacağı 3 şey kalmıştır artık.

Ya partisi ile toptan istifa edecekler ya acil Milli Hükümete gidilecektir.

Ve gittiği yoldan vaz geçerek Atatürk’ün aydınlık, akılcı yolundan gidecektir.

Hiçbir Atatürkçüden kendisine zarar gelmez merak etmesin.

Bu ülke ne çektiyse dinci yobazlardan, tarikatlardan çekmiştir daima.

Söz konusu vatanımızdır ve gidişat yönetilemediğinden daha kötüye gitmektedir.

Emperyalist hainlere ve onların Türkiye üzerinde oynadıkları oyuna son vermenin tek çaresi gerçekten birleşmektir.

Büyük bir küresel saldırı altındayız.

İktidarın tek başına bunun altından kalkamayacağı bellidir.

Çare Atatürk yoludur…

 

Tünay Süer

26.08.2016

Tünay SÜER – Efsane geri döndü

Bıden’ın konuşmasını dikkatle izledim.

Amerika’da yüzyıllardır olan anayasalarına bağlı olduklarını ve yemin ettiklerini, bunun dışına çıkamayacaklarını anlattı.

Obama’nın tek başına hareket edemeyeceğini öyle bir şey yapmaya kalkarsa atılacağını söyledi.

Bıden‘ın bu sözlerinde gizli bir söz düellosu vardı sanki.

Erdoğan’a “sen anayasayı takmayabilirsin, tek başına hareket edebilirsin hatta başka ülkelerde de böyle olabilir ama Amerika’da asla olmaz.

Bizde hukuk yasaların dışında bir tarafa bağlı değildir, yasalar neyi gerektirirse onu yaparlar” diyerek onu adeta iğneledi.

Erdoğan’ın suratı daha da asıldı sanki.

***

Türkiye 85 koli delil göndermiş ve bu kalkışmadan haberlerinin olmaması imkânsızdır.

FETÖ denilen çetenin oluşturulmasında tamamıyla onların parmağı ve projesi olduğuna inananlardanım.

Çünkü İlkokulu bitirememiş bir imam bu kadar büyük bir organizeyi asla beceremezdi. (Dünya çapında 150 ülkede örgütlenmek gibi…)

Üst akıl dediğimiz bu işte.

Bıden 15 Temmuz gecesini izlediklerini ve Türk Milletinin ayırım yapmadan tehlike karşısında nasıl birleştiklerini,  canları pahasına tankların önlerine nasıl yattıklarını hayretle gördüklerini kısaca anlattı.

Sonuç olarak, “Darbe teşebbüsü Türkiye halkına yönelik bir saldırıydı. ABD müttefiki Türkiye’nin yanındadır”  Türkiye halkına desteğimiz tamdır.

ABD sorumluların adalet önünde hesap vermesi için çaba gösterecek hukukun üstünlüğü çerçevesinde, ”diyerek sözlerini bağladı.

Amerika’nın İmamı teslim etmesini ağırdan aldığını anladık.

Bıden’a sormak isterdim.

Hukuk, hukukun üstünlüğü diyorsunuz ama İnsan Hakları Hukukuna neden saygı göstermiyorsunuz?

Irak’ta 1,5 milyon Müslümanı katlettiniz ve dünyada nerede kanlı bir eylem varsa altından hep siz çıkıyorsunuz. Ortadoğu’yu kan gölüne döndürdünüz, neden?

Hukuk sadece kendiniz için mi vardır? Amerikan hukuku bu mudur?

Çıkar olunca hukuk, guguk oluyor.

Acaba ne cevap verirdi merak ediyorum…

***

Gelelim cumhurun başı Erdoğan’a;

Bıden ’la görüşmesi sonunda basın açıklaması yapılırken oldukça sinirli ve canı sıkkın bir görüntü verdi.

Haklı olabilir ama bu duruma nasıl geldik onu düşünüp hatayı kendisinde araması gerek.

Halen Esad için bitmeyen bir kin ile  “ESED Suriye’nin başında olduğu müddetçe orada demokrasi olmaz “diyor.

Esad kendisine ne yaptı acaba merak etmekteyim.

Adam yıllardır vatanını zor şartlar altında korumak için çırpınıp duruyor.

Esad’a diktatör diyor.

Bu nasıl bir diktatördür ki halkı onu seviyor.

Yine merak etmekteyim acaba o da 400 kişilik koruma ve zırhlı, frekans bozucu araçlar eşliğinde mi dolaşıyor?

Düşünüyorum; kelle kesen, ciğer yiyen ÖSO yerine neden ESAD ordusu ile

birlikte hareket etmiyoruz.

ÖSO ‘na bu sempati nedendir?

Hem diyeceksin ki Terörün dini, ırkı, vatanı yoktur. Terörizmin ve teröristin hepsi kötüdür. Senin teröristin kötü, benim teröristim iyi anlayışını ayaklar altına almamız gerekir”.

