Yine fitili ateşledi

Bahçeli bugünkü grup konuşmasında yine AKP’ye arka çıktı.

“AKP hazırsa MHP dünden vardır. Sayın Başbakana diyorum ki gelin bu işi bitirelim, idam cezasını düzenleyen tasarı veya teklifin TBMM’ye gelmesi halinde MHP gereğini yapacaktır.”

AKP’nin her teklifi Bahçeli için sanki emir.

Partisi için değil, AKP için çalışıyor…

Böyle genel başkanlık olur mu?

Onun gereğini yapmadığı zaman var mı acaba?

MHP’ye yazık ediyor ve Türkeş’in kemiklerini sızlatıyor.

                                                     ***

Hoca efendi diye el üstünde tutulup, saygı gösterilen adamın 15 Temmuz darbe girişiminde bir çete reisi olduğunu ve kendi halkının üzerine bombalar yağdırttığını gördüğümde o kızgınlıkla onun idamını ben de istemiştim.

Hatta belki ilk isteyenlerdendim.

Sakinleşip düşündüğümde bizim ülkemizde bu uygulanırsa vay geldi halimize diye düşündüm.

Baksanıza bu FETÖ yüzünden binlerce suçsuz insan sorgusuz sualsiz tutuklandılar, işlerinden güçlerinden, mesleklerinden oldular.

Ülkemizde hukuk tek kişinin dudakları arasına sıkışıp kalmış.

Böyle olunca da Türkiye’deki bu hukuk sisteminde idam cezası yanlış kullanılacaktır, örnekleri geçmişte mevcuttur.

***

Dünya üzerinde kaç ülkede idam cezası var diye araştırdığımda 58 ülkede uygulandığını gördüm. 35 ülkede de savaş veya olağanüstü durumlarda idam cezasının uygulanabileceği hükmü bulunuyor.

Türkiye’de idam cezası 14 Temmuz 2004 yılında kaldırıldı.

5 Mayıs 1949 yılında kurulmuş olan Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 13. Protokolü ile konseye üye tüm ülkeler de idam cezası kaldırılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti de kurucu üye olmamakla beraber 1949 yılında Avrupa konseyine üye olmuştur.

Avrupa Konseyine üye ülke sayısı 47 dir. Neredeyse dünyanın dörtte birinde idam tarih olmuştur.

İdamı bir ceza olarak uygulayan 39 ülke mevcut.

Bu ülkelerin çoğunluğu Afrika, Orta Doğu ve Asya’da fakat  dünyanın en büyük ve güçlü, modern ABD’ri de bu ülkeler arasında.

Erdoğan’ın sık sık dünyada birçok ülkede uygulanıyor demesi buna dayanıyor.

Bir suçluya kızdığımız zaman böylelerini ipte sallandıracaksın ki diğerlerine örnek olsun deriz.

İdam caydırıcımıdır, korkutucumudur bunu ancak hukukçular tartışabilirler.

Çok sayıdaki araştırma, suçluların idam edilmelerinin bireyleri cinayet suçunu işlemekten caydırmadığını gösteriyor.

Örneğin ülkemizde birkaç cinayet işlemiş birisi, aflardan yararlanarak çıkıyor ve aynı suçu tekrar işliyor.

Bazı araştırmalarda İdam cezasına nispeten, hapsedilmenin suçlulukta daha caydırıcı olduğu belirtiliyor.

Askeri ceza kanunlarını inceledim kısmen;

Askeri cürüm ve kabahat: Madde 1  –“ Türk Ceza Kanununa göre cürümler ve cezalar hakkında umumi suretle cari olan esaslar bu kanunda hilafı yazılı olmadıkça askeri cürümler ve cezalar hakkında da tatbik olunur. 1 – Bu kanunun ölüm, ağır hapis ve hapis cezalarıyla cezalandırdığı suçlar askeri cürümlerdir” deniliyor.

Aklıma hemen Balyoz, Ergenekon ve bunlara bağlanan davalar geldi.

Bu davaların kumpas olduğunu bizler biliyorduk ama o sıralarda hoca efendi ile gayet iyi anlaşan Erdoğan araları açılınca itiraf etti ki Ergenekonlar kumpastı.

Aldatıldım…

Ya o sıralarda idam olsaydı, düşüncesi bile tüylerimi ürpertiyor…

Hani derler ya hırsla kalkan zararla oturur diye nice vatanseverler belki şu anda hayatta olmayacaklardı.

Yukarıda dediğim gibi bu idam meselesini gerçek hukukçulara bırakmak gerek.

Beni aşar…

Bakın Bahçeliden nerelere geldik.

Ben böyle düşünebiliyorsam bir genel başkan bunları nasıl düşünmeden

“AKP hazırsa MHP dünden vardır” diyebiliyor.

Hayret!

MHP de gerçek MHP liler ve bilhassa gençleri Bahçelinin hatalarını görmelidirler.

Mademki AKP ile aynı çizgide yürüyen bir genel başkanları var o zaman MHP muhalefet partisi olamaz.

İktidar mı?

Asla…

Çünkü esası varken kimse taklidine oy vermez.

Türkiye’nin bu hale gelmesinde Bahçelinin rolü çok büyüktür.

Bunu Türkiye anladı ama MHP de bazıları halen anlamadılar veya anlamak istemiyorlar.

MHP çöküyor…

Bir şeyler yapın artık…

Menderes’li yıllar geri geldi

2016 yılında sanki 1950 leri yaşar gibiyiz.

Türkiye’de AKP nin yarattığı suni deprem yaşanıyor adeta.

Türkiye tanınmaz bir hale geldi.

İçte, dışta kan gövdeyi götürürcesine savaş halinde.

Ne basın özgürlüğü, ne laik demokratik sosyal hukuk devleti ilkeleri ne de temel hak ve özgürlükleri kaldı.

Evrensel hukuk ilkelerini filan taktıkları yok.

15 Temmuzdan sonra raydan çıkmış tiren gibi ne tarafa düşeceği belli olmayan bir duruma girdik.

Ordunun içi, kurumlar, kuruluşlar boşaltıldı, birçok kişi işinden gücünden edildi.

Hapishaneler konserve gibi tıkış tıkış, bir karış yeri kalmamış ve yetmez duruma gelmiş.

İşsizlik, yoksulluk almış başını gidiyor.

Milyonlarca işsiz insanımız perişan.

Şehit anaları, babaları perişan…

Yetim kalmış çocuklar, erlerini şehit vermiş dullar, perişan.

Hiç kimsenin ne can, ne de mal güvenliği kalmış.

Böyle bir Türkiye’ye dönüşmüş güzel ülkem.

Birilerinin umurlarında değil, halen rejimi değiştireceğiz diye uğraşıyorlar.

Ülkenin başbakanı, başkanlık gelmezse Türkiye bölünecek diyor.

Bir başbakanın bunu söylerken yüzü kızarması gerekir.

İnsan bir düşünür.

Ülkeyi kim bu hale getirdi diyerek değil mi?

Sanki ülkeyi karıştıran biziz.

Haydi, bizi taktığınız yok, din iman diyorsunuz ya, bari Allah’tan korkunuz biraz…

***

Dün sabah saatlerinde Atatürk’ün isim babalığını yapmış olduğu Cumhuriyet Gazetesi yönetici ve yazarlarına operasyon yapıldı.

Zamanlamaya bakacak olursak tam da Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının üzerinden henüz 24 saat geçmeden, rövanş almak gibi bir şey bu.

Cumhuriyet Gazetesine yapılan baskın, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma nedeniyle TCK’nın 220/6. maddesi uyarınca yapılmış.

İşin tuhaf yanı  “FETÖ ve PKK terör örgütlerine üye olmamakla  birlikte örgüt adına suç işlemek! İddiasıyla 13 yazarçizerin gözaltına alınmasıdır.

Bu olanlar bana Adnan Menderes’li yılları hatırlattı.

O yıllar için büyüklerimiz yasaklı yıllar  derlerdi.

Demokrat Parti 1950 seçimlerine ‘Yeter Söz Milletin’ sloganıyla girmiş, sonra milletin burnundan fitil, fitil getirmiş.

Şöyle neler olmuş biraz bakalım;

16 Eylül 1955: İzmir’de Sabah Postası gazetesi kapatıldı, gazete sorumlu yazı işleri müdürü ve başyazarı Orhan Rahmi Gökçe tutuklandı.
19 Eylül 1955: Muhalif yayınlarından dolayı Ankara’da Ulus Gazetesi süresiz, İstanbul’da ise Hergün, Hürriyet ve Tercüman gazeteleri 15 gün süreyle kapatıldı.

30 Temmuz 1956: Ordu, Giresun ve Trabzon’da Cumhuriyet Halk Partililerin siyasi toplantı yapmalarına izin verilmedi.

13 Ağustos 1956: Bakanlar Kurulunca ortaokullarda din dersi okutulmasına karar verildi.

14 Eylül 1956: Akis dergisi toplatıldı.

28 Eylül 1956: Maliye, İstanbul’da hazineye ait 10 bin arsa ve 500 binayı satışa çıkardı.

11 Şubat 1957: CHP Genel Başkanı İnönü’nün damadı ve Akis Dergisi başyazarı Metin Toker tutuklanarak cezaevine girdi.  

17 Nisan 1957: Atatürk Orman Çiftliğinden arazi satılabilmesine olanak tanıyan kanun kabul edildi. (Atatürk’ün elleriyle oluşturduğu ve Türk halkına armağan olarak bıraktığı bu çiftliğin bugün yarı yarıya yağmalanmış olmasına yol açan süreç de böylece başlamış oldu).

27 Ekim 1957 : ’57 seçimleri 1946 seçimleri ile birlikte tarihimizin en şaibeli

Seçimleridir. İktidarın tertip, baskı ve sandık hileleri tepkilere, kan akmasına neden olmuştur. En vahim olaylar Gaziantep’te yaşanmış, seçimi ilkönce CHP’nin kazandığı ilan edilmiş, sonra bu karar değiştirilmiştir. Bu olayın yarattığı tepkiler iki gün sonra CHP’lilerin Cumhuriyet Bayramı kutlama alanına sokulmaması nedeniyle doruğa çıkmış, ayaklanmaya dönüşmüştür. Olayları yatıştırmak amacıyla askerî uçaklara kent üzerinde alçak uçuş yaptırmak dahil her yöntemi kullanmak gerekmiştir. Aralarında Ali İhsan Göğüş ve Cemil Sait Barlas gibi önde gelenlerin de bulunduğu CHP’liler tutuklandılar ve 5,5 ay hapiste kaldılar.

6/7 Eylül olaylarında ırkçı ve faşistlere yönelik soruşturmalar sümenaltı edilirken fatura solcu Aziz Nesin, Kemal Tahir, Dr. Can Boratav, Asım Bezirci, Hasan İzzettin Dinamonun da aralarında olduğu 48 kişiye kesilir. Tutuklanırlar.

9 Eylül 1958: İzmir’in Kurtuluş Günü törenlerine siyasî parti temsilcilerinin katılması, iktidar aleyhine ve CHP lehine tezahürat yapılacağı endişesiyle yasaklandı.

3 Nisan 1960: Ankara’ya dönüş yolunda Yeşilhisar’a uğramak isteyen İnönü’nün otomobili İncesu köprüsü üzerinde askeri kamyonlar ve askerlerin oluşturduğu barikatlarla kesildi. Saatler süren tartışmalardan sonra İnönü barikatları yürüyerek yardı ve geçti.

Ooooo! Daha neler var neler…

Vallahi çuvallara sığmaz. Sayfama nasıl sığdırabilirim?

Nasıl tıpkı bu günlere benziyor değil mi?
CHP’nin sokağa çıkması sevindirici bir olay. Her zaman söylediğimi yineleyeceğim

Tüm vatanseverleri ve Atatürk çizgisinde olan partileri bünyesine çekmelidir.

AKP’nin yaptıkları yapacaklarının teminatıdır.

Vakit varken henüz CHP halkın yeniden umudu olmalıdır.

Tabi içerideki Truva atlarını temizlemekten başlamalıdır.

Tünay Süer

1 Kasım 2016

Türkiye’nin bölünme riski

MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin koltuğunu kurtarmak için ortaya attığı daha doğrusu kaşıdığı başkanlık sistemi yeniden alevleniverdi

Başbakan Binali Yıldırım’ın   “Başkanlık gelmezse Türkiye’nin bölünme riski vardır” sözlerine çok güldüm doğrusu.

 (Türkiye asla bölünmez. Siz gölge etmeyin yeter diyorum)

Türkiye’nin başında bir sürü bela varken, bunları nasıl düzelteceğiz, millete nasıl huzurlu ve güvenli bir yaşam yapabileceğiz diye düşünecekleri yerde tutturmuşlar ille de başkanlık…

Kim cumhuriyetten şikâyetçi acaba?

Efendim başbakana göre Başkanlık üniter yapıyla olacakmış.

Hiç kimse başkanlık eyalet sistemini getirecek, bölünmeyi getirecek diye yalan tevziratlarda (!)  bulunmasıymış.

Bırakın başkanlığı önce halkın güvenini kazanın.

Türkiye Cumhuriyeti sadece AKP ve AKP’lilerden ibaret değildir.

Takiyye yapmayın.

Erdoğan 2002 seçimlerinden önce “ben gelişerek değiştim” demişti.

Halk ondan güzel şeyler yapacağını ummuştu.

Başbakan olduktan beş yıl sonra

“Ben hiçbir zaman değişmedim. İslami fikirler değişmez ”demişti.

***

Her şeyimiz tamam da sıra anayasa taslağı ile cumhurbaşkanı ve milletvekillerinin ettikleri mevcut yemini değiştirmeye gelmiş.

Ettikleri yeminlere sadık kaldılar da sanki…

“Tek ayaküstüne yemin ettiklerini düşünüyorum.”

Atatürk ilke ve inkılaplarına ve laik cumhuriyet ilkesine bağlı kalma, Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini korumak ve yüceltmek üzere çalışma, tarafsız kalma, sözü verilmesinden de vazgeçilmek isteniyormuş.

Vaz geçmek istediklerine bakın!

Laik Cumhuriyet ve Atatürk İlkeleri…

Bunlardan vaz geçilince ne olacak?

Cumhuriyetin içi tamamen boşaltılacak ve sıra başkanlığı ilan etmeye gelecek.

Erdoğan’ın belki de rüyalarına giren, yıllardır düşlediği hayalinin gerçekleşmesi olacaktır bu.

Türk usulü başkanlık!..

Artık başkanlık mı, padişahlık mı, diktatörlük mü, şeriat mı, adına ne derseniz deyin.

                                                               ***

Erdoğan’ın İstanbul Belediye başkanıyken söylediği sözlerden bazılarını hatırlarsak irticanın portresini o yıllarda çizmişti zaten. (1994 -2006)

“Elhamdülillah şeriatçıyız”. (21.11.1994 Milliyet)
“Bütün okullar İmam Hatip yapılacak” . (17.9.1994 Cumhuriyet)
“Cumhurbaşkanının imam hatipli olacağı günler yakındır”. (5.2.1996 Akit)

Karşısında muhalefet boşluğu olunca dediklerini hep yaptı ve devam ediyor.

Mesela dindar insanlara Atatürk’ü ve cumhuriyeti anlatma tarzı çok tehlikeliydi.

“Türkiye kendine din olarak Kemalizm’i almış ve başka hiçbir dine hayat hakkı tanımayarak kitlelere zorla dikte ettirmiştir…”

Bunun böyle olmadığını kendisi de biliyor elbette.

Ama halkı nasıl ikna edecek? Böyle sözlerle tabi…

Kemalizm bir din değildir.

Kemalizm İstiklal Savaşımız sırasında başlayan Türk devriminin ürünüdür.

Kemalizm ilk defa batılı yazarlar tarafından kullanılmış, Türkçe ’de Atatürkçülük olarak adlandırılmıştır.

Kemalizm halktır.

Tam bağımsızlıktır. Çağdaşlıktır.

Cumhuriyetçilik, Devletçilik, Halkçılık, Milliyetçilik, İnkılapçılık ve Devrimciliktir.

Neyse konuya dönelim.

Erdoğan dini siyasete alet etmiş hem de Laikliği dinsizlikmiş gibi göstererek bir kesim halkı etkilemeyi başarmıştır.

Tayyip Erdoğan elinde sihirli bir değnekle bu günler gelmedi tabi.

Göstere göstere, konuşa konuşa, takiyye yapa yapa geldi.

Bu günlere geldi ama buraya kadar…

Kanla, irfanla kurulan Atatürk Cumhuriyetini asla değiştiremeyecektir.

Onun en büyük şansı daha önceleri de dediğim gibi karşısında onunla başedecek bir muhalefetin olmayışıydı.

Muhalefet olsaydı şöyle konuşabilirmiydi?
“Türkiye’nin yarınında artık Kemalizm’e ve Kemalizm benzeri rejimlere, sistemlere yer yoktur.

Peki, neye yer vardır?

Araplaşmaya, çağın gerisine gitmeye mi?

21.Yüzyılda Türkiye’yi şeriata döndürebilmek kolay değildir…

Cumhuriyetimizin 93. Yıldönümü kutlamaları bunu AKP ye anlatmıştır sanırım.

***

CHP Aydın Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, Aydın’da bir restoranda silahlı saldırıya uğrayarak yaralandı.

Saldırganın Alparslan Sargın adında bir sabıkalı olduğu yakalanınca anlaşıldı.

Gazetecilerin saldırıyı neden yaptığı sorusuna;

Bülent Tezcan’ın HDP kongresinde için saygı duruşunda bulunduğundan yanıtını vermiş ve başka şeyler de söylemiş, onları yazmak istemedim.

Bir kere bu menfur saldırıyı şiddetle kınıyorum.

Sen kimsin be adam?

Onu yargılamak sana mı düştü?

Bu kin, bu nefret nedir?

Kimin maşasısın?

Sıktığın silah ona değil aslında CHP yedir…

Bir de utanmadan takılan kelepçe için  “Bu kelepçeler devletimin bana verdiği şeref madalyasıdır” diyor.

Devlet ne zamandan beri katillere madalya veriyor diyeceğim ama bu gibi adamların nereden, nasıl, kimden cesaret aldıkları meydanda olunca insanın bir şey diyesi gelmiyor.

Tünay Süer

31.10.2016

15 Temmuz gecesi neredeydiler?

Cumhuriyet Bayramımızın 93. Yıldönümünü halkın kutlamasına engel olamadılar ama ulusal bayramlarımızda gösterilerini gururla izlediğimiz Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı ‘Türk Yıldızları’  “Solo Türk “akrobasi timlerine yasak geldiğinden izleyemedik.

Nedenini Hürriyet’ten Fevzi Kızılkoyun’un yazısından öğrendik.

Efendim, güvenlik nedeniyle Ankara’da hava sahasına askeri uçuşlar kapatılmış.

İşin garabeti bundan böyle törenlerde askeri unsurlar bulunmayacakmış.

Nedeni, FETÖ önlemiymiş.

Hay Allah kahretsin bu FETÖ’yü be!

Bu uyduruk darbe girişiminden en çok Hava Kuvvetlerimizin etkilendiğini gördük.

Belki yüzlerce komutan, subay, astsubay ve pilotlar bu Allah’ın cezası FETÖ denilen çete yüzünden tutuklandılar.

Oysa Türk Yıldızları ve Solo Türk’ün FETÖ’cü olmadıkları yapılan soruşturma ile meydana çıkmıştı.

Ben bu yasaklamanın FETÖ nedeniyle olmadığını düşünüyorum.

Bayram kutlamasını yasaklamaya kalkan zihniyetin, halkın coşkusunu çekemediklerini, biraz da can güvenliklerinden korktukları için sanıyorum.

                                                             ***

Aslanlı yolda yürüyüş başladığında devlet erkânı denilen topluluğun sanki zoraki yürüdüğünü gözlemledim.

Hiç birisinde bayram kutlama havası yoktu.

Oysa Cumhuriyet Bayramımız bizlerin varoluşudur.

Bir vatana kavuşmamız ve özgürlüğümüzdür.

Vatanımız olmasaydı ne devlet erkânı, ne de Erdoğan cumhurun başı olabilirdi.

Bugün onun yüzünde mutlu bir ifade yerine bezginlik, kızgınlık gördüm.

Alt dudağını sarkıtmış, kaşları hafif çatık donuk bir surattı.

İyi düşünmeye çalıştım.

O da bir insandı belki biraz rahatsızdı.

Belki canı başka bir şeye sıkkındı.

Sonra sanki beni şeytan dürttü aklıma onun İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde;

“Ata’ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok” sözleri geliverdi. (12.5.1994 Hürriyet)

                                                           ***

Neyse, yine günümüze döneyim.

Ekranda Anıtkabir’e girmek isteyen generallerin, subayların tek tek üstlerinin aranması doğrusu beni incitti.

Türk askerinin düştüğü bu durum canımı çok acıttı doğrusu.

Bu FETÖ denilen çeteye ve çetenin başına kahraman Türk Ordusunu bu durumlara düşürdüğü için sunturlu bir küfür çıkıverdi ağzımdan.

(Allah’tan yanımda kimse yoktu o sıra.)

                                                         ***

Biraz hava almak için balkona çıktım ve bu hale nasıl geldik yine düşünmeye başladım.

Sayıları yüz binleri geçen insanlar FETÖ’cü diyerek tutuklandılar, işlerinden atıldılar, ordumuzun beli kırıldı adeta.

Askeri okullar kapatıldı, öğretmenler, hukuk insanları velhasıl her kesimden insanlar tutuklandılar ve halen tutuklanmaktalar.

Demek ki bu sayılar bu gidişle milyonları bulacak.

Bunca insan FETÖ’cüydü diyelim, bilinen ve bilinmeyenlerle.

Peki, o insanlar 15 Temmuz gecesi neredeydiler?

Öyle ya! Ortada başkanlarının bir mücadelesi vardı ve hükümeti devirecekti…

Neden onlar da sokağa çıkmadılar dersiniz?

Korktular mı?

Kendilerine güvenemediler mi?

Bu nasıl örgütlü bir çeteydi?

Maazallah sokağa çıkmış olsalardı kan gövdeyi götürmezmiydi?

Şunu demek istiyorum, kısaca FETÖ denilen hainin böylesine büyük bir gücü yoktur.

O zaman neden bunca asker ve her meslekten insan tutuklanıyor?

Hava Kuvvetlerinde pilot kalmadı ya?

FETÖ cü diye sorgusuz, sualsiz hatta bazen gizli tanıkların ifadeleri ile tutuklanan (Tıpkı Ergenekon davaları gibi) insanların büyük bir bölümü FETÖ’cü değildir.

Ve bir kısmı da AKP ile Fethullah denen adamın birlikte yol aldıkları zamanlarda kaynaklanan saf, dindar kişiler de olabilirler.

Bence FETÖ okullarında, Işık evlerinde yetişmemiş olanları ayırmak gerek.

AKP li kaç bakanın, milletvekilinin hoca efendi diye saygı gösterip ona methiyeler dizdikleri zamanları unutmamak lazım.

Peki, onlar FETÖ’cü olmuyorlar mı o zaman?

AKP kendi içindekilerini neden görmezden geliyor?

Onların bildiklerini ifşa etmelerinden mi korkuluyor?

İğneyi önce kendilerine batırmaları gerekmez mi?

Bunca insanı mağdur etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur.

Neyse bu konuya yine değineceğim.

                                                                            ***

Türkiye’nin şu karanlık günlerinde, halkın Cumhuriyet Bayramını ülkenin dört bir yanında coşkuyla kutlaması ne Atatürk’ten, ne de onun kurmuş olduğu cumhuriyetten asla vaz geçmeyeceğinin bir göstergesi oldu.

Umarım AKP de bunu biraz olsun anlamıştır.

Tam bu yazıyı bitirirken basına bir bülten düştü.

ABD Dışişleri Bakanlığı, 29 Ekim’de güncellediği uyarısında; ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu’nda çalışan personelin ailelerinin Türkiye’yi terk etmesini istedi.

Neler olacak, olabilir?

Haydi bakalım, yine uyku kaçtı bende.

Son söz, Erdoğan artık önüne bakmalı ve Türkiye’yi içine düşürdüğü bataklıktan çıkartmaya, halkı ayrıştırmaya değil birleştirmeye çalışmalıdır.

Gün o gündür çünkü…

Tünay Süer

30.10.2016

Partisine darbe yapıyor

Bir dediği bir dediğini tutmayan, attı mı mangalda kül bırakmayan, kraldan çok kralcı, almış AKP’yi arkasına sanki diktatör…

Partisinde ne delege bıraktı ne de özgürlük.

İl teşkilatlarını ilçe teşkilatlarını kafasına göre darmaduman etti.

Genel başkan adaylarını partiden attı ve devam diyor.

Bu ne koltuk hırsıdır diyemiyorum çünkü onun AKP’yi iktidarda tutmak için görevli olduğunu düşünüyorum.

Türkeş’in vefatının ardından  6 Temmuz 1997’de MHP’ye Genel Başkan olarak seçilmiş,genel ve yerel toplam 14 seçime girmiş 14 kez kaybetmiş.

Aşağı yukarı 20 yıldır MHP’nin başında.

7 Haziran 2015 genel seçimlerinde 80 milletvekili çıkararak son yıllardaki en büyük başarıyı sağlamıştı.

Hiçbir parti tek başına iktidarı yakalayamamış, devletin tüm imkânlarını kullanan AKP için adeta sonun başlangıcı gibi olmuştu.

Halkta AKP den kurtulmanın coşkusu açıkça görülüyordu.

Halkın sevincini kursağında bırakıverdi

7 Haziran gecesi ilk açıklaması “erken seçim” oldu.

Kendi partisi dâhil bu açıklamaya herkes şaşırdı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nu üçlü koalisyon yapalım sen de başbakan ol teklifini ret etti.

Ben AKP ile koalisyon yapmam, HDP ile aynı masaya oturmam gibi sudan bahanelerle inadım inat diyerek hiçbir teklife olumlu yanıt vermedi.

Sonrası malum!

1 Kasım seçimlerinde yaklaşık 2 milyon oy kaybederek 57 ilde hiç milletvekili çıkartamadı.

Oyları yüzde 16,3 ten yüzde 12 ye düştü.

80 milletvekilinden 40’kını kaybetti.

Eh! Allah’ın sopası yok derler ya… İşte öyle bir şey…

Herkes onun istifa edeceğini düşünürken ve partisi içinden istifa sesleri yükselirken o büyük bir pişkinlikle “görevimin başındayım” dedi.

Kendisine muhalefet eden herkesi sildi.

547 delege olağanüstü kurultay taleplerini MHP Genel Merkezine iletti fakat Bahçeli, kurultay çağrılarını ret etti.

İnsanları yargıya başvurmaya mecbur bıraktı.

Tabi bu arada Tayyip Erdoğan desteği ile yargıdan sonuç çıkmadı.

Ne tabanına ne de MHP ye oy verenlere zerre kadar saygısı olmayan bir lider olabilir mi?

Taban tarafından çok sevilen Meral Akşener’i seçimlerde aday göstermemiş, Sinan Oğan’ı partiden ihraç etmişti.

Böylece tabanına hiç değer vermediği de meydana çıktı.

Sonra malum Meral Akşener’i ihraç etti.

Şimdi sanırım  Ümit Özdağ ve Koray Aydın’a sıra geldi.

Velhasıl parti içinde azınlık bir gurubun dışında bu başarısız ve tutarsız genelbaşkanı büyük çoğunluk istemiyor.

Hele, hele başkanlık sistemini yeniden kaşıması, bardağı taşıran son damla oldu.

Bahçeli derler adına, şimdi öyle değil de böyle diyerek sözlerini değiştirmeye kalkıyor…

AKP’nin başkanlık sistemiyle ilgili teklifini Meclis’e getirmesini isteyeceksin, sonra da;

“Bunlar nato kafa nato mermerdir ” diyeceksin…

Vay be!

Kendisini istemeyenlere karşı adeta savaş açan Bahçeli onları vatan haini, FETÖ cü olmakla suçluyor.

Başka ne diyebilecek ki?

Hırsızlıkla, yolsuzlukla suçlayamayacağına göre şimdi FETÖ gündemde nasılsa.

                                                                      ***

AKP ye2014 te söylediklerine bakalım

“Yeni AKP Hükümeti’nin niyet, mizaç ve maksadı baştan sorunlu, baştan hasarlıdır “Çünkü bu Hükümet’in ipleri hala Erdoğan’ın elindedir. Çünkü bu Hükümet Erdoğan’a zimmetlenmiştir. 62.Hükümet gelip geçici olduğu kadar bağımlı, tutsak, havası inik, başı eğiktir. 62.Hükümet icazetle tesis, pazarlıklarla tezahür, karşılıklı menfaatlerle tecelli etmiş siyasi bir kukladır.

Davutoğlu’na   

“Başbakan Davutoğlu, yeni Türkiye’ye öyle anlamlar yüklemiş, öyle değerler atfetmiştir ki, bu konuda sahibini bile solda sıfır bırakmıştır.  

                                                                 ***                                                                                              

Bahçeli böyle konuşur halkı kandırır.

Neden mi?

Bugüne kadar ne partisi ne de Türkiye için hiçbir şey yapmamıştır ama AKP ne zaman sıkışsa yanında yer almıştır.

Konuşma metinlerini kimler yazıyorsa dokunaklı yazıyor ve halkı etkilemeye çalışıyorlar.

Ne var ki Bahçeli sağına soluna konulan prompter denen aletten kafasını bir o yana, bir bu yana döndürerek ruhsuz bir şekilde, gırtlağını yırtarcasına çatık kaşlarla okur.

Tıpkı robot gibi…

Yüzü hiç gülmez.

El öptürmeye bayılır.

Bu güne kadar halktan, esnaftan kimseyle konuştuğunu görmedik.

Seyrek çıktığı TV programlarından birisinde kendisine bir soru yöneltmişlerdi,

“Sizi siyaset eşiğinden geçiren neydi?

Yanıtı şu olmuştu.

“Kuvayı Milliye ruhu ve Başbuğum Türkeş Beyefendi…”

Zavallı Türkeş, partisinin bu halinden kemikleri sızlıyordur.

Kuvayı Milliyeciliğine gelince sevsinler diyorum.

Tünay Süer

28.10.2016

Geçmişin geleceği olabilir mi?

Başbakan Binali Yıldırım, Cemaat’in AKP döneminde doğmadığını ve AKP döneminde palazlanmadığını söylüyor.

Cemaatin AKP döneminde doğmadığını bizlerde biliyoruz.

Fethullah denen hain bence 1966 yılında İzmir Kestanepazarı’nda Kur’an kursları verdiği sıralarda vatan hainliğine başlamıştır.

Tabi bunun evveliyatı da var mesela askerliği sırasında da (1961) İskenderun’da verdiği bir vaazla mahkemeye sevk ediliyor.

2016 yılındayız, AKP’nin iktidarda olduğu 14 yılı çıkartırsak demek ki 41 yıldır sinsi planlarını maskeli şekilde yürütüyordu.

41 yıl içinde gelen iktidarlar ve muhalefet partileri nedense uyumuşlar (!) bu adamı çözememişler üstelik saygı duymuşlar…

2002 yılından 2016 ya 14 yılda da AKP nasılsa aldanmış, kandırılmış…

İnanmıyorum.

Çünkü Erdoğan ile aynı düşüncedeydiler.

İkisi de cumhuriyet rejimini değiştirmek istiyordu ve bunun için birbirlerini destekliyorlardı.

Sonrasını anlatmaya gerek yok hepimiz biliyoruz.

Yani ortada kandırılmak filan yok.

Bakınız Erdoğan kendi ağzıyla 17-27 Aralıktan sonra paralel yapı, darbe yapacaklardı, kumpas kurdu, aldatıldık demeye başlamıştı.

Çok önemli sözlerde söylemişti.

“17 üniversite kurmak için geldiler, hepsini onadım. Bu muydu hainlik be. Bu ne vicdandır be. Okullar için yer istedi verdik. Uluslararası camiada davet ettiler, devlet başkanlarına, hükümet başkanlarına bunları biz refere ettik. Olimpiyat dediler, her türlü desteği verdik. Ne nankörlük bu ya! Ne istediniz de alamadınız”

Sinirle söylenen bu sözler bir itiraf gibiydi ve tarihe böyle geçti, bundan ötürü başbakanın “AKP döneminde palazlanmadılar” sözleri inandırıcı olamaz.

                                                        ***

Erdoğan tarih öğretmeni oldu…

İnegöl’de bir kampüs açılışında Cumhurunbaşı “Kerkük, Musul geçmişte bizimdi” .

Ben tarih dersi veriyorum, niye rahatsız oluyorsun” diye birilerine seslendi.

Erdoğan geçmişte bizimdi derken haklıdır.

1118’den itibaren bir Selçuklu toprağı olan Musul 1517’den itibaren de Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı Topraklarına katılmıştır.

Daha sonra  Kanuni Sultan Süleyman 1534’te çıktığı Tebriz seferi sırasında Kerkük’te 28 gün kalmış. Aynı yıl içinde Kanuni’nin Bağdat seferinin ardından Musul eyalet haline getirilerek Kerkük ve Süleymaniye bölgesini de kapsayan bir merkez halini getirilmiştir.

Musul-Kerkük bölgesi, 19. yüzyıl ortalarında petrol kaynaklarının keşfinin ardından bir anda Avrupa devletlerinin ilgisini çekmeye başlamış.

Osmanlı vilayeti olan Musul, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın yenilmesinden sonra Mondros Mütarekesi’nin 7. maddesi bahane edilerek İngilizler tarafından 3 Kasım 1918’de başlatılan askerî harekâtla 15 Kasım 1918’de işgal edilmiştir.

Bunun üzerine İngilizlerle Türkler arasında şiddetli bir mücadeleler olmuştur.  

Erdoğan’ın dediği gibi Lozan Antlaşmasında verilmemiştir.

İçeride yokluklar içinde müthiş bir Kurtuluş Savaşı veren Mustafa Kemal Paşa, 30 Ocak 1923 tarihli konuşmasında Musul vilayetinin, Türkiye devletinin milli sınırları içerisinde olduğunu; buralarını ana vatandan koparıp şuna buna hediye etmenin mümkün olamayacağını ve Cemiyet-i Akvam’ın bu konuyla hiçbir ilişkisi olmadığını ifade etmiştir.

“Mustafa Kemal Paşa ve Ankara hükümeti, Musul sorunu konusunda ortaya koyduğu kararlılığı “Lozan Konferansı’na kadar olan süre içinde çeşitli vesilelerle göstermiştir.”

                                                             ***

Mustafa Kemal Paşa  (Atatürk)1922 yılı Ocak ayında İngilizler tarafından Erbil ve Revandiz arasında bulunan ve Türkleri destekleyen Sürücü aşiretine yapılan saldırılar üzerine 1 Şubat 1922 tarihinde Millî Müdafaa Vekâletine çektiği telgrafta, belirtilen bölgeye bir milis birliği gönderilmesi emri veriyor.

Musul’u geri almak için Özdemir Bey komutasında gizlice 100 kişilik bir müfreze gönderiliyor.( 15 Mayıs 1922’de Diyarbakır’dan hareket  )

Müfreze komutanı Özdemir Bey aşiretlerden katılanlarla başarılar elde ediliyor.

26 Eylül 1922 tarihinde Köysancak kontrol altına alınıyor.

Köysancak’ın Özdemir Bey’in kontrolüne geçmesi ile İngilizlere ağır bir darbe indirilmiş oluyor.

Kısacası Özdemir Bey başarılı oluyor ve İngilizleri püskürtüyor ama İngilizler bombardıman uçaklarıyla saldırıyorlar.

Buna rağmen Özdemir Bey direniyor bir kaç İngiliz uçağını düşürüyor VS…

Böyle önemli bir tarihi kısacık anlatmama imkân olmadığı için kısa kesiyorum.

                                                            ***

İsmet Paşa Lozan’da; Musul’un, Selçuklu İmparatorluğu döneminden beri, yani 11. yüzyıldan itibaren aralıksız olarak Türk egemenliğinde olduğunu söylüyor.

Lort Curzon ise bu girişimden rahatsız olduğunu açıkça belli ediyor.

Sert tartışmalar oluyor.

Musul sorununun çözülemeyeceği anlaşılınca Curzon sorunu Lozan’daki Arazi Komisyonu’na götürüyor.

Böylece Musul meselesi askıya alınıyor.

Ne var ki  İngiliz diplomasisi, sorunu Milletler Cemiyeti’ne taşıyor.

Milletler Cemiyeti’nde İngiltere sözü en çok geçen ülkelerden biridir ve Türkiye henüz geçici üye konumundadır.

Sonuç olarak 1924 ve 1925 yıllarında Milletler Cemiyeti’nde yapılan uzun tartışmaların ardından Musul, İngiliz etkisindeki Irak’a bırakılıyor.

Bu karara Türk Hükümetinin çok sert tepkisi oluyor haliyle.

Güneydoğu’da çıkan isyanlar, Türkiye’nin henüz savaştan yeni çıkmış olması, askeri olarak eksiklerinin bulunması ve uluslararası alanda yalnız konumda bırakılması fazla ısrarcılıktan vaz geçmesine neden oluyor.

İkinci neden ise Milletler Cemiyetinin kararına uymak zorunda olması daha fazla direnmesine engel teşkil ediyor.

Velhasıl 1.Dünya Savaşına katılmak Osmanlıya çok pahalıya gelmiştir.

Ordusu zayıflamış, ekonomik sıkıntı baş göstermiş, ayrıca İngilizlere güvenerek Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalaması Türk tarihinde kara bir leke olarak geçmiştir.

Tarihi iyi bilmek, yeterli değildir, bence önemli olan ders almaktır…

Tünay Süer

24.10.2016

Kılıçdaroğlunun yapacağı ilk iş…

İktidara yakın gazete Sabah’ta 2 gün önce Eda Işık,  kulis haberinde şöyle demiş.

“Anayasada değiştirilecek madde sayısı da daha az olacak.

Buna göre “Cumhurbaşkanlığı Sistemi” adı altında “Türk tipi başkanlık sistemi” gelecek. “Yeni Cumhurbaşkanlığı sisteminde başbakan olmayacak.”

Bu aslında yeni bir haber değil ki…

Çiçeği burnunda Başbakan Binali Yıldırım da geçtiğimiz Mayıs ayında bir toplantıda

Milletin yollarını aştık, tünellerle dağları geçtik, köprülerle vadileri birleştirdik, şimdi yeni anayasa ve sistemin yolunu açma zamanıdır” gibi çok anlamlı sözlerin yanısıra

“Yeni anayasayı da yapacağız, başkanlık sistemini de bu ülkeye, Türkiye’ye getireceğiz” dememiş miydi?

                                                                 ***

Türk usulü (!) başkanlık konusu Anayasa Platformu” girişim grubu tarafından 2007 yılında AKP tarafından başlatılmıştı.

Toplumun farklı kesimlerini temsil eden sivil toplum kuruluşu ve meslek örgütleri ile milletvekillerinden oluşan Anayasa Platformu, TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu’nun ev sahipliğinde Türkiye’nin çeşitli kentlerinde toplantılar yapmıştı.

Hisarcıklıoğlu’nun yanı sıra, TBMM Başkanı Cemil Çiçek, TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu Üyesi AKP Milletvekili Ahmet İyimaya, TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu Üyesi CHP Milletvekili Atilla Kart, TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu Üyesi MHP Milletvekilleri Faruk Bal, Oktay Öztürk ve Tunca Toskay gibi partileri temsil eden milletvekilleri de vardı.

“Türkiye Konuşuyor Vatandaş Toplantıları’ başlığında yapılan toplantılarının13. Ve sonuncusu, 28 Nisan 2012 Cumartesi günü İstanbul Ataköy Atletizm Salonu’n da yapıldı. Davet üzerine gitmiştim.

AKP ‘in hazırlamış olduğu ve CHP ile MHP ‘in de desteklediği anayasayı merak ettiğim için oradaydım tabi.

(AKP Anayasası ve suskun CHP) başlıklı yazımda detaylı anlatmıştım.

İşte o yazımda ve daha sonrakilerde kısmen bu günlere gelineceğini anlatmaya çalışmış ve CHP’yi uyarmaya çalışmıştım.

Çünkü tuzak sorular halka soruluyor bir yerde beyin yıkama yapılıyordu.

Cumhurbaşkanının yetkileri kısaltılsın mı? Böyle kalsın mı veya artırılsın mı?

Cumhurbaşkanı başbakanlık yetkilerini de alıp başbakanlık kalksın mı?

Yerel yönetimleri güçlendirmek için merkezden yönetilmesi kalksın mı?

Yargı bakanlık sisteminden kalkıp başbakanlığa veya cumhurbaşkanlığına bağlansın mı?

Böyle bir anayasa çalışmasının içinde CHP’nin ne işi vardı?

                                                                             ***

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu bu kadar önemli konular içerisinde anladığım kadarıyla sadece iki şeyi kale almıştı.

Yerel yönetimleri güçlendirmek ve özerklikti bunlar.

Ne yazık ki parti içinden bazı milletvekilleri de  

“Demokratik anayasa, statükocu, ırkçılığa dayalı Atatürk milliyetçiliğine son vermek.

“Halkların kardeşliği, anadilde eğitim, demokratik özerklik “

“Bu ülkeyi bölen siz ve sizin gibi ulusalcı, kalıplaşmış Atatürkçü zihniyettir” diyorlardı ulusalcı kesime.

O yıllardan bugünlere gerek parti yönetiminde gerekse belirli yerlere getirilenler halen içeride görevlerini yerine getiriyorlar.

CHP’nin bugüne kadar yeterli muhalefet yapmaması, bazen sessiz kalması halkın umutlarını yok etti.

CHP’ni tanıyamıyoruz artık deniyor.

Oysa CHP’nin tarihten gelen misyonu vardır.

Halka yeniden umut olmalı, Türkiye’yi aydınlığa taşımalıdır.

CHP şimdi geç kalmış olsa da, başkanlık sistemine hayır diyor, diyor da nasıl olacak bu hayır?

AKP’nin Bahçeli gibi bir dayanağı var.

Bahçeli baktı ki barajı aşamayacak AKP ye bir kıyak daha yapmaya kalktı.

Nede olsa 7 Haziranda kaybeden AKP’yi tekrar tek başına iktidara getiren de oydu değil mi?

Ne MHP’nin iktidar olması ne de Türkiye umurunda değil.

Onun için önemli olan varsa yoksa AKP.

AKP de onu tutuyor haliyle.

Tabi ki şimdilik…

                                                                    ***

Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a seslenerek,

 “Türkiye’nin bunca sorunu varken benim koltuğum ne olacak diyor. Otur oturduğun yerde. Türkiye’nin sorunlarını parlamentoda çözelim ”diyor.

Parlamentoda çoğunluğu elinde tutan bir iktidar ile bu güne kadar muhalefetin hangi önergesi, gensorusu geçti diye düşündü mü acaba Sn. Kılıçdaroğlu?

Cumhuriyetin sigortası olan CHP silkelenmezse, tekrar kendi özüne dönmezse Türkiye’yi daha kötü günler beklemektedir.

Henüz zaman geçmiş sayılmaz…

Kılıçdaroğlunun yapacağı ilk iş, acilen bir kurultay ile (Atatürkçü vekillerin dışında) partinin ilkelerine gönülden bağlı, istenilen muhalefeti yapacak yeni yüzleri getirmek ve milli bir hükümet oluşturmaktır bence.

Tünay Süer

22.10.2016

Küresel güçler ve Türkiye

Musul’u kendisine mekân eyleyen yobaz IŞİD’i yerleşkesinden atmak için 36 ülke biraraya gelerek büyük bir operasyon başlattılar.

Kimisi okyanusun ötesinden geldi, kimileri kilometrelerce uzaklardan.

Tehlikede olan bizim sınırlarımız, yurdumuz ama bir tek Türkiye yok içlerinde.

Aralarına katmamak için işbirliği yapmışlar, Türkiye Musul’a girmesinmiş.

Haçlılara giriş serbestmiş…

IŞİD’i var eden ABD ve İsrail bir yana, Irak ordusu 2014 te IŞİD’in iki saatte Musul’u işgal etmesine ses çıkartmadıkları gibi her hangi bir müdahale de yapmamışlardı.

Demekki bir projeleri vardı.

Anlaşıldığı üzere Haçlılar aralarında anlaşmışlar sessiz ve derinden giderek zamanını bekliyorlardı.

Hepsi güya Türkiye’nin müttefikleridir…

Hadi canım…

Aslında onlar müttefik filan değiller Türkiye’nin ezeli düşmanlarıdırlar.

1915 li 19 lu yıllarda nasıllarsa aynen öyleler.

“Domuz derisi post olmaz, eski düşman dost olmaz” diye bir atasözümüz vardır çok doğrudur…

Onların topu İstiklal Savaşımızdaki yedikleri tokadı asla unutamadılar.

İşte bu ikiyüzlü emperyalistler yarattıkları kukla devletlerden tekinin başbakanını araya koyarak Türkiye’ye ültimatomu çektirdiler.

Efendim, Türkiye’yi istemiyorlarmış, Türkiye derhal Irak topraklarından çıksınmış…

Yoksa Türkiye’yi işgalci ilan edeceklermiş.

Vay utanmazlar vay!

Irak Hükümeti madem bu kadar yürekliydiler, Türkiye’ye kafa tutabiliyorlar zamanında bir milyon Müslümanı katleden Amerika işgalinde neden ülkelerini koruyamadılar?

Türkiye’den yardım istediklerini unutmuşlar ve güya Müslüman olacaklar, haçlılarla işbirliği içine girmişler.

Erdoğan feveran etmekte haklıdır zira dediği gibi IŞİD bahanesiyle orada mezhep savaşı çıkartmak ta isteyebilirler.

Irak’ı işgal ettikleri zamanlar aynı binada oturan canciğer komşuları bile birbirlerine düşürmüşlerdi.

İnsanlar birbirlerine saldıracaklar Kürtler, Araplar, Türkmenler yani Sünniler ve Şiiler otonom bölge isteyecekler.

Yani merkezi örgüt yapısını, hiyerarşiyi ortadan kaldırtacaklar ve çok kan dökülecek, onlarda Irak’ı daha küçük parçalara bölecekler veya sadece kendilerine hizmet edecek bir yönetim yapacaklar.

Haçlıların amacı bir ülkeyi korumak, kurtarmak değil petrolü, doğal zenginlikleri aralarında pay etmektir.

Bunu anlayamayan zavallı aciz beyinler…

Haçlıların çekindiği nokta sanıyorum ki Türkiye oraya girerse bir mezhep savaşına izin vermeyecek ve onların planları da suya düşecek!                                                                  ***

Aklıma gelen bir düşünceyi de sizlerle paylaşmak istedim.

Bu 36 ülkenin bir araya gelerek Musul’a girmeleri beni düşündürüyor.

Sanki daha büyük projeler içindeler.

Hep söyleniyordu değil mi, Suriye’den sonra sıra Türkiye’ye gelecek diye.

Ergenekon davaları ve daha sonra FETÖ darbe girişimi ile Türk Ordusunu darmaduman ettiler. Daha sonra Suriye bataklığına çektiler.

Ordumuz bir yanda PKK ile savaşırken şimdi Irak topraklarında oldukça derinlere giderek savaşıyor.

Henüz kendi silahımızı, bombamızı tankımızı, savaş uçağımızı, toptan söylersek harp gereçlerini üretemiyor, dışarıdan alıyoruz.

Ve durmadan tüketiyoruz.

Artık savaşlar eski dönemlerdeki gibi kılıçla, tüfekle olmuyor.

Elin gâvuru bir düğmeye basıyor roket fırlatıyor, daha doğrusu kimyasal ve nükleer silahlar konuşuyor.

Bize başta Amerika olmak üzere birileri ambargo koyarlarsa ne yapacağız?

Allah korusun 3. Cihan harbi çıkarsa ki biz ne yapabiliriz?

Sokaklara çıkmakla tepemize yağan bombaları durdurabilecek miyiz?

Tüm bu başımıza gelenler AKP Hükümetinin beceriksiz politikaları ve Erdoğan’ın Suriye, Esat takıntısı yüzünden geldi.

Erdoğan halen ortalık güllük gülistanlıkmış gibi başkanlık derdinde.

Buna da kasap et koyun can derdinde derler.

Erdoğan’ın söylediğine göre millet istiyormuş…

Hangi millet istiyor acaba?

Bunca işsizlik, yoksulluk, savaşlar, şehit haberleri o başkan olunca bitecek mi yani?

Hadi canım oradan.

Kim kimi kandırmaya çalışıyor…

Tehlike içindeyiz. Yarın neler olacak bilmiyoruz.

Musul’un Kürtlere ve PKK’ya verileceği, Irak’taki IŞİD’in de Suriye’ye gönderileceği konuşuluyor.

Amerika’nın esas kara gücü PYD, PKK değil bence yarattığı IŞİD’dir.

IŞİD ‘i bombalıyorlar lâf…

Buna da inanmıyorum.

Önceden haber veriliyor boş alanlar veya içinde sivil halkın olduğu yerlere bomba atılıyordur.

Geçtiğimiz Eylül ayında hatırlarsanız Amerika Birleşik Devletleri öncülüğündeki koalisyona ait savaş uçakları, IŞİD hedefleri yerine Suriye ordusuna ait bir askeri üssü vurmuştu.

Yanlışlık oldu deyiverdiler.

Ha… Bir de  Ekim 1992 tarihinde, Ege NATO Kararlılık Gösterisi-92 Tatbikatında Türkiye Cumhuriyetini temsil eden Muavenet isimli gemimizi bilerek vurmuşlardı.

Beş Türk denizcimiz şehit olmuş, 22 denizcimiz yaralanmıştı.

Özür dilediler.

Bunları unutmamak gerek.

Neden bilerek dedim çünkü o tatbikatta gerçek silah ve mermi kullanmak yasaktı.

Türkiye üzerine oyunların oynandığı dönemde Bahçeli’nin başkanlık konusunu dile getirmesi abesle iştigaldir.

Kendi koltuğunu düşünen ve her zaman AKP ye değnek olan, MHP’yi iktidar yapmaya çalışacağına AKP’yi iktidarda tutmaya çalışan bu şahsı vatansever gerçek MHP liler demokratik yollarla artık indirmelidirler.

.Tünay Süer

   20.10.2016

Tünay SÜER – Fırıldak Barzani…

Fırat Kalkanı Harekâtı’nın 54. Günündeyiz.

Türk Ordusu sonu belli olmayan bir bataklıkta şehitler vere vere ilerlemekte.

Türkiye, Güney sınırlarını korumak, çakma bir Kürt devleti kurdurmamak ve Amerikan koridoru denilen koridoru açtırmamak hem de IŞİD’i belasından kurtulmak adına Irak topraklarına girdi.

Hareket halen devam etmekte…

Dün akşam ODATV ( 23.30 )Irak televizyonlarının Musul’un Erbil İline sınır olan Gökçeli kolundan Musul’u kurtarma operasyonlarının başladığını ve Başika bölgesinde konuşlanan ABD’li askerlerin de, ilk defa IŞİD hedeflerini obüs atışlarıyla vurduğu haberini verdi.

Sınırlarımızda bir koridor yaptırmamak ve Kilis’e bombalar yağdıran IŞİD belasından kurtulmak için savaşa da tamam ama halen gerisini anlayabilmiş değilim.

Anlamadığım nokta Erdoğan neden koalisyon hükümetleri içine girmeyi istiyor ve biz Amerika ile mi Rusya ile mi birlikteyiz?

Amacımızda ne var?

İçeride PKK ve FETÖ ile mücadelemiz devam ederken, Mısır’ı mı düşünüyoruz?

52 irili ufaklı adalarımızı Yunanistan’a mı verdik ki ülkenin başbakanı bile pasaportla adalara giriyor?

Bizim için çok önemli olan Kıbrıs elimizin altından kaymak üzere durumu var birde…

Türk Ordusunun stratejisi nedir?

Ulusal çıkarımız nedir?

Erdoğan’ın aklında Yavuz Sultan Selim olmak mı vardır?

Bu sorulara henüz ciddi bir yanıt işitmedim AKP den.

                                       ***

Amerika maşası Irak yönetimi ABD’nin isteği ile Türkiye’nin Musul operasyonuna katılmasına karşı çıkarken, Irak’ta Türk askerinin bulunduğu Başika Üssü’nün de boşaltılmasını istemişti.

Türkiye buna çok sert cevap vererek hiç kimsenin toprağında gözümüzün olmadığını bu harekâtın ülkemizi korumak adına olduğunu dünyaya duyurdu.

                                                        ***

Türk Ordusunun Irak topraklarına çekilmesi bir dış senaryo mudur?

IŞİD veya Erdoğan’ın dediği gibi DEAŞ için Dabık kritik bir önem taşıyormuş.

“DABIK ‘ta cehennem savaşı yaşanacak” tehditlerini savurmuştu bu kafa kesen yobazlar.

Türkiye bir tuzağın içine mi çekiliyor?

Bunları düşünmekteyim…

Allah sonumuzu hayır eylesin…

                                                         ***

Ulusal bilinç ve birlik olmayan ve Üniter devlet oluşumundan nasibini almamış bölgede, devlet kurma hayalleri ile tarihin her döneminde kışkırtmalarla başkaldırılar oldu.

Bu başkaldırılar her zaman bastırıldı ve hep emperyalist ülkelere yaradı.

Ortadoğu kana bulandı.

Suriye’nin durumu ortadadır.

Amerika, İsrail, İngiltere parçalamak için uğraşmaktalar.

Akılları sıra sonra Türkiye’ye gelecektir sıra.

Suriye ve Irak’ın bütünlüğü bizim için bu sebepten çok önemlidir.

Suriye resmen yıllardır bir istiklal savaşı vermektedir.

IŞİD’i yaratan ABD’ de şimdi ondan kurtulma adına sözüm ona savaşıyor.

Dünyanın baş belası Amerika Türkiye’yi içerden parçalamak için elinden geleni yaptı başarılı olamayınca perde arkasında kalıp Türkiye’yi bataklığa mı çekti dersiniz?

Bu haçlıların Müslüman düşmanlığının bir örneğini Yugoslavya’nın parçalanışında gördük.

Irak’ta gördük.

Binlerce Müslüman kadının ırzlarına geçilmesini tüm haçlılar zevkle ve intikam hisleriyle insanlık dışı seyretmekle yetindiler.

Türkiye çok kötü günler geçirmektedir.

1919 da yapamadıklarını şimdi yapmaya çalışıyorlar.

Güneydoğudan gelen şehit haberlerine Fırat Kalkanından gelen haberler karıştı.

Tekrar ediyorum, Allah sonumuzu hayır eylesin…

Bu arada Başika ve Musul konusunda Türkiye’ye önceleri destek çıkan fırıldak Mesut Barzani Irak yönetiminin yanında olduğunu açıkladı.

Türkiye’de kırmızı halılarla karşılayanlar, Türkiye seninle gurur duyuyor diye bağırtanlar inşallah bu herifi artık anlarlar.

Dünyada devletlerarasında dostluğun olmadığını, sadece çıkar olduğunu da öğrenirler inşallah.

Saddam zamanında Türkiye’ye yalvarıp yakaranları, el etek öpenleri biraz palazlanınca bir Irak kedisini bile vermem diyenleri Türkiye defterden silemedi bir türlü.

Barzani’nin PKK’yı beslediğini herkes biliyor ama AKP nedense bunu anlamak istemedi.

Türkiye sırtından milyarlar kazanan Fırıldak Barzani’nin Türkiye’de 300 küsur şirketi var.

Mersin, Diyarbakır, Van ve GAP bölgelerindekileri neredeyse ülkemizin her yerinde yatırımları var yıllardır.

Bu şirketlere ve mal varlığına neden el konulmuyor acaba?

Ayrıca ülkemize giren kaçak sigaralar hep hainin..

AKP bunları düşünmeli ve gereğini yapmalıdır.

                                                     ***

Kahrolsun dünyayı kana bulayan Amerikan emperyalizmi …

Tünay Süer

Tünay SÜER – FETÖ ve AKP

15 Temmuz darbe girişiminin bir numaralı faili Fethullah Gülen Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde gayet güzel giden kardeşlikleri neden bozuldu?

İnternette araştırdığımda her kafadan başka bir ses çıktığı izlemine ulaştım.

Mesela bir yazar “Amerika’ya gitmeseydi dünyanın dört bir tarafında okullar açamayacağını çünkü Amerika’nın buna izin vermeyeceğini” söylemiş.

Burada çelişkili bir şey takıldı kafama zira Fethullah denen terörist başının dış ülkelerde okul açmaya başlaması Özal’ın teşviki ile Orta Asya ülkelerinde başlamıştı.

                                              ***

1970’lerin başında Erzurumlu, Nurcu kökenli, sıradan bir vaizken nasıl bunca insanı etkisi altına alarak isim yapmıştı?

İzmir’de Nurcu hareketten koparak kendi cemaatini kurmayı başarmış.

Sık sık ağlayarak verdiği vaazlarla aslında rejime karşı kışkırtıcı olmuş.

Hakkında davalar açılmış, vs.

Cemaatinin dine hizmet adına masum bir hareket olduğu izlemini vermek için sırasında Atatürk için övgü dolu sözler söylemekten kaçınmamış bu sahtekâr.

1980 ihtilaline kadar Işık evleri adı altında öğrenci evleri ve yurtlar açmış.

İhtilalden sonra ise işi büyüterek resmi dershaneler ve okullar da açmaya başlamış.

Bu okullarda, evlerde yetiştirilenlere başından beri bir devlet düşmanlığı, ülkeyi yönetenlerin   İslam düşmanı olduğuna ilişkin oluşturulmuş bir ön yargı yaratılıyormuş. Böylece bir devleti ele geçirmek, onun içinde örgütlenmek kötü bir şey değil tam aksine kutsal görev olduğu aşılanıyormuş.

                                                 ***

Ortadoğu’da Türkiye gibi bir müttefiki elde tutmak için sadece hükümet ile iyi ilişkilerle olunmayacağını düşünen Amerika, halkın sevdiği dini liderlerden bazılarını denemiş, sonunda Fethullah’ ta karar kılmıştır.

28 Şubat döneminde hakkında MİT’in rapor hazırladığı iddiaları gündemdeyken Gülen, ABD’ye gidiyor. 

ABD’de Kardinal O’Connor ile görüşüyor.

Türkiye’ye döndüğünde de Vatikan İstanbul Temsilcisi Georges Maroviç ile biraraya geliyor.

Bu sürecin sonunda da 1998 yılında Vatikan’da Dinlerarası Diyalog hareketi adına Papa II. Jean Paul ile ve başkalarıyla görüşmüş.

O dönemler onun için büyük bir başarıymış…

18 Haziran 1999’da Ulusal Televizyonlarda yayınlanan bir kasetle sahtekârlığı meydana çıkmış.
Laik ve demokratik Cumhuriyet rejimini eleştiren ve rejimi değiştirmek için dile getirdiği sözler ve cemaat oluşumunun, kasetlere yansıması Gülen’in gerçek amacını da ortaya çıkarmış, maskesini düşürmüştü.

Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı Nuh Mete Yüksel’in Gülen hakkında soruşturma açtığı söylentilerinin yayıldığı bir zamandı.

Zor durumda kalan Gülen sağlık sorunlarını bahane ederek tekrar Amerika’ya gidiyor.

Gidiş o gidiş işte…

Bu bir kaçış mıydı, yoksa Amerika ile anlaşmış mıydı?

Amerika, ülkeleri içinden vurmak üzere, devlete nüfus edebilmek adına insanlar yetiştirilen okulların açılmasını Gülen’in Amerika’da yaşaması karşılığında kullanmaya başlıyor.

Bu okulların esas sahibinin Amerika olduğunu böylece anlıyoruz.

“Hatırlarsanız, Rusya işe uyanarak, kendisine tehlike olacak Gülen okullarının hepsini kapatmıştı.”

                                                        ***

Siyasetçilerden, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başta olmak üzere Tansu Çiller,  Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Hikmet Çetin, Hüsamettin Cindoruk, Alparslan Türkeş, Devlet Bahçeli, Muhsin Yazıcıoğlu, daima Gülen hakkında iyi düşüncelerini her fırsatta dile getirmişlerdi.

Tabi bu arada tanınmış sanatçıların bir bölümü ile işadamlarını, profesörleri,

Medyanın büyük bir bölümünü de da katabiliriz

Gülen onlarla işbirliği içinde olmadığına göre hepsi kandırılmıştı demek!

Böylece Amerika kendi çıkarı için bu rejim düşmanı haine kollarını neden açmıştı diye düşünmeye gerek kalmıyor sanırım…

                                                            ***

Gelelim Recep Tayyip Erdoğan’a…

Recep Tayyip Erdoğan’ı başımıza getiren de İngiltere ile anlaşmalı Amerika’dır.

Onu kullanabileceklerini düşündüler.

BOP Eşbaşkanı yapmaları sırf kana buladıkları Ortadoğu’ya hâkim olabilme adınaydı.

Erdoğan’da Müslüman ülkelere reis olabileceği umuduyla baştan kabul etmişti. 

                                                 ***                                                                                

2007-2012 yılları arasında Erdoğan cemaatin sosyal tabanda ve medyadaki gücünden faydalanırken, cemaat de kendi menfaatleri çerçevesinde Erdoğan’a istediğini yaptırıyordu.

TSK’da yeni düzenlemeler yapan Erdoğan üst üste yasalar çıkartıyor, polisi güçlendiriyor, yargıyı arkasına alıyor, her çevreden tekmil koca bir ordu hazırlıyordu.

Ve yine o yıllarda kendilerine karşı büyük tehdit olarak gördükleri TSK’nın kafasını Ergenekon davalarını başlatarak birlikte kopartmaya başladılar.

Erdoğan Gülen’e çok güveniyordu.

Ne zaman uyandı dersek, Hakan Fidan olayı ile tabi ki…

Kendi içinde gittikçe büyüyen ve güçlenen cemaat yapılanmasını, Amerika’nın oyununu ilk kez fark etti.

Bu gücün kendisine neler yapabileceğini düşünerek tasfiye sürecini başlattı.

Sonrası malum.

17-25 Aralık olayları ile düşman kardeşler oluverdiler.

                                                                 ***

FETÖ nün başına yıllardır övgüler dizenlerin bir kısmı rahmetli oldu. Aslında FETÖ çetesi o yıllardan beri devletin kılcal damarlarına ve partilere girdiler.

Ne var ki ençok AKP döneminde en kritik alanlara yayıldılar.

Kapkara bir 15 Temmuz gecesi geçirdik ama AKP halen akıllanmamış.

Ne yapmak istediğini anlamak mümkün değil.

Neden mi?

Olanlardan ders almamış bir AKP görüyoruz.

TBMM’sinde oluşturulan Darbe Komisyonu Başkanlığına bir zamanlar FETÖ’nün avukatlığını yapmış olan   AKP Burdur Milletvekili Reşat Petek’i getirmesi akıl tutulması gibidir.

Bu da akıllara çeşitli sorular getirmektedir…

Tünay Süer

  13.10.2016

Not: Bahçeli’nin iktidara başkanlık sitemini TBMM’sine taşınması önerisi gündeme bomba gibi düştü.

Saray danışmanı mı yoksa muhalefet partisi genel başkanı mı bu adam MHP lilerin artık düşünmesi gerekir diyorum.