İşinin ehli olmayan adamlar

Dün gece tedirgindim.

Bu yılbaşı da evde yalnız kalmayı düşünmüş ve öyle yapmıştım.

İçimde korkunç bir sıkıntı vardı ve doğrusu sosyal medya hesaplarıma girip yeni yıl kutlama mesajı da yazmak içimden gelmemişti.

Aklım fikrim bilmem kaç derece eksi derecede savaşan, terör belasıyla uğraşan kolluk güçlerimizdeydi.

Bazı illerimizde olduğu gibi İstanbul’da da elektrik kesintileri olmuş oldukça uzun sürmüştü.

Hayat bir şekilde felce uğramıştı.

Karanlıklarda kalmış, ısınamamış evlerimizde üşümüştük.

Haliyle isyanları oynamıştık.

Birkaç gün önce medyada yarı beline kadar karlara gömülmüş, elinde silah terörist ve düşman kovalayan aslında hiç aklımdan çıkmayan Mehmetçiklerimizin resimleri geliverdi gözlerimin önüne.

Yemek yemeye, banyo yapmaya fırsatları olmayan, uykuya, sıcak bir kâse çorbaya hasret, aslan parçalarımızın çektikleri sıkıntıları düşündükçe isyan ettiğim için kendimden utanmıştım.

Kim bilir kaç saatler uyuyamıyorlardı.

Ağırlaşan göz kapaklarına yenik düşerek belki birkaç dakikacık karların veya bir çamurun üzerinde kestirebiliyorlardı.

Bizler bir kaç saat soğukta kalmaya isyan ederken onlar aylardır yüreklerinde vatan sevgisi her şeye katlanarak savaşıyorlar.

Ölüme meydan okurcasına,

Yaralanıyorlar, şehit oluyorlar.

Aslanlarımız o haldeylerken eğlenmek, neşelenmek aklımın ucundan bile geçemezdi zaten.

Birkaç lokma yemeğimi yedim televizyon kanallarını gezmeye başladım.

Bazı yobazların yılbaşı kutlamaları hakkında fetva vermeleri yetmezmiş gibi gördüm ki halen  dinsizliğe vardıracak kadar ağır ithamlarla, tahriklerde bulunuyorlar.

Sunturlu belalarla o kanalları kapatıyordum.

Bu adamlar, bu kanallar, halkı bölme görevi üstlenen bir çeşit teröristlerdir.

Çünkü ne demişler dil, bir çeşit tehlikeli silahtır.

Bunlar mezhep savaşı çıkartarak Türkiye’yi parçalamak isteyen emperyalist güçlerin uşaklarıdır.

Ne yazık ki devlet yetkilileri bunlara müdahale edecekleri yerde görmezden geliyorlar.

Bazen de ödüllendiriyorlar.

Bunlar da bir kemik kapabilmek için adeta bir birleriyle yarışıyorlar.

                                                         ***

Yazımın başında tedirgin olduğumu yazmıştım.

Evet, bir şeyler olacağı sanki içime doğmuştu.

Halkın bir bölümü yeni yıldan yeni umutlar ,mutluluklar bekleyerek uğursuz saydıkları 2016 dan  kurtulmayı müzikli yerlerde kutlamak isteyebilirdi.

Doğaldır.

Kimse bir eğlence yerine çıkmasa bu sefer terörden korkulduğunu, sinildiği izlenimi olacaktı.

Öte yandan terörü besleyen güçler için toplu katliam yapabilmenin kolay yoluydu bu.

Olan oldu nitekim.

Kanlı eller bu sefer İstanbul Ortaköy Reina’ya uzandı.

 Bu tanınmış mekânı kim bilir belki de aylar önceden terörle vurmayı planlamışlardı.

Karşımızdaki düşman belli ki çok kurnazca planlar kuruyor ve yapacağını yapıyor.

Anlayamadığım nokta Amerika’nın bir uyarıda bulunduğunun ve aynı uyarıyı mekân sahibine de yapıldığını bizzat kendisinden işittik.

İçişleri Bakanı da doğruladı.

Peki, kanlı olay göstere, göstere gelmiş de biz neden önlem alamamışız ve bizim istihbaratımız bu kadar aciz mi?

ODATV nin açıklamalarına göre Sosyal medyada yılbaşından günler önce yılbaşı kutlamalarına yönelik “saldırgan açıklamalar” yapılmış.

Ve bazı köşelerde de yılbaşı kutlamalarına yönelik hedef gösterici ifadeler yer almış.(Tıpkı bazı kışkırtıcı TV ler gibi.)

Bu kapsamda milli görüşçülerin yayın organı Milli Gazete de manşetten, Noel ve yılbaşı kutlamalarını hedef alarak, “Bugün son gün bugün son uyarı, kutlama” demiş. Gazete haberinde Noel’in ve yılbaşı kutlamalarını yapılmaması ve engellenmesi mesajını vermiş.

Amerika biliyor,

Bazı gazeteler biliyor, uyarıyor ama devlet, bakanlar bilmiyorlar.

Ne iştir?

Bu aciziyet midir?

Vurdumduymazlık mıdır?

Yoksa, devlet, işinin ehli olmayan adamların elinde midir?

Görevlerini yapamayanlar derhal istifa etmeli, yerlerine profesyonel kişiler getirilmelidir.

Daha ne kadar başımız sağ olsun diyeceğiz ve terörü lanetleyeceğiz?

Almanya’da, Fransa’da da oluyor diye teselli aramayalım.

Demek ki bu konuda başarısızız.

Neden başarısızız?

Birisi çıksın bizlere anlatsın…

                                                           ***

Yaralılara acil şifalar hayatlarını kaybedenlere rahmetler dilerim.

Türkiye’m  bir kez daha başımız sağolsun…

 

Tünay Süer

1 Ocak.2017

AKP Kalkışması mı?

Yeni Anayasa Komisyonu’nda CHP’li vekillerin tüm direnişlerine rağmen AKP her zamanki gibi, sayısal üstünlüğünü kullanarak yasa maddelerini komisyondan geçiriyor.

Bence komisyon filan aldatmaca ve bir tiyatro oyunu gibi…

Bu aldatmacada CHP’li vekiller boşuboşuna hem zaman kaybediyorlar, hem de yasal olmayan anayasa değişikliğinde figürasyonu oynar gibi kalıyorlar.

Sinirleniyorlar, bağırıpçağırıyorlar.

Pet şişeler karşılıklı havada uçuşuyorlar.

Allah için CHP mücadele ediyor ama…

Sonuç değişmiyor.

Ha, bazı maddeler kamuoyunun baskısı ile geri çekiliyor ama yine imam bildiğini okurcasına

AKP’nin istediği oluyor.

Bu da bizleri hasta ediyor.

MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay ise genel başkanı gibi bir muhalefet partisini temsil ettiğini unutmuşçasına, seçmenlerinden olsun utanmadan , “CHP’nin ‘rejim değişikliği’ iddiası abartılı ve ölçüsüz. Burada yapılan sadece hükümet sistemine yönelik bir değişimden ibaret” diyebiliyor.

Kuzular kurtlar, dağlar taşlar rejim değişikliğini, tek adam diktasına gidildiğini anlamışlar da güya Erkan Efendi anlamamış.

Haydi, canım oradan…

Anlamamak için ya geri zekâlı olmak lazım, ya da kara cahil.

Acaba bu zatı muhterem kendisini mi kandırıyor, yoksa bizleri mi kandırmaya çalışıyor?

Neymiş o hükümete yönelik değişim?

Anlatsa da herkes anlasa bari…

Yazıklar olsun!

***

CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında Meclis Anayasa Komisyonu’nda kabul edilen anayasa değişikliği teklifi hakkında şöyle dedi.

“Tek adam rejimini ve diktatöryasını kurmak için alelacele Meclis’i zorlayıp bütün teamülleri zorlayıp Türkiye’de bir rejim değişikliğine kalkışmak AKP’nin kalkışması bizim asla kabul edeceğimiz bir konu değildir.

Biz bu sistemi Ulusal Kurtuluş Savaşından sonra kurduk.

Bunu böyle 10 günlük alelacele bu rejim değişikliğini onlara teslim etmeyeceğimizi belirtmek isteriz.

Bunun bedeli neyse de onu ödeyeceğiz. Meydanlarda ödeyeceğiz. Sokaklarda ödeyeceğiz ve bu diktatöryayı Türkiye’nin başına musallat etmeyeceğiz.”

Evet, CHP geçte olsa uyandı ve kolları sıvadı

(Yürüyün be aslanlar. Sizi kim tutar?)

***

Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’da, başkanlık öngören anayasa değişikliği teklifinin Anayasa Komisyonu’nda kabul edilmesinin ardından TBMM’de basın toplantısı düzenledi.

Ve şöyle dedi.

“Türkiye’de bir rejim değişikliği anayasasıdır. Bu anayasa bir zorba devlet yaratma anayasasıdır. Anayasa tarihimizde dün TBMM Anayasa Komisyonu bir sahte anayasanın altına imza atmıştır.

TBMM’nin Anayasa Komisyonu’nda bu değişiklik teklifine ‘evet’ diyen komisyon üyeleri TBMM’nin yok edilmesine ‘evet’ demiştir. TBMM’nin tabuta konulmasına ve o tabuta 18. çivinin çakılmasına iştirak etmiştir.

Bu anayasa bu aşamadan sonra TBMM Anayasa Komisyonunun kabul ettiği şekliyle diğer aşamaları da geçer ve yasalaşır ise sokakta yürüyen hiçbir vatandaşımızın can güvenliği kalmayacaktır, mal güvenliği kalmayacaktır.

Bu anayasa bütün demokratik kanalları tıkayabilecek şekilde bir diktatör yaratma anayasasıdır. Bu demokrasiyi ve özgürlükleri demokratik cumhuriyeti tasfiye girişimidir.

Mücadele devam ediyor, mücadeleyi bırakmayacağız.

Bundan sonra önümüzdeki hedef iki türlüdür. Birincisi TBMM’den bu teklifin yasalaşmasını engellemek, geçmesini engellemektir.

İkincisi bununla eş zamanlı olarak milletimize gideceğiz. Anadolu’nun her yerinde Türkiye’de anlatacağız. Çiftçiye, ev kadınına, öğrenciye, emekliye, işçiye… Anadolu’da gerçekten egemenliği hak eden ve elinde tutan millete gideceğiz ve anlatacağız…

Evet, CHP yeniden halkın umudu olmaya başladı.

CHP Milletvekilleri Ankara ve İstanbul’da eş zamanlı çok ilginç bir tarzda basın açıklamalarını bir ağızdan okuyarak halka seslerini duyurdular.

Bu daha başlangıç diyoruz ve CHP’den ülkenin tüm geleceğinin bir kişinin iki dudağı arasına bırakmayacağını umuyor, bekliyoruz.

***

Elektrik rezaleti…

İstanbul, İstanbul olalı böyle eziyet çekmemiştir.

Saatlerce kesilen elektrikler,

Kara kışta yanmayan kaloriferler,

Akmayan sular,

Kan ağlayan esnaflar,

Gözleri uykulu, okullara giden çocuklar,

İş yerlerine gitmeye çalışan analar, babalar,

Bir türlü aydınlanmayan sabahlar…

Kör karanlıkta yollara koyulanlar.

İnadım inat diyerek saatleri geri aldırmayanlar,

Şafak vakti evlerde yanan, sonra gün boyu,

Vakitli vakitsiz saatlerce kesilen cereyanlar,

Asansörlerde kalanlar

Devlet büyüklerinin kulaklarını çınlatıyorlardır sanırım.

Neden mi?

İstanbul, İstanbul olalı böyle zulüm görmemişti.

Tünay Süer

31.12.2016

CHP Anayasa Komisyondan derhal çekilmelidir


Terörün azdığı, Türkiye’nin IŞİD, PKK, FETÖ gibi kanlı terör örgütleriyle savaştığı kara günleri ve acıları yaşamaktayız.

Ayrıca emperyalist güçlerin ülkemizi parçalama hayalleri, her gün gelen şehit haberleri ile İstiklal Savaşımızdan sonra en zor yılları yaşadığımız şu dönemde,  ülke gündeminin yeni anayasaya odaklanması kadar saçma bir şey olamaz.

İktidarın değiştirmek veya ilave etmek istediği yasalara baktığımızda, toplumun temel sorunlarını teyet geçen tek adam diktası ile AKP saltanatını devamlı kılma maddelerini görüyoruz.

Açıkçası iktidarda kalma çabalarıdır.

Zira cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde böylesine sömürüye, talana, vurguna, bütçe ve hazinenin yağmalanmasını görmemiştik.

Bir yanda iktidar zenginleri öte yanda çöpte ekmek arayan yoksullar…

Anayasalar toplumların temel yasaları olduğuna göre toplumdan habersiz, kapalı kapılar ardında yapılan anayasa değişiklikleri yasal değildir.

Bildiğim kadarıyla ”Hükümet kanun çıkarabilir, kararname çıkarabilir ama Anayasayı değiştiremez. 

Çünkü kurucu meclis değildir.

Zaten gerek bu iktidar gerekse önceki dönemlerdeki iktidarlar tarafından sanırım 199 yasa değiştirildi.

Yıllardır sivil hükümetler tarafından yönetiliyoruz.

Kısacası darbe anayasası denilen Evren yasalarından bir şey kalmamıştır.

