VAY RECEPPEREST VAY

Tuğrul Türkeş MHP’den ayrılıp AKP’ye geçince Bahçeli çok sinirlenmiş ve Yardımcısı Semih Yalçın’a emir vererek şu açıklamayı yaptırmıştı;
“Yıldırım Tuğrul denen bu meczup, Cumhurbaşkanı tarafından rehin alınmış ve Milliyetçi-Ülkücü hareket aleyhine kullanılmaktadır.
Bu Receppereste lanet olsun…”

Aradan bir seneden fazla bir zaman geçti. Devlet Bahçeli ve Semih Yalçın’a bir haller oldu!
O, kürsüden ip atan sert kabadayı adam gitti, çaya batırılmış püskevit gibi yumuşacık biri geldi ve “Kaçak Saray” dediği yerden çıkmaz oldu! Son haberlere göre, Cumhurbaşkanı Yardımcılığı koltuğunu şimdiden garantiledi!
Yardımcısı Semih Yalçın ise, Milliyetçi-Ülkücü camia için tehlike olarak gördüğü Erdoğan’ın yurtdışı seyahati kadrosuna yazıldı! Erdoğan nereye, o da oraya!

Bahçeli ve Yardımcısı gibileri anlamak mümkün! Kendi başlarına ve kendi partileriyle siyasette bir daha var olamayacaklarını anlayan türkücüler (Bunlar Ülkücü değiller, bunlar türkücü) kapağı paranın bol olduğu yere atma telaşındalar. Türk Milletini hesaba katmadan yaptıkları planları ellerinde patlayacak, haberleri yok…

Bahçeli’yi anladık da MHP Milletvekillerini anlamak mümkün değil.
Halâ Bahçelinin başında olacağı bir MHP ile barajı geçebileceklerini düşünüp “Parti Disiplini” aldatmacası ile kuzu-kuzu bekliyorlar!
Bahçeli’nin partiden attığı arkadaşlarının söylediklerini duymuyorlar bile!

Sayın MHP Milletvekilleri;
Sizler Türkiye’nin, bir bölümü “Kürdistan Devleti” olacak olan Federe İslam Devletine götürüldüğünü görmüyor musunuz? Kör mü oldunuz, yoksa vatan sevginizi mi kaybettiniz?
Şu sorulara mertçe yanıt verebilir misiniz?

-Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçildiği ve üzerine yemin ettiği Anayasa’ya tam olarak riayet ediyor mu?
– “Beni halk seçti” diyerek, Anayasa’nın fiilen rafa kaldırıldığını söylemedi mi?
-Her türlü milliyetçiliği ayakları altına aldığını söyleyen Erdoğan değil mi?
-Erdoğan’ın şu an ki Parlamenter Demokratik sistemde, rejim değişikliğinden başka isteyip te yapamayacağı bir şey var mı?
-Üzerine yemin ettiği Anayasa’ya uymayan biri, Başkanlık sistemine geçip tek adam olduktan sonra Anayasa ve Yasalara uyar mı? Bunun garantisi var mı?
T.C Devleti tek kişinin keyfine bırakılacak bir devlet midir?

İçinizde hatırlayanlar vardır;
Şu an AKP üst yönetiminde ve Bakanlar Kurulunda bulunan bazı AKP’liler, zamanın MSP ve Akıncıları Kasım 1979 da yani 37 sene evvel düzenledikleri Kayseri Mitinginde şöyle slogan atıyorlardı;
Anayasa’mız Kur’an, düzenimiz şeriat / Ordu gidecek, şeriat gelecek / Şeriat gelecek, vahşet bitecek / Lâiklik dinsizliktir, onu getirene (Atatürk) lanet olsun…

Hatırlayamıyorsanız, Yusuf Halaçoğlu ve Ümit Özdağ sizlere Akıncılar-Düşünce-Fikir ve Sanatta Hareket-Hicret-İslami Hareket-Sebil imzalarıyla yayınlanan bildirileri, “Allahuekber, Humeyni Rehber” diyen Kadir Mısırlıoğlu’nun yazılarını bulup anlatsınlar!

Sayın MHP Milletvekilleri;
Eğer T.C Devleti, Cumhuriyet, Demokrasi varsa bizler varız. Bunlar yoksa ve tek adam yönetimi varsa sizler de yoksunuz! Size yukarıda yönelttiğim soruları, Genel Başkanınıza sorun ve cevabını ısrarla isteyin.
MHP 1’den küçük mü büyük mü, hadi bize gösterin…

Sağlık ve başarı dileklerimle 18 Kasım 2016
Rifat Serdaroğlu

Önce Nefsinin Çobanı Ol

Hangi ağa sana çobanlık görevi verdi?
Çoban isen, sürün nerede? Çoban isen Saray’da ne işin var?

Çoban olacak isen öncelikle kendi nefsinin çobanı olacaksın…

Belediye Başkanı olmadan önce kürsüden parmağındaki evlilik yüzüğünü gösterip “Tüm servetim bu kadardır! Eğer bir gün, Erdoğan çok zengin oldu diye duyarsanız, bilin ki haram yemişim” dediğin için mi, dünyanın en zengin sekiz siyasetçisinden biri diye anılıyorsun?
Nefsinin dahi çobanı olamayan sen, kimin adına kimlere çobanlık yapacaksın?
Çoban olacaksan, önce nefsinin sahibi ve çobanı olacaksın…

