Ey MHP’li kardeşlerim!

CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan sosyal medyada paylaştığı videoda Bahçeli’nin 2015 ve 2016 da Erdoğan ve başkanlık için söylediği sözleri paylaşmış.

Sosyal medyayı salladı adeta.

Bende o sözlerden bazılarını hatırlamayanlar için kısaca paylaşmak istedim.

9 Mayıs 2015 teki sözlerinden alıntı yapıyorum.

Recep Tayyip Erdoğan tipi başkanlık sistemi Türkiye’nin bölünmesinin reçetesidir. Demokrasinin idam fermanıdır.

Tek adam diktatörlüğünün beraatidir.

Hırsızlık ve yolsuzluk ruhsatıdır.

Beştepe’nin ve peşinde sürüklenen AKP’nin Yeni Türkiye’den anladıkları ve murat ettikleri de budur.

İstedikleri ve amaçladıkları bölünmenin, hırsızlık ve soygunun, hukuksuzluk ve zorbalığın önünün açıldığı, bu konuda Erdoğan’ın sınırsız yetkili olduğu karanlık bir Türkiye’dir.

 8 Mayıs 2015: PKK’nın desteğiyle başkanlık amacı güden Erdoğan; gün yüzü göremeyecek, heves ettiği bölünme anayasası elinde patlayacak.

                                                                      ***

16 Eki 2016 Tarihli Fırıldak Barzani başlıklı yazımda Barzani’ye kadar uzanmama gerek yokmuş meğer.

Esas fırıldak içimizdeymiş.

Ona AKP’nin stepnesi, bastonu diyorlardı.

Şu son yaptığı yüzseksen derece dönüşü ile şimdi fırıldak sözünü hak etmiyor mu dersiniz?

Bu adam yüzünden siyasetten iğrenir oldum.

Ya daha birkaç ay önce (5 Ocak 2016) “Milliyetçi Hareket Partisi başkanlık sitemine tümden karşı olup, parlamenter sistemin revize edilerek geliştirilmesinden yanadır” diyen o değil miydi?

Ne oldu?

Gökten vahi mi geldi acaba?

Ne vaat ettiler kendisine?

MHP’yi çöküşe getirmişti şimdi ise tamamıyla bitirişe geçirdi.

Erdoğan’ın idamı dile getirmesi ile de Mecliste bir gurup konuşmasında “AKP hazırsa MHP dünden vardır” tasarı veya teklifin TBMM’ye gelmesi halinde MHP gereğini yapacaktır.” demiş AKP’ ye arka çıkmıştı.

Kendi partisini iktidar yapmaya değil de başka partiyi iktidarda tutabilmek için çalışan bir genel başkan belki dünyada bile ilk kez görülüyor.

                                                           ***

Bu adama MHP liler nasıl halen tahammül edebiliyorlar şaşmamak elde değil.

Onunla ilgili bir başka yazımda dediğim gibi Türkeş’in kemiklerini sızlatıyor.

MHP’nin 11. Büyük Kurultayında Devlet Bahçeli’den incilere bakalım şimdi.

O kurultayda AKP’yi yerden yere vuruyordu.

“Türklükle karşıma gelmeyin diyen, Türk’üm seslenişinden ürken, Ne Mutlu Türküm diyene sözünden irkilen Recep Tayyip Erdoğan’ın zalimlere hizmet ettiği çok açıktır.”

Erdoğan’ın Başkanlık ihtirasları ile PKK’nın Türkiye’yi bölme emelleri kesişmiştir.

Meksika Modeli, Türk Tipi Başkanlık derken dört parçalı Kürdistan küresel güçlerin teşvik ve tazyikiyle Erdoğan ve Öcalan’a çözülme şartnamesiyle ihale edilmiştir.

AKP-PKK yeni anayasaya bel bağlamıştır.

Buradaki “al-ver” pazarlığının özü şudur:

Ver Başkanlığı, al özerkliği

Ver Başkanlığı, al teröristbaşının özgürlüğünü.

Erdoğan’ın meydan meydan dolaşarak “Yeni anayasa için 400 milletvekili” çığırtkanlığı yapmasının arkasında yatan da budur.”

“PKK’yla görüşüyorsun” dediğimiz de ağız dolusu hakaret etmiş, şeref resti çekmiş, inkâr yolunu tercih etmişti.

Ancak şerefsizliğin kimin ayağına dolandığı, kimin alnına yapıştığı kısa sürede vuzuha kavuşmuştu.

Erdoğan’ın izni ve icazeti olmadan PKK heyeti kurulmaz, kurulamaz.

Doğu’da Kürt sorunu yaygarası koparan, Batı’da ‘ne Kürt sorunu kardeşim’ diyen bu Erdoğan’dır.

Mısır’da İhvancı, Erbil’de peşmergeci, İmralı’da peşkirci, Brüksel’de AB’ci, ABD’de BOP’çu, tarihte mandacı, Erivan’da diasporacı, Moskova’da Şangay’cı, Kıbrıs’ta Rum’cu, Kandil’de işbirlikçi, Ankara’da 36 etnik tetikçi aynı kişidir.

Erdoğan her şey olmuştur, her şeye gönül vermiştir; ama bir tek Türk olamamış, bir tek Türklüğü içine sindirememiştir.

Türklüğü etnik seviyeye indiren, Kürt kökenli kardeşlerimi siz-biz diye ayıran Erdoğan gaflettedir, şuursuzluğun gayya kuyusundadır.

Ve böyle bir kişinin Cumhurbaşkanı olması büyük bir talihsizliktir.

                                                              ***

Ey MHP’liler!  Kardeşlerim!

O kurultayda Erdoğan gaflettedir, şuursuzluğun gayya kuyusundadır diyen genel başkanınız bugün aynı durumda ve hepimize ihanet içindedir.

Rejimi değiştirmek isteyen Erdoğan’a boyun eğmiş AKP tarafına geçmiştir.

Buna izin verecekmisiniz?

Lütfen düşünün…

Erdoğan bizlerle kafamı buluyor?

Her gün fikir değiştiriyor.

Bir dediği diğerini tutmuyor.

Esat’ı devirmek onda tutku haline gelmiş.

Fırat harekâtını başlattığı zaman;

“Fırat Kalkanı Harekâtının temel hedefi, ülkemize DEAŞ ve diğer terör örgütlerinin saldırılarının önlenmesi ve bölgenin tamamen temizlenmesi içindir” demişti.

Oysa bizleri kandırmış…

Meğer esas amacı Esat’ı devirmekmiş.

Hiç vaz geçmemiş demek ki…

Bunca askerimizin şehit olması ve tanklarımızın, toplarımızın Suriye topraklarına gönderilmesi meğer Emevi Camisinde namaz kılma hayali içinmiş.