Özal ile sivilleşme başladığına göre darbe anayasasını değiştireceğiz demek aldatmacadır.

Değiştirilecek veya ilave edilecek maddeler Evren yasalarından daha baskıcı ve zalimdir.

Öyle maddeler var ki Anayasa Mahkemesini Anayasa değişikliği yaparak Yargı, Yürütme ve Yasamayı tek kişiye bağlamak, yargıyı bir çeşit köle yapmak ve kısaca her kurumda tek seçici yaratmak asla demokratik olamaz.

İşte böyle bir anayasa tuzaktır.

Ve CHP bu tuzağın içinde yer almamalıdır.

CHP de bazı milletvekillerinin çekilme istekleri doğru ve yerindedir.

MYK’ da yapılan durum değerlendirmesinin sonunda CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Komisyondan çekilmek doğru olmaz” demesini anlamak mümkün değil.

Kılıçdaroğlu şöyle diyor:

Komisyon çalışmalarına katılalım. Komisyonda, teklifin maddeleri üzerinde hiçbir değişiklik önergesi vermeyeceğiz.

( Zaten verseler bile AKP çoğunluğu ile bildiğini okumuyor mu?)

“ Yani rejim değişikliğine yol açan bu değişikliğe ‘meşruluk’ kazandıracak adımlardan özenle kaçınacağız.”diyor Sn Kılıçdaroğlu.

Bana kalırsa orada kavga döğüş  yine AKP’nin isteği olduğuna göre, CHP’nin oradaki varlığı zaten meşruluk kazandırıyor. Tıpkı AKP nin Yeni Anayasa Platformuna katılma hatası gibi.

 “Arkadaşlarımızın komisyonda yapacakları konuşmayla tarihe not düşecekler. AK Partililer arkadaşlarımızı ne kadar tahrik ederlerse etsinler biz doğru bildiklerimizi anlatmaya devam edeceğiz” talimatı vermesi bence ve birçok kişinin de söylediği gibi yanlıştır.

Ve AKP’nin işini kolaylaştıracaktır…

Çünkü AKP başarırsa tarih ve rejim değişecektir.

Konuşmalar hangi tarihte yer alacak acaba?

CHP komisyondan çekilmeli ve halka doğruları bangır bangır anlatmalıdır.

Türkiye Cumhuriyetini kuran parti olan CHP halkın umududur.

CHP silkelenmeli ve her zaman dediğim gibi tüm Atatürkçü partiler, STK’lar ve kurumlar, kuruluşlarla birleşmeli kendi bünyesinde tek yumruk olmalıdır.

CHP’nin misyonu budur.

***********

Bu arada Devlet Bahçeli’nin yüz seksen derece AKP ye dönmesini şöyle düşünmeye başladım artık.

Ya bir şantaj var kendisine, ya bir vaat, ya da erken bunama geçiriyor.

Çünkü AKP aleyhinde hakarete varan sözler eden bir adam başka türlü  bu kadar değişemez…

Tünay Süer

Ey Bahçeli! Haddini bil…

Senin bir muhalefet partisi lideri olarak anılmanı hazmedemiyorum.

Çünkü değilsin…

1997 yılında MHP’nin başına geçtin.

Yıl 2016.

Birkaç gün içinde 2017 ye gireceğiz.

Tam tamamına 20 yıldır partinin tek genel başkanı olarak kalmayı bir şekilde başarmışsın.

Bu yıllar içerisinde partin için, Türkiye için ne yapabildin?

Sadece bir kez 1999- 2001 yılları arasında DSP-ANAP-MHP Koalisyonunda Başbakan yardımcılığı yapabildin.

Seçimlere bir buçuk yıl varken erken seçim diye tutturdun.

Hükümetten çekilme tehdidini savurdun ve koalisyonu dağıttın.

Durup dururken başımıza seçim çıkarttın ve AKP’yi iktidara taşıdın.

DSP ve ANAP’ın başlarını yedin.

Onlarla birlikte tabi ki MHP nin de.

Partini Meclis dışında bırakmayı hiç dert edinmedin.

Senin için milletvekili seçilmek yeterliydi.

Nutuklar atmaya, el öptürmeye devam ettin.

Hem de yüzün hiç kızarmadan…

                                    ***

Erdoğan’a ettiğin sözlerden kitap olur.

Diktatör dedin, dedin de dedin.

Başımıza bu dertleri açan Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı seçtirdin.

2015 yılına geldiğimizde partinden tüm muhalifleri temizledin.

Onca toplanan delege imzalarını bile bir şekilde kale almadın.

Sana karşı gelen il, ilçe yönetimlerini değiştirdin veya kapattın.

Kendine dikensiz bir gül bahçesi yarattın.

7 Haziran seçimlerinde Kılıçdaroğlunun başbakanlık teklifini elin tersi ile ittin.

Ve açıkçası Türkiye’nin bu hale gelmesinde iyi iş becerdin.

Mikrofonlarda devamlı bağırdın, çağırdın.

Örgütünün ve MHP ye gönül verenlerin gazlarını aldın.

Dilin öyle derken kalbinde AKP ‘yi iktidara taşımak vardı.

Sonuçta onu da başardın.

Fazla anlatmaya gerek yok, artık seni herkes anladı.

Sen AKP hayranı bir adamsın.

Türkiye kan gölüne dönmüş, patlayan bombalarla

Bir yanda terör örgütü PKK ile uğraşırken,

diğer yanda sınırlarımızı korumak için yabancı topraklarda askerlerimiz savaşırken,

durup dururken başkanlığı dile getirdin.

Hani Erdoğan diktatördü?

Ona bu yolu açmak için her türlü kolaylığı sağladın.

Hem de yüzün kızarmadan.

Acaba Erdoğan’dan baş vezir olmak için sözümü aldın diye düşünüyoruz.

Çünkü yaptığın şeyler bir muhalefet liderine asla yakışmaz ve tarih te affetmez.

Bazen düşünüyorum…

Acaba sen MHP yi bitirmek mi istiyorsun?

Elbette MHP beni ilgilendirmezdi ama ,

Söz konusu vatan ve rejim değişikliği olunca ister istemez düşünüyor insan…

Yazık, Alpaslan Türkeş’in kemiklerini sızlatıyorsun.

Bizler düşmüşüz vatan derdine.

Senin ise derdin başka…

Senin milliyetçiliğine de inanmıyorum.

Kürdüyle, Türk’üyle hepimiz kardeşiz diyoruz.

Bizi savaş meydanında bırakıp kaçan korkak emperyalistlere meydan okurcasına,  Mehmetçiklerimiz   destanlar yazarlarken,

Şehitlerimiz için yüreğimiz kan ağlarken,

Senin derdine bak…

Erdoğan’ı başkan yapmak…

Mücadele veren CHP ye saldırmak.