Amerika’da Rıza Zarraf davasına bakan Savcı, “Yolsuzluk-Hırsızlık-Rüşvet” suçlamasıyla 4 eski Bakan hakkında TBMM’ye sunulan fezlekelerin dava dosyasına katılmasına karar verdi.
İşin bizi ilgilendiren yönü, FBI’ın “Fezlekede bulunan şahıslar-telefon kayıtları-fotoğraflar gerçek ve doğrudur” diye rapor vermesidir. Türkiye Adli Tıp Kurumu da aynı yönde karar vermişti!
Yani; Hepimizin defalarca dinlediğimiz, arşivlediğimiz aşağıdaki konuşmalar doğru ve gerçekmiş;
– “Oğlum hepsini sıfırladınız mı?”
– “Hayır Babacığım, bütün gece uğraştık ama biraz daha kaldı!”
– “Ne kadar kaldı?”
– “30 Milyon Avro kaldı. Onunla Şehri-Zar Konaklarından 4 tane alalım diyoruz?”
– “Neyse, halledin işte…”

Tüm Türk Milletinin ve dünyanın gözü önünde yapılan bu konuşmalar gerçek olacak ve sen Çoban olduğunu söyleyeceksin ha?
Çoban olacaksan, önce nefsinin sahibi ve çobanı olacaksın…

Karaman İlinde, Ensar Vakfı ve Kaimder (Karaman İmam Hatip Derneği) evlerinde, görevli öğretmen tarafından, 45 küçük çocuk tacize uğradı.
Bu rezillik, bu alçaklık hakkında Badem tek kelime dahi konuşmadı. Niçin? Çünkü bu dernekler AKP’nin arka bahçeleridir.
Bu vahşet için susan Badem, TV’deki bir dizi için sunucuya laf söyleyebildi!

Ülkeyi her kurumuyla sen yöneteceksin. Kaçak evlerde kaçak kurslarda, bu ülkenin küçücük çocukları sapık yöneticiler tarafından taciz edilecekler, bunu yapanlar senin partinden oldukları için susacaksın, sonra da çoban olmaya kalkacaksın!
Çoban olacaksan, “Benim sapıklarım iyidir” anlayışıyla hareket etmeyeceksin, nefsinin sahibi ve adaletli olacaksın…

Sen ancak her dediğine “Evet” diyen, “Biatsa biat, itaatsa itaat” diyen sepetlere çobanlık edersin.
Büyük Atatürk’ün Türk Milletine armağan ettiği Cumhuriyet’te özgür ve onurlu bireyler var. Tebaa yok, anladın mı yalancı çoban…

Sağlık ve başarı dileklerimle 17 Kasım 2016
Rifat Serdaroğlu

Bu da Benim Anayasa Taslağım

-Cumhur’un Başı Erdoğan “Anayasa’yı İhlal Suçundan” yargılanmadan, kimse Anayasayı ihlal ettin diye yargılanamaz.

-Erdoğan-Gül-Davutoğlu-Arınç-Çelik, FETÖ’ne “Yardım ve Yataklıktan” yargılanmadan, kimse FETÖ’cü diye yargılanamaz.

-Kurtulmuş Numan ve Soylu Süleyman, Erdoğan’a “Basın Yoluyla Hakaret” suçundan yargılanmadan, kimse Erdoğan’a hakaret etti diye yargılanamaz.

-Zafer Çağlayan-Muammer Güler-Erdoğan Bayraktar-Egemen Bağış “Yolsuzluk-Hırsızlık-Rüşvet” suçlarından yargılanmadan, kimse bu suçlardan yargılanamaz.

– “Çözüm Süreci” ve “Akil İnsanlar” denen ihanet süresince, Güneydoğu Anadolu bölgemizi PKK’nın hakimiyetine terk eden, İl ve İlçelerimize kilometrelerce barikat ve tünel kazılmasına göz yuman, bu yüzden yüzlerce güvenlik görevlisinin ölümüne sebep olan, dönemin Genelkurmay Başkanı-MİT Müsteşarı-Emniyet Genel Müdürü ve onlara kanunsuz emir veren siyasetçiler yargılanmadan, hiç kimse PKK’ya yardım ve yataklık suçundan yargılanamaz.

-IŞİD terör örgütünün İstanbul-Ankara-Gaziantep-Adıyaman illerinde yoğun olarak örgütlenmesine, militanların otobüslerle Suriye’ye gönderilmelerine göz yuman dönemin Genelkurmay Başkanı-MİT Müsteşarı- Emniyet Genel Müdürü ve onlara kanunsuz emir veren siyasetçiler yargılanmadan, hiç kimse IŞİD terörüne destek oldu diye yargılanamaz.

-El Kaide-IŞİD-El Nusra elemanlarının Gaziantep’te devletin hastanelerinde bedavadan tedavi edilmelerine ve tekrar Suriye’ye gönderilmelerine izin veren Vali ve Emniyet Müdürleri yargılanmadan, hiç kimse IŞİD terörüne destek olmaktan yargılanamaz.

-Bilal Erdoğan- Serhat Albayrak-Erkan Yıldırım gibi siyasetçi çocuklarının
“Nüfuz Kullanarak zenginleşmek” suçlarından yargılanmadan, fırından ekmek çalan hiç kimse “Hırsızlık” suçundan yargılanamaz.

– “Anayasa’dan lâiklik ilkesi çıkarılmalıdır” diyen TBMM Başkanı, Cumhuriyetin Kurucularına “İki Ayyaş” diyen Erdoğan, Büyük Atatürk’e ağır hakaretlerde bulunan fesli şarlatan yargılanmadan, hiç kimse “Devlet Büyüklerine” hakaret etti diye yargılanamaz.

-İnsanları Allah ile aldatan, onlarca koruma ile zırhlı son model otolarda gezen, saray benzeri malikanelerde oturan ve devlete tek kuruş vergi vermeyen sahtekâr seccade şeytanları yargılanmadan, inanmış hiçbir Müslüman yargılanamaz.