Hem de kelle kesen, ciğer yiyen IŞİD ‘den farkı olmayan ÖSO ile hareket edeceksin.

Ha ÖSO ha PKK ne farkları var?

İkisi de silah kuşanmış, başkaldırmış asiler değil midirler?

Birisi Suriye’yi diğeri Türkiye’yi emperyalist güçlerin çıkarları için parçalamaya kalkan terör örgütü değil midir?

***

Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruyacağız diyor bizim cumhurun başı, hem de

ÖSO ile işbirliği yapıyor.

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusudur?

Kin ile politika yapılmaz.

Geçmişteki hataları unutup Gazi Mustafa Kemal Atatürk izinde yeni, tertemiz bir sayfa açmalıdır AKP.

Türkiye’yi sürüklediği bu karanlık yıllardan aydınlığa çıkartırsa dünyada saygınlığımızı tekrar kazanacağız.

Rusya ile anlaşması yetmez.

Vatanımızın bütünlüğü için Suriye ve diğer komşularımızla da birleşmelidir.

Unutmamalıdır ki bu kadar belayı başımıza AKP iktidarına hükmeden kendisi açmıştır.

Zararın neresinden dönülse kârdır derler.

TSK 24.Ağustos 2016 da   “Fırat Kalkanı” adını verdileri operasyonla Suriye’nin Halep kentine bağlı Cerablus bölgesinin IŞİD unsurlarından temizlenmesi amacıyla harekât başlatmıştı.

Harekât halen devam etmektedir.

Allah yardımcıları olsun sağ salim ailelerine kavuşsunlar.

***

İki kelam da ordumuza…

Kâğıttan kaplan olmadığınızı tüm dünyaya yine gösterdiniz.

Sizlere yapılanlardan şahsım ve milletim adına özür dilerim.

Bizler rahat yataklarımızda uyurken, sizler gecenin sabaha dönüşeceği saatlerde vatan savunması için gurbette tanklarla, savaş uçaklarımız ve piyadelerimizle düşman kovalıyorsunuz. Sizler olmasanız acaba Türkiye, Türkiye olarak kalabilir miydi?

Hepinizi Allaha emanet ederken sizlerle gurur duyduğumuzu bilmenizi isterim.

Türk Ordusu bir efsanedir ve o efsane geri dönmüştür.

Tünay Süer

25.Ağustos.2016

Tünay SÜER – TSK mı yaptı, atadığınız, yerleştirdiğiniz asker elbisesi giymiş teröristler mi?

Bugün askeri birliklerin şehir merkezlerinden apar topar polis eskortları eşliğinde çıkartıldıklarını televizyon kanallarında izlediğimde içim cızladı.

Ne oluyor yahu?

Bu ne acele?

Yangından mal kaçırır gibi aynen…

Bana kalırsa Fethullah denen adam veya üst akıl dedikleri güçlerin de istedikleri buydu.

Türk Silahlı Kuvvetlerini darmaduman etmek.

Çünkü Türk Ordusunu yenemiyorlardı bir türlü.

Türkiye’yi parçalamak veya bir koloniye çevirmenin yolu buydu sanırım.

Önce orduya ve devlet kurumlarının içine imam sayesinde yıllardır sızma yaptılar.

Buna sızma demeyelim de yerleştirildiler demek daha doğru olur.

Evet, Fethullah hareketi 1960 + 70 lerde başladı ama AKP döneminde palazlandı.

13 yıldır ne isteseler verildi…

Sonra Ergenekon, Balyoz gibi komplolarla TSK’nın Atatürkçü komutan ve diğer subaylarını yıllarca hapishanelerde tutsak ettiler.

Onlar için çok kolay olmuştu.

Zira ordudaki komuta zincirinde olsun, Emniyet güçlerinde olsun karar mekanizmalarında yerleşmişlerdi.

Dijital verilerle, toprak altına gömdükleri silahlarla ve kendilerinden olan savcı ve de hakimlerle istedikleri gibi yargısız infaz yapıyorlardı.

Bence bu hazırladıkları projenin birinci bölümüydü.

A planı diyelim.

İkincisi yani B planı FETÖ ‘ye darbecik kalkışması yaptırmaktı.

Aslında gerçek darbeyi istemiş olsalardı pekala yapabilirlerdi.

Çok örnek var tarihimizde.

Hani bizim çocuklar dedikleri gibi…

Böylesine aptalca ve haince, acemice hatta komik denilecek darbe olmazdı.

Boğaz köprüsüne tankları dizmek, TBMM’sini, Beştepe’yi bombalamak ta neydi?

Erdoğan’a zarar vermek isteselerdi verebilirlerdi ama amaçları o değildi.

Ordunun içine ne kadar sızsalar da TSK ‘nin Kemalist askerlerinden ve Türk halkından

çekiniyorlardı.