“CHP neden korkuyor da ülkeye eyalet sistemi getirileceğini yüzsüzce söylüyor ”diyorsun.

Sen öyle bir lidersin ki ( tabi lider denilirse)muhalefete muhalefet ediyorsun.

Senin ne rejim, ne Atatürk Cumhuriyeti  umurunda değil.

Varsa yoksa AKP…

Aynaya bak bakalım yüzünü görebilecek misin?

Yaptıkları, yapacaklarının…

Türkiye AKP’nin hataları yüzünden bugün asimetrik bir savaşın içinde, zayiat vererek dönenip duruyor.

Düşünüyorum da,  başımıza gelenler hep şu açılım,çözüm süreci  denen anlaşma ile geldi.

Terör örgütü başı Öcalan’a neden o kadar taviz verildi?

İmralı’ya heyetlerin gidip gelmelerine, terörist başının hapishaneden örgütü yönetmesine neden izin verildi?

Öcalan denen cani öylesine şımartıldı ki  “Erdoğan’ı orada tutan benim” bile dedi.

Nitekim BDP-HDP heyetinin son İmralı ziyaretinde “Erdoğan’ı Gezi olaylarında

ben kurtardım. Erdoğan’ı götüreceklerdi” dediği bile iddia edilmişti.

Öcalan İmralı’dan anayasada neler yapılması gerektiğini dahi postacıları ile hükümete duyuruyordu.

Yine bir ziyarette İmralı heyetinde bulunan Sırrı Süreyya Önder şöyle bir soru yöneltiyor;

Başkanım, her şeyi konuştuk. Bir de Başkanlık meselesi var. Kamuoyu bu konuda çok hassas…

Totaliter bir yapıya dönüşmesinden endişe ediliyor” diyor.

İmralı tutanaklarında yer alan o görüşme de terörist başı şöyle yanıtlıyor:

Başkanlık sistemi düşünülebilir. Yalnız burada Başkanlık ABD’deki gibi olmalı. Devlet Meclisi gibi bir senato…

İkincisi, bir de Halklar Meclisi. Bunun adı Demokratik Meclis de olabilir. Bu da ABD’deki Temsilciler Meclisi gibi olabilir, Rusya’daki Alt Duma gibi olabilir. İngiltere’de Avam Kamarası’nın Türkiye versiyonu gibi. Esas olarak HDP’yi parlamentoya uyarlamak gibi düşünebiliriz.”

Tüm bu görüşmelerin yapıldığı sıralar Erdoğan başbakandı.

İşte PKK’nın silahları, bombaları belirli yerlere saklaması, güçlenmesi, Güneydoğu’da örgütün özerklik ilanına kadar ilerlemesi bu süreç içindeydi.

OSLO anlaşmalarını da unutmamak gerek…

Tüm bunlara neden göz yumulduğu aslında Erdoğan’ın başkanlık sevdası yüzündendi.

HDP’ nin seçimlere girip 80 milletvekili çıkartmasından sonra külahlar değişti tabi.

Neyse bunları hatırlayalım istedim.

Ha… Erdoğan’ın Esat takıntısı ve Şam’da namaz kılma sevdası da olunca, üstüne üstlük sınır kapıları kevgire dönünce, bir de Türkiye’de nemalanan IŞİD belası sahnede yerini alınca işler çığırından çıkıverdi.

910 kilometrelik Güney sınırımız böylece tehlike ve tehdit altına girmiş oldu.

Tam da emperyalist güçlerin istedikleri konuma gelmiş olduk.

Güneydoğu’da terör ile uğraşırken bir yandan da sınırlarımızı koruma altına alma ve bu sebepten Irak bataklığına girmiş duruma geldik.

Her iki bölgemizden de beşer, onar hatta daha fazla şehit haberleri geldiğinde, canlı, cansız bombalarla Türkiye’nin her tarafında yitirdiğimiz canlarla kahrolmaktayız.

Bu bizlerin fıtratında yoktu.

Atatürk bize güzel, çağdaş ve çağın ötesine yol almak isteyen modern bir Türkiye bırakmıştı.

AKP yeni Türkiye sloganları ile iktidara gelmişti ve umut olmuştu.

Bu güne baktığımızda küçücük çocukların başlarında takkelerle, türbanlarla dindar ve kindar gerici bir nesil olarak yetiştirilmelerini görmek, nereye yol aldığımızın göstergesi olmaktadır.

Gerçekten üzülmekte kahrolmaktayız.

Çocuklar böyle yetiştirilmekteyken AKP li belediyelerin ve bazı kimselerin Atatürk ile uğraşmaları, düşman işgaline uğramış bir ülke gibi heykellerini, Atatürk ismi verilen kuruluş ve kurumlardan onun ismini kaldırmaları, Türk Milletinin birbirine kenetleneceği günde bölücülükten başka bir şey değildir.

Erdoğan genelde konuşmalarında Türk Milleti diyemiyor ve şöyle diyor:

 “Bizi bölmek isteyenlere, ayırmak isteyenlere karşı, tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet olacağız” .

Erdoğan’a buradan sesleniyorum.

Dön bir sağına, soluna bak.

Bizi bölmek isteyenler aslında çok yakınındalar.

Mesela Rize Belediye Başkanı Reşat Kasap denen adamdan başlayabilirsin.

Çok hassas bir dönemden geçmekteyiz.

Konu siyaset üstüdür.

Parti, kişi ayırt etmeden birleşmek, el ele vermek, gerekirse vatanımız için ölmek durumundayız.

Bizleri bölmeye kalkarsanız nasıl olacak bu birleşme?

Alanlarda, konuşmalarında çağrı yapacaksın ama öte yandan bölücülere prim vereceksin.

Neden hiç sesin çıkmaz, bu zararlı adamları cezalandırmaz üstelik ödüllendirirsin?

Tehlikenin farkında değilsin sanırım.

O yağcılar var ya, yarın o koltuktan insen, seni tanımazlar bile.

Bunların yaptıkları yapacaklarının aynasıdır.

Tabi dolayısı ile AKP ‘nin yarınlarını görmekteyiz bizler de.

Tünay Süer

 24.12.2016

 

Not: Sevgili okurlarım,  12 gün kadar Antalya’daydım. Orada üşüttüğümden çok hastalandım bu durumdan yazılarım aksadı. Şimdi biraz soluk alabiliyorum. Saygılarımla bilgilerinize.

Terörle yaşamak …

Terör kanlı elini bu sefer Kayseri’ye uzattı.

Bu sabah 08.45’de içinde çarşı iznine çıkan sivil kıyafetli askerlerimizinde bulunduğu halk otobüsü geçerken, bomba yüklü aracın patlatılması haberini öğrendik..

Yine kalplerimiz dağlandı.