-Başbakan Yardımcısı Arınç’ın “Ankara’yı Parsel parsel FETÖ’ne sattı” dediği
İ. Melih Gökçek, onun ortağı TOBB Başkanı ve FETÖ’nün “Kadir Abisi” FETÖ’ye yardım ve yataklık yapmak suçundan yargılanmadan, hiç kimse bu suçla yargılanamaz.

-Elindeki basın kuruluşlarını iktidarın emrine veren yalaka basın patronlarının tüm servetleri, Aziz şehitlerimizin yakınlarına destek olması şartıyla, Mehmetçik Vakfına devredilir.

Anayasa’nın son maddesi;
-Kim ki devlet görevi sebebiyle zenginleşir, fabrika-arazi-televizyon-gazete ve mal-mülk sahibi olmuş ise, mallarının ve yurt içi-yurt dışı paralarının tümü ellerinden alınır ve Türk Milletinin hazinesine teslim edilir…

Eyy Erdoğan ve AKP;
Sizde yürek varsa, yukarıdaki suçları işlemediğinizden eminseniz, hadi sunun bu teklifi Türk Milletine!
Bakın hangi oy oranı ile kabul edilecek…

Sağlık ve başarı dileklerimle 16 Kasım 2016
Rifat Serdaroğlu

KELLİM KELLİM LE YENFA

Anlat anlat faydasız, bir kulağından girer ötekinden çıkar!
Ben ne söylerim tamburam ne çalar!
Ben diyorum hadımım, o diyor kaç çocuğun var!
Ben diyorum Çanakkale boğazı, o diyor yandı popomun ağzı!
Ben diyorum Ankara, o diyor benim dibim kara!
Ben diyorum Gümüşhane, o diyor hava şahane!
Ben diyorum Antarktika, o diyor gel burnuma mantar tıka!

Badem’e senelerdir “Hukuk Devleti” nedir, bir türlü anlatamadık. Pozitif Hukuku da anlatamadık.
İrticanın sadece kara çarşaf-şalvar-sarık-sakal olmadığını, gerçek irticanın Pozitif Hukukun yerine Şeriat Hukukunu koymak olduğunu hiç anlatamadık.
Gerçek irticanın, demokrasinin nimetlerinden yararlanıp demokratik rejimi katledip yerine din devleti kurmak olayı olduğunu anlatamadık!
Bir daha ve son kez yine anlatalım;
“Hukuk Devleti, İnsan haklarına saygılı ve hakları koruyucu, adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmekle kendisini yükümlü gören, bütün eylem ve işlemleri yargı denetimine bağlı olan devlettir!”

Bir Hukuk Devletinde, çağdaş ve medeni bir yönetici şunu söyleyemez;
“Ben Müslümanım, sadece Allah’a hesap veririm. Gerisi faso fiso!”
Hepimiz gibi sen de günü geldiğinde Allah’a hesap vereceksin, ondan kaçış yok!
Ama bu dünyada yaptığın yanlış işler, hatalar, varsa ihanetler için hukuka hesap vereceksin!
Bir taraftan “T.C Hukuk Devletidir” diyeceksin, diğer taraftan “Ben sadece Allah’a hesap veririm” diye dayatacaksın. Buna pişkinlik denir.

Peki Badem ne diyor;
“Siyasi hayatıma Necmettin Erbakan ile başladım. Belli bir noktaya geldikten sonra ayrılıp AKP’yi kurdum. Muhammed Peygamber’in ve onun sünneti benim yol haritamdır. Bu sünneti yaşamaya çalıştıkça hatalardan uzaklaştığımı gördüm.”

Badem’in bu söyledikleri kişinin iç dünyası ve inanç dünyasında geçerlidir.
Hukuk Devletinde bir yöneticinin böyle konuşması, irticanın ve Din Devletine özlemin ifadesidir.
İnanç dünyanızda, yol haritanızı belirlerken istediğinizi rehber olarak seçersiniz. Siz Hz. Peygamber’i, İran’da ki Müslümanlar da İmam Humeyni’yi rehber olarak seçer. Ona da kimse karışamaz.
Fakat devlet yönetiminde, rehberiniz Anayasa, Yasalar ve Siyasi teamüllerdir. Geleneklerimizdir, görgü kurallarımızdır.

Şunu diyemezsiniz;
Beni millet seçti, ben milli iradeyim ve istediğimi yaparım!
Yapamazsınız! Siz güçlü iken korkup susanlar, görevlerini yapmaktan kaçınanlar, ayağınız tökezlediğinde aslan kesilip, sizi kulağınızdan tuttukları gibi adalete teslim ederler!
Sizi, yolsuzluğa karışan aile yakınlarınızı, devlet olanaklarını peşkeş çektiğiniz yandaşlarınızı, fakir fukaranın sırtından zengin olan adamlarınızı da enselerinden yakalayıp, sizin yanınıza tıkarlar…

Ayrıca bir müminin Müslüman olmakla övünebilmesi için, gerçek bir Müslüman gibi yaşaması şarttır.
Müslüman olduğunuzu söylüyorsanız, yalan söyleyip iftira atmayacaksınız!
Kendi insanlarınıza tuzak, kumpas kurmayacaksınız!
Kul Hakkı yemeyeceksiniz!
Çalmayacaksınız, çalanları korumayacaksınız, çaldırmayacaksınız!
Haram paraya tamah edip, haramın kölesi olmayacaksınız!