Şimdi itiraf edercesine;

“Devlet terörü estiren zalim Esed’in hükümranlığına son vermek için biz oraya girdik başka bir şey için değil” diyor.

Vay canına!

Birde şöyle demez mi?

“Bizim Suriye’nin topraklarında gözümüz yok. Mesele toprağın gerçek sahipleri topraklarına sahip olsunlar bunu sağlamak için. Orada bir adaletin tesisi için varız” diyor.

Gülermisiniz, ağlar mısınız?

Aklımızla alay ediyor adeta…

Ey haşmetmeab!

Sultanım…

Affedersin ama sen ilk önce kendi ülkende adaleti sağlasana…

Türkiye’yi hallettin, sıra Suriye’ye mi geldi?

***

Tarihinde Suriye topraklarından çeşitli medeniyetlerin geçmesi Hazreti Nuh’un oğlu Şam ile başlamış.

1517 yılında Osmanlı hakimiyetine geçene kadar kimler gelmiş, kimler gitmiş …

1517 yılında Osmanlı hakimiyetine geçmiş.

Birinci Cihan savaşı (1914-1918) sonrasına kadar Osmanlı idaresinde kalan Suriye, Birinci Dünya Savaşında müttefik ordularının yenilmesi neticesinde, Osmanlı Devleti’yle imzalanan Mondros Antlaşmasıyla bölge Fransızların işgaline uğramış.

  1. Dünya Savaşından sonra Fransızlar Suriye’nin bir kısmına özerklik vermişler ve güçlerinin önemli bölümünü çekmişler.

1943 seçimlerinde Şükrü el-Kuwatli, Suriye’nin ilk Cumhurbaşkanı seçiliyor.

Esat’ın babası onu deviriyor VS.

Uzun hikâye …

Erdoğan “Mesele toprağın gerçek sahipleri topraklarına sahip olsunlar” demekle acaba ne demek istiyor?

Yaklaşık 400 yıl Osmanlı hakimiyetinde olan Suriye tutkusu bunun için midir?

Malum, Osmanlı hayranı ve halife olmak istiyor.

***

Erdoğan Suriye’yi Rusya ve İran’a rağmen fethedeceğine mi inanıyor?

Bu boş hayallerden ne zaman kurtulacak ve Türkiye’yi ateşe atmaktan vaz geçecek dersiniz?

Tamam anladık, “Türkiye, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 51. maddesiyle de uyumlu olarak meşru müdafaa hakkını kullanacak şekilde Suriye’nin kuzeyindeki Cerablus bölgesine bir operasyon düzenledi.

Başarılı da oldu ama daha fazlasını düşünmemelidir.

Akıllı birilerinin Erdoğan’la konuşup Suriye’yi fethetme saplantısından vazgeçirmeyi sağlamalıdırlar.

Çünkü Suriye bizim sigortamız gibidir.

Suriye’nin üniter bütünlüğünün korunması Türkiye için yaşamsal önemdedir.

Bu da Suriye’nin parçalanmadan ve Esat’ın iktidarda kalması ile mümkündür.

Neyse ki dün yapılan MGK açıklamasında durum nispeten kurtarıldı.

***

Aaaaa! Ben yazımı bitirmeden Fırat Kalkanı operasyonuyla ilgili sözlerinde, Rusya’dan gelen tepkilerin ardından geri adım atmış.

Fırat Kalkanı operasyonunun hedefi de herhangi bir ülke veya kişi değil, sadece terör örgütleridir” demiş.

Ve işin komik tarafı önceki sözleri için de “söylediklerimizi de kimse başka bir şekilde yorumlamasın, başka yere çekmesin” demiş.

Yahu unutuyor mu?

Bizlerle dalgamı geçiyor?

Yoksa çok çalışmaktan artık beyinde rahatsızlık mı başladı…

Bir insan bu kadar değişken olamaz.

Bize de keçileri kaçırtacak…

Tünay Süer

Allah topunuzun cezasını versin…

Yine gündüzümüz gecelere karıştı sanki.

İçimiz karardı, kalplerimiz daraldı artık.

TSK açıklama yaptı.

Fırat Kalkanı Operasyonunda 15.30 da iki askerimiz ile irtibat kesilmiş.

Esir mi düştüler Allahsız kitapsızlara, Allah ile aldatan cellatlara?

Bilinmeyen bir yerde yaralılar da, acı ile kıvranıyorlar mı?

Nerede bu çocuklarımız?

Neredeler?

Nasıl yataklarınızda rahat uyuyabiliyorsunuz?

Nasıl boğazınızdan lokma geçiyor?

Cevap verin, başsağlığı dilemeyi bırakın artık.

Usandık sizden de yönetiminizden de.

Sizler bu millete eza çektirmek için mi geldiniz başımıza?

Bize bu acıları yaşatma hakkını kimden alıyorsunuz?

Türkiye’yi alev topuna döndürdünüz.

İçimiz yanıyor, yanıyor, yanıyor…

Bu kadar acı yetmez gibi akşam saatlerinde yine Adana’dan haber geldi bu kez.

Süleymancılar denilen bir cemaatin “Aladağ Tahsil Çağındaki Talebelere Yardım Derneği Ortaöğretim Kız Öğrenci Yurdu’nda elektrik kontağından çıktığı söylenen  yangında 13 kız öğrenci ve bir eğitmen ile küçük çocuğunun yanarak hayatlarını kaybettiklerini öğrendik.

Binanın 2. Ve 3.katından atlayarak yaralanan 15 öğrenci hastanelere kaldırılmışlar.

Vay tarikatınız batsın inşallah…

Aklıma Sivas Madımak geldi.

Tekrar ediyorum gericiliğiniz, tarikatınız, cemaatiniz yere batsın inşallah.

Çocuklar iki yıl önce başka bir devlet yurdunda kalıyorlarmış orasını bakımsız diye yıkmışlar ve daha beter olan buraya yönlendirmişler.

Şu hale bakınız, yangın merdiveni ve diğer kapılar kilitliymiş.

Çocuklar çıkamamışlar.

Ne biçim Yurtmuş orası?

Yurt mu hapishane mi ya?

Allahtan korkun…

Başbakan Binali Beyefendi eleştiri gelince cırcır böceği gibi ötüyorlar diyor.

Bizlerden dilsiz ve sağırı oynamamızı istiyor herhalde.

Devlet denetimini yapamıyorsanız o zaman bu yurtları açtırmayın kardeşim.

Millî Eğitim Bakanlığı ne işe yarar?

Aile sosyal politikalar bakanlığı ne işe yarar?

Yangın çıkar çocuklar yanarlar, bir başka yurtta tecavüze uğrarlar bizler susacağız ha!

Cemaatler, tarikatlar açılsın diyenler acaba biraz insani duygularla pişman oluyorlar mı?