Henüz Beşiktaş’ta ki bombalı saldırının üzerinden 7 gün geçmişken ve acısı yüreklerimizi yakarken şimdi de Kayseriden gelen haberle sarsıldık.

13 askerimiz şehit oldu,55 yaralımız var.

Altı yaralımızın durumu çok ağırmış.

Allah tezelden şifalarını versin inşallah.

Şehitlerimize rahmet, ailelerine sabırlar dilerim.

İnanın artık bu sözleri yazmaktan nefret eder oldum.

Soruyorum.

Çocuklarımız ne için, ne uğruna zamansız ölüyorlar?

Buna şehit haberi denilmez…

Çünkü bu bir katliam,

Bu bir cinayettir.

Benim bildiğim şehit savaşırken hayatını kaybedene denir.

Oysa çocuklarımız hafta sonu iznine çıkarlarken, kalleşçe, kahpece, habersizce savaşamadan öldürülüyorlar.   

Hatırlarsanız, Kayseri eski Belediye Başkanı şimdi AKP Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki Beşiktaş’taki terör saldırısının ardından  İl Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’nü ziyaret etmişti.

Polislerle sohbetinde;

 “Bu örgütlerin her birisi hainlikleri, alçaklıkları ve envai çeşit kötülükleri yapıyorlar ama şunu bilmeleri lazım ki, biz tükenmeyiz.

Biz pes etmeyiz” demişti.

Evet, biz bir ölür, bin doğarız ve asla diz çökmeyiz.

Bu doğrudur.

Ne varki bakanın;

Hepimiz birer şehit namzediyiz.

Allah nasip ederse ben de şehit olurum inşallah sizler de şehit olun” sözlerini şiddetle kınıyorum.

Buna hariçten gazel atmak denir.

Bunca şehit vermişiz ve halen veriyoruz, canım zaten sıkkın, ben de derim ki, “beyim o zaman Fırat Kalkanına katıl, Güneydoğu’ya git askerlerimiz ve polislerimizle birlikte ol…

Bizler evlatlarımızın bu şekilde katledilmelerini kabullenemiyoruz.

Bu nasıl yanlış temennidir?

Biz kiminle savaşıyoruz?

Görülmeyen bir düşmanla değil elbette.

Daha önceki yazılarımda değindiğim gibi başta Amerika ve diğer haçlılarla tıpkı Osmanlı’nın son dönemini yaşıyoruz.

Türk Milletini yenemeyen emperyalistler vatanımızı paramparça etmek için yine birleştiler. 

Şimdi maşa kullanıyorlar.

Uşakları PKK, IŞİD, YPG, PYD adı ne olursa olsun kanlı terör örgütlerini üzerimize kahpece saldırtıyorlar.

Silah, mühimmat, bomba verdiler.

Yetmedi…

İşi o kadar ileriye götürdüler ki şimdi uçaksavarlar veriyorlar.

Düşmanlarımızın bütün dertleri Türkiye’yi paramparça etmektir.

AKP Hükümetinin yanlış politikaları yüzünden başımıza geliyor bu belalar.

Başka bir ülkede bu olanlar olsa, hükümet derhal istifa eder.

Çok pişkinsiniz diyorum…

Türkiye’yi yönetemiyorsunuz.

Bari geçici bir Milli Hükümet kurun.

Beşiktaş’ta ki kanlı katliamı yaratan bomba yüklü araç mobese kameralardan izlendiği kadarıyla 12 saat İstanbul’da geziyor ve hiçbir emniyet gücü fark etmiyor.

Olacak iş değil.

Demek ki istihbarat işini beceremiyor ve dolayısı ile tedbir alınamıyor.

Şehir giriş çıkışları neden doğru dürüst denetlenmiyor?

Sınır kapılarımız halen yolgeçen hanı gibimi?

Lanet okumakla, kameralar karşısına geçip iki üç kelam etmekle bu işler yürümez.

Cumhurbaşkanının görevi değildir güvenliği sağlamak.

Bu ülkenin dışişleri, içişleri bakanları ne yaparlar?

Savunma bakanı ne iş yapar?

Demek ki yeterli değiller…

                                    ****

Her şeye rağmen

İktidar yönetemiyorsa

Muhalefet bir şey üretemiyorsa

Ne olursa olsun parti gözetmeksizin birleşmeliyiz.

Vatanımız ateş çemberine dönmüş…

Ne yaparlarsa yapsınlar korkmuyoruz, bizi korkutamazlar.

Dimdik ayaktayız onlar kahpelik yaptıkça hırslanıyoruz.

Gün, tek yumruk olma günüdür.

Gün, askerimizin, polisimizin, devletimizin yanında olma günüdür.

Bu alçaklara, diz çökmeyeceğimizi, vatanımızı böldürmeyeceğimizi, üzerimize düşen her görevi yapacağımızı gösterme günüdür.

İç siyaset mi?

Onu sonra düşünürüz.

Önemli olan vatansa, gerisi teferruattır…

Türkiye bunca acıyı hak etmiyor…

Atatürk’ün bize bıraktığı ülke böyle değildi.

Türk Milleti Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yedi düvele karşı yokluklar içerisinde ulusça büyük bir mücadele  vermiş,bağımsızlık  savaşını zaferle taçlandırmıştı.

Emperyalizme baş eğmemiş, onlara diz çöktürmüştü.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son zamanlardaki ekonomik çöküntüsü ile silah ve teçhizatı olmayan, ulaşım araçları ve imkânlarından mahrum bir ordu ile zafer kazanmak, Atatürk’ün askeri dehası, liderlik vasfı, ordunun kuvvetli ve kararlı oluşu ile mümkün olmuştu.

Atatürk devrimleri ile padişahın kulları durumundan özgür bireyler haline gelmiş ve çağdaş bir ülke olmuştuk.

Bir de bugün ki Türkiye’ye bakalım.

Osmanlının çöküşündeki gibiyiz.

Düşman hem içeriden, hem de dışarıdan saldırıyor.

Ülkemiz sanki işgal altında…

Her tarafta bombalar patlatılıyor, hiç birimizin can güvencesi kalmamış duruma gelmişiz.

Şu son 72 saate bakınca bu kadar çok ambülansı bir arada  görmemiştik.

Ve daha sonra, camilerde musalla taşlarına dizilmiş  al bayraklara sarılmış bu kadar çok tabutu birarada görmemiştik.

Kahrolduk…

Terör kanlı elini bu sefer İstanbul’un  göbeğine  uzatmıştı yine.

Patlamaların ilki 22.15’te Vodafone Arena’nın deplasman tribününün yakınlarında bomba yüklü araçla,ikincisi 45 saniye arayla   Maçka Parkının orada oldu.

Kırkdört can sanki canımızdan can alarak  gitti ,yüzelli belki daha fazla vatandaşımız yaralandı.