İşte bunun için “Hukuk Devleti” var. Anladın mı Badem?
Yoksa gerçek Müslüman gibi yaşamak zor mu geldi?
O zaman “Ben Müslüman’ım, rehberim ve yolum Hz. Muhammed’in sünnetidir” deyip, o mübarek yolu kirletmeyeceksin…
Eninde sonunda zorla da olsa sana Hukuk Devleti ne imiş, öğreteceğiz…

Sağlık ve başarı dileklerimle 15 Kasım 2016
Rifat Serdaroğlu

Hem Kendini Hem Ülkeyi Yakacaksın

7 Haziran 2015 Genel Seçimlerine 5 gün kalmış! Tarih 02 Haziran 2015!
Devlet Bahçeli, Elazığ mitinginde binlerce insana konuşuyor;
“Erdoğan, aklıyla arasını açmış, klinik bir vaka haline gelmiştir. Fitne saçmakta ve her gün dedikodu yapmaktadır. Erdoğan bizim, HDP Meclis’e girmezse kaos olur, erken seçime gidilir dediğimiz iftirasını atıyor. Bak Sayın Erdoğan, MHP Genel Başkanı olarak, bölücü HDP’nin Meclis’e girmediği takdirde kaos olur türünden bir beyanatım varsa ve sen bunun somut bir şekilde, yer ve zamanını göstererek açıklayamıyorsan, tekrar ifade ediyorum, alçaksın, şerefsizsin. Erdoğan, sen nasıl bir Müslümansın? Hadi Cumhurbaşkanı olmanı geçtik de nasıl bir insansın? Türkiye koyu bir karanlıkta, kör bir çıkmazdadır.
Sizler işsiz yoksulken, Ankara’da bir avuç imtiyazlı ve sonradan görme hazineyi hortumlamakta, kaçak saraylarda yaşamaktadır. Siz darlık yoksulluk çekerken, AKP milli servet ve kaynakları zimmetine geçirmektedir…”

Sayın Bahçeli, bunları ve daha onlarca benzerini siz, Erdoğan için söylediniz.
7 Haziran Genel Seçimlerinden sonra azınlığa düşen AKP ve Erdoğan size koalisyon ortaklığı önerdi, siz, “Bu adamlarla ortak olunmaz” diye anında reddettiniz!
Daha sonra Kılıçdaroğlu, “Gelin, Başbakan siz olun” dedi, onu da reddettiniz!
Şimdi ne oldu ki, daha dün “Klinik bir vaka” olarak suçladığınız Erdoğan’ı Başkan yapacaksınız?

02 Haziran 2015 tarihindeki Erdoğan ile Kasım 2016 tarihindeki Erdoğan aynı kişi değil mi?
Kasım 2016’da ki Cumhurbaşkanı Erdoğan yürürlükteki Anayasa’ya uyuyor mu?
Uymadığını ve fiili durumun Anayasa’ya uydurulmasını söyleyen sizsiniz!
Türk Milletine şu sorunun cevabını açıklamak zorundasınız;
“Cumhurbaşkanı iken Anayasa’ya uymayan Erdoğan’ın, Başkan olunca Anayasa’ya uyacağını nasıl ve neye dayanarak söyleyebiliyorsunuz?

Kasım 2016’da ki Erdoğan, T.C Devletinin şeklini belirleyen Anayasa’nın ilk dört maddesine uygun bir yönetim sergiliyor mu?
Atatürk Milliyetçiliğini ayaklarının altına aldığını söyleyen Erdoğan değil mi?
“Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünü Erdoğan kaldırtmadı mı?
Milli andımızı, Erdoğan ve AKP kaldırtmadı mı?
Erdoğan’ın ağzından bir kez olsun “Türk Milleti” dediğini duydunuz mu?
Başta Erdoğan ve TBMM Başkanı olmak üzere tüm AKP üst yönetimi “Lâiklik İlkesinin” Anayasa’dan çıkartılması gerektiğini söylemiyorlar mı?
Milli Eğitimin tarikat ve cemaatlere terkedilmesi, karma eğitimden vaz geçileceğinin ısrarla söylenmesi, türbanın ilkokullara kadar indirilmesi, Anayasa’nın Lâiklik ilkesine uyuyor mu?
Hukuk Devleti kaldı mı? Yargı iktidarın tetikçisi haline getirilmedi mi?
Anayasa ve Yasalara uygun olmayan Kanun Hükmünde Kararnamelerle TBMM’yi işlevsiz hale getiren Erdoğan değil mi?
Türk Milletine şu sorunun cevabını açıklamak zorundasınız;
Cumhurbaşkanı iken Anayasa’nın ilk dört maddesine uymayan Erdoğan’ın, Başkan olunca Anayasa’nın ilk dört maddesine uyacağını nasıl ve neye dayanarak söyleyebiliyorsunuz?

Sayın Bahçeli, Milletvekili-Genel Başkan sıfatlarını omuzlarında taşıyan biri konuştuklarının her harfinden sorumludur. Siz, Türk Milletinin gözü önünde Erdoğan’ı ve partisini “Milli servet ve kaynaklarımızı zimmetine geçirmekle” yani “Yolsuzluk ve Hırsızlıkla” suçladınız!
Bu sözleri Elazığ Mitinginde gündüz vakti söylediniz, yani aklınız başınızda idi!
Hep doğru konuşmakla övündüğünüze göre, böyle birini Türk Devletinin başına BAŞKAN yapmanızın sebebi nedir?

Türk Milletinden bu kadar mı nefret ediyorsunuz?
Çok mu zordasınız? Sizi tehdit mi ediyorlar?
Eğer böyle bir durum varsa, ne yapacağınızı bilmiyor musunuz? Yaşınız 70’e gelmiş! Çok mu zor bu yalan dünyaya eyvallah demek? Ha çok mu zor?
Vatanı yakmamak için kendinizi yakmayı size öğretmediler mi?