Biraz olsun üzülüyorlar mı dersiniz?

Hiç sanmam.

O örümcek tutmuş beyinleri orta çağda kalmış hepsinin.

Kendi çocuklarını Amerika, İngiltere gibi dış okullarda elbebek, gül bebek okuturlar onlar.

Olan fakir aile çocuklarına oluyor.

Askerde onlar cephelere sürülürler, şehit veya gazi olarak dönerler.

Gazilere utanmadan engelli yaftası takarlar.

Vatan uğruna gurbette, Allah’ın dağlarında, kayalıklarında can verenlere de 15 Temmuz şehitlerine gösterdikleri itibarı göstermezler.

Sizler ne vicdansız adamlarsınız be?

Birileri şehit de öbürleri kelle mi sizler için?

Çok üzgünüm, içimden geçenleri burada yazmıyorum.

Topunuzu yüce Allah’a havale ediyorum.

Erdoğan’ın ipi çekiliyormuş!

Eski Akit yazarı şimdilerde Hükümete yakın Milat gazetesinin Genel Yayın Koordinatörü ve yazarlığını yapan Serdar Arseven,

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yerine “Batı 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gülü hazırlıyor “diye ortaya bir şey atmış.

“Senaryo, ‘ekonomik kriz’ senaryosu. Türkiye uçurumun kenarına getirilecek ve sonra da duruma müsait bir ‘kurtarıcı’ sunulacakmış…

O da Abdullah Gül olacakmış.

Türkiye’de cumhurbaşkanlığı yapacak adam mı kalmadı yahu?

Bu ülkenin başına bunca sıkıntının gelmesinin baş sorumlusu Gül değil midir?

Onun dışişleri bakanlığı ve cumhurbaşkanlığı dönemlerinde FETÖ’cü hainler en önemli konumlara getirilmediler mi?

Collin Powell ile yaptığı anlaşmayı unutmadık.

Her zaman söylediğimi tekrar ediyorum.

Erdoğan kabadayıdır, bağırır çağırır ama Gül içten pazarlıklıdır ve Avrupa’ya yakındır,

tıpkı Davutoğlu gibi.

                                                            ***

Başbakan Binali Yıldırım, anayasa değişikliğiyle ilgili referanduma gitmeden önce olağanüstü halin kaldırılacağını açıkladı.

Ne var ki, “2017 ye girer girmez kaldırılacak diye bir şey yok” sözlerini de ilave ediyor.

İnanalım mı acaba?

Çünkü “OHAL şartlarında referandum yapıldı’ gibi bir söz söyleme fırsatı vermeyiz. Bu nedenle referandum öncesi OHAL kaldırılır diye düşünüyorum” diyerek de ucu açık söz etti muhterem…

                                                                ***

AKP Hükümetinin Türkiye’ye verdiği zarar belli iken ve AKP çöküşe geçmişken yandaşlar tarafından da çeşitli senaryolarla Erdoğan mağdur durumda gibi gösterilmeye başlandı.

Birisi Erdoğan’ın ipi çekiliyor derken bir diğeri, “Refah Partisinin eski milletvekili Şevki Yılmaz  “Cumhurbaşkanımızı Lahey’de yargılamak için büyük bir oyun kuruluyor.

Cumhurbaşkanımızın pilotlarına dikkat etmesi gerekir, kaçırabilirler’ diyor.

AKP Başbakan Yardımcısı eski MHP li Tuğrul Türkeş ’AK Parti’yi referanduma itmenin Bahçeli’nin erken seçime yönelik bir siyasi tuzağı olabileceğini’ söylüyor.

Anladığımız kadarıyla parti içinde bir korku var.

Alışkın olmadığımız şekilde AKP içinden ve yandaşlardan farklı sesler çıkmaya başladı.

Demek ki yalnız Türkiye’nin değil partinin de nereye gittiğini anlamaya başladılar artık.

                                                                    ***

Anlayamadığım bir nokta FETÖ cü diyerek çok kişi tutuklandı, hapishanelerde yer kalmadı haliyle kurunun içinde yaş ta yanmaya başladı.

AKP Genel Sekreteri Abdülhamit Gül, Kılıçdaroğlunu günah keçisi yapmaya kalktı.

 Efendim, Kılıçdaroğlu milli güvenlik sorunu olmuş.

HDP Eş başkanları hapistelermiş ama Kılıçdaroğlu HDP eş başkanlarını aratmayan siyaset yapıyormuş.

Daha iyi ya, sizin işinize geliyordu bir zamanlar hatta Erdoğan başbakanlığı zamanında “iyiki Kılıçdaroğlu var” demiyor muydu?

Kılıçdaroğlunun hataları bize göre çok olabilir evet, CHP’nin özünde doğru politikalar yapmış olsaydı zaten AKP böylesine rahat hareket edemezdi.

Ne var ki Kılıçdaroğlu AKP Hükümetine gidin terörist başı Öcalan ile anlaşın, örgütü içerden yönetsin demedi.

Habur rezaletini önermedi ve PKK’ya silah, mühimmat, tonlarca bombayı belirli yerlere gömün demedi.

Ekonomiyi o çökertmedi.

Ama olanları görmezden geldi ve karşılığında 6 seçimdir kaybetti.

Hemen hemen bir iki Arap ülkesinden başka dost ülke kalmamasına o sebep olmadı.

Ben Kılıçdaroğlunu pasif muhalefet yaptığı için her zaman eleştiren bir kişi olarak onun avukatlığını yapmam asla.

Milli güvenliği siz sağladınız da o mu bozdu?

Güldürmeyin insanı.

Şimdi bakıyorum CHP tu kaka oldu her türlü pisliği atmaya çalışıyorsunuz.

Neredeyse CHP ‘i FETÖ’ ü ilan edeceksiniz.

FETÖ yü orda burada aramayın artık.

Çünkü FETÖ omurgasının büyük bir bölümü AKP’nin içinde durmaktadır.

Devlet Bahçeli bir konuşmasında 47 si eski olmak üzere 89 milletvekilinin olduğunu söyledi.

Tencere dibin kara seninki benden kara derler buna Abdülhamid Efendi.

Erdoğan şimdi neden dokunmuyor partideki FETÖ’ cülere dersin?

Sen onu bir düşün istersen…

YARSAV’ın ilk Başkanı Av. Eminağaoğlu neden disipline verildi?

Ülkemizde hukukun üstünlüğü yok olmuş, üstünlerin hukuku haline getirilmiştir.

Bu durum ne yazık ki mevcut iktidar yanısıra diğer partiler içinde de uygulanmaktadır. Genel başkanlar özgürlükten, demokrasiden, insan haklarından dışa dönük konuşsalar da kendi partileri içinde bunu asla uygulamıyorlar

Örnekleyecek olursak yakın tarihte MHP Genel Başkanı Bahçeli’den başlayabiliriz.