Yer ağladı,gök ağladı.

Sonrasımı?

Gökkubbe anaların,babaların feryatları ile sarsıldı.

Türkiye ağladı.

Mezarlıklar doldu boşaldı.

Ve fidanlarımızı zamansız kara toprakların bağrına bıraktık.

Hepside ana baba kuzularıydı, ne oduğunu anlayamadan can verdiler.

Oysa hiçbiri  böylesine ölümü haketmediler.

Devlet büyüklerimiz denilen zatlar, yine camilerde boy gösterdiler.

Televizyonlara çıkıp başsağlığı dilediler,terörü lanetlediler.

Bu kaçıncı?

Daha kaç kişinin ölmesi gerek?

Lanetlemelerle bitecek olsaydı,bu kadar milyonlarca lanetle biterdi değil mi?

                                           ***

Cumhur Başkanı Erdoğan sarayında topladığı muhtarlar 32.toplantısında   Anayasa’mızın 104’üncü maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başı olarak PKK’sıyla, DEAŞ’ıyla, FETÖ’süyle, DHKP-C’siyle adı, söylemi, yöntemi ne olursa olsun tüm terör örgütlerine karşı milli bir seferberlik ilan ediyorum. Bundan sonra dağdaki teröriste de, şehirdeki teröriste de, onları destekleyen hiç kimseye bir an bile huzur yok, rahat yok, bu böyle biline” dedi.

Düşünüyorum da bu terör örgütlerine kim,kimler bu kadar cesaret verdiler acaba?

Kimler onların palazanmalarına yardımcı oldular,silahlanmalarına,bombaları gömmelerini görmezden geldiler?

Acaba onlar şimdi huzur içinde uyuyabilyorlar mı?

Terörün kökünü gerçekten ne zaman kazıyacaklar?

31 ülkenin konsolosları,büyükelçileri gelip karanfiller bırakmışlar.

Yere batsın sizin getirdiğiniz karanfiller diyorum…

İkiyüzlüler…

                                                        ***

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay,”Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tüm terör örgütlerine karşı milli bir seferberlik ilan etmesine ilişkin,

Sayın Cumhurbaşkanı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir savaş halinde olduğunu bugün iddia etmiştir. Biz böyle düşünmüyoruz. Devletler devletle savaşırlar. Devlet terör örgütleriyle savaşmaz, terör örgütlerine savaş ilan etmez.

Böyle bir seferberlik ilanı PKK terör örgütüne yönelik seferberlik ilanı uluslararası kamuoyunda da aslında PKK’ya meşruiyet kazandırmasına yardım eder.

Anayasanın 104. Maddesine göre derseniz bu başka bir şeydir. Bu durumda Türkiye Cumhuriyeti Devletini adi bir terör örgütüne muhatap etmiş olursunuz. Yanlışlık buradadır”diye açıklama yaptı.

Bence haklıdır.

Benimde her zaman  barış isteyenlere söylediğim gibi biz kimseye küsmedik ve savaş ülkeler arasında olur.

PKK, IŞİD,FETÖ,DHKP benzeri örgütler asla devlet değillerdir.

Bular kanlı terör örgütleridirler.

Ve mutlaka yaptıklarının cezalarını çekecekler,bedelini ödeyeceklerdir.

Bugün bizler şehitlerimizle birilerinin hatalarının,kandırılmışlıklarının bedelini nice canlarla ödüyorsak, gün gelecek kandırılanlar da bedel ödeyeceklerdir.

Ne bu vatan, ne de Türk Milleti bölünür.

Ve de Atatürk Türkiyesinden vaz geçilir.

Bu da böyle biline…

 

Not:Tüm şehitlerimize tanrıdan rahmetler, ailelerine sabırlar dilerim.

       Mekânları cennet olsun,ışıklar içinde yatsınlar.

       Türkiyem,başımız sağolsun…

Tuzak! Kişiye özel anayasa

Anayasamızdan Türk ibaresi çıkarılamaz. Anayasamızın ilk 4 maddesi tartışma konusu değildir. Anayasamız bir Türk Anayasasıdır.

Yedek Milletvekilliği seçimlerinin ertelenmesi…

Bağımsızın yanına tarafsız konulması…

Savaş sebebi ile seçimlerin yapılmasına imkân görülmezse TBMM ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ertelenmesine meclis karar verir falan filan.

Vallahi 37 sayfa olan anayasa değişikliğinin hepsini okumaya gerek duymadım bile.

Çünkü bu değişiklik tamamıyla Erdoğan’ın dünyada görülmemiş bir şekilde tek adam gücünü perçinlemesinden ibarettir.

Buna da kişiye özel anayasa denir.

Kısacası Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına izin vermek ne demek ya?

Bir yerde halk protesto yapma hakkını kullanacak ,silahlı kuvvetlere vurun diyecek düşünebiliyor musunuz?

Binali Yıldırım “Ayrıca Seçilme yaşı 18’e iniyor ve milletvekili sayısı 600’e çıkıyor. En önemli düzenlemeler şöyle söyleyebiliriz,” diyerek masal anlatıyor ve sonunda da sözlerini şöyle bitiriyor.

 Ülkemize, milletimize yapılacak bu değişikliğin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.”

Bu değişikliğin nesi hayırlı olacakmış Allah aşkına?

Ve diyor ki “ Başlangıçta MHP, AK Parti ve CHP’nin birlikte çalıştığı ve uzlaşmaya vardıkları 7 maddeden en az beşi de yer alıyor” …

Ah CHP ah!

Yapılacak olan bu anayasada yer almasın diye yırtındık ama dinleyen olmadı.

Başbakan beyefendiye bakın nasıl da kullanıyor şimdi.

CHP de kandırıldı mı acaba diye düşünüyorum.

Mecliste çözülür, parlamentoda çözülür sözlerini halen duymak insanı deli ediyor.

Yahu, adam her şeyi eline geçirmiş, meclis diye bir şey bırakmamış.

Çoğunluk onda.

Kaldır parmak indir parmak bir de Devlet Bahçeli gibi stepne bulmuş işi götürüyor.

Ben AKP içindeki vekil olanlara şaşıyorum.

Bu kendileri ve çocukları için de büyük tehlikedir.

Erdoğan kullanır, kullanır işi bitince kaldırır atıverir.

Nasıl unutuyorlar Fethullah denen hainle bir zamanlar kanka değimliydi?

Güç tamamen eline geçince tekmeyi basmadı mı?

17 + 25 Aralık meydana çıkınca aldatıldık deyip geçiştirdi.

Erdoğan gibi bir adamın aldatılması kolaymıdır?

AKP içinde olan Fethullah taraftarlarını elbette biliyor ama şimdi neden dokunmuyor düşünüyorlar mı acaba?