Not; Semih Çetin’i kayboldu sanmayın. O şimdi Belarus’ta! Erdoğan’ın yanında…

Sağlık ve başarı dileklerimle 14 Kasım 2016
Rifat Serdaroğlu / rifatserdaroglu.com

Güvenli Ülke Türkiye

Erdoğan, Al Jazeera’ye konuştu;
“Türkiye yasaklar ülkesi değildir. Türkiye son yıllarda, son 14 yılı bir kenara koyuyorum, hiçbir dönemde bu kadar özgür, bu kadar huzurlu, bu kadar rahat bir dönemi yaşamamıştır…”

Özgürüz, huzurluyuz, rahatız!
Ne diyelim ki! Cumhur’un Başı böyle diyorsa vardır elbet bir sebebi!

Mardin İl’i Derik İlçesi Kaymakamı Muhammet Fatih Safitürk, makamında çalışıyordu. Kaymakamlık görevi yanında Derik Belediye Başkanlığı görevini de yürütüyordu. PKK Narko-Terör örgütü militanları Kaymakamlık binasını havaya uçurdular!
Kaymakam ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede kurtarılamayarak öldü.
Özgürüz, huzurluyuz, rahatız! Emrinde yüzlerce polis, bir o kadar Jandarma olan ve Derik İlçesinde T.C Devletini temsil eden zavallı Kaymakam kendisini bile koruyamıyorken vatandaşı nasıl korusun ki!

Özgürüz, huzurluyuz, rahatız!
Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, 10 Kasım’da Anıtkabir’de yapılacak “Ata’nın Huzurunda Ordu Millet El Ele” etkinliğinin iptal edildiğini duyurdu.
Gerekçe olarak da “Bazı grupların provokasyon yapma ihtimalini gösterdi!”
Atatürk’ün Ordusunun Komutanı, Atasının mezarında yapılacak bir provokasyondan korkuyor ve Türk Milletine duyurduğu bir etkinlikten vazgeçiyorsa, vatandaş ne yapsın ki?
Zaten vatandaş özgür, huzurlu, rahat değil mi?

Özgürüz, huzurluyuz rahatız!
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye’de hane halkının yüzde 22,4’ü yoksulluk sınırının altında yaşıyor! (Yaklaşık 18 Milyon kişi)
Tüketici Hakları Derneğine göre 54-55 Milyon insan yoksulluk sınırının altında!
2002 yılı sonunda vatandaşların bankaya olan borçları 6,6 Milyar TL idi.
2015 yılı sonunda ise vatandaşların bankaya olan borçları 384 Milyar TL oldu!
2002 yılında cezaevlerinde 59.429 vatandaşımız vardı!
2016 yılında cezaevlerinde 214.000 vatandaşımız var. Bunlardan 110.371 kişisi bankalara borçlarını ödeyemediklerinden cezaevine girdiler!
Olsun varsın, nasılsa özgürüz, huzurluyuz, rahatız…

Türkiye, Basın Özgürlüğü sıralamasında 179 ülke içerisinde 154’üncü sırada!
Hukukun üstünlüğü endeksine göre Türkiye 102 ülke arasında 80’inci sırada!
Doğu Avrupa ve Orta Asya Bölgesindeki 13 ülke arasında ise 12’inci sırada…
Eee daha ne istiyoruz ki, özgürüz, huzurluyuz, rahatız! Aynen Saraydaki gibi…

Sağlık ve başarı dileklerimle 12 Kasım 2016
Rifat Serdaroğlu

Bazı Borçlar Ödenemez

Devlet olmanın bedeli nedir?
Türk Devletinin kurulması için seve seve akıtılan kanın, feda edilen canın bedeli nasıl ödenir?
Dünyanın tüm emperyalist Devletlerine karşı ölümüne verilen savaşın bedeli ödenebilir mi?

Özgürce nefes almanın bedeli nedir?
Kaç “Sıfırlama”, kaç “ayakkabı kutusu” özgürce alınabilecek bir nefese karşılık olur?

Kadının köle sayılmasından, erkeğin ağzından çıkacak “boş ol” lafıyla sokağa atılmasındansa, özgür onurlu ve kendi ayakları üzerinde durabilen birey olmasının bedeli ödenebilir mi?

Canımızdan birer parça olan çocuklarımızı, fırsat eşitliğinin olduğu demokrat ve çağdaş bir ülkede yaşatabilmenin bedeli ödenebilir mi?

Herkesin etnik kökenine, inancına, ırkına, mezhebine saygılı olarak “Türk Milleti” adı altında kardeşçe barış içinde yaşamanın bedeli ödenebilir mi?

Bu güzelliklerin hepsini ve daha nicelerini devletimizin kurucusu Büyük Atatürk’e, arkadaşlarına ve o zamanki aziz Türk Milletine yani dedelerimize borçluyuz.
Bu borcu asla ödeyemeyiz. Çünkü bazı borçlar asla ödenmez!
Bu güzelliklere sadece 10 Kasım’dan 10 Kasım’a değil, ilk günkü gibi her zaman sahip çıkabilirsek belki minnetimizi şükranımızı ifade etmiş oluruz…

Bazı borçların bedeli ödenemez ama bazı davranışların bedeli ise mutlaka ödettirilir.
Bu konuda da en güzel sözü Büyük Atatürk söylemiş;
“Vatana ihanetin nedeni olmaz, bedeli olur. Bu bedel bir gün mutlaka ödettirilir!”

Yabancı istihbarat örgütleri ve terör örgütleriyle iş birliği yapıp kendiMilliOrdusuna kumpas kurmak Vatana İhanetin dik alasıdır.

Türk Devletinin kurucularına hakaret edip, onlara ayyaş demek ihanetle eşdeğerdir.