Kasım 2015 Türkiye genel Seçimlerinde hezimete uğrayarak 80 vekilin yarısını kaybetmişti.

MHP eski milletvekili Meral Akşener, Açtığı davayı kazanarak ihraç edildiği MHP’ye geri dönen Sinan Oğan ve Koray Aydın gibi değerler  kurultay çağrısında bulundu ve genel başkan adayı olduklarını açıkladılar.

547 delege olağanüstü kurultay yapılması için imza toplayarak MHP Genel Merkezine iletmiş fakat Bahçeli, kurultay çağrılarını reddetmiştir. 

Ve 19 Haziran 2016 tarihinde yapılan kurultayda parti tüzüğündeki ‘olağanüstü kurultaylarda genel başkan seçimi yapılmasını’ engelleyen maddeyi değiştirmiştir.

AKP’nin stepnesi diye ün salan Bahçeli 7 Haziran seçimlerinde Kılıçdaroğlunun ona başbakanlık teklifi götürmesine rağmen “HDP’yle asla yan yana gelmeyiz” diyerek, AKP’yi iktidardan düşürme fırsatını elinin tersiyle itti.

Bugünkü siyasi tablonun yaratıcısı oldu.

Onun AKP hayranlığı ve Türk Milletine ihaneti bilerek yaptığı hatalar sayfalara sığmaz.

Zaten herkes biliyor fazla uzatmaya gerek yok

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğluna gelince Baykal’ın kaset komplosu ile istifasından sonra umut olarak CHP’ye tüm delegelerin evet oyları ile genel başkan seçilmişti.

Sonraki seçim ve kurultaylarda kendi belirlediği kişileri seçtirdi.

Delege yapısı tamamıyla değişti partideki tüm ulusalcılar dışlandı.

Partinin içinde Atatürk düşmanları, PKK sempatizanları ve Fethullaha övgü düzen tarikatların açılmasına ışık tutan kişiler milletvekili yapılarak yönetime, belirli yerlere getirildiler.

Parti öyle bir konuma getirildi ki birçok vekil yanlış politikalara koltuğunu kaybetmemek için ses çıkarmadı.

Parti içinde elbette Atatürkçü milletvekilleri halen var.

Ne var ki Süheyl Batum, Nur Serter, Birgül Ayman Güler gibi değerler muhalefet yaptıkları için uyduruk sebeplerle ya ihraç edildiler ya da istifa etmek durumuna getirildiler.

                                                          ***

Dün (23.11.2016 Çarşamba) İMECE toplantımızda konuğumuz duayen hukukçularımızdan YARSAV’ın kurucu başkanı Av.Ömer Faruk Eminağaoğlu’ydu.

Onu Atatürkçülüğünden asla ödün vermeyen bir CHP li olarak ve mücadelelerinden tanıyoruz.

Eminağaoğlu Türkiye’yi şu karanlık günlerden aydınlığa çıkaracak tek kurumun CHP olduğunu söyledi.

CHP politikalarındaki yanlışlıkları konuştuk.

Eğitim düzeyi olmayan ülkemizde din faktörünün öne çıktığı ve Erdoğan’ın bunu çok güzel kullandığını, CHP’nin bu durumda geri çekilerek kendi özünden saptığı görüşünde birleştik.

1976 yılında çıkartılan bir genelge ile mesai saatlerinin namaza göre ayarlanmasının gündeme geldiğini,

Darbe yasasının yok edileceği vaatleri ile referanduma gidilişini,

Terörle mücadele görüntüsü altında getirilen geçici 15.maddeye CHP yönetiminin hayır demediği ve sonuçlarında AKP’nin bu yasa ile nasıl beslendiğini anlattı Eminağaoğlu.

Egemen bir devletin cezaevinden terörün yönlendirilmesine nasıl izin verdiği,

Öcalan’ın yeniden yargılandığı taktirde 25 yıl daha hapis yatacağı bilgisini gerek CHP gerekse barolar ile görüştüğünü ama destek bulamadığını ve buna benzer çok önemli konuları bizzat kendisinden duyduğumuzda nasıl destek bulamadığına hayret ettik.

Bu arada kendisinin disipline neden verildiğini sordum.

Cevabı karşısında şaşırdım desem yerindedir.

Facebookta çıkan siyasi bir karikatürü beğendi olarak işaretlemiş.

Vay senmisin beğenen?

Pusuda olan birtakım kişilerce dile getirilmiş ve genel başkana duyuruldu mu bilemem…

İl Disiplin Kuruluna verilmiş.

Bu bir ihracın başlangıcı olmaz inşallah…

Bence bu bir bahanedir.

Parti içinde bazılarının onun mevcudiyetinden rahatsız olmalarının sonucudur.

Bu nasıl bir kolaylıktır anlamak mümkün değil.

21.yüzyıldayız.

Dünyanın devlerinden ABD gelmiş geçmiş başkanları her zaman karikatürlere konu olmuşlar bazen dozaj aşılarak evcil hayvan olarak çizilmişlerdir ama başkanlardan ne bir protesto ne de ceza gelmemiştir.

Onlar gülüp geçmişlerdir.

Karikatürler zaten güldürü sanatıdır.

Demek ki bizde başka türlü düşünülüyor ve ceza vermek için biçilmiş kaftan oluyor.

Düşünüyorum da CHP içerisinde 50 Eminağaoğlu olsaydı AKP Türkiye’yi bu hale getiremezdi.

İşte Tayyip Erdoğan diktatörse ki öyle deniliyor, partilerin genel başkanları da parti içi dikta uyguluyorlar.

Bir kere o koltukları kazandıkları zaman defalarca kaybetseler de istifayı düşünmüyorlar…

Irz düşmanlarını, sapıkları aklama yasası durduruldu

Bugün ülkenin geleceğinden kaygılanmayan kaç kişi var acaba?

Ben şahsen kiminle görüşsem gördüm ki yarınlarından korkar duruma gelmişler.

İktidar ülkeyi bu hale getirmiş işte.

Eserleriyle gurur duysunlar!

İzledikleri yanlış politikalar yüzünden başımıza gelmeyen kalmadı.

CHP li Umut Oran ekonomik krizin bağıra bağıra geldiğini, ekonomimizin   göz göre göre iflas noktasına doğru ilerlediğini ve büyük felaketin yolda olduğunu söylüyor.

Ve yine Oran diyor ki;

AKP hükümeti demokrasiyi katlederek, hukuku mahvederek, ekonomiyi kötü yöneterek, idamı tartışarak, çocuk evliliğini ve tecavüzü savunarak, Türkiye’yi hızla ve istikrarlı bir şekilde Orta Çağa götürüyor.