Bu yeni anayasayı bir geçirsin, ister padişahlık, ister diktatörlük adına ne derseniz deyin fiilen yapmış olduğunu yani tek adamlığını yasallaştırsın o zaman çok kişi pişman olacaktır ama iş işten geçecektir.

AKP içinde akıllı hiç mi adam yoktur hayret!

Tarihe baktığımız zaman iktidara kalabilmek için kendi öz kardeşini, hatta oğullarını boğduran padişahlardan hiç mi ders çıkartmaz bunlar?

Cumhuriyet rejiminden Türk Milleti asla vaz geçmez.

Ne olur dersek, çok kan dökülür yazık değil mi?

Velhasıl sonuç olarak bir kez gerçekten milletin vekili olup düşünmelerini isterim.

Türkiye’nin nereye sürüklendiği açık seçik görülmektedir iç savaş, dış savaş içindeyiz. Her gün çocuklarımız şehit oluyorlar.

Ekonomimiz çökmüş.

Milletin büyük bir bölümü açlık sınırında  yaşam savaşı veriyor.

Dünyada itibarımız kalmamış.

İşsizlik, yoksulluk.

Hele yolsuzluk…

Hangi birisini sayayım?

Neden?

Bir adamın yanlış ve bencil politikaları yüzünden…

Türkiye İstiklal Savaşımız hariç hiçbir tarihte bu duruma düşmemişti.

Düşünüyorum da, ancak AKP içinde vatansever milletvekillerinin ret oyları ile bu gudubet durumdan kurtulabilinir.

Biraz vicdan biraz akıl diyorum.

Kölelik mi?

Özgürlük mü?

Amerika 3. Dünya Savaşını tetikliyor

Bugün ABD Kongresinde Türkiye’den iki uzman ile birlikte Fethullah Gülen’in sözcüsü Alp Aslandoğan Türkiye’de İnsan haklarına yönelik brifing vereceklermiş.

İki uzman kimmiş haberde yazılmamış.

Bu ne demek oluyor açıkçası pek anlayamadım.

Böyle bir toplantıda Cemaat üyelerinin dinlenmesi Türkiye’ye hakarettir.

Tek yönlü anlatım nasıl olur?

Amerika ne yapmak istiyor?

Konuşmacılar hangi yüz ile orada insan haklarından bahsedecekler acaba?

Silahsız insanların üzerlerine nasıl tankları sürdüklerini, tepelerine bombalar yağdırdıklarını anlatacaklar mı acaba?

Evet, bugün ülkemizde bir dikta yönetimi mevcuttur.

İnsan haklarında büyük ihlaller vardır.

Üç kişi bir araya gelip basın açıklaması yapmaya kalksa izin verilmiyor.

Polis müdahalesi, gaz, cop var.

İnsanlar FETÖ’cü diyerek aslı astarı anlaşılmadan gözaltına alınıyor, hapishanelere tıkılıyorlar.

Hapishanelerde yer kalmamış, balık istifleri yapılıyor.

Sonra bazıları pardon denilerek salınıyorlar.

Yüz binlerce insan ekmeğinden, işinden oluyor.

TBMM’lisi işlev yapamaz hale gelmiş.

Yani adı var kendisi yok konumuna getirilmiş diyebiliriz.

Ne var ki 14 senedir AKP’nin çoğunluğu ile zaten bir şekilde işgal altındadır.

İktidarın istemediği hiçbir önergenin genel kuruldan geçmediğini bilmekteyiz.

Bu duruma gelmemizde Ana Muhalefet Partisi CHP’nin beklenen muhalefeti yapamamasının büyük etkisi vardır.

Bunu da biliyoruz.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra kabul edilen Kanun hükmünde kararnamelerle

Cumhurun başı seçilen zat, tek adamlığını gayet güzel yürütüyor.

Bu yetmiyor kendisine, Türk usulü başkanlık diye tutturuyor.

Yargı, yasama ve yürütme diye bir şey kalmamış, millet sinmiş, yarınından endişe duyuyor.

Basın özgürlüğüne, insanların özgürce yaşamlarına pranga vurulmuş.

Dincilik öne çıkmış, gençlik bir tarafa çekiliyor.

Üniversiteler baskı altında.

Ve rejim değiştirilmek isteniyor.

Bir çeşit Hitler dönemini yaşıyoruz diyebiliriz.

Türkiye Ortaçağa  doğru hızla yol almaktadır.

Farkındayız…

Tüm bunlara rağmen Amerika ve diğer emperyalist ülkelere ne?

Onları neden bu kadar ilgilendiriyor?

Irak’a ,Libya’ya  götürdükleri demokrasiyi  özgürlüğü mü getirecekler bize?..

Yere batsın onların getireceği demokrasi ve özgürlük…

Onlara buradan sesleniyorum.

Türkiye’den elinizi çekin şerefsizler.

Bizler kendi işimizi kendimiz yapacak güçteyiz.

Çünkü biz Türk Milletiyiz…

Bizde demokrasinin kırıntısı kalsa bile bizler demokratik yollarla seçilenleri yine o yolla gerekirse indiririz.

Sizin müdahalenize gerek bırakmayız.

Oturun oturduğunuz yerde.

Gölge etmeyin başka ihsan istemiyoruz sizden.   

***

Başbakan Yıldırım Rusya’da verdiği bir beyanatta 15 Temmuz darbe girişiminin İncirlik Üssünden koordine edildiğini söyledi.

Bu yılın Mart ayından beri Amerikan gazeteleri ve dergilerinde “Türkiye’de darbe olacak” temalı yazılar çıkıyordu.

Çok kişi gibi bende okumuştum.

Acaba Bay Yıldırım yeni mi anladı dersiniz?

Yeni anlamış olabilir ama bu darbe girişimi mecliste kurulan Darbeyi Araştırma Komisyonu tarafından aylardır yürütülmesine rağmen bir arpa boyu yol almış durumda.

AKP tarafından bu komisyonun bazı kişileri dinlemesinin engellenmesi kamuda AKP nin

darbe girişiminde bazı gerçeklerin meydana çıkmasını önlemiş olduğu duygusu yaratıyor.

Bunu da bizler anlamakta zorluk çekiyoruz.

Neden?

Evet, neden MİT Müsteşarı ve Genelkurmay başkanı komisyonda eften püften sebepler gerekçe gösterilerek konuşturulmuyor?

***

Akşam Gazetesinin haberinde;

“Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde yürüttüğü Fırat Kalkanı Harekatı’na karşı olan ve Ankara’nın tüm uyarılarına rağmen terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı PYD’ ye silah yardımında bulunan ABD, skandal bir yardım kararına daha imza attı.

 Amerikan Senatosu, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) altında kamufle olan PYD/PKK örgütüne SSCB’nin Afganistan işgalinin sona ermesinde önemli rol oynayan uçak ve helikopterlere karşı omuzdan atılan (manpads) Stinger füzeleri verilmesini oyluyor.

Salt çoğunluğun yeteceği karar oylaması sonucunda da ABD yönetiminin DEAŞ ile mücadele ettiği gerekçesiyle Türkiye’yi bölmeye amaçlayan PYD/PKK’ya Stinger verilmesinin kabul edilmesine kesin gözüyle bakılıyor” deniliyor.

Bu haber doğru ise Amerika kendi ayağına kurşun sıkıyor .

Hem Türkiye’ye karşı yürüttüğü gizli savaşı açığa çıkartıyor hem de 3. Cihan Harbini tetikliyor demektir.

Çünkü vereceği füzelerin bize döneceği gün gibi aşikârdır.

Kana doymayan Amerika dünya insanlığı hakları ile oynamaktadır.

Milyonlarca insanın ölümlerine sebep olacak bir savaşı başlatmayı istemesini acaba Amerikan halkı biliyor mu dersiniz?

Tünay Süer

09.12.2106

Bir kadın memesine vatanı satan…

CHP düşmanlarına itibar…

Kılıçdaroğlu yine yanlış yaptı.

Bilerek mi, yoksa bilmeyerek mi diye sormayacağım çünkü CHP Genel Başkanı olan zatın bilmeden bir şey söyleyip halkı yönlendirmeye hakkı yoktur.

Kılıçdaroğlu CHP’nin Adana’daki “Türkiye’yi böldürmeyeceğiz “mitinginde hem partiyi hem de Türkiye’yi salladı.

İktidarın ve yandaşlarının ellerine büyük bir koz verdi.

Bu kaçıncıdır, sayıları unuttum artık.

O böyle konuşuyor ortalığı karıştırıyor toplamak da ne yazık ki bizlere düşüyor.

Bu sefer öyle bir pot kırdı ki toplamak mümkün değil.

Karşımıza geçip hesap soranlara, lanet okuyanlara söyleyecek söz bırakmıyor bizlerde.

CHP aslını inkâr ederek çizdiği politikalar ile halkın gözünden düşüp, yüreğinden kopuyor.

Dürüst, namuslu, vatansever gazetecilere elbette özgürlük ve adil yargı isteyeceğiz ama vatanı satanlara, Türk Ordusuna kumpas kuranlara acımayacağız.

Tutuklu gazetecilerin isimleri arasında FETÖ ‘cü Cemaat yazarlarından Nazlı Ilıcak, Mehmet Altan, Ahmet Altan, Şahin Alpay Ali Bulaç’ı da katması affedilemez bir hatadır.

Peki o yanlış yapıyor diyelim onca millet efsunlanmış gibisine nasıl onlar için “burada” diye bağırdılar bu da enteresan…

İşte AKP’nin iktidar olduğu yıllar içinde halkımızın   böylesine beyinleri dağılmış ne desen alkışlar, tekrar eder konuma gelmiş.

Yazık, çok yazık…

Bizim halkımızın büyük bir bölümü okuma özürlüdür.

Siyaseti takip etmez, gazete okumaz, Türkiye nereden nereye gelmiş, nasıl bir bataklığa çekiliyor farkında olmaz ve sempati duyduğu lideri ne dediğini anlamadan alkışlar…

Kılıçdaroğlunun saydığı isimler arasında vatan hainlerinin olduğunu bilemezler.

Mustafa Kemal’in meydanı dediği yerde böyle hainlerin işleri ne?

 “Bir kadın memesine vatanı satarım” diyen adamı nasıl olur da gazeteci ve suçsuz ilan eder?

Yahu bu Ahmet Altan denen adam Taraf Gazetesinin sahibi değilmiydi?

Türk Ordusuna yapılan ilk darbenin tetikçisi bunlar değillermiydi?

  “Darbe yapacaklardı, planlamışlardı, gemiyi havaya uçuracaklardı, Yunan uçağı düşüreceklerdi, camiyi bombalayacaklardı, kaos çıkaracaklardı” manşetleri atan bunlar değillermiydi?

1.Dalga, yok üçüncü dalga geliyor diye mahkeme, savcı kararlarından önce kimin tutuklanacağını müneccim gibi önceden bilip milletin kafasını bulandıran bunlar değillermiydi?

Abdülaziz’i durmadan öven, Türk’üm demeyi canım çekmiyor diyen her fırsatta CHP ye saldıran Nazlı Ilıcak’ı

Bu ülke, her kılıkta hortlayabilen Kemalizm’in hayaletinin içine sızamayacağı yeni ve demokratik bir cumhuriyet inşa edecek diyen Ahmet Altan’ı

Velhasıl cumhuriyet, Atatürk ve rejim düşmanı olan o isimleri nasıl sayabilir ve orada  bağırtabilir?

Kahroldum …

Mesela o mitingde söylediği doğrular var elbette.

Basın medyanın yüzde 90’ı hükümetin kontrolündedir. Tek bir ağızdan tek tip konuşuyorlar! –Doğrudur.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarihinin en derin hezimetini yaşıyor. Doğrudur.

Karşı düşünceye izin yok, yasak! Doğru

Dış politika çıkarlara teslim edilemez. –Doğru

Putin ayar çekince ‘Fırat Kalkanı’nın hedefi de herhangi bir ülke veya kişi değil. Sadece terör örgütleri için gittik’ dedi-Doğru

Ne var ki Kılıçdaroğlu doğruların arasına eğrileri katmakla bir çuval inciri berbat ediyor.

Erdoğan’ın “anayasaya uymayacağını” açıkça belirterek “yasadışı” bir diktatörlüğe adım, adım kolayca ilerlemesi CHP ‘in aciz politikaları yüzündendir.
Bundan ötürü Kılıçdaroğlunun 14 yıldır Türkiye’yi yönetiyorlar, hangi sorunu çözdüler! Aman aman dolarları bozdurun diyorsunuz! Dolar sizde kardeşim, bozdurun! Demeye hakkı yoktur.

Hep sustum, içime attım.

Partiye zarar gelmesin diyerek usulünce yapıcı eleştiriler yazdım.

Kırıcı olmadım hiçbir zaman.

Şimdi 26 senelik emeklerimi düşünüyorum, partimi bu durumda görmek

evlat acısı gibi kalbimi acıtıyor.

Ne olacak CHP?

Benim CHP’mi tanıyamıyorum artık.

CHPnin kiminle, hangi yönetim anlayışıyla, hangi söylemlerle bu tarihi sürece gideceğine karar vermesi gereken kurultaydır. 

 

CHP Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın bu sözlerine yürekten katılıyorum.

İçimde az da olsa bir umut oldu …

Üzgünüm…

Tünay Süer