Ülkenin bir bölümünü bilerek ve planlayarak, PKK Narko-Terör örgütü militanlarının denetimine verdirmek, örgütün vergi toplamasına-yol kontrolü yapmasına- militan toplamasına-kilometrelerce tünel ve barikat inşa etmesine göz yumup, binlerce insanımızın ölümüne, sakat ve evsiz kalmasına neden olmak düpedüz vatana ihanettir.

Oslo’da-Kandil’de katillerle oturup, “Şehirlerimizi bomba ile doldurdunuz” diye örgüte yaltaklanmak kelimenin tam anlamıyla ihanettir.

Türk Milletini borca boğup fakirliğe mecbur bırakırken, kendileri hırsızlıkla-yolsuzlukla-rüşvetle dünya zengini olanlar vatana ve Türk Milletine ihanet etmiş olurlar.

Türk Milletinin “hizmet için kendilerine emanet olarak verdiği devlet gücünü, emanetin sahibi olan milletine karşı sopa olarak kullanmak ihanetle eşdeğerdir.

Eğer bir millet, bu kadar ihanete-zulme uğrar ve hainlere bedel ödetmezse, yok olmaya, boyunduruk altına girmeye müstahaktır…

Uyan artık güzel milletim, uyan…

Sağlık ve başarı dileklerimle 11 Kasım 2016
Rifat Serdaroğlu

1919’DAN 2016 TÜRKİYE’SİNE

Tarih 26 Eylül 1919!
Ali Kemal’in İkdam Gazetesinde, Teali-i İslam Cemiyetinin bir beyannamesi yayınlanmıştı. Aslına sadık kalarak aynen yazıyorum;

“Ey Anadolu’nun masum ve mazlum ahâlisi!
Nitekim bu defa da Anadolu’da Mustafa Kemal ve Kuvâ-yı Milliye maskaraları, Yunan Askerlerinin önünden nâmerdâne bir surette kaçarken, zavallı saf ve gafil ahâli ve askerden cem ettikleri kuvvetleri harbe tutuşturarak ve “siz mevkiinizde sebat edin, biz şu taraftan onların arkasını çevireceğiz” tarzında yalanlar ve hilelerle savuşup kaçarak zavallı neferlerimizi ve ahâlimizi boşu boşuna kırdırmak usulünü takip ediyorlar. Şu alçaklar ve hempaları bu cinayetleri hep sizin sayenizde yapıyor. Bunların vücudlarını külliyen dünyadan kaldırmak beşeriyet için, Müslümanlık için bir farz olmuştur. Padişahımız halifemiz efendimiz hazretlerinin merhamet ve şefkat kucağı size açılmıştır.
Hepiniz koşunuz, geliniz, dünya ve ahiret saadetini ihraz ediniz.
İşte size ihtar eyliyoruz. Allahını, peygamberini ve padişahını seven bu tarafa gelsin!

Mustafa Sabri Efendi (Reis)
İskilipli Mehmed Atıf Efendi (Reis Vekili)- Ermenekli Mustafa Safvet Efendi (Katib-i Umumi) Said-i Kürdi- Fatih Dersiamlarından Abdülfettah- Geyveli İbrahim Hakkı- Eşref Efendizâde Şevketî-Düzceli Zahid- Konya Seydişehirli Hasan Fehmi- Manisalı Mustafa-Âsitaneli Hafız Abdullah…

Daha önceki yazılarda defalarca, başımıza gelen belaların tamamında
“İslam Devleti” taraftarları ve Kürtçü-Bölücülerin beraber hareket ettiklerini söylemiştim. Bu, Cumhuriyet öncesi de böyleydi, 2016 yılında da böyledir. Hiçbir şey değişmedi!
Önemli olan, Türk Milleti’nin Cumhuriyet, Atatürk, Demokrasi ve özgürlük düşmanı bu din bezirganlarının, bu seccade şeytanlarının gerçek yüzlerini görmesi ve ona göre davranabilmesidir…

Örnek olarak yukarıdaki beyannameyi yayınlayan Teali-i İslam Cemiyeti’nin iki yöneticisinin, Türkiye Cumhuriyeti Devletine bakış açılarını ve AKP üst yönetimi ile nasıl benzeştiklerini anlatmak isterim;

Said-Kürdi yani Said-i Nursi;
Nurculuğun kurucusu. Fethullah Gülen’in Hocası! Zamanının en önemli Kürtçülerinden, İngiliz Mandası taraftarı ve İngiliz Ajanı asi Şeyh Said’in “Biraderi Azzam’ı”! (Büyük Biraderi)
Nurcu ve Kürtçülerin yayın organı olan “Özgür Ülke” Gazetesinde yayınlanan şu sözünü, Türkiye’yi vatan bilen herkes tarafından hiç unutulmaması gerekir;
“Ben Said-i Kürdi, Özgür bir Kürdistan’ın tohumunu atıyorum. Onu geliştirip büyütün.”

AKP Hükümeti, Nurcu-Kürtçü FETÖ’nü Türk Devletinin en hassas birimlerine, taa devletin kozmik odasına kadar soktu. Örgüte güç verdi. Örgütü darbe yapacak kadar güçlendirdi. Örgüt Türk Ordusunun komuta heyetine CIA ile beraber kumpas kurdu. Türk Ordusunu zayıflatmak için elinden geleni yaptı.
AKP Hükümeti, en sonunda yukarıdaki ihanet belgesini yayınlayan
Said-i Kürdi’nin büyük biraderinin adını ve heykelini Diyarbakır’ın en büyük meydanına verilmesine-dikilmesine izin verdi. Vermekle de kalmadı, Atatürk’ün heykellerini ve deyişlerini, milli andımızı kaldırttı.
AKP ve Said-i Kürdi’nin fikir akrabalıklarının derecesini anlayabildiniz mi?