AKP’nin 15 yıllık kalkınma planında 2018 yılı için öngörülen dolar kuru 1,97 liraydı” bugün 3,40 TL’yi gördü”.

                                                                     ***

Başbakan diyor ki, dolar artar da düşerde size ne?

Bu sözleri ile milleti keriz yerine koymaya utanmıyor.

Hayret!

Yükselen dolar karşısında Türk Lirasının eridiğinden anlamıyor demek ki…

Ona birilerinin anlatması gerek.

Tuzu kuru tabi…

Kendi aylığı ile bir emeklinin, işçinin aldığı para arasındaki uçurumları görmezden geliyor.

Ev kiralarından haberi yok.

Allahtan korkun biraz ya…

“Tüm bunlara rağmen yüzleri kızarmadan maaşlara çekirdek parası kadar zam yapmaya da utanmıyorlar.”

Ayrıca Türkiye’de hiç kimsenin can, mal güvenliği kalmamış, berbat savaşların içine girmişiz ve şehit haberlerinin ardı kesilmiyor.

İşsizlik, yoksulluk hadsafaya gelmiş.

Emekliler aldıkları iki kuruş aylıkla ayakta kalma savaşı içindeler.

Madenlerde, inşaatlarda çalışan işçilerimiz gerekli önlemler alınmadığından hayatlarını kaybediyorlar.

2016 yılının ilk dört ayında 586 işçimiz yaşamını yitirmiş.

İş yerleri, fabrikalar bir bir kapanıyor, esnaf, çiftçi kan ağlıyor.

Bankalar şubelerini azaltıyor.

Kıbrıs elimizin altından gidiyor.

52 adamızda Yunan bayrakları dalgalanıyor.

Ordumuz dağıtılmış.

Tüm bunlar hükümetin umurunda değil.

Varsa yoksa dertleri Türk usulü (!) başkanlık…

Türkiye’nin fotoğrafı bu işte.

AKP ye birkaç kutu makarna erzak, kömür için oy verenler,

çıkarları için  destekleyenler mutlumudurlar şimdi?

Münasip bir yerlerine kına yaksınlar…

                                                              ***

IRZ DÜŞMANLARINI AKLAMA DURDURULDU

17 Kasım 2016 da AKP li hükümet üyesi beş milletvekilin Türkiye’yi ayağa kaldıran yasa  teklifini TBMM Genel Kuruluna sundular.

“Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”na önerge teklifi ile geçici 1. Maddesine;

“16.11.2016 tarihine kadar işlenen cinsel istismar suçunda, mağdurla failin evlenmesi durumunda, koşullara bakılmaksızın Hükmün Açıklanmasının geri bırakılmasına, hüküm verilmiş ise cezanın infazının ertelenmesine karar verilir” ifadeleri eklendi.

Tasarı AKP oyları ile kabul edildi.

İşte bu tasarı başbakan ve adalet bakanı tarafından kabul gördü.

Teklifi mazur gösterecek sözler ettiler.

“Kanunun izin verdiği yaştan önce evlenenlerin mağduriyetlerini gidermek için yapılan düzenleme” olduğunu söylediler.

Bu bir aldatmacaydı.

Aslında tecavüzü meşrulaştırıcı bir yasaydı.

Küçük çocukların hayatlarının çalınmasıydı.

Bu konuya dünkü yazımda değinmiştim.

Başta CHP li kadınlar olmak üzere partili, partisiz tüm analar babalar isyan ederek ülkenin her yanında ayaklandılar.

Meydanları doldurdular.

Tasarı Erdoğan’ın el atması ile geri çekilerek komisyona aktarıldı.

Böyle rezil bir teklif, aslan yürekli kadınlarımızın sokaklara dökülmeleri, TBMM’sine yürümeleri ile şimdilik durdurulmuş oldu.

Durdurulması yetmez.

Tamamıyla kaldırılmalıdır.

Tünay Süer

Ben Erdoğan’ın yerinde olsam…

Adalet Türkiye’de cehalet ve menfaate dönüşmüş bir kavram haline gelmiş durumda.

AYM (Anayasa Mahkemesi) Türk Ceza Yasası’nın “Çocukların cinsel istismarı “başlıklı 103/2. Maddesinde yer alan “Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur” hükmünü , 12.11.2015 tarih ve E.2015/26, K.2015/100 sayılı kararıyla iptal etti.

Efendim, Yüksek Mahkeme, bu tür davalara ilişkin yargılamada, her bir somut olayın özelliklerinin (!) dikkate alınmasını ve buna göre ceza tayin edilmesini istiyormuş…

4 yaşındaki mağdur ile 14 yaşındaki mağdura karşı işlenen cinsel saldırı suçlarında adil bir fark olmasını istiyormuş.

Ortada bir tecavüz yani cinsel saldırı varken nasıl adil fark olacakmış?

                                                                 ***

AKP’nin oyları ile meclisten geçen bu yasa cinsel istismar suçlularına bayram yaptırmıştır her halde.

Çünkü böyle utanmaz bir yasa önerisi kabul görürse, sapıklar özgür kalacaklarını veya çok az bir ceza ile yırtacaklarını bildikleri için daha çok kuduracaklar, daha fazla çocuğa cinsel tacizde bulunarak ırzlarına geçeceklerdir.

Tabi yalnız çocuklara değil kadınlara da…

CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın araştırmalarına göre son 10 yılda çocuklara yönelik cinsel istismar davalarında 100 de 700 oranında artış olmuş.

Bu berbat durum sadece ailelerin değil tüm vicdanlı insanların yüreklerini kanatır.

Çocuklukta cinsel tacize uğramış bir çocuğun ruh sağlığı nasıl olur, nasıl etkilenir AYM bunu gözetti mi acaba?

O çocuğun ruhsal dünyasındaki derin ve kalıcı tahribatı nasıl telafi edebilirler?

Tecavüzcüsü ile evlendirerek mi?

Cinsel istismarın çocuk üzerinde yıkıcı etkilere yol açtığını nasıl düşünemezler?

Kendi çocukları böyle bir tacize maruz kalsaydı veya kalsa yine adil bir fark mı arayacaklardı?

Çocuklara yönelik taciz ve tecavüz davalarının %700 lere çıkan bir ülkede gece yarısı mecliste çocukların tecavüzcüsüyle evlendirilmesi veya 13 yaşındaki bir çocuğun evlenmesinde bir mahsur görülmemesi insana yuh artık dedirtiyor.

Çocuk veya kadın tecavüze uğrayacak ve tecavüzcüsü ile evlenecek ha?

Tecavüzcüsü ile evlendirilmesi tecavüzü suç olmaktan çıkartacak böylece, düşünceye, zihniyete bakın…

Yahu bu kararları önerenler, böyle düşünenler hangi devirde yaşıyorlar acaba?