ABD’nin BOP projesi tutmamıştı. Erdoğan vaz geçmişti.

Irak gibi kimyasal silahlar var diye aleni Türkiye’ye savaş açamazdı.

Atatürk ve laik, demokratik cumhuriyetten nefret eden Fethullah denen imamı kara kaşına gözüne tutkun olduğu için barındırmıyordu.

Dincilik üzerine onu bu günler için kullanıyordu.

(Hep birlikte göreceğiz, Amerika işi bitince tekmeyi vuracaktır kıçına.FETÖ’cü hain generalleri, subayları gözden çıkarttığı gibi.)

Erdoğan’da iktidarda kalabilmek için onunla işbirliği içindeydi zaten.

Bunu Burhan Kuzu bir televizyon programında anlatmıştı.

B planı ile TSK’yı iyice yıprattı. Harplerde en büyük güç olan Hava Kuvvetlerimizi adeta çökertti.

Şimdi emekli havacı generaller Hava Kuvvetlerimizin yapılanmasının ve harbe hazırlanmasının en aşağı beş senede olacağını söylüyorlar.

ABD denilen kara bela bunlarla yetinmeyerek, ordumuzu halkın gözünden düşürmeye kalktı…

AKP, ordunun Kemalist askerlerine sarılıp, moral vereceğine bu planı desteklercesine kışlaların kapılarına tanklar çıkmasın diye çöp kamyonlarını dikti.

Bu ne onur kırıcı, ne moral bozucu bir hareketti halbuki.

Bir devlet veya iktidar kendi ordusunu nasıl bu durumlara düşürür hayret!

Erdoğan yanlış üzerine yanlış yapıyor.

Askeri okulları kapatıyor.

O askeri okullar ki halk çocuklarının parasız eğitim aldıkları, subaylığın en temel özelliklerini ve disiplini öğrendikleri sembolleşmiş yapıtlardır.

Askeri okulları kapatırken el koyulan Fethullahın Okullarını İmam Hatiplere çeviriyor.

Bu hareket, Erdoğan, FETÖ’ cüleri yok ederken acaba ERDO’cular yetiştirecek düşüncesini getiriyor akıllara.

Kısacası Askere ait ne varsa satışa çıkartıyor ve askeri yerinden ediyor.

Ha belki kışlalar şehir dışına çıkartılabilir ama gün bu gün değildi.

İçim sızladı dedim o tankların polis eskortları eşliğinde kışlasından çıkmalarına, doğrudur.

Darbe, Kalkışma adı her neyse…

TSK mı yaptı, yoksa sizlerin atadığınız, yerleştirdiğiniz asker elbisesi giymiş teröristler mi?

Bunu bir düşünün…

Sanki düşman askerleriymiş işgal etmişler de ülkeyi terk ediyorlarmış gibi.

Em. Tüm. Amiral Türker Ertürk bugünkü İşte Londra’daki Askeri Birliklerin Listesi başlıklı yazısında konuyu işlemiş.

“Batı’da askeri birliklerin şehrin merkezinde olmadığı; pervasızca söylenen, kuyruklu bir yalandır.

Örneğin İngiltere’nin başkenti Londra’da, Meclis’in (House of Parliament) ve Başbakan’ın evi ve ofisinin (Downing Street 10) etrafı; Savunma Bakanlığı, Genelkurmay, Kuvvet Komutanlıkları ve bunların ek tesisleri gibi askeri binalarla doludur. Hem de abartılı biçimde. Ama İngiltere’de, hiç bir siyasinin aklına bunlara el koymak ve ranta çevirmek gelmez, gelemez ”diyerek okurlarına bir liste sunuyor.

O zaman demekki rant sağlamak için satılacak bu yerler.

Yazık, çok yazık.

İşte Amerika’nın B planı buydu.

Gelelim C planına…

Şimdi beslediği teröristlere bombalı saldırılar yaptırarak hem onca masumun canına kıyıyor.

Neden?

İç savaş çıkartmak için tabi…

***

Erdoğan iktidara geldiğinde belki güllük gülistanlık bir Türkiye değildik ama alev topuna dönmemişti ülkemiz.

Saltanatını sürdürmek ve iktidarda kalabilmek adına yaptığı hataların cezasını bizler çekiyoruz.

Onun Kemalistlere yakın durmasına, değiştiğine inanmıyorum.

Yine bildiğini okuyor.

Sanki bu darbe kalkışması onun işine geldi gibi.

Baksanıza, 12 Eylül de irtica faaliyetlerinden ötürü ordudan atılan ve Kemalist subaylara karşı FETÖ’nün en büyük destekçisi olmuş İrticacı, Atatürk ve rejim düşmanı eski bir generali Cumhurbaşkanlığı başdanışmanı yapmış.

Neden İlker Başbuğ değil de irticacı birisi?

Ona inanmak isterdim…

Tünay Süer 23.08.2016