İskilipli Mehmed Atıf;
İslam Devleti isteyen Türkiye düşmanlarının önemli liderlerindendir. Dincilerin şapka takmayı reddettiği için asıldığı yalanını söyledikleri, Robert Frew Başkanlığındaki İngiliz Muhipleri (Dostları) Derneği üyesi! Kurtuluş Savaşı sırasında Yunan uçaklarından atılan bildirileri yazan kişi!
Türk Devletine ve Atatürk’e düşman ama İngiliz’e muhip, Yunan’a dost olan hain…

AKP Hükümeti bu vatan haininin adını, Çorum-İskilip İlçesinin Devlet Hastanesine verdi! Utanmadan, yüzleri kızarmadan ve Türk Milletinin gözüne sokarak…

Büyük Atatürk;
Bugün senin bu fani dünyadan ayrılışının 78’inci yılı!
10 Kasım 2016 da senin 1919 da ki durumundan pek farklı olduğumuzu maalesef söyleyemiyoruz.
Siyasi iktidar, menzilleri aynı olan Dinci-Kürtçü Bölücü örgütlerle iş birliği yaparak senin en büyük eserin olan Cumhuriyeti yıkmak için planlı bir çalışma içinde.
Türk Milletinin ordusunun komutanları, Türk Devletinin idari-adli-yargı mensubu bürokratları, on binlerce öğretim üyesi, yüzlerce sivil toplum kuruluşları ve muhalefet partileri hala bu tehlikenin farkında değiller.
Bizler, uyarmaya-aydınlatmaya devam ediyoruz, edeceğiz. İşimiz öylesine zor, öylesine azıttılar ki Türk Milletinin malı olan THY uçaklarında sana “İngiliz Uşağı” diyen dergiler yolculara dağıtılabiliyor!
Senin, adlarının başına “Cumhuriyet” konulmasını istediğin Cumhuriyet Savcılarından bir tanesi bile, bu olay için soruşturma açamıyor! Tabii ki korktuklarından! Fakat bu yazı için bize soruşturma açacaklarını biliyoruz!

Büyük Atatürk, bu can bu tende durduğu sürece senin yolunda Cumhuriyet-Aydınlanma-Özgürlük ve Demokrasi için mücadeleye devam edeceğiz.
Karanlığı ve cehaleti mutlaka yeneceğiz. Rahat uyu…

Sağlık ve başarı dileklerimle 10 Kasım 2016

TAŞ GİBİYİZ MAŞALLAH, TAŞ GİBİ

Nasıl taş gibi olmayalım ki?
Her şeyi bilen, her derde deva dünya lideri bir Reisimiz var!
Türk Milli Futbol takımında kim oynayacak kim oynamayacak o karar veriyor. Türk Basketbolunu danışmanına teslim ediyor. Bir gün, Fethullah Hocasının hasretinden acı çekip “N’olursun Hocam gel, gel de bu hasret bitsin, hasretinden prangalar eskittim” diye ağlıyor ertesi gün, başka ülkelere
“Bu FETÖ’nü barındırmayın, darbe yapar haa” diye ayar veriyor!

Delikanlı mı delikanlı! Kabadayı mı, kabadayı! Bir kükredi mi dünya titriyor!
“Musul’a da gireceğiz, zaten Rakka’dayız. Sahada da olacağız, masada da olacağız” dedi mi, Suriye ve Irak’taki ABD-Rusya ve diğerleri “Tamam Reis, sen ne dersen o” bir senin emrindeyiz diye teslim oluyorlar!

Yazının tam da bu bölümünde Filozof Bergamus yanıma geldi ve ne yazıyorsun, diye sordu! Yazdıklarımı okudu, enseme bir şaplak patlatıp, bana “şimdi de benim dediklerimi yaz, dedi;

“Ne taş gibisi be, deniz kumu gibi oldunuz, biri püf dese, yanlışlıkla yanınızda hapşırsa uçup gideceksiniz. Her şeyi bildiğini zanneden kişi, bir boktan anlamaz. O kişi başınızı öyle bir derde sokar ki, ben bile sizi kurtaramam. Hiç palavra sıkmayın. Ne Suriye’de varsınız ne de Irak’ta! Ne sahada varsınız ne de masada. Siz olsanız olsanız bu kafayla ancak yatakta olursunuz! Anladın mı” dedi ve çıktı gitti…

Değerli Okurlar;
Bazılarının gözleri vardır görmezler, kulakları vardır duymazlar!
Bu Filozof Bergamus da öyle.
Abiler ablalar, Merkez Bankamız ağzına kadar dövizle dolu, Cari açık azalmakta, IMF’ye borcu kim ödedi? Kim olacak, biz ödedik biz! Şimdi IMF bizden borç isterse veririz yani! Cumhuriyet Tarihi boyunca yapılan duble rakının, ne rakısı ulan duble yolun 3 katını yaptık!
Suriyelilere şimdiye kadar 25 Milyar Dolar harcadık, yine harcarız. Suriyeli gençlere sınavsız üniversiteye giriş hakkı verdik, her ay ceplerine de para koyuyoruz, daha ne yapalım yahu?

Ensemde öyle bir tokat patladı ki, gözümde şimşekler çaktı! Ne oluyor demeye kalmadan, Filozof Bergamus’u tepemde dikilirken gördüm. Meğer gitmemiş! “Yine palavra sallıyorsun, utanmıyor musun? Şimdi benim dediklerimi yaz bakalım;

“2002 de doları 1,44 TL’den aldınız, bugün 3.20 TL’yi geçti. Doları %220 artırdınız Türk Lirasını 1981 yılından bu yana en değersiz hale getirdiniz!
IMF’ye ödediğiniz para yaklaşık 20 Milyar Dolar. Ama 14 senede Türkiye’nin toplam borcunu tam tamına 3 kat arttırdınız! Özel sektör, borç yüzünden kontak kapatmak üzere!
İstimlak bedelleri önceki hükümetler tarafından ödenmiş yolları genişletip ortasına bir çizgi çektiniz. Yaptığınız yollar bir senede berbat oldu!
Türkiye’de gençler arasında işsizlik %20’yi geçti. Türk Gençleri üniversite kapılarından dönerken, Suriyelilere sınavsız üniversite vermek, ancak Türk Milletini sevmeyenlere yakışır…”

Filozof Bergamus daha şunları söyledi ve bu kez gerçekten gitti;
“Bana bak bana! İnsan öldükten beş dakika sonra beyin ölümü başlar.
Yani vücut tüm organlarıyla ölür ama beyin beş dakika daha fazla yaşar.
O beş dakikada, beyin vücudun yaşadığını zanneder.
Sizin durumunuz aynen öldüğünün farkında olmayan beyin gibi!
Öyle taş gibi filan değil!
Dost acı söylermiş, hadi şimdi dediklerimi düşünün bakalım…

Sağlık ve başarı dileklerimle 09 Kasım 2016
Rifat Serdaroğlu / rifatserdaroglu.com

Tek Başınasınız (2)

Dün siyasi partilerimizi değerlendirmiş ve bunlardan Türk Milletine hayır gelmez sonucuna varmıştık. Diğerleri ile devam edelim!

Bağımsız Yargı;
Bir ülkenin en büyük zenginliği, adaletidir.
Orada Hukuk Devleti ve Bağımsız Yargı varsa, insanlar adalete güveniyorlarsa, o ülke çok zengin bir ülkedir. Bunlar yoksa o ülke, zavallılık derecesinde yoksuldur.
Erdoğan ve AKP 14 yılda Türk Yargısıyla o kadar çok oynadılar, o kadar tahrip ettiler ki, yargımızın güvenilirliği dip yaptı.
Yargıya bir işiniz düşse, “Ben Yargıya güveniyorum. Huzur içinde oraya gidiyorum. Orada bana kumpas kuran olmaz. Hepsi T.C. Devletinin bağımsız yargı mensuplarıdır. İçlerinde cemaatçi-tarikatçı-iktidarcılar yoktur. Benim hakkımı teslim ederler” diyebilir misiniz?
En önemli görevleri Anayasa ve Cumhuriyeti korumak olan Cumhuriyet Savcıları ve Yargıçlarımızdan, Türkiye göz göre göre Federe İslam Devletine sürüklenirken “Hey ne yapıyorsunuz, kendinize gelin” diyen biri var mı?
Olmadığına göre bu Yargıyı var sayabilir misiniz?

Özgür Basın;
Türkiye’de özgür basın yoktur. Sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen Sözcü-Cumhuriyet gibi, faşist diktaya direnmeye çalışan basın organları var.
Devlet Müteahhitlerinden toplanan avantalarla satın alınan ve Erdoğan’ın kölesi durumunda olan gazeteler ve TV ler var.
Erdoğan’dan korktukları için ona teslim olmuş Demirören ve Doğan gruplarına ait gazete ve TV ler var.
Diğerleri ise 15 Temmuz’dan sonra kapatılıp, yok edildiler.
Bu derece kalitesini kaybetmiş bir basından Türkiye’ye hayır gelir mi?
Gelmeyeceğine göre, Türkiye’de Özgür Basın var diyebilir miyiz?

Üniversiteler ve Sivil Toplum Kuruluşları;
Cumhuriyetin en önemli projesi Üniversitelerdir. Üniversiteler özgürlüğün, demokrasinin, fikir tartışmasının, çağdaşlığın öncüsüdürler. Bünyesinden çıktıkları topluma ışık ve yön vermeleri gerekir. Bilime, akla, çağdaşlığa ve demokrasiye karşı olan çağdışı rejimlerin Türk Milletine dayatılmasına ilk karşı çıkması ve toplumu uyarması gereken kuruluşlar Üniversitelerimiz olmalıdır.

Bizim şu anki Üniversitelerimiz gibi Erdoğan tarafından atanan Rektörlere teslim olmuş, maaşları ve korkuları uğruna fikirlerini, inançlarını saklayan, baskılara boyun eğen öğretim üyelerini hiçbir demokratik ülkede bulamazsınız.

Ya Sivil Toplum Kuruluşlarına ne demeli? Ülkede Anayasa askıya alınmış, TBMM devre dışı bırakılmış, basın esir alınmış, koşar adım diktaya doğru gidiyoruz, STK’lardan tek ses yok!

Değerli Okurlar;
Gördüğünüz gibi Türk Milletinin yanında olması, onu aydınlatması, koruması gerekenlerin beyinleri korkudan felç olmuş durumda. Yani tek başımızayız, tek başınasınız! Ya yeniden organize olup, kendi işimizi göreceğiz ya da müstahak olduğumuzu yaşayacağız.

Bugünden tam 900 yıl önce Ömer Hayyam’ın dediklerin bir daha bakalım;
Celladına âşık olmuşsa bir millet/ İster ezan ister çan dinlet.
İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet/ Müstahaktır ona her türlü zillet…

Hayyam’ın bir de hırslarını gemleyemeyen açgözlüler için dediğine bakalım;
Her gün biri çıkar, başlar ben, ben demeye/ Altınlarıyla gümüşleriyle övünmeye,
Tam işleri dilediği gibi düzene sokar/ Ecel çıkıverir pusudan; Ben ben diye…

Sağlık ve başarı dileklerimle 08 Kasım 2016
Rifat Serdaroğlu / rifatserdaroglu.com