Böyle bir yasa asla kabul edilemez.

Bu tecavüzcülere yasal kalkan değil de nedir?

Yasanız batsın be…

Utanmanız varsa biraz utanın.

Tecavüze uğrayan erkek çocuğu ne yapacaksınız, erkekle mi evlendireceksiniz?

                                                                     ***

Gelişme çağında olup defalarca tecavüze uğrayan erkek çocuk ileride homoseksüel olabilir, kız çocuk fahişe olabilir veya her iki cins te ruhsal travma ile intihar edebilirler.

Unutmayalım ki bu çocuklar hepimizin çocuklarıdır.

Onların hayatlarını karartmaya kimsenin hakkı yoktur.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ   önerilen yasanın tecavüzcüleri kapsamadığını söylerken Başbakan Binali Yıldırım topu CHP ye atıyor.

CHP’nin tepkisine çarpıtma, saptırmaya yönelik faaliyet diyor.

Hani derler ya koskoca başbakan işte öyle yaşını başını almış adam diyor ki:

“Yaşı tutmayan, erken yaşta evlenenler var.

Dolayısı ile çocukları oluyor.

Baba hapse giriyor, çocuklar anasıyla kalıyor

Bu şekilde üç bin aile tespit edildi.

Bir seferliğine mağduriyetin giderilmesine yöneliktir.”

Bu sözler bana sizlere bir şey hatırlattı mı?

Ben hatırladım…

Karaman’da Ensar Vakfı’nda 10 yaşlarında olan 45 erkek çocuğa öğretmenleri tarafından tecavüz edildiği ortaya çıkınca AKP Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu’da  “Bir kere olması hemen karalamak için gerekçe olamaz” demişti.

İşte bunların zihniyetleri bu…

Ha…Bu arada Sümeyye Erdoğan’ın derneği Kadem’den büyük tepki olmuş.

Gerek başbakana gerekse Adalet bakanına tokat gibi yanıt gelmiş.

“Küçük yaşta kız çocuğunun kendi iradesi nasıl tespit edilir?

Çocuklara cinsel istismar gibi konuların ideolojik çekişmenin dışında tutulması gerek.”

Sözler tam yerine cukka oturmuş.

Evet bu içimizi kanatan, Türkiye’yi ayağa kaldıran, dünyaya rezil eden tecavüzler partiler üstü bir konudur.

Çocuklarımızın geleceğidir.

Bravo Sümeyye diyorum.

Ben Erdoğan’ın yerinde olsam bu kızı hemen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı yapardım.

AKP den ilk defa doğru bir ses çıktı.

 

Not: AYM bu çıkışıyla kamuyu meşgul etti. Her tarafta feryat figan var haliyle.

Acaba diyorum gündem değiştirmek için miydi dersiniz?

Arkadan ne çıkacak bekleyip görelim…

Tünay Süer

Bu gidişle…

Vatan Gazetesi’nin 2008 de “Hoş geldin KAOS” manşetine Başbakan Erdoğan çok kızmış ve “KAOS sizin kafanızda ” demişti.

Bugün Erdoğan’ın danışmanları arasında olan Yiğit Bulut 14 Şubat 2008 tarihli Vatan Gazetesinde  “Tehlike çok büyük” başlığındaki yazısında Erdoğan’ı Hitlere benzetmişti.

  “Gidişatımız aynıdır. Bugün “oh Başbakan basına çattı” başbakan gibi düşünmesem bile, bu sefer iyi oldu’ demeyin… Sizin için geldiklerinde ‘ses çıkaracak’ kimse kalmayabilir… Tehlike çok ama çok büyük!” diye güya sessiz basını uyarmıştı.

Ve yazısında şöyle demişti:

Türkiye’nin içine girdiği yol ve Hitler Almanya’sının vardığı “nokta”.

Görünüşte dağlar kadar fark var ama “başlangıç noktaları ve gelişimleri” itibariyle aynı.

“İçimizi rahatlatacak tek bir büyük fark var; Hitler Almanya’sında “ordu” lidere itaat ediyordu, bağlıydı. Bizde “diktatör” olma yolunda ilerleyen arkadaşlara “ordunun destek olması hatta sempati” duyması mümkün değil…”

Sonuç: Konuyu fazla uzatmayacağım. Türkiye adına “çok ama çok endişeliyim”. Benim ve benim gibi “ideolojik olmayan” ortalama Türk vatandaşlarının, gidecek başka yerimiz yok…

İçine girdiğimiz yol, her kurumun başına ve kadrolarına “bizden” mantığıyla atama yapılması, her yeri kontrol edelim çabası, 1923’te döşenen raydan “makas atlatma denemeleri” ve en vahimi bunları eleştiren basın kuruluşlarına ve mensuplarına “ağız dolusu” hırslı saldırılar; hedefin “ne” olduğunu net olarak gösteriyor.

                                                               ***

O tarihlerden 5 yıl sonra Jöleli lakabıyla tanınan Yiğit Bulut bu görüşlerini unutmuş, denizcilik tabiriyle tam tornistan yaparak Temmuz 2013’te Başbakanlık

Başdanışmanlığı’na atanarak AKP saflarına katılmıştır.

2014 yılında da ise Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlığına getirilmiştir.

Bu gün cumhurbaşkanlığı ekonomiden sorumlu başdanışmanı olarak görev yapmaktadır.

                                                                 ***

Bizde “diktatör” olma yolunda ilerleyen arkadaşlara “ordunun destek olması hatta sempati” duyması mümkün değil…”diyen Jölelinin o yazıyı yazdığı tarihten bir yıl önce 12 Haziran 2007 de ihbar üzerine Ümraniye’de bir gecekonduda bulunan el bombaları, TNS kalıpları ile Ergenekon davalarının başlangıcı olmuştu.

Ergenekon, Balyoz, Askeri casusluk o dönemde başlatılmış bilim adamları, Türk Silahlı Kuvvetlerinin güzide komutanları, aydınlar, İşadamları, İşçi Partisi Genel Başkanı Perinçek zindanlara atılmışlardı.

Türkiye’de diktatörlüğe hayır diyecek TSK, başta Amerikan ajanları, Fetullah ve AKP işbirliği ile çökertilmeye başlamıştı bile.

Unutmayalım ki AKP iktidarı, Ergenekon – Balyoz gibi kumpas operasyonlar ile 12 Eylül 2010 referandumunu ”Cemaat” olarak da adlandırılan Fethullah Gülen Hareketi’nin”katkıları”yla aşmıştı.

15 Temmuz katliamını yapan Gülen’in Recep Tayyip Erdoğan’ı kerhen desteklemiş olduğu darbe girişimi ile meydana çıkmıştır.

Aslında, koşullar ve siyasal çıkarları, Cemaat ile AKP’yi bir araya getirmişti.

Günümüze geldiğimizde hedefin net olduğu ve tuğla, tuğla inşa edildiği nihayet bazıları tarafından anlaşılmıştır.

Jölelinin 2008 de söylediği sözlere göre Türkiye içine girdiği yol ve Hitler Almanya’sının vardığı “nokta” ya gelmişmidir bugün?

Oraya doğru yol almakta-mıyız?

Gelişen olaylara bakarsak biraz öyle galiba…

Aslında diktatör sıfatı ilk olarak M.Ö. 6. yüzyılın sonunda Roma Cumhuriyetinde kullanılmış.

Bu sıfat resmi olarak kabul edilen, olumsuz çağrışımı olmayan bir sıfatmış.

Günümüzde ise sözlük anlamıyla diktatör; Bütün siyasî yetkileri kendinde toplamış bulunan kimse ve zorba olarak tanımlanmaktadır.

Dünya tarihinin en acımasız diktatörü olan Adolf Hitler  İkinci Dünya Savaşını çıkaran 62 milyon insanın hayatını kaybetmesine neden olan kişidir.

Erdoğan bir Hitler olabilir mi?

Asla!

Türk Milleti buna izin vermez.
Hitlerle Erdoğan arasındaki farka baktığımızda Erdoğan’ın boyu 1.83, Hitlerin ise 1.73 tür.

Hitler Alman Milleti için çalışmıştı, görünen o ki Erdoğan milleti bölmeye çalışmaktadır.

Hitler Almanların üstün ırk olduğuna inanıyordu.

Erdoğan ise bir kez dahi Türküm dememiştir…

Erdoğan Müslümandır, Hitlerin ise Katolik veya ateist olduğu söylenmektedir.

Gücünün zirvesinde olan Erdoğan içerideki gücünü dışarıda da kullanmak istiyor.

Ne var ki kimse onu dinlemiyor…

Tünay Süer

08 Kasım.2016

Sırada kim ve hangi parti var ?

Bugün Ulusal Kanalda Sebahattin Önkibar Alternatif programından her zamanki gibi

Kılıçdaroğlu’na seslendi.

CHP’nin Tanrıkulu ile Mehmet Bekaroğlu’ndan ibaret olmadığını, içeride çok sayıda Atatürkçü milletvekillerinin olduğunu, ülkenin şu durumunda dahi halen yanlış politikalar güttüğünü gerçek bir partili gibi dile getirdi.

Danışmanlarının yeterli olmadığını, CHP içinde danışmanlık yapacak Ali Topuz gibi çok sayıda değerli insanların olduğunu söyledi.

Doğru söze ne denir?

Ben de birçok arkadaşım gibi aynı düşünüyorum.

Parti içinde bazı arkadaşlarım eleştirileri dinlemedikleri için sanıyorlar ki Kılıçdaroğlu elinden geleni yapıyor.

Yanlış.

Eğer bizler yani partimizin gerçek gönüllüleri, emekçileri olarak sesimizi çıkartmazsak

Türkiye ya bölünecek ya da Erdoğan sultanlığını ilan edecek.

Ben yaza yaza usandım.

***

Mücadeleyi halkla birlikte ve doğru yapmalıyız.

Yıllardır muhalefetimi ortaya koyarak yapıcı eleştirilerimi anlatmaya çalışıyorum.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun da dediği gibi;

“Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde yürüttüğümüz Milli Mücadelede Türkiye Büyük Millet Meclisi  bugün KHK’lar ile yok sayılma noktasına getirilmiştir.”

Türkiye’nin bu günlere gelmesinde Kılıçdaroğlu ve yönetiminin payı büyüktür.

Başkanlık sistemine bile önceleri hayır derken sonra “ABD tipi bir başkanlıksa tartışabiliriz” dedi.

Dokunulmazlıkların kaldırılmasına;

“Anayasa’ya aykırı olmasına rağmen AKP’nin teklifine evet diyeceğiz” dedi.

Milletvekillerinin çoğu ret ettiler.

Kılıçdaroğlunun baskısına rağmen 133 milletvekili olan CHP den sadece 25 oy çıktı.

Kimlerin evet oy kullandıkları malumdur.

***

Meclis’te 667 dokunulmazlık fezlekesi bulunuyor.

HDP’nin 405, CHP’nin, 192 dosyası AKP’nin 46, AKP stepnesi MHP’nin 20 dosya dosyası bulunmakta.

Görüldüğü gibi HDP den sonra 192 fezleke ile CHP ikinci sırada.

Yıllardır yazılarımdan haykırmaktayım.

Yasama, yürütme ve yargı AKP’nin eline geçerse iş, partilerin kapatılmasına kadar gidecek diye.

Erdoğan bugün TSK başta olmak üzere her kurumu eline geçirdi.

Amacı, siyasal rejimi anayasal monarşi olarak tanımlanan Brunei Sultanı Hassanal Bolkiah gibi olmak.

Brnei’da üyeleri Sultan tarafından atanan ve Sultanın başkanlık ettiği Bakanlar Konseyi yürütmeden sorumludur.

Ülkenin mutlak hâkimi olan Sultan, aynı zamanda Başbakanlığı, Savunma Bakanlığını ve Maliye Bakanlığını da kendisi yapıyor.

Bu gün aynısını yaşamaktayız.

Erdoğan’ın Anayasa’yı değiştirmek istemesinin yegâne sebebi de budur.

Böyle bir isteğinin olduğu Türkiye genelinde yaptığı Anayasa Platform çalışmalarında belliydi.

Ne yazık ki o platform içinde CHP li vekillerde vardı ve anlayamadılar demek ki…

Yine bir yazımda anlatmıştım.

***

CHP’nin yanlışlarından bazıları

Atatürk’ün partisi olan Ana muhalefet Partisi CHP“ AKP’nin kozunu elinden alacağız” düşüncesi ile kendi ideolojisini yok sayarak türbanı ilkokullara kadar soktu.

Tarikat ve cemaatlere sivil toplum kuruluşu muamelesi yaptı bu yetmedi “tekke ve zaviyeler açılsın” dedi.

Anayasa Uzlaşma Komisyonunda; yeni anayasadan “Türk” ve “Türklük” kavramlarını çıkartıp, yerlerine “Türkiye vatandaşlığı” getirelim teklifi CHP adına yapıldı.

Atatürk heykelleri yıkılıp yakılırken sessiz kalarak, Doğuda Şeyh Saitlerin, Rızaların, cumhuriyet ve Atatürk düşmanlarının heykellerini açtı.

Genel Başkan Kılıçdaroğlu son olağan Kurultayda “Ben Dersimli Kemalim ” “Özerk” veya “bağımsız” Kürdistan’ı kurmanın önünde engel olan “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartını mutlaka getireceğiz ”dedi.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bilerek Atatürkçü olmayan birisini aday çıkarttı.

Biz 1930’ların 1940’ların CHP’si değiliz” diyen Kılıçdaroğlu bununla da yetinmedi gerekirse logomuzu değiştiririz dedi.

İmralı canisinin isteklerini kapsayan 70 maddelik yasa teklifini Meclise sundu.

Bu da yetmedi, İmralı’ya gidecek kafilenin içinde olmayı istedi.

***

HDP li milletvekillerinin hapse atılma şekilleri yanlış olabilir.

Cumhuriyet gazetesine yapılanlar yanlış olabilir.

Kılıçdaroğlunun onları savunmak istemesi demokrasi adına doğru olabilir ama ne var ki Türkiye’yi daha büyük tehlikeler beklemektedir.

CHP şimdi bunlarla uğraşacağına Türkiye ve CHP’yi kurtarma politikaları yapmalıdır.

Yoksa ne parti kalacak ne cumhuriyet, ne de Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü…

Tünay Süer

6.Ekim.2016

HDP milletvekilleri neden tutuklandılar

HDP’li milletvekillerinin dün gece bir operasyonla gözaltına alınmaları ve sabah Diyarbakır’da emniyete düzenlenen bombalı saldırı haberi ile yine çok tatsız bir güne başlamış olduk.

PKK’nın üstlendiği bombalı saldırıda 2’si polis 9 kişinin şehit olduğunu, 100’den fazla kişinin yaralandığını açıklandı.

14 yıl bitiyor neredeyse 15 yıl olacak, hangi yıl mutlu bir Türkiye olabildik ki?

Terörün bu kadar azmasına ve Türkiye’nin böylesine bataklığa saplanmasına sebep AKP iktidarıdır.

AKP iktidarı Öcalan ve PKK’lılarla sürdürdüğü “açılım” sürecinde Güneydoğu bölgesini fiilen PKK’ya teslim etti.

PKK oralarda istediği gibi at koşturdu.

Yol kesti, haraç topladı, bombalar gömdü.

Kırsaldan getirilen silahlar örgüt üyelerine dağıtıldı.

PKK, belediyeler eliyle devletleşme sürecini geliştirirken TSK’nın eli kolu bağlandığı için sadece çaresizce seyretti.

Bölgede Türk bayrağı yerine PKK paçavraları asılıyordu.

Tüm bunları bilen, gören AKP den hiç ses çıkmadığı gibi adeta izin çıkmıştı.

İşler o kadar ileri gitti ki;

BDP Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak ve Fırat Anlı 30 Mart’ta

oylarımız tavan yapacak özerklik tescillenecek.

Kürtler bir halk olarak varsa kendini yönetme hakkı da vardır. Güneyde bağımsızlığa yakın bir federasyon oluştu” diyorlardı.( Zaman Gazetesi20.2,2014 İsmail Avcı)

Velhasıl AKP Hükümetinin başlatmış olduğu “açılım Süreci’yle özerklik talebi Türkiye’nin gündemine oturtulmuştu.

BDP’nin “Demokratik özerk yönetim” diye anlattığı projeye iktidar partisi ve CHP de sessiz kalmıştı.

Kılıçdaroğlu “Dersimden sesleniyorum, barış süreci kimsenin tekelinde değildir.

Bu ülkede barış sağlanacaksa bunu yapacak parti CHP dir.

Herkes çok iyi bilsin ki bu ülkede barış süreci durmaz” diyordu.

İşte işlerin bu durumlara gelmesinde muhalefet partilerinin de etkileri büyüktür.

MHP’yi muhalefetten saymıyorum ama CHP’nin AKP karşısında dik duramayışı ve halkın kendisinden beklediği muhalefeti yapmaması da büyük etkendir.

Bir CHP’li olarak bunu içim yanarak söylüyorum.

Meydanı boş bulan AKP geçen yıllar içerisinde bu günlere gelmeyi rahatlıkla hazırladı.

Bugün Türkiye’de ilan edilmemiş bir sultanlık, bir dikta rejimi yaşamaktayız.

Bizler bunu hak etmiyoruz…

                                                                 ***

HDP çok güzel vaatlerle meclise girme hakkını kazandı.

80 milletvekili çıkarır çıkarmaz verdiği sözler lafta kaldı.

Bir şekilde kendisine oy veren onca insanı kandırmış oldu.

Siyasal parti gibi değil PKK militanları gibi çalışıldı.

Yüzlerce askerimizin, polis ve sivil vatandaşımızın ölümlerine sebep oldular.

Bölgede aldıkları belediyeler PKK’nın sığınağı, silah deposu haline getirildi.

Belediye araç gereçleri PKK emrine verildi.

Halk HDP den PKK’yı lanetlemesini beklerken HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş 2014 yılında, 6 – 7 Ekim’de halkı sokağa çağırıp ortalığı ateş topuna döndürmüş 50 vatandaşımızın ölümlerine sebep olmuştu.

Bunlardan ötürü ifadeleri alınmak istenmişti.

Velhasıl Demirtaş ve HDP çok yanlışlıklar yaptılar hep birlikte.

Bunları uzun uzun anlatmaya gerek yok.

Demirtaş halen yanlışlıklara devam etti.

Açıkça PKK’yı desteklemek,

Türkiye’yi yalan beyanlarla dünyaya şikâyet etmek, bölmeye kalkmak ve emperyalistlerin amaçlarına hizmet içinde olmak…

Ayrıca savcılık davetine gitmemekle ülkeyi yine kaosa sürüklemeye çalışmasıdır bence.

Kılıçdaroğlu “Halkın seçtiği siyasi partinin vekillerinin ve genel başkanlarının tutuklanması milli iradeye darbedir. Seçimle gelen seçimle gitmelidir!” ifadelerini kullandı ama milli iradeyi takan mı var?

Milli irade saraya hapsedilmiş.

Her şey tek adamın dudakları arasında kalıncaya kadar neredeydik bizler?

Bahçeli; ”bu vatana kim ihanet ediyorsa ve terörü destekliyorsa bunun yargıda hesabını vermelidirler. Hak ettikleri cezayı almalıdırlar” dedi.

Bu doğrudur.

Ancak adil yargı ile olmalıdır.

Bir yazı yorumunda şu ifadeler vardı.

Bahçeliye sormuşlar.

Şimdi PKK ile açılım yapan, Oslo’da görüşen, silah yığmalarına göz yumanlarla, IŞID’da destek verenlere, koruyanlara da söyleyecek bir sözün var mı?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu İzmir’deki bir açılıştaki konuşmasında, Kim bu ülkeyi bu girdaptan kurtaracak? Demiş.

CHP kurtaracak tabi.

Acil kendi özüne dönerek…

Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

Tünay